şükela:  tümü | bugün soru sor
  • rusya merkez bankası başkanı. kazan tatarıdır -başkurt da olur- ve soyismi nebiullah'ın kazan tatar versiyonudur. elvira şekipzade (kızı) nebiullah yani. daha önce bakanlık ve putin'in ekonomi danışmanlığını da yaptı. kocası da rusya'da ekonomi alanında bilinen biridir. herman gref'in kontenjanındandır bu karı-koca.

    bu ara elvira hanım rusya'da en fazla eleştirilen isim belki de. rublenin değer kaybetmesi ve pahalılaşan hayat kendisini merkez bankası başkanı unvanını haiz olmasından ötürü hedefe otutturdu. bu ara gergin ve fena açıklamalar yapıyor;
    rublenin değer kaybının ve burada oluşan manipulasyonun sorumlusu evvela dövize hücum eden halktır sonra da banka ve bankerler ile dış ticaret vb. ile uğraşanlardır.
    gibisinden bir açıklama yaptı.

    iktisadi vaziyet düzelmezse kendisini daha zor günler bekliyor. çünkü siyasiler de dahil olmak üzere bu ara herkes topu onun üzerine atıyor.
  • rusya federasyonu devlet başkanı vladimir putin'in en beğendiği ekonomist olduğu iddia edilen 1963 doğumlu tatar asıllı rus kadın ekonomist ve rusya merkez bankası başkanı.

    https://en.wikipedia.org/wiki/elvira_nabiullina
  • birkaç yıl önce başlayan abd yaptırımları karşısında çok hızlı karar alan ve uygulayan rus merkez bankası başkanı. rublenin devalüasyonu sonrası ilk başta büyük oranda rezervi piyasaya sürmesi, ardından da politika faizini sert bir şekilde yükseltmesi ve bu durumu sürdürmesi sebebiyle ilk başta ciddi eleştiriler alsa da 5 yıllık süre zarfında, göreve başladığında %13'lere gelen enflasyon seviyesini %4'e düşürmüş -şu an %2.5- ve 2016 yılında en iyi merkez bankası başkanı seçilmiştir.
  • rusya'da 2013 yılından beri merkez bankası başkanlığı yapan ekonomist. işbu entry'nin devamı linteki wsj makalesinin bir özeti niteliğindedir. dileyen tam halini okuyabilir, okumalıdır.

    rus hükumeti güçlü bankacılık sektörü, güçlü rezervler ve düşük enflasyon olmadan revizyonist politikalarının sonucu (gürcistan, kırım, bi nebze suriye) olan yaptırımlardan sağ çıkamayacağını fark edince putin'in sempati duyduğu ablamızı görev başına getiriyor, üstüne de büyük yetkiler ve bağımsızlık veriyor.

    peki merkez bankası bağımsızlığı, merkez bankası bağımsızlığı... neymiş bu bağımsızlık?

    -kırım yaptırımları sonucu ruble dolar karşısında %50 değer kaybedince 2014 yılının sonlarında faizi bir gece acil bir toplantıda %8'lerden %17'ye çıkartmış.

    -göreve başlamasından bir ay sonra sermaye çıkışlarını %50 azaltmış.

    -devletin rezervlerini harcayarak rubleyi ayakta tutma çabalarına son vermiş.

    -rusya'da hemen hemen aynı ekonomik boyutta olan brezilya'ya nazaran 3 katı banka olduğu için göreve gelişinden itibaren daha az bankacılık lisansı verilmiş.

    -aralarında dokunulmaz görülen yüzlerce bankayı kapatmış. örneğin milli petrol şirketlerini ve ortodoks kilisesini finanse eden, kırım işgalinden sonra bölgedeki bankacılık işlemlerine önayak olan gibi bankaların yanında savcılığın direkt olarak "kapatılmasın, finansal durumu iyidir" dediği bankaları bile gözünün yaşına bakmadan kapatmış.

    tüm bu politikalar sonucunda rusya'da enflasyon sovyetler sonrasında en düşük seviye olan %2,2'ye gerilemiş (amerika'da geçen sene %2,1), bankacılık sektörü hala devlet destekli bankaları bulundurmakla beraber daha güçlü bir hal almış, yatırımcıya güven düşmana korku salınmış.

    şimdi tabi bunlara bakınca "otokratik rejimlerde ekonomik büyüme gerçekleşir mi" değil de "krizlerden daha mı çok etkilenir?" daha doğru bir soru olabilir. rusya'yı da otokratik saymakla beraber gördüğümüz gibi merkez bankası başkanına verilen yetkiler sayesinde amerikan yaptırımlarından oldukça az hasarla çıkılabilmiş. aynı durumda hem kendi içinde yetersiz kalan hem de maliye tarafından yeterli desteği alamayan tcmb'nin böylesi cesur hamleler yapıp (hükumete yakın isimleri bile riske atması) etkide bulunabilmesi yakın dönemde sadece bir hayal. bildiğimiz gibi akp hükumeti ohal'i bile sermayedarları memnun etmekten çekinmeyen, ve hatta bununla gurur duyan bir anlayışa sahip. bakınız, (bkz: ahbap çavuş kapitalizmi) (bkz: parti devleti)

    o zaman madem otokratik yönetimlerde (çin, rusya, endonezya, türkiye vs.) bazen ucuz iş gücüyle bazen sermayeye yakın durarak ekonomik büyüme gerçekleşebilyor, buna özgür para politikasını da ekleyerek en azından bu büyümeyi garanti altına almış olabilir miyiz? daron acemoğlu'nun dediği gibi illa kurumsallaşma şart olmayabilir mi? böyle böyle bu iş nereye kadar götürülebilir? karar siz sözlükçüler ve tarihin.