şükela:  tümü | bugün
  • cahilliktir. başka açıklaması da yok. çok komik ve trajik. bu iş, romancılık falan edebiyat fakültelerinde işlenirken bence bu elif şafak'la ilgili ayrı bi' ders görülmeli. hatta tez konusu bile olabilir. aslında patlıcan da var da başlığa sığmadı. çünkü 1240'lı yıllarda dervişlere patlıcan soydurmuşluğu da vardı.

    şimdi bi' romancı düşünün, başlıyor yazmaya ve dün gece yaptığı yemeği taa 1200'lü yıllarda yaşamış etmiş kişilere yedirmeye çalışıyor. insan bu kadar desteksiz atabilir mi? bu domates denen yiyecek, 1500'lü yıllarda amerika kıtasından avrupa'ya gelmiş, anadolu'ya gelişi 1900'lü yıllara tekabül eder. hatta sarayda kırmızı olanı çürük diye yenmez yeşil olanı yenir derler. ve öyledir ki, bi' ara saraya bile sokulmaz yemeklerin tadını bozuyor diye. aromatik olduğu için biber de domates de saray mutfağına sokulmuyor. bu bahsettiğimiz sebzeler zaten 17-18. yüzyıllarda yiyecek değil de, aristokratların evlerinde saksılarda sus bitkisi muamelesi görmüş! şlakkk...

    e sen şimdi bi' romancıyım deyip, mevlana'ya, bağdat'daki dervişlere domates biber patlıcan yedirip soydurursan yazar falan olmuyorsun, başka bi' şey oluyorsun. bu kadar basit değil bu işler. roman yazma işi 300 sayfayı saçma sapan şeylerle doldurmak midir? bunun bi' süreci yok mudur? zahmetli bir iştir, araştırma ister, alt metinlerin, örneklemelerin sağlam olacak, argümanlarını belli bir disipline oturtacaksın. dalga geçilince, eleştirince de yastığa sarılıp ağlaması daha da komik oluyor. yanı küçükken barış manço'nun domates biber patlıcanını çok mu fazla dinledi nedir?

    bence gidip biraz faulkner okusun. belki aklı başına gelir.
  • şemsi tebrizi'nin mevlana'ya yedirdiklerinin yanında lafı bile olmayan gelişme.
  • "aşk sarhoşu derviş usulca nutella'sını parmakladı. zaten migroslarda satılan bir kitabın kahramanı olarak kafası iyice karışmıştı. kendime dönmeliyim diye düşündü". aman neyse bunları yazarken kendimi çok hırpaladım..bir süre demlenmeliyim.
  • yemeğin üstüne bir keyif sigarasını nasıl da tüttürdüğünü ayrıntısıyla betimlemediği sürece okuyucuyu tatmin edemez, eksik kalır.

    not. mevlana acaba yazdığı sayfaların kenar tezyininde patates baskısı kullanır mıydı; bir de onu merak ederim.

    ek not. bizzat okuyup bu acemilik tuzağına düşüp düşmediğini görmedim, lakin vakiyse çok yazık. hatta orta çaplı bir edebi skandal.
  • elif şafak'ın kendisini bağlayan saçma hadisedir de, tabi kafa odun olunca ama mevzuyu başka yerlere çekilmeye çalışılması da başka bir şey. allah'tan "elif şafak'ı savunduğumdan değil ama" diye başlayıp, "yüzüklerin efendisi'nde de elfler, goblinler, hobbitler, orklar, troller var", hadi buna ne diyeceksin gibi daha salak garip olan bi' argümanla gelinmemiş. buna da şükür.
  • yazarı bağlar elbette, onun kurduğu dünyada böyle şeyler oluyorsa bize söyleyecek birşey düşmez. ama tabi hikaye orta dünya'da değil de bizim dünyamızda geçince insan bir tutam tutarlılık da bekliyor haliyle.

    mesela bakın bu adam da geçmişte geçen bir hikaye* yazmış*, yazdığı kitapta (hiç de ihtiyacı olmamasına rağmen) yarattığı çeşitliliğe bir bakın:

    http://bookmenus.blogspot.com/2011/12/112263.html

    link için t0mmy'ye teşekkürler.
  • dervişlere döner yedirmesinden daha komik değildir. sonraki birkaç kitabında yapmazsa ben yapacağım, "tasavvufi latifeler" ismiyle yaz aylarının en çok satanlarına gireceğim.
  • ''elif şafak'ın kurduğu dünyada domates vardır, o böyle tercih etmiştir'' diyenlere sormak lazım: eğer elif şafak tamamen mantıksal tutarlı ve gerçekçi bi roman yazmak isteseydi, o domates olmayacak mıydı?

    kimi kandırıyorsunuz siz?

    siz gidin ve duygu sömürüsü temalı romanları ev ödevi zihniyetiyle alıp okuyan, bu ülkenin edebiyat ortamına ve gündemine alenen, bilinçli/bilinçsiz tecavüz eden 18-45 yaş arası kadın okurları kandırın.
  • en azından starbucks'ta kahve içirmemiş olduğuna şükrettiğim davranış.

    madem elif şafak'ın kurduğu dünyada domates olabiliyor, normal karşılanabiliyor, o zaman gayet de starbucks olabilir o dünyada gibi geliyor bana yoksa şüphen mi var?