şükela:  tümü | bugün soru sor
  • fransızcada 3. çoğul şahıs.(feminin)
  • (bkz: ils)
  • 31. uluslararası istanbul film festivali kapsamında gösterilecek olan malgoska szumowska filmi.
  • juliette binoche'un 2011 menşeili filmi. öğrenci yaşlarındaki iki kızın seks işçiliğine dair söyleşi yaparken kendi sıkıcı hayatını sorguluyor. kurgusu biraz karışık (bunun bir adı vardır kesin ama) bir ordan bir burdan sahnelerle yoruyor. diyalog üzerinden gitmese de, altyazıların kötü olması filmin tadını etkiledi kendi adıma. az buçuk fransızcamla anladım durumun kötülüğünü...

    konuyla ilgili oalraki, tabii ki seks sahneleri dikkat çekici, bazı yerlerde rahatsız edici hatta. öğrencileri, anais demoustier ve joanna kulig oynuyor. binoche'un mastürbasyon sahnesi ise hülya avşar'ınki kadar iddialı değil! yönetmenin "ben yan odadayım" önerisine karşı, "hayır burada kalacaksın" demiş:

    http://blogs.indiewire.com/…ayal-of-camille-claudel

    http://www.vanityfair.com/…mopolis-robert-pattinson
  • iyi film oldugunu soylemek mumkun degil zannımca. tamam, ozgun yanları var, kurgusu gayet yaratıcı, bazı sahneler vurucu ama bütün bunlar iyi film olmak icin yeterli degil sanırım.
    öncelikle, evin yemek odasındaki tüm görüntüler, muhteşemdi. sanki katalog çekimi gibiydi. başlarda juliette binochenin radyo dinlediği bölümden en son kahvaltı sahnesine kadar yemek odasının görselliği harikaydı.
    juliette ablanın filmin başlarında işeyeceği tuvaleti beğenmemesi ile filmin sonunda gece kıyafetiyle tuvalete girmesi arasında kesin bir bağ vardır diye düşünüyorum ama bulamıyorum. belki de başlarda hayatını o kadar güzel buluyordu ki işeyeceği helayı bile seçiyordu, sonlara doğru hayatının ne kadar boktan olduğunun farkı vardı ve artık pahalı gece elbisesini sıyırıp işemeyi garisememeye başladı.
    bi de, yahu hayatında ne değişti de son sahnede, kahvaltı sofrasında o kadar mutlusun, mantak mısın ablacım.
  • değişik bir film. fahişe öğrencilerle yapılan röportaj sahneleri gerçekten belgesel atmosferi yaratıyor. iki fahişeyi canlandıran oyuncunun da oyunculukları başarılıydı. filmde sert cinsel sahneler var, bence son derece başarılı ve yaratıcı bu sahneler.
  • fransız filmlerinin sıkıcı havasından uzak oldukça cesur bir film.
    fahişelik yapan iki üniversite öğrencisiyle ilgili bir makale yazan gazeteci bir kadının hayatını sorgulamasını anlatıyor denilebilir.

    cinsellik öğeleri çok cesurca kullanılmış, çok fazla salonda gösterilmiyor ama izlenilesi enteresan bir film.
  • sayısı ve satışı günden güne artan "incelenen hayatlar", "bir psikanalistin gizli defteri" türünden divan tanıklıklarından, gizli defterlerdense (sadece vakit kaybı olan bu türden kitaplar) j. bertrand pontalis'in "o kadınlar"ını okumayı öneriyorum; birbirinin kopyası olan ve böyle olduğu için de bittiğinde acı bir tad bırakması kaçınılmaz olan bilmiş psikolog- itiraf eden hasta çiftlerindense, insana dair olan hissedişlerin, coşkuların, dramatik çöküşlerin ve tüm bunları kapsayan tutkular dünyasının kestileri olan, sadece kadınlarla ilgili değilse de etkilenme odağında daima kadınlaın izinin bulunduğu bu kitabı. içerideki dedektifin, dedikoducunun, sır meraklısınn getirebileceği bir fayda yok. anlatılanların çeşitliliğinin, yaşadıklarımızın bir kere daha/bu defa kağıt üzerinde görülmesinin ise insani olana dair ortaklıkların hangi paydalarda toplandığını farkedebilmek açısından önemi bariz. pontalis'in anlatı parçacıkları da marx'ın kapital'inde anlattığı kadar "bizim hikayemiz" -hatta onunkinden daha bile yakın benim için- (iyi ki basıyor bağlam yayınları bu yumuşak üsluplu (az rastlanacak bir şey bence üslubu naif bir psikanalist), geçtiğimiz yıl ölen analistin kitaplarını)
  • filmi nerden buldum da izledim ve neden izledim bilmiyorum. erkeklerin %100 anlayabileceği tarzda bir film mi ondan da emin değilim zira film kadınların yaşadığı yalan hayatlar üzerine kurgulanmış ve kadının cinselliğini keşfini biraz da cüretkar bir şekilde ele alarak film renklendirmeye çalışmış.

    --- spoiler ---

    ana karakter anne(juliette binoche), sosyo-ekonomik durum bakımından üst-orta sınıf, ülkenin en büyük dergilerinden birinde araştırmacı/yazar,iki çocuk annesi 40 yaşlarında aslında güzel ve çekici bir kadın. klasik menopoz öncesi depresyon yaşıyor, cinsel hayatı tek düze hatta varla yok arasında, kocasıyla iletişim problemleri vs vs.

    anne'ye üniversite öğrencisi escortlar hakkında bir araştırma/yazı dizisi görevi veriliyor. araştırma için 2 escort kız ile randevulaşıyor. hatun önce bu kızlara biraz önyargılı bakıyor fakat sonradan ısınıyor.
    bir gün her cinsel hayatı renksiz kadının yaptığı gibi * biraz alkol ve müziğin etkisiyle ortamını buluyor- kendisini kaybediyor ilk gördüğüyle sevişiyor. *lakin seviştiği bir erkek değil bir kadın ve eskort bir kadın.
    eve döndüğünde elini devamlı koklayarak tiksinmesinden kadının ilk defa bir eşcinsel ilişki yaşadığını anlıyorum.*

    ana karakter, araştırmalarını yaparken kendi halinde çok da mutsuz olmayan eskortlar için yalan bir hayat yaşamak ne kadar zor diye düşünürken, asıl yalan hayatı kendisinin yaşadığını farkediyor. dışardan bakıldığında güzel bir ev, şık bir çift, yakışıklı bir koca, pırıl pırıl çocuklar vs gibi görünen ailesinin kendisi için aslında porno izleyen -yani kendisinin tatmin edemediği bir koca-, iletişimsiz birbirinden kopuk, seks hayatı dahi olmayan lanet bir hapishaneden ibaret olduğunu düşünüyor.

    filmin son kısmında, mutlu yenilmek zorunda olan akşam yemeği sahnesinden sonra filmin ilk sahnesinde pis diye kullanamadığı tuvaletten daha kötü bir tuvaleti kullanabilecek kadar kendisinden ve yalan hayatından tiksiniyor.

    bu yıkımdan sonra kadın artık benim de düzgün bir cinsel hayatım olmalı aydınlanmasını yaşıyor ve az önce fantazilerini artık kendisinin gerçekleştiremeyeceğini düşünerek suçladığı kocasına oral seks yapmaya çalışıyor fakat yıkım devam ediyor, zira kocası reddediyor.

    fakat ertesi sabah yine hiçbirşey olmamış gibi ailecek kahvaltı yapıyorlar ve kadın boktan hayatına geri dönüyor.

    yönetmen özellikle yatak sahnelerindeki duyguyu gerçeğe yakın vermiş, çekimleri harika, eskortların oyunculukları mükemmel. juliette binoche sanki malını olduğu fiyatın %50 fazlasına satan fakat çeki 90 gün vadeyle alacak esnaf gibi oynamış. istekli de isteksiz gibi. berlin in berlin'i izlese hülya avşar'dan diz çöker tevbe ister. bir de önce kadını makyajsız gösterelim kocası farketmesin sonra makyaj yapsın kadın çok seksi olsun kocası tahrik olsu klişesini juliette binoche gibi bir kadınla göstermek bence bir yönetmen için utanç verici olmalı. uzun süreli ilişkilerde erkekleri ve hatta kadınları tahrik eden dürtü ambalaj değil etrafa yaydığı enerjidir. aura'dır. kendini feminist addeden kadın bir yönetmen* bunu yansıtmalıydı bence. elinde juliette binoche varken hele hele.. *

    bu kadar klişe bir konuya rağmen fena bir film olmamış. fakat o kadar klişe ki, eğer bu konuda bir şeyler izlemek istiyorsanız, medcezir'de sude'nin kenan'a olan tutkusu falan bundan iyidir. veya etrafınızda mutlu gördüğünüz kadınlara bir gün "gerçekten nasılsın?" "mutlu musun?" diye sorun. veya bu film kadar cüretkar olmak isterseniz "yatak nasıl gidiyor" diye sorun. "eh idare eder / ay bizden geçti artık" cevabından sonraki o yapmacık gülümseme ve bir saliselik göz temasından sonra yere doğru, masadaki kahve fincanına doğru atılan o bakışı fark ettiniz mi?
    --- spoiler ---
  • çok etkilendiğim film. yirmili yaşlarının başlarındaki bu kızların para karşılığı başka adamlarla sevişmesinde onları etkileyen, üzen, yara bırakan şeyler zengin ve mutlu bir kadının tahmin ettiği şeyler değil işte. bambaşka. üstüne kadının bu kızlara sorduğu sorulardaki üstten bakma insanı gerçekten kötü hissettiriyor. seni anlıyorum ve yanındayım havasındaki bu zengin kadın, aslında sarışın kızın da söylediği gibi tipik bir ikiyüzlülük taslıyor. asıl mide bulandırıcı da kızların adamlardan iğrenmemesi değil de bu işte.

    cidden çok etkilendim, niye böyle oldu birdenbire şimdi.

    anais'imi* üzmeyin lütfen. ühü.