şükela:  tümü | bugün
  • sovyetler birliği'nin bir atın etrafında kurulmuş simgesel öyküsü. kırgız folkloründen ve kırgız coğrafyasından etkileyici ayrıntıların yer aldığı nefis bir anlatım. kitap arkasından da alıntı yapacak olursak:

    "elveda gülsarı, ünlü yazar cengiz aytmatov'un en güzel romanlarından biridir. cins ve ünlü bir yorga olan gülsarı adındaki atın doğumundan, yaşlanarak ölümüne kadar geçen fırtınalı hayat macerası, romanın ana konusu gibi görünür.

    ama, atın sahibi tanabay'ın ve tanabay cangeldin gibi devrime inanmış kırgız gençlerinin hayatı, daha az çalkantılı, daha az çileli geçmemiştir. bunu, tanabay'ın, can çekişen sevgili atının başında, yüreği üzüntülerle dolu olarak geçirdiği bir kaç saatlik süre içinde kendisiyle, geçmişiyle hesaplaşmasından anlıyoruz.

    tanabay, o birkaç saatlik süre içinde kendi çocukluğunu, gençliğini ve yaşlılığını, sevinç ve acılarıyla, umut ve umutsuzluklarıyla, sevap ve günahlarıyla yeniden yaşıyormuş gibi hayalinde canlandırır. o kendini devrime, mutlu yarınlara adamış, ama siyasî rejim onun ömrünü mutsuzluklar ve sıkıntılar içinde geçirmesine sebep olmuştur.

    bu kadar değil... aytmatov, kendine özgü anlatım biçimi ve gücü ile, kırgız - kazak ellerinin doğasını, kırgız - kazak türklerinin töresini ve folklorunu da pek canlı olarak gözler önüne seriyor. aşk ve heyecan, çarpıcı örneklerle eleştiri, okur için derin edebî haz, yazarın bu eserinde de yoğun olarak vardır. bir şey daha var: tanabay'ın o çok özverili ama çileli hayatını okurken, onun gençliğinde yürekten bağlandığı bir siyasî rejimin, komünizmin, can çekiştiğini, bugünkü dağılma ya da çöküşün kaçınılmazlığını da görüyoruz bu çok duygulandıran ve düşündüren romanda."

    ayrıca kopar zincirlerini gülsarı adıyla da filme çekilmişti aynı eser.
  • bir neydik ne olduk öyküsü.

    --- spoiler ---
    kahramanımız tam bir "bir zamanlar fırtınalar estirirdim" diyen bir yarış atıdır, gün gelir devran döner ve tabi ki kaçınılmaz son "sütçü beygiri" olur. bu hani zaten çok hüzünlüdür, zordur, kabullenilmez ya; yazarın anlatımıyla iyice bir dağılırsınız. yaa yaa gerçekten "neydik ne olduk" diye. yok be kardeşim, bu gerçekten kaçınılmaz son. yaşlanacağız ve yolumuza yürüyemeyeceğiz. altımızdan alacaklar. rezil bi şekilde, öptüğümüz kızları hatırlayarak belki öleceğiz. kader.

    asıl kabul edilmemesi gereken sahne, asıl "beni bitirdiğin an bu andır cengiz abi" denmesi gereken an gülsarı'nın; daha iyi koşsun, aklı başka yerde olmasın diye iğdiş edildiği an'dır.

    her hayatın iğdiş edildiği bir an vardır be aslında diye diye. dersine çalış olm, seneye alırız bisikleti. o raporu pazartesi masamda istiyorum. ben başkasını seviyorum, arkadaş kalalım. ya gitti gül gibi yaz tatili. rapor peşinde elden avuçtan kayan haftasonları. birkaç birim sevgiden, birkaç birim şehvetten soğutan terk edilişler.
    --- spoiler ---
  • şu satırları okuyan herkese tavsiye edebileceğim romandır. özellikle tanabay'ın karısı olan caydar karakteri, ümitsizliğe birebir geliyor.
  • gülsarı'ya ilk eyerin vurulduğu, bir kısrağın o gece yanina gelip boynuna dokundugu an.. gülsari'nın cevap verememesiyle dolan gözleri.. beyaz diş'ten sonra başka bir dört ayaklının yüreğine inmek..
  • --- spoiler ---

    " evet, artık sona varan yol, eve varan yoldan kısaydı."

    --- spoiler ---
  • --- spoiler ---

    bir kız iyi bir ere düştüğü zaman daha da güzelleşir,gözleri yaldır yaldır parlar,gül gibi olur.ama kötü birine düşerse solar gider,çöp gibi kalır.baktıkça yüreğin sızlar...

    --- spoiler ---
  • ustad cengiz aytmatov'un insanin icine isleyen bir romani. insani ogelerinin yani sira, sovyet sistemine getirilen derin elestirileri de gormek mumkundur bu romaninda her zamanki gibi...
  • töre dergisinin tozlu sayfalarında kalmış, "elveda gülsarı" kadar naif, yazarı yazılmamış bir metinle selamlamak istediğim muazzam roman..

    “ağdı azgın bulutlar;
    yılkımı seller aldı,
    ard’a ıslak umutlar
    bir de gül-sarı kaldı

    ve yumdum gözlerimi kara-kızıl akşama, bir güneş artığının üç bin yıllık börküme yamandığı sırada. sabırdan çarıklarla turanlaşan dedemin bir kağnılık ününden pay almağa giderken, susuzluğa pervane kesilen kırk-erenler söküp yüreklerinden en duraksız emeli, “al” dediler, ‘bu tayı götür çile dağına; yemi yeşil azatlık, gemi tutsaklık olsun. en yalçın kayalara en kara yosunların kına olduğu toyda halay çekerken barış, savaş ile kol kola bir kırgız kopuzunun bam teliyle kamçıla. kızıp soluk soluğa geçsin gök-kuşağından; arıtsın yüreğini bir yitişte korkudan. bilsin niye gerekli nal döğen demirciye tekenin soluğuyla pelitin kıvılcımı, bilsin terle demirin arasında bilenen en amansız kılıcı ve en erdemli hıncı.’

    binip o bengi taya
    yönünü verdim aya,
    gider gibi altay’a
    gönlüm sevince daldı.”
    töre, haziran, 1977.
  • tanabay atıyla vedalaşıyordu.bu onunla son konuşmasıydı."büyük bir aygırdın,gülsarı.benim dostumdun gülsarı.giderken,yaşamımın en güzel yıllarını da beraber götüreceksin.seni hiç unutmayacağım.henüz yaşıyorsun,oysa daha şimdiden seni ölmüş gibi anıyorum,çünkü ölüyorsun.benim eşşiz atım gülsarı.bir gün öteki dünyada karşılaşacağız.ama senin toynak seslerini duymayacağım.orada toprak yok,yol yok,ot yok,yaşam yok.ama ben yaşadıkça sen hiç ölmeyeceksin,çünkü seni hep anımsayacağım,gülsarı.rahvan koşunun sesi,benim için hep en sevdiğim türkü olarak kalacak."
  • öncelikle söylemeliyim ki cengiz aytmatov okuduğum en akıcı yazarlardan biri. tıpkı beyaz gemi gibi elveda gülsarı da hayatım boyunca en hızlı okuduğum kitaplar arasına girdi. hayatımdaki onca hengameye rağmen elimden bir türlü bırakamadım ve kısa sürede bitirdim. bu kadar gerçekçi, bu kadar samimi anlatım sayesinde tanabay'ın tüm yaşadıklarını sanki bizzat ben yaşadım, gülsarı'nın güzelliğine bizzat ben şahit oldum.

    --- spoiler ---

    kolhozu ayakta tutmak için, insanlık dışı şartlarda, ayazda, karda kışta ben uğraştım didindim de, yeni doğmuş kuzucukların soğuktan ölümüne, koyunların açlıktan kırılmasına ben oturup ağladım. güvendiğim, uğruna savaştığım davanın en büyük mağduru ben oldum, o bir hayatın bedeli olan hayal kırıklığını ben yaşadım, bu da yetmezmiş gibi en yakın dostum çora'dan da oldum. gözyaşlarım eşlik etti bir çok satıra. bir sürü muhteşem satır arasından en öne çıkanları:

    "sen yılkının en iyisiydin. bir tulpar idin gülsarı. benim kanatlarım oldun gülsarı! hayatımın en güzel günleri, en mutlu dönemi seninle beraber gidecek. seni hiç unutmayacağım gülsarı! gözümün önünde sönüp gidiyorsun doğuştan tulpar gülsarı! bir gün öbür dünyada karşılaşırız, ama artık senin toynak seslerini duymayacağım. o dünyada senin koşacağın yol yok, senin nal izlerini bırakacağın toprak yok. ot bitmez, canlı sesi çıkmaz orada. ama ben yaşadıkça sen hiç ölmeyeceksin gülsarı. çünkü her zaman hatırlayacağım seni. senin ayak seslerin kulağımda en güzel bir ezgi gibi kalacak...

    ***

    şimdiki ağlayışı, ömür boyu yitirdiği her şey içindi: artık hiç göremeyeceği çora için, işlediği suçlar için, karşısında duran bibican için, kader ikisini ayırdığı için, o müthiş fırtınalı gece için, bibican'ın yarsız ve yalnız kalması bir mutlu aydınlık gün görmeden yaşlanıp gitmesi içindi... karalara bürünmüş gülsarı için, çektiği bunca sıkıntı ve eziyetler için, dile getiremeyip içine attığı her şey için ağlıyordu. neler neler içindi o gözyaşları...

    ***

    - beni ne sanıyorsun, düşmanın mı?
    - hayır, ama kendinin düşmanısın sen."
    --- spoiler ---

    sonuç itibariyle bana "hiçbir ideoloji, insanın elinden sağ salim kurtulamaz" cümlesini kurduran kitap olmuştur. bir de gülsarı, ah gülsarı...