şükela:  tümü | bugün
  • 1908 yılında danzig'de inşa edildi. 1910 yılında kont maximilian von spee'nin komutasındaki alman doğu asya kruvazör filosuna katıldı. 1914 ağustosunda dünya savaşı patlayınca yüzbaşı hans von müller komutasında pasifik ve hint okyanusunda akın harekatına başladı. tam 57 gemiyi batırdı veya ele geçirdi. madras kentindeki petrol deposunu tahrip etti. penang limanına yaptığı baskında rus hafif kruvazörü yemşuy'u da batırdı. eski devir korsanlarını andırır bu romantik savaşçı gerek almanyada gerek ingilterede bir efsane oldu. yüzbaşı von müller'in yenik düşman mürettebatlarına gösterdiği asil tavır büyük takdir topladı. ne var ki bu kahraman geminin şansı 9 kasım 1914'de döndü. cocos adalarındaki telsiz istasyonuna saldırdığı o gün, avustralya donanması kruvazörü "sydney" tarafından pusuya düşürüldü. kaptan müller ağır yaralı gemisini batmaması için karaya oturttu. ancak emden'in mürettebatının macerası burada bitmemişti. telsiz istasyonunu uçurmak için karaya çıkan teğmen von mücke ve emrindeki 150 kadar asker kaçıp saklandılar. daha sonra bir yelkenli ele geçirerek kızıldenize ulaştılar ve osmanlı topraklarına ayak bastılar. arap çölünde belalı bir yolculuktan sonra da 1915 martında istanbula geldiler ve burada törenle karşılanarak almanyaya yolcu edildiler. mürettebatın gemide kalan bölümünden kurtulanlar ise -ki yüzbaşı müller de aralarındaydı- esir edilerek maltaya götürüldüler. burada esirlerken istanbulun işgali sonrasında maltaya sürülen osmanlı tutuklularıyla biraraya gelmişlerdi. anlattıklarından çok etkilenen emden mürettebatı 1921 yılında serbest kalıp almanyaya döndüklerinde aralarında yaklaşık 2000 osmanlı altını tutarında para toplayıp kurtuluş savaşı vermekte olan ankara hükümetine yolladılar. bu en üst düzeyde asil jestin günümüzde hatırlanmıyor oluşu gerçekten üzücüdür. emden gemisi başarılarıyla alman ulusunun gönlünde öyle taht kurmuştu ki kayzer wilhelm çıkarttığı özel bir izinle kruvazörün sağ kalan mürettebatına, soyadlarına "emden" adını eklemek ve bunu çocuklarına da intikal ettirebilmek hakkını vermiştir. emden'in enkazı ise geçtiğimiz yıllarda avustralya hükümetince anıt ilan edilmiştir.

    teknik özellikler:

    ağırlık: 3.365 ton

    uzunluk: 118.3 m

    genişlik: 13.5 m

    karina: 5.54m

    hız: azami 23.5 deniz mili

    silahlar: 10 adet 105 mm hızlı ateşli, 8 adet 52 mm hızlı ateşli top; 2 adet 45 cm sualtı torpido kovanı.

    mürettebat: 361 kişi
  • almanya'nin kuzey batisinda bir sehir.. oralarin venedik'i olarak bilinir.
  • yaptiklari dolayisiyla kendisine "gentleman of war" ismi takilmistir.
  • falih rıfkı atay 'ın "ateş ve güneş " kitabında kısaca bahsettiği efsanevi alman kruvazörü.

    daha sonra üretilen 2 alman zırhlısına daha "emden" adı verilmişse de hiçbiri birinci dünya savaşı'nda savaşmış olan ve düşmanlarının dahi takdirini kazanan orijinal "emden" kadar akılda kalmamıştır.

    şuradan bazı fotoğraflarına ulaşılabilir:
    http://www.battleships-cruisers.co.uk/emden.htm
  • ingiliz kruvazörlerine benzemek için bazı durumlarda 4. bir sahte bacaya sahip efsane alman savaş gemisi/kruvazörü. birçok ingiliz, amerikan gemisini bu şekilde kandırıp; mürettebatını ve yolcularını gemiye çıkardıktan sonra (kişisel eşyalarıyla birlikte hemde) batırmıştır. bir ara bu gemiye yem olmasın diye bölgedeki (hindistan civarı) tüm ingiliz ticaret filosu bengal körfezinde bekletilmiş çünkü londra'da taşımacılık ve nakliyat sigortası fiyatları çılgınca artmış.kumandanı karl von müller tam bir beyefendi olarak bilinirmiş. mürettebat üzerinde tarif edilemez bir gücü varmış ve asla emir vermezmiş ricada bulunması yetermiş. geminin kumandasını aldığı andan itibaren köprüden hiç ayrılmamış. orada uyur, orada yer içer sürekli orada olurmuş.
  • orijinini almanya’nın hannover şehrinden alan ağır cüsseli bir kaz ırkıdır. yumurta verimi iyi olan bir ırktır. her kaz bir yumurta sezonunda 30–40 yumurta verir. emden birinci sınıf yemeklik kazdır. emden kaz ırkının beyaz olan tüyleri diğer kazların tüylerinden daha değerlidir.nils ve uçan kazı :)
  • 1. dünya savaşı başladığı zaman sms emden kruvazörü, pasifik okyanusundaki alman üssünde bulunuyordu. ingiltere’nin almanya’ya savaş açması üzerine, okyanusta almanya’nın avrupa'daki yükünü hafifletmek üzere harekete geçen pasifik alman filosu, amerika kıtasına doğru yol alırken, emden bulunduğu donanmadan ayrılarak batı yönünde seyretmişti. sms emden yaptığı akıncı taarruzlarla 1. dünya savaşı sırasında ingiliz, fransız ve rus gemilerinin korkulu rüyası haline gelmişti. yoğun bir takipten sonra nihayet cocos adaları açığında avusturalya’ya ait smas sydney kruvazörü tarafından batırılan bu kruvazör, o tarihlerde sürmekte olan savaşta, müttefikleri bir hayli tedirgin etmekteydi. yaptığı korsan tarzı baskınlarla adını deniz harp tarihine yazdıran emden kruvazörü ve mürettebatı efsane haline gelirken, ingilizler ve müttefiklerin korkulu rüyalar görmesine neden olmuştu. emden kruvazörünün başta kumandanı hellmuth von mücke olmak üzere, birçok mürettebatı, yoğun bir takibin ardından yemen’de karaya çıkmışlardı. osmanlı devletinin bir vilayeti olan yemen, 1. dünya savaşında ingilizlere karşı bir mücadele sahasıydı. karaya çıkanlar, çıktıkları bölgenin neresi olduğunu dahi bilmiyorlardı. işte bu yazımızda sms emden kruvazörü'nün eski dönem korsanlarını andırır şekilde gerçekleştirdiği taarruz harekatını ve bu kruvazörün batırılmasını müteakip kaçan mürettebatının osmanlı toprağı olan yemen'de yaşadıklarını sizlerle paylaşacağım.

    ***sms emden ve diğer emden'ler üzerine***

    emden adı; tarihte, farklı yerlerde ve şekillerde karşımıza çıkmaktadır. emden adı ilk olarak almanya’da aşağı saksonya bölgesinde, deniz kenarında bir şehre verilmiştir. ancak tarihte emden denildiğinde, 1. dünya savaşı yıllarında efsane haline gelmiş olan hafif kruvazörden başka, dört geminin daha adını akla getirmektedir. ilk emden adı, 1759’da 250 tonluk donanma destek gemisi olarak inşa edilen gemiye verilmişti. o sıralarda akdeniz’de artan deniz ticareti nedeniyle 1761’de bu gemi satılmıştı. ikinci emden ismini alan gemi, bu yazının da asıl temasını oluşturan mürettebatın içinde bulunduğu gemidir. sms emden, 26 mayıs 1908’de alman imparatorluk donanmasının küçük bir kruvazörü olarak danzig şehrinde bulunan imparatorluk tersanesinde inşa edildi ve denize indirildi. gemi 10 temmuz 1909’da ise donanmada ki görevine başlamıştır. emden hafif kruvazörü standart yük altında 3650 ton ağırlığındaydı. gemi üzerinde 10 adet 105 mm’lik (4,1 inch) top ve mm'lik (17,7 inch) iki torpido bulunmaktaydı. bu kruvazör 1910 ile 1914 yılları arası, japonya açıklarındaki sularda alman pasifik kruvazör filosuyla birlikte görev yapmıştır. 1. dünya savaşı başladıktan sonra hint okyanusunda ittifak güçlerine ait ticaret gemilerine yönelik faaliyetlerde bulunmuştur. ancak 9 kasım 1914’te cocos adaları açıklarında avustralya savaş gemisi hmas sydney ile karşı karşıya gelmiş ve kuzey keeling adasının açıklarında batırılmıştır. sms emden’in 1. dünya savaşında batırılmasından sonra 1916’da almanlar aynı adla bir hafif kruvazör daha yapmışlardı. 5440 tonluk bu kruvazör ise 1920’de fransız donanması tarafından ele geçirilmiş ve 1926’da caen şehrinde parçalanmıştı. dördüncü emden, 7 ocak 1925’te yine hafif kruvazör olarak denize indirilmiş ve 1945 nisan ayında baltık denizinde uğradığı hava saldırısı neticesinde batırılmıştır. emden isminin geçtiği son gemi ise 21 mart 1959 tarihinde federal alman cumhuriyeti donanması tarafından ''köln sınıfı'' hızlı firkateyn olarak ''f-221'' borda numarası ile denize indirilmiştir.

    ***1. dünya savaşı'nın başlaması ve alman pasifik filosunun durumu***

    almanya, 1. dünya savaşı başlamadan çok önce uzakdoğu’da çin ana karasında bulunan tsingtau limanını üs olarak seçmişti. alman yayılmacılığının istasyonu olarak konuşlandırılan çin’in kuzeydoğusundaki tsingtau, japon imparatorluğu tarafından yönetiliyordu. kaiser 2. wilhelm, almanya’nın pasifik okyanusunda bir deniz üssü olması için tsintau’yu 1898’de iki misyonerinin ölümünü gerekçe göstererek ele geçirmişti. öyle ki alman yayılmacılığının bir göstergesi olarak, şehrin en görünür tepesinde luther kilisesi dahi inşa edilmişti. hatta almanlar, çin’in iç kesimleriyle ulaşımı sağlamak için demiryolu hattı bile döşemişler ve yaklaşık 20 milyon sterlin harcama yapmışlardı. almanya, burada bir deniz filosu bulundurarak, hem bölgede var olma mücadelesini yürütmek hem de bu mücadelelerden elde ettiği yeni yerleri koruma amacı güdüyordu. aslında tsintau limanı almanlar için bir atlama tahtası görevi görecekti. almanya’nın bu yayılmacı politikası, onu ingiltere ile karşı karşıya getiriyor ve karada süren mücadele, denizlerde de ortaya çıkıyordu. dolayısıyla ingilizlerle yaşanan bu çekişme almanların kayıtsız şartsız olarak askeri tedbirler almasına da neden oluyordu. nitekim churchill, parlamento’da yaptığı konuşmasında, denizlerde bulunan birkaç alman kruvazörünü yakalamak için donanmasında, yaklaşık 90 savaş gemisinin bulunduğunu, deklare etmişti. ingiltere açısından tehlike arz eden tsingtau’daki alman filosuna, savaş başlamadan önce, 53 yaşında ve ailesi seçkin bir prusyalı olan koramiral maximilian graf von spee komuta ediyordu. spee, topçuluk üzerine almış olduğu özel eğitimin yanı sıra etkili bir donanma uzmanıydı. spee’nin donanmasında, 1906’da yapılan “scharnhorst ve gneisenau” adlı iki zırhlı kruvazör, leipzig, dresden ve emden isimlerinde üç hafif kruvazör bulunmaktaydı. scharnhorst ile gneisenau zırhlıları, 8 adet 210 mm ve 6 adetde 15 mm'lik toplara sahipti. diğer hafif kruvazörlerde 10 adet 105 mm'lik top bulunmaktaydı. emden, 105 mm’lik toplardan başka iki tane de 8 mm çapında makineli silaha, üç tane 60 mm'lik seyyar topa ve 450 mm kalibreli iki torpidoya sahipti. bu muharip gemilerin dışında dört gambot ve üç tane de nehir gambotu, alman filosuna eşlik ediyordu. 1. dünya savaşı başlamadan önce tsingtau’da bulunan alman filosu, çeşitli sebeplerle sefere çıkmıştı. amiral spee’nin komuta gemisi olan scharnhost ile gneisenau, savaş başlamadan beş hafta evvel yakıt tedarik etmek için güneye doğru gitmişlerdi. amiral spee, 1914 yılının temmuz ayı başlarında, avrupa’daki gelişmelerin kötüye gittiğine yönelik bilgiler almaya başlayınca, derhal bütün filoyu bir araya toplamıştı. nitekim almanya’nın belçika’yı işgali sonrası, 4 ağustos 1914’te ingiltere, almanya’ya savaş ilan edince uzakdoğu’da bulunan alman donanmasının da faaliyet programı değişmişti. ingiltere, derhal kuzey denizinde tedbirler alarak, almanya’ya ait iletişim hatlarını kontrol altına almış ve yine denizden giden alman iletişim kablolarını kesmişti. bunun üzerine merkezden çok fazla bilgi alamayan ve telsiz iletişiminin kendileri açısından zararlı olacağını düşünen spee, okyanusta tek başına karar vermek zorunda kalmıştı. spee, aldığı karar gereği başta ingiltere olmak üzere, rusya ve fransa’ya ait ticaret gemileri ile hafif silahlı donanmalarına karşı pasifik’te taarruzu düşünmüştü. amiral spee, almanya’nın manda yönetimi altında bulunan ada, liman ve toprakları korumak yerine doğrudan ingiltere ve müttefiklerin zor durumda bırakacak saldırı planını uygulamaya koymaya karar verdi. amiral spee'nin burada ki amacı, düşmana ait deniz kuvvetlerini üzerine çekerek, kara almanyası’nın yükünü azaltılmaya çalışmaktı. ancak bir taraftan da japonya’nın savaşa girip girmeyeceği spee’yi ve donanmayı düşündürmekteydi. zira japonya’nın savaşa girmesi durumunda tsingtau’yu boşaltmak mecburiyetinde kalacaktı. ilerleyen tarihlerde japonya’nın savaşa itilaf kuvvetleri tarafında katılması, spee’nin bu düşüncesinde ne kadar haklı olduğunu ortaya koyuyordu. bu durumda spee, 11 ağustos 1914’te tsingtau’yu terk ederek, tüm filonun endonezya'nın pagan limanında buluşmasını emretti.

    13 ağustos 1914’te pagan’da amiral spee, tüm filo komutanlarıyla bir araya gelerek durum değerlendirmesi yaptı. bu görüşmede, denizlerde kruvazör savaşının yapılması uydun görülmedi. ayrıca izlerini belli etmeden düşman kuvvetlerini oyalamak filonun akıbeti açısından başlıca amaç olarak tespit edildi. çünkü alman filosunun yeterli yakıt ikmal edemeyeceği, düşman kuvvetlerinin üstün olması ve düşman filosunun dikkatini uzun süre farklı bir bölgeye çekme amacı güdülmesi gibi nedenlerle denizlerde kruvazör savaşına girilmesi uygun görülmemişti. emden hariç tüm filo, amerika sularına doğru harekete geçmiş ve böylece uzakdoğu’da deniz mücadelesi farklı bölgelere kaymıştı. filo, pagan’da toplanmadan önce 1 dünya savaşının başlamasından dolayı emden faaliyetlerine başlamıştı. almanya’nın 2 ağustos’ta rusya’ya savaş ilan etmesi nedeniyle, 4 ağustos 1914’te emden, kore ile japonya arasında seyreden ve ruslara gönüllü asker taşıyan “dijesan” adlı gemiyi, quelpart adası yakınlarında yakalamış ve tsingtau’ya getirmişti. rus gemisine motorlarını durdurmasını ve telsizini kullanmaması söylenmişti. ancak bu gerçekleşmeyince emden mürettebatı gemiyi alıkoymuş ve beraberinde kullanmayı düşünmüştü. bu emden kruvazörünün savaşın başlangıcından sonra yaptığı ilk faaliyetti ve hemen sonra 5 ağustos 1914’te aldığı emir gereği yanında “prinz eitel friedrich” adlı yardımcı kruvazör ve “markomannia” adlı kömür gemisiyle birlikte pagan’a giderek, filo komutanının gerçekleştirdiği toplantıya katılmıştı. emden, karl friedrich max von müller tarafından komuta ediliyordu ve 13 ağustos 1914’te yapılan amiraller görüşmesinde müller, hint okyanusu’na gidip gidemeyeceğini tartışmaya açmıştı. yapılan toplantı sonrası müller'in önerisi kabul edilerek, emden kruvazörünün beraberinde bir kömür gemisiyle birlikte hint okyanusu’na gönderilmesine karar verildi. amiral spee komutasındaki bütün filo, güney yolunu izleyerek amerika kıtasında faaliyete karar vermişken; müller'in, daha stratejik bir noktayı hedef alması hayli ilginç bir karardı. müller ve ekibi ilk başlarda varılan hedef doğrultusunda, yani ingiliz ve diğer düşman kuvvetlerine ait (rusya-fransa gibi) ticaret gemilerine saldırılar düzenleyecekti. müller, filosunun bulunduğu sularda ingiltere, avustralya ve japonya’ya ait deniz donanmalarının varlığına rağmen singapur-colombo, colombo-aden, bengal körfezi hatları ve avustralya-hindistan güzergahlarında taarruz ve ani baskınlarla faaliyette bulunmayı göze almıştı.

    *** sms emden kruvazörünün taarruz harekatı***

    emden ve mürettebatı, 14 ağustos 1914 sabahı filodan ayrılarak, ilk icraat olarak hint okyanusuna giden yollardaki düşman telsiz istasyonlarına saldırılar düzenledi. alman komutan müller, faaliyet alanı olarak da bengal bölgesini seçmiş ve beraberinde 4000 tonluk kömür ve erzak taşıyan gemiyle ingiltere ve müttefiklerine karşı harekete geçmişti. emden, hint okyanusunda olduğunu gizlemek için malakka boğazından timor adası’na doğru seyir izlemişti. daha sonra 20 ağustos 1914’te “geir” adlı gunboat ile telsiz muhaberesi amacıyla buluştuktan sonra, 1 eylül 1914’te hint sularına girerek baskınlarına başlamıştı. emden’in saldırı için seçtiği bölgelerde ingiliz muharebe gemileri bulunmuyordu ve bu güzergahlar kömür, hububat ve savaş için asker sevkiyatı nedeniyle çok canlı bir deniz trafiğine sahipti. dolayısıyla bölge, emden'in korsan tipi baskınları için müsait bir mevki olarak iyi tespit edilmişti. bu faaliyetler kapsamında 10 eylül tarihinde biri, ingiltere adına kömür taşıyan yunan gemisi olmak üzere, iki gemiyi yakalayarak mallarına el koymuştu. “pontoporos” adlı yunan gemisi tarafsız olduğunu belirtmişse de müller bu gemiye bir araştırma ekibi göndermiş ve elde ettiği belgelerden, taşınan kömürün ingiltere’ye ait olduğunu tespit etmişti. bahsi geçen gemi, ingiltere adına 6000 tondan daha fazla kömür taşımaktaydı. bununla birlikte yine aynı tarihlerde asker sevkiyatı için donatılmış, 3400 tonluk “ındus” ve “lovatt” adlarında ingiltere’ye ait iki gemi daha yakalanmış ve bu gemileri batırarak derin sulara göndermişti. ertesi gün, hint kömürüyle yüklü “killin” adında bir ingiliz gemisini daha yakalamış ve onu da batırmıştı. ayrıca ingiltere açısından, o dönemler, 5 milyon mark kıymetinde çay taşıyan “diplomat” adlı bir geminin daha batırılması, emden’i ciddiye alınması gereken bir kruvazör olarak müttefiklerin gündemine taşımıştı. nitekim aynı tarihlerde aden körfezinde “königberg” adlı alman kruvazörünün de çay yüklü bir ingiliz gemisini batırması, londra’da çay buhranına yol açmıştı. 10-14 eylül 1914 tarihleri arasında bengal körfezinde birden bire ortaya çıkan emden, indus, lovat, killin, diplomat, trabbock ve kabanga isimlerindeki altı ingiliz gemisini yakalamış ve ilk beşini batırmıştı.

    emden, bir yerde fazla kalmamaya ve kömür ihtiyacını gördükten sonra, farklı bölgelere doğru seyretmeyi tercih etmişti. bu nedenledir ki, ingiltere’nin emden kruvazörü üzerine gönderdiği gemiler onu takip etmekte bir hayli güçlük çekmiştir. nitekim müller, bengal açıklarında faaliyetlerine son vererek, bengal körfezinde bulunan “rangoon” bölgesine gitmeye karar verdiğinde, bu karar, biri boş diğeri otomobil ve makine gibi malzemelerle dolu, iki ingiliz gemisinin batırılmasına olanak tanımıştı. rangoon’a vardığında, bir norveç gemisini yakalayarak, o ana kadar ele geçirilen ingiliz gemilerinden tutsak edilmiş mürettebat, bu gemiye bindirilmiş ve serbest bırakılmıştı. müller, bu norveç gemisi kaptanından; o tarihlerde iki ingiliz kruvazörü ve iki de fransız ağır kruvazörünün bölgeye gönderildiğini öğrenince, rotasını hindistan'ın madras limanına çevirmeye karar vermişti. nitekim 16 eylül 1914’te emden’in tekrar hint okyanusu’na girdiği haberi duyulduğunda, bu sularda yapılan tüm deniz faaliyeti durma noktasına gelmişti. 14-18 eylül 1914 tarihleri arasında emden’in yürüttüğü saldırılardan rahatsız olan ingiltere, beş kruvazörle emden’i takibe karar verdiğinde, emden tarafından 6 gemisi daha derin sulara gönderilmişti. 19 eylül’de rotasını madras’a çeviren emden, 22 eylül’de madras’a varmış ve havanın kararmasından faydalanarak ingiliz gemilerine yaklaşmıştı. yaklaşık 3 km mesafeden bombardımana başlayan emden, 15 dakika içerisinde, madras’taki petrol sarnıçlarından iki tanesini tahrip ederek 5,5 milyon litre petrolü imha etmişti. bu patlamada burma petrol şirketine verilen zararlarla birlikte, bir kişi yaralanmış ve daha sonra iki kişi de ölü olarak bulunmuştu. bu baskın tarzında saldırı esnasında kıyı bataryalarının cevap vermeya başlaması üzerine emden top ateşini keserek, limandan uzaklaştı ve kısa zamanda yine kendisini takip eden ingiliz gemilerine izini kaybettirdi. müller, kendisini takip eden ingiliz gemilerini aldatmak için önce kuzey daha sonra güney yönünde bir seyir izleyerek, hakkında alınacak bilgileri yanıltmayı çok iyi şekilde başarmıştı. madras’tan sonra ceylan adası yönüne giden emden, 24 eylül’de boş bir ingiliz gemisine tesadüf ederek onu da batırmıştır. ceylan adasının güneyinde bulunan colombo şehrine doğru yol alan emden, yolda ingilizlere ait ticaret gemilerine saldırı düzenlemeye devam etmiştir. colombo şehri açıklarında şeker yüklü ve aden’e gitmek üzere limandan çıkan bir gemiyi önce yakalamış, ertesi gün de batırmıştı. ikinci gemiyi hollanda bandıralı sanarak serbest bırakmış; bir diğerini ise alıkoyarak beraberinde götürmüştü. 27 eylül’de hong kong limanından kömür yüklemiş olan ve gayet iyi durumdaki bir ingiliz gemisine, el koymuş ve beraberinde götürmüştü. takip eden günlerde birkaç ingiliz gemisini daha batırarak, hiç durmadan faaliyetlerine devam etmiştir. 29 eylül’de refakatine aldığı gemilerden birine, esir mürettebatları yükleyerek colombo’ya göndermişti. nitekim esirleri taşıyan gemi colombo’ya vardığında, emden tarafından batırılan gemilerin isimleri de kamuoyu tarafından ilk kez öğrenilmişti.

    colombo ve muhitini terk eden emden, 29 eylül’de maldive adalarında ıssız bir bölge olan “felidu atoll” adlı bir yere gelerek, burada kömür ikmalini yapmıştı. buradan sonra daha kolay kömür yükleyebilmek için sumatra adası sahillerine yönelmiş ise de beraberindeki “buresk” adlı kömür gemisinin durumundan dolayı sumatraya gitmekten vazgeçildi . emden, 4-8 ekim 1914 tarihleri arasında hint okyanusunda bulunan chagos adalarının açıklarında seyretmiş ancak hiçbir faaliyette bulunmamıştı. emden, “diego garcia” adlı bir koyda demirleyerek, bazı aksaklıklarını giderdikten sonra 11 ekim’de penang limanı’na taarruz harekatı düzenlemek için harekete geçmişti. bu esnada bazı ingiliz gemilerinin kullandığı telsiz haberleşmesinden, colombo-aden güzergahının emniyet altında olduğu bilgisini öğrenince, penang saldırısını erteleyerek aden hattına girmişti. burada kendi faaliyet programına uygun bazı başarılar elde eden emden, 15 ekim 1914’te minicoi mevkiinde kömür alarak tekrar harekete geçmiş, 16 ekim gecesi kalkuta’ya gitmekte olan 4 bin tonluk bir ingiliz gemisini, yağ ve erzaklarını aldıktan sonra batırmıştı. aynı gün bir ingiliz tarak gemisinin de faaliyetlerine son vermişti. 18 ekim 1914’te “triolus” isimli 7500 tonluk, japonya’dan ingiltere’ye gitmekte olan ve kauçuk, bakır ve tutya gibi çok önemli malzemeleri barındıran gemiye el koymuştu. triolus henüz ilk deniz seferine çıkmıştı ve emden açısından da önemli malzemeler barındırması, alıkonulması için yeterli sebeplere haiz olduğunu gösteriyordu. nitekim ingiltere’nin bu gemide 16 milyon altın marka tekabül eden bir zararı olmuştu. aynı gün içerisinde amerika için ticari emtia taşıyan “saint egbert” ile 5 bin ton yükü olan “exfort” adlı ingiltere bandıralı gemiler, emden tarafından ele geçirilmişti. ayrıca “chilkana” adlı büyük bir ingiliz gemisi daha ele geçirilerek, içerisinde bulunan erzak, emden’e aktarıldıktan sonra troilus ile birlikte batırılmıştı. saint egbert ise esir mürettebatla yüklü bir şekilde ve colombo’ya gitmek üzere serbest bırakılmıştı. emden, st. egbert’i aldatıcı bir rota izlemiş, önce güneye daha sonra batı yönünde hareket ederek gözden uzaklaşmıştı. 20 ekim 1914’te saint egbert, cochin limanı’na girince, telsizle, emden’in gittiği güney güzergahı, onu arayan filoya bildirmişti. ancak müller’in yanıltıcı manevrası, bir kere daha ingiliz filosunun onu farklı sularda aramasına neden olmuştu. ingiliz filosundaki hempshire kruvazörü ile iki defa ayrı güzergahta karşılaşmalarına rağmen, aralarında sis olması nedeniyle, birbirlerini görmeden geçmişlerdi. bu durum, yani şansının yaver gitmesi emden’in denizlerde var olma şansını daha da artırmaktaydı.

    emden, yakaladığı düşman gemilerinden elde ettiği bilgilerle çok temkinli bir deniz operasyonu gerçekleştirmekteydi. nitekim ingilizlerin malaya kıyılarında bir kolonisi olan penang limanında zaman zaman harp gemilerinin bulunduğunun öğrenilmesi, buranın emden tarafından önemli bir saldırı noktası olarak tayin edilmesine neden olacaktı. 28 ekim 1914 gecesi bu limana doğru harekete geçen emden, gece saat 2’ye doğru buraya varmışsa da ay ışığı nedeniyle sabaha kadar beklemiş ve sabaha doğru, penang’a girmişti. fark edilmemek için dördüncü bir baca ekleyerek harp durumuna geçen emden, 800 metreye kadar limana sokulunca, ruslara ait “zhemchug” adlı kruvazörü iki torpido atışıyla batırmıştı. bu kruvazörde bulunan 1 subay ve 84 er hayatını kaybetmiş; 2 subay ve 112 er de yaralanmıştı. bu başarı üzerine emden derhal limandan çıkmış, yoluna devam ettiği esnada bir ingiliz gemisini yakalamış ve buna muayene ekibi göndermişti. bu esnada “mousquet” adlı bir fransız torpidobotu da penang’a doğru gelmekte olduğundan emden ile karşılaşmıştı. ancak dört bacasının olması, fransız torpidobotunu yanılttığından, emden bunu da batırmış ve 35 mürettebatını esir etmişti. penang zaferi, emden’i bir kat daha cesaretlendirmiş ve hint sularında bir efsane haline getirmişti. üstelik fransızlar tarafından korunan bu liman, aynı zamanda ingiliz harp gemilerinin sıklıkla uğradıkları bir istasyondu. dolayısıyla emden’in bu başarısı almanlar açısından moral ve motivasyon sağlarken, itilaf güçleri açısından da moral bozucu bir operasyon olarak tarihe geçmiştir. itilaf güçleri tarafından çok iyi korunan bir limana, düşman gemisinin bu kadar yakın bir mesafeden saldırı düzenlemesi ve kolayca yoluna devam etmesi, başta ingiltere olmak üzere fransa ve rusya’da hem hükümet hem de kamuoyu çevrelerinde tartışılmaya başlanılmıştı.

    penang baskınından sonra tekrar ticaret yollarına yönelen emden, iki gün sonra singapur’a gitmekte olan ve tuz yüklü bir ingiliz gemisini yakalamıştı. fransız esirleri bu gemiye bindirilerek, sabang’a gitmesine izin verilmişti. kendisi de bouresk kömür gemisiyle sumatra civarında buluşmak üzere yol almıştı. bu durum üzerine bölgedeki itilaf filosunu kumanda eden amiral martyn jerram, emden’i etkisiz hale getirmek için almış olduğu tedbirleri değiştirmek zorunda kalmıştı. jerram, cocos adaları civarına göndermiş olduğu bir japon kruvazörünü geri çağırarak, rangoon ve sumatra adası bölgesinde tüm filoyu toplamıştı. itilaf güçlerine ait filo bir zırhlı kruvazör, iki hafif kruvazör ve bir yardımcı kruvazör'den oluşuyordu. daha sonra japonlar da üç zırhlı kruvazör ve iki kruvazörden oluşan bir filo oluşturarak, emden’in peşine göndermişlerdi. böylece hint sularında emden’in avlanması itilaf güçlerinin başlıca hedefi haline gelmişti.

    ***sms emden’in sonu***

    emden, sumatra adasında kömür aldıktan sonra cocos adalarına saldırı hazırlığına girişmişti. çünkü cocos adaları, o tarihlerde ingiltere açısından çok önemli bir merkezdi. burada, ingiltere’nin avustralya ve afrika ile irtibatını sağlayan kablo ve telsiz-telgraf istasyonu bulunuyordu. dolayısıyla istasyon ingiltere’nin bölgeyle olan irtibatını sağlıyordu. önemli sayılacak neden, emden’i 7 kasım 1914’te cocos adalarının kuzeyine yöneltmişti. yapılan telsiz görüşmelerini dinleyen müller ve ekibi, 9 kasım’da buraya saldırıya karar vermiş ve aynı gün sabah saatlerinde cocos adaları önünde demirlemişti. limandakileri yanıltmak amacıyla dördüncü bacanın eklenmesi, müller’e bir güven vermiş ve karaya hellmuth von mücke’nin komutasında 3 subay, 6 astsubay ve 38 askerden oluşan bir tim göndererek istasyonun tahribi düşünülmüştü. çıkarma timi, istasyonu tahrip etmesine rağmen dördüncü bacası pek inandırıcı gelmeyen emden, istasyondaki görevliler tarafından haber edilince, adalardan yaklaşık 50 mil uzaktaki avustralya filosuna ait smas sydney kruvazörü tarafından sıkıştırılmıştı. karadaki askerlerini alamadan sydney ile muharebeye tutuşan emden, kendisinden üstün özelliklere sahip olan sydney tarafından tahrip edilince müller, emden’i kuzey keeling adasında karaya oturtmaya karar vermişti. müller ve bazı subay ve mürettebat teslim olmuş, emden’in kömür gemisi olan bouresk de aynı şekilde sydney tarafından takip edilince, kendini batırmıştı. (muharebe haritası)

    uzun bir müddet itilaf güçlerinin denizcilik bakanlıklarını uğraştıran emden’in, daha ilk deniz seferine çıkmış olan avustralya savaş gemisi sydney tarafından batırılması, elbette tüm dünyada duyulmuştu. emden'in faaliyette olduğu dönemde hindistan’a giden ticaret gemileri bu gemiden çekinir hale gelmişti. aynı zamanda denizlerde yaptığı faaliyetler ve yürüttüğü muharebedeki insani davranışlar nedeniyle müller ve ekibi hem almanlar tarafından hem de düşmanları tarafından takdir edilmekteydi. nitekim emden’in sonu, onu aynı zamanda efsane haline getirmeye de yetmiştir. gittikçe ünlenen emden, iki ay gibi kısa süre içerisinde ingiltere’ye ait 16 gemi batırmıştı. bu gemilerin toplam tonajı ise 70.800 tona tekabül etmekteydi. bunun dışında rusya’ya ait bir kruvazör ve bir de fransız destroyerini batırmıştı. dolayısıyla emden’in doğrudan yaptığı bu etki, hindistan’a giden deniz ticaret güzergahını felce uğratmıştı. emden itilaf kuvvetlerinin avrupa anakarasında yürüttükleri muharebe için gerekli olan malzeme ve asker sevkiyatını bir müddet sekteye uğratmıştı. bu ise başta ingiltere olmak üzere, itilaf güçlerini zora sokmuştu. emden’in faaliyetleri sonucu ingiltere’ye verdiği zarar 2.000.000 poundun üzerinde olarak hesaplanıyordu. ayrıca emden’in faaliyetlerine, avustralya’ya ait bir gemi tarafından son verilmesi ingiltere ile birlikte hareket eden avustralya açısından moral verici bir gelişme olmuştu. nitekim denizlerde avustralya’nın bu başarısı, onlara soluğu çanakkale’de aldıracaktı.

    cocos adalarında karaya oturan emden’in kumandanı müller ve yaralı askerler ingiliz donanması tarafından esir alınmıştı. ancak karaya, istasyonu tahrip etmek için çıkarılan ekibin başında bulunan mücke ve mürettebatı, daha sonra “ayesha” adlı bir gemiye el koyarak kaçmayı başarmıştı. mücke'nin amacı hint okyanusunu aşarak almanya’ya varmaktı. emden’den inerken beraberindeki silah ve malzemelerle nereye gittiklerini bilmeden yollarına devam eden mücke ve erleri, soluğu bir osmanlı vilayeti olan yemen sahillerinde almışlardı. hudeyde açıklarında karaya çıkan mücke ve beraberindekilerin kaçak hayatları, osmanlı topraklarında son bulacaktı.

    ***emden mürettebatının osmanlı topraklarına ulaşması ve burada yaşadıkları***

    emden’in faaliyetlerine son verildiği tarihlerde, osmanlı devleti, 1. dünya savaşına almanya saflarında katılmıştı. savaşın ilk aylarında yemen vilayeti, seferberlik emrinden muaf tutulmuştu. fakat 1. dünya savaşında ingiltere’nin osmanlı devleti karşısında yer alması, yemen vilayetini bu devletin ve diğer müttefiklerinin hedefi haline getirmişti. dolayısıyla osmanlı devletinin savaşa girmesinden sonra ingiltere, 1914 yılının ekim ayında hudeyde önlerine gambot göndererek, liman ve şehri bombalatmıştı. hudeyde ingiliz konsolosunun osmanlı devletiyle olan münasebetlerinin kesildiğini bildirmesi üzerine, yemen vilayetindeki yöneticiler, ingiltere’ye karşı mücadele edilmesine karar vermişti. mecburi alınan karar istanbul’a bildirilerek, yemen’de ingiltere’ye karşı mücadele başlatılmıştı. iki farklı bölgeden ingiltere ile mücadele etme kararını alan yemen vilayeti, güney yönünde, aden üzerine yoğun baskı yapmakta ve ingiliz yönetimini zor durumda bırakmaktaydı. aden üzerindeki baskıyı hafifletmek isteyen ingiliz donanması, kızıldenizdeki yemen sahillerini abluka altına almış; hatta yemen’in kuzeyinde osmanlılarla mücadele etmesi için isyancı kabileleri destekleme kararı bile almıştı. 9 ocak 1915 tarihinde mücke ve beraberindeki alman mürettebatı hudeyde’de karaya çıktıklarında, bu hareket, hudeyde mutasarrıfı ragıb bey tarafından, ingilizlerin çıkarma harekatı olarak algılanmıştı. çünkü deniz üzerinden osmanlı idarecileri herhangi bir yardımı beklemiyordu. bu olsa olsa düşman manevrası olmalıydı. nitekim bölge yetkililerinin tihame mıntıkası harekat kumandanlığına gönderdiği yazıda,

    “mandar ahalisinden bazıları gelerek kendi sahillerinde 3 filikayla ingiliz askeri geldiği ve yanlarında top ve çeşitli mühimmat bulunduğu ve bunları karaya çıkarmaya başladıkları haberini verdiler…'' şeklinde belirtilmekteydi.

    bu haber, şüphesiz sahil bölgesinin komutanlığını yürüten ragıp bey tarafından üzerinde önemle durulan bir husus olmuştu. çünkü ragıp bey, aynı gün durumu bir üst kademe olan 7. kolordu’ya,

    “bugün saat 3-4 sularında hudeyde’nin güneyinde mandar sahiline 4 filikayla 200 kadar düşmanın, 3 civarında topla birlikte çıktığı haberi verilmesi üzerine, gereken tertibat alınarak, neticesi arz olunacaktır.'' diye bildiriliyordu.

    bu ifadeler almanların karaya çıktıkları an osmanlı devlet idarecilerinin durumun ayrıntısından haberdar olmadıklarını göstermektedir. üstelik yanlarında silah bulunması, mürettebatın doğrudan düşman olarak algılanmasına yol açmıştı. dolayısıyla mücke ve beraberindekilerin, ingiliz askerleri olduğu düşünülerek, gerekli önlemler alınmaya çalışılmış ve olayın heyecanıyla hareket edilmiştir. almanların, hudeyde’de karaya çıkışları, türk yetkililerde şaşkınlığa yol açmıştır. 7. kolordu kumandanı tevfik paşa imzasıyla, tihame mıntıkası harekat kumandanlığına saat 09.00’da yazılan yazıda, düşman askeri olarak bildirilenlerin ingiltere mi, yoksa hindistan askeri mi olduğu sorulmuştu. ayrıca bu askerlerin hudeyde’den ne kadar uzakta karaya çıktıkları ve ne gibi önlemler alındığı da komutan ragıp bey’den istenilen bilgiler arasındaydı. önlem almanın yanı sıra bu askerlerin derhal karadan kovularak, iç bölgeyle temas etmelerinin önüne geçilmesi istenmekteydi. görülen o ki, hudeyde’ye yapılan bu çıkarma harekatı hakkında yeterli düzeyde bilgi edinilememişti. dolayısıyla yemen’deki askeri idarecilerin kafaları karışmış ve bu karışıklığı gidermek için yazışma yoluyla çeşitli tedbirler almaya çalışmışlardı. alınan tedbirlere bakıldığında; 7. kolordu komutanı tevfik paşa’nın emri üzerine, hudeyde’deki askeri yetkililerin derhal harekete geçtiği görülmektedir. tihame bölgesi askeri harekat komutanı ragıp bey, hudeyde mutasarrıfı’na,

    “mandar’a kuvvet çıkarmaya teşebbüs eden düşmanın, sahilin güney kısmına doğru yapacağı teşebbüs ihtimaline karşı o bölgedeki ileri gelenlerin zamanında haberdar edilmesi için beytü’l-fakih ve zebid kaymakamlıklarına tebligat yapılması…'' diye talepte bulunmaktaydı.

    buradan anlaşıldığı kadarıyla sadece hudeyde tehlike altında görülmemişti. sahildeki diğer merkezlerin de düşmanın çıkarma harekatı haberi üzerine uyarılması uygun görülmüştü. bunun üzerine mutasarrıf ragıp bey’in derhal harekete geçtiği görülmektedir. nitekim bölgede düzenli ordunun yanı sıra aşiretlerden ve yerel halktan toplanan “yerel kuvvetler” de görev yapıyorlardı ve ragıp bey, bunlardan yararlanmayı uygun görmüştü. hemen yerel kuvvetler kumandanı binbaşı mehmet asaf’a talimat göndermişti ve yapılması gerekenleri iletmişti. bu talimatta:

    “düşmanın mandar sahilinde karaya asker ihraç etmekte olduğu görülmüştür. 100 kadar yerel kuvveti şimdi hazır etmekle ve yüzbaşı fahri efendi ile beraber olarak hareketle, orada bulunan düşmanı derhal defetmeye memursunuz. nizamiye kuvvetleri’nin mümkün mertebe ateş hattına sokulmaması lazımdır. bir de bununla birlikte düşman her nerede karaya çıkmak isterse, yerli kuvvetler ve ahali tarafından def olunacağı hissini vermek için kaç mevcutla hareket edeceğinizi bildiriniz. peksimet ve zeytin arkanızdan gelecektir. vazifeniz şiddetle sahile çıkan düşman üzerine atılmak ve onu denize dökmektir…'' şeklinde emirler içermekteydi.

    idarecilere tebligatlarla belirtilen bu tedbirlerin yanı sıra askeri tedbirlerin de aynı hızla alındığı anlaşılmaktadır. şüphesiz burada, düzenli ordu birliklerinden ziyade yerli taburların kullanılmak istendiği gözden kaçmamaktadır. bunun bir tek sebebi olabilirdi; o da tevfik paşa’nın tihame askeri harekat bölgesi kumandanı ragıp bey’e gönderdiği yazıdan rahatlıkla anlaşılmaktadır.

    “asker çıkarılan mahal hudeyde’den ne kadar mesafedir? hangi kabilelerle meskundur? iç bölgelerle temasta bulunmalarının engellenmesi… ”

    bu ifadeler ilk etapta manidar gelmeyebilirdi. ancak 1. dünya savaşı esnasında yemen’de osmanlı devletinin, isyancı kabilelerle mücadele ettiği düşünülürse, düzenli birliklerin ateş hattına sokulmaması, oradaki mevcut nüfuzun hayatiyeti açısından önemli görülmekteydi.

    mutasarrıf ragıp bey, başta mandar olmak üzere hudeyde ve çevresindeki osmanlı devleti saflarında olan bütün kabile liderlerine, durumu anlatan yazılar göndererek gerekli tedbirleri almalarını istemişti. ragıp bey, ingilizlerin asker çıkardığına yeterince kanaat getirdiğini, bölgeye yerli kuvvetlerin gönderilmesinin yanı sıra topçu kumandanlığından da bir cebel bataryası ile iki topun yola çıkarılmasını istemesinden anlaşılmaktaydı. ancak tihame askeri harekat kumandanı ragıp bey’in, zebid 1. alay kumandanlığına çektiği bir telgrafta;

    “mandar’a 3 civarında topun çıkarıldığı istihbar kılındı. gönderilen müfrezeyle birlikte top da gidiyor. düşmanın şu teşebbüsü bir demonstration (amfibi gösteri) olması ihtimaline binaen cibane ve beytü’l-fakih kumandanlığına malumat verilmesi gerekir. her an harekete hazır bir halde bulunulmasını tüm kıtalara tebliğ ediniz. peksimetler kıtaların yanlarında bulunsun ve ambarlarına zeytin aldırın. hudeyde’den 100 kadar yerli kuvvet askeri için peksimet ve zeytin hazır ettirin. giden müfrezenin erzak, cephane ve onların naklini temin için gerekli olan deve ve esterin nakliyeden isteyin. bir bölük de kesinlikle mandar’da bulundurulması lazımdır.'' diye kesin talimat ve emirler vermişti.

    dolayısıyla komutan ragıp bey’in farklı kaygılar taşıdığı görülmekteydi. ona göre hudeyde’yi abluka altına almış olan düşman gemilerinin yanı sıra karada da osmanlı kuvvetlerinin dikkatini, başka bir yöne çekerek, çıkarma harekatının farklı bir sahilden yapılma ihtimali göz önünde bulundurulmalıydı. verdiği talimatta, karaya çıkarma harekatının sadece bir gösteriden ibaret olacağı ve farklı bir yerden saldırı ihtimaline hazırlıklı bulunmaları, diğer alay ve taburlardan talep edilmesi bunun en bariz göstergesiydi. ancak ilerleyen saatlerde askeri tedbirler had safhaya varmıştı ve düşman olarak belirtilen birlikler hakkında istihbarat faaliyetine girişilmişti. taarruzla sahilden atılacak düşman kuvvetinin sayısı, lojistik durumu ve sahilde konuşlanışı gibi bilgilere sahip olunması gerekiyordu. aynı gün tihame askeri hareket bölgesinden bir keşif subayı derhal mandar’a gönderilmişti. keşif için gönderilen kadri’ye isimli subaya yerli birlikler kumandanı binbaşı mehmet asaf bey de eşlik etmişti. kadri ve asaf beyler, mandar’a varır varmaz yaptıkları gözlem neticesinde gönderdikleri rapora bakılacak olursa, osmanlı idarecilerini teyakkuza sevk eden durum açıklığa kavuşmuştu:

    “kumandanlık emri üzerine saat 6.30’da yüzbaşı fehmi, mülazım yakup ve cevad efendilerle birlikte iki kafile yola çıktık. ilk kafile 350 ve ikinci kafile de 50 neferle hareket olunmuşsa da emirden önce, yerli birliklerden 400 asker olay esnasında hemen oraya gitmişlerdi. 3 filikayla mandar’ın güney kıyısı tarafına alman askerinden 39 er, bir yüzbaşı, 4 mülazım, bir küçük subay, bir doktor, 4 makineli tüfek ve bütün teçhizatlarıyla karaya çıkmış oldukları…'' bildiriliyordu.

    mehmed asaf bey’in, tihame askeri harekat kumandanlığına gönderdiği yazıdan öyle anlaşılıyor ki; çıkarma yapan askerler, düşman değildi. osmanlı devletinin müttefiki almanya bahriyesine ait askerler olduğu anlaşılmıştı. doğal olarak osmanlı ordularının yemen’in bu mıntıkasında rahat bir nefes aldıkları görülmektedir. durum anlaşılır anlaşılmaz, yine tihame askeri bölgesi kumandanlığına, bu kez diğer keşif subayı kadri bey tarafından rapor ediliyordu;

    “…alman subay ve erlerine gereken nezaket ve mihmandarlığı yerine getirdikten sonra subaylar, küçük subaylar ve asker miktarını yazmış olduğum raporuma ek olarak arz ve takdim eyledim. daha sonra beraberce yolumuza devam eyleyerek…'' şeklinde raporunu sunmuştu.

    bundan sonra yapılacak tek bir iş kalıyordu. alman birlikleriyle konuşmak ve gelen emirler doğrultusunda, onların güvenliğini sağlamaktı. zira bölge ingiltere ve fransa’ya ait savaş gemileri tarafından abluka altına alınmıştı. emden kruvazörü ise denizlerde ingilizlere ve müttefiklerine pek çok zayiat vermişti. emden batırıldıktan sonra amirali ve beraberindekiler tutuklanmıştı. ancak cocos adasındaki telsiz istasyonunu tahrip etmek için karaya çıkmış olan ve daha sonra emden’in batırılışına müteakip, adadan kaçmak zorunda olan mürettebata ulaşılamamıştı. ingilizler ve müttefikleri tarafından bu mürettebat aranıyordu. bu nedenle, bir şekilde itilaf donanması ablukasındaki sularda, onlara yakalanmadan hudeyde’de karaya çıkan efsane mürettebatın güvenliği sağlanmalı ve alınacak tedbirlerle birlikte, onların san'a’ya sevkleri sağlanmalıydı. bu durum 7. kolordu’ya, komutan ragıp bey tarafından;

    “mandar’a çıkan ecnebi askerinin alman hükümetine mensup oldukları, bunların bir yüzbaşı biri küçük subayla dört mülazım, 39 askerden ibaret oldukları ve gönderilen müfrezeyle birlikte hudeyde’ye gelmekte oldukları şimdi zabıt keşif kolu kumandanından alınan rapordan anlaşılmıştır. sonradan açıklamalı bilgi arz edilecektir. binaenaleyh her türlü istirahatlarinin temini için icap edenlere emir verildiğini arz ederim.'' diye bildiriliyordu.

    mücke ve beraberindekiler rahat bir nefes almışlardı. almanya’ya ulaşmak hayallerini süslese de bu hayalin gerçekleşme ihtimali daha da belirginleşmişti. ragıp bey tarafından, 7. kolordu’ya gönderilen bir diğer bilgilendirmede, şu isteklerde bulunuluyordu:

    “asker ve subaylar bahriye sınıfına mensupturlar. fikir ve maksatları istanbul’a ve oradan da almanya’ya gidip, tekrar harbe katılarak, vatanları için vazife alacaklarını beyan ediyorlar. hatta buradan yol yoksa ‘bizi getiren vapurla cidde’ye gidelim. oradan medine-şam yoluyla gideriz’ demeleri üzerine tarafımızdan, ‘sevk imkanı düşünülecektir.’ cevabı verildi. bunlar bahriye sınıfına mensup olduğu ve mükemmel almanca bilen de bulunmadığına nazaran, bunlardan istifadenin sınırlı olması ve bunların hayatta kalmaları için yapılacak masraflar, bize pahalıya mal olacağı doğaldır. mutlaka burada kalmaları emir olunuyorsa, iyi almanca bilen bir subayın bunlara tercüman olarak tayin ve bu şekilde burada istihdam edilmesi ve vazifelendirilmesi sizden talep olunur…''

    karaya çıkanların müttefik askeri olduğu ayan beyan ortadaydı. ancak bu kez idareciler yeni bir sorunla karşı karşıya kalmışlardı. kendi askerleri için peksimet ve zeytinden başka kumanyası olmayan osmanlı devleti, almanları nasıl besleyecekti? üstelik onların iaşelerinin temini osmanlı maliyesine külfet oluşturacaktı. giderler hangi bütçeden karşılanacaktı? gerçekten yemen vilayetinin maliyesi iyi değildi ve yemen’den, bu konuda istanbul’a sık sık para talebi gönderiliyordu. bununla birlikte askerler alman olduğu için onlarla aynı dili konuşacak biri yoktu ve bunun için almanca bilen bir tercümana ihtiyaç duyuluyordu. almanca bilen bir tercüman nereden temin edilecekti? alman askerleri bahriye sınıfına mensuptu ve o günkü şartlar dahilinde osmanlı ordusunda kullanılmaları mümkün değildi. bu askerlerle ne gibi faaliyet yapılacaktı ve bunlar hangi kademede, nerede kullanılabilirlerdi? üstelik alman askerler, istanbul’a ve oradan da almanya’ya gitmek istiyorlardı. nasıl gönderileceklerdi? beraberlerinde karaya çıkardıkları eşyalar, ne olacaktı? bu eşyalar ve cephaneler nasıl taşınacaktı?

    osmanlı askeri ve idari yöneticileri bu tür sorularla meşgul olurken, yerli birliklerden fehmi efendi’nin,

    “…hudeyde’ye yarım saat mesafede tüm birlik bir araya toplandı. subaylar ve askerlere ait eşyalarla tüfek ve cephaneleri, yolculuk esnasında, hudeyde’ye yakın bir meydanlıkta toplatılarak, daha sonra eşyalar aldırılmak üzere bir yerde muhafazası için mülazım yakup ağa ile 3/116. taburdan 7 asker ile bir çavuş ve 3 de gönüllüye terk edildi. süratle ordugaha hareket olundu. ordugaha saat dokuzda varıldığı arz olunur.'' yazısı,

    almanların osmanlı birliği refakatinde hudeyde’ye yola çıktıklarını bildiriyordu. aslında olaylar kendiliğinden gelişmeye başlamış, bölgedeki birliklerde görev yapan ve bu işlerle mesul olan komutanların kendi inisiyatifleriyle bazı gelişmelerin yaşandığı görülmekteydi. zira ilk etapta, karaya çıkan alman birliğinin, hudeyde’de bulunan ordu karargahından, herhangi bir emir gelmeksizin sevk edildiği görülmektedir. ayrıca eşyalarının taşınması zor olduğundan, öncelik askerlerin nakliyesine verilmiştir. yine 10/11 ocak 1915 tarihinde tihame askeri üssüne binbaşı mehmed asaf imzasıyla gönderilen raporda, kabilelere güven duyulmadığından, almanların beraberinde getirdikleri silah ve cephanelerin yakup ağa’ya teslim edilmiş olduğu bildiriliyordu. bu durumu 3/116. taburu 1. bölüğünden mülazım akif, o günü şöyle anlatmıştır;

    “pazar gecesi saat dokuzda mandar’da sandıkların bulunduğu mahalleye askerlerle birlikte vardım. orada polis memuru, muhafız asker ile hamal ve develer bulunuyordu. varışımızda askeri tedbir alarak her sandığa birer nöbetçi yerleştirdik. daha sonra eşyaları, sahilde bulunan diğer eşyaların yanına taşıttırdım. oraya gitmeden yarım saat evvel bazı kabile önderleri, adı geçen yere gelerek, beraberlerindeki araplarla eşya çıkartıyorlardı. ertesi günü saat sekize kadar bütün eşyayı karaya çıkarttırdım. belediye tarafından gönderilen hamallar vasıtasıyla iki sandık karaya çektirildi. diğer iki sandık su çekildiğinden, sahile yakın yerde su içerisinde kaldı. eşyaların karaya ihracı esnasında ve refakatimizde bulunan polis memuru ali efendi ile birlikte köyün akil yardımcısı bulunan iki arap getirtilerek, sandıkların içinde bulunan 3 çapa, bir zincir ve hisari madenden yapılmış eşya ve sandıklar ali efendi ile birlikte teslim edildi. zayiata meydan verilmeden, tesadüf edilen bütün eşya develere naklettirerek, pazar günü gece saat yarımda geri döndüm. mandar’a vardığımızda sandık içerisinde bulunan eşyaların genellikle karıştırıldığı görülmüştür. develerle getirilen eşyalar salih şazili efendinin hanesine teslim edilmiştir…''

    alman mürettebat beraberinde 4 adet maksim makineli tüfek, 30 sandık içerisinde 250’şer fişekli 30 şarjör ve toplamda 7500 mermi taşımışlardı. bu silah ve mühimmatların yanında mavzer ve 8 mm çapında kasaturalı 27 adet piyade tüfeği bulunmaktaydı. her tüfeğe ait 7500 merminin haricinde tüfek başına 60 mermi hesabıyla 1620 mermi bulunmaktaydı. toplamda 27 piyade tüfeği için 9120 atımlık mermi tespit edilmişti. subay ve teğmenlerin tabancalarıyla beraber yarı sistemli 22 adet tabancanın varlığı da osmanlı kayıtlarına geçmişti. hem bu malzemeler hem de diğer malzemeler, alman askerlerinin kullandığı iki sandıktan çıkarılmıştı. diğer iki sandık, kızıldeniz’de medcezirin ortaya çıkardığı etki nedeniyle karaya çekilemediği görülmekteydi. dolayısıyla kalan iki sandıktaki malzemeler, daha sonradan muhafaza altına alınacak ve listesi osmanlı zabitleri tarafından tutulacaktı.

    emden batırıldıktan sonra cocos adalarında başlarının çarelerine bakmak zorunda kalan alman bahriye askerlerinin, yanlarında yaklaşık 20 günlük cephaneyle, ingilizlerden kaçtıkları gözlenmekteydi. karaya çıkarken emden mürettebatının yanlarında taşıdıkları malzemelere bakılırsa, oldukça ihtiyatlı bir yolculuğa çıktıkları görülecektir. mücke bu yolculuğa gayet tedbirli çıkmıştı ve uzun sürecek bir yolculuğa da hazırdılar. ancak mevcut malzeme ve yiyeceğin almanya’ya kadar yetmeyeceği de aşikardı. bu nedenle bir an evvel osmanlı topraklarına ayak basarak, kara yoluyla almanya’ya güvenli bir şekilde ulaşmaları gerekiyordu. akdeniz ve kızıldeniz, her tarafta olduğu gibi itilaf donanmasıyla abluka altındaydı. bu karmaşa sonrasındaki günlerde durum sakin bir hal almaya başlamıştı. dolayısıyla olayın vahameti tüm detaylarıyla yavaş yavaş raporlara da yansıyordu. 12 ocak 1915’te kaymakam kadri imzasıyla tihame askeri harekat komutanlığına gönderilen rapor, almanların karaya çıkışları ve osmanlı devleti’nin aldığı tedbirlere yönelik çarpıcı detaylar içermekteydi. kadri bey’in raporunda:

    “…kasabadan keşif için giden jandarmalarla köyün ileri gelenleri mitralyözlerin yanına kadar giderek, almanlarla görüşmüşler. almanlar, ‘biz almanız.’ ve hudeyde’de duran gemileri göstererek, onlara karşı ‘bom bom yapacağız.’ ve almanlar parmak işaretiyle hep birlikte ‘fransızlarla muharebe edeceğiz.’ demişler. akil ve şeyhler inanmamış, ‘siz fransızsınız.’ demişler. almanlar da cevaben, ‘no, no!’ diyerek, osmanlı hilal-i ahmer bayrağını çıkararak ay şeklini göstermişler ve şapkalarının iç tarafında ay resmi yapmışlar. o sırada az fransızca bilen bir kayıkçı bulunarak, az çok konuşulmuş ve kendilerinin gerçekten alman olduklarını ve hudeyde’nin, fransızca bilen bir tercüman vasıtasıyla, fransızların istilasında olduğunu anlamışlardır. hudeyde’ye gideceklerini söylemişler ve akil ile meşayih ise mitralyöz ile tüfeklerinizi bize teslim edin, sizi götürelim demişler. bunlar da muvafakat etmekle hemen mitralyözlerle şahsi ve orduya ait eşyaları yüklenerek yola çıkarılmışlardır…'' yönünde verilen bilgilerden, olayın nasıl gerçekleştiğini görmek mümkündür.

    aslında alman bayrağını tanımayan arap kabilelerinin, alman imparatoru kaiser’in madeni bir para üzerindeki rölyefini tanımaları oldukça şaşırtıcı bir bilgi olarak dikkat çekmektedir. oysa yemen’in bir sahil köyünde bulunan arap kabilelerinin irtibatın bu kadar kısıtlı olduğu bir dönemde alman imparatorunu tanımasının mümkün olabilirliği tartışmaya açıktır. ayrıca osmanlı idarecileri, gelen alman askerlerinin hint okyanusunda batırılan emden kruvazörü mürettebatından olduğunu kadri bey’in bu raporundan öğrenmişlerdi. hudeyde’ye getirilen alman askerleri, osmanlı ordugahında “ariş” diye tabir edilen barınaklara yerleştirilmişti. almanları misafir edecek mevcut yerin olmadığı, tihame askeri üssü komutanı ragıp bey’in 1. alay’a gönderdiği yazıdan anlaşılmaktadır. zira bu yazıda ariş yapılması için marangoz istenildiği gibi barınak için gerekli olan malzemeler de talep edilmekteydi. ancak ilerleyen tarihlerde ki raporlarda, kızıldeniz’deki med-cezir nedeniyle yaşanan çekilmeden dolayı karaya çıkarılamayan diğer iki sandık da muhafaza altına alınmıştı. nitekim 16 ocak 1915’te hudeyde’den ragıp bey imzasıyla gönderilen tahriratta bu sandıklar ve içerisindeki mallara yönelik de gerekli tedbirlerin alındığı belirtiliyordu. fakat 21 ocak 1915’te, mandar sahilinde kalan diğer iki sandık, kızıldeniz’de osmanlı devletini zaman zaman korsan faaliyetleriyle uğraştıran “zeranik” adlı kabile tarafından yağma edilmek istenildiği bilgisi geliyordu. zeranikliler, mandar sakinleri tarafından kovulmuş ve bu yüzden, bu iki sandığın gece karanlığında hudeyde’ye gönderilmesi istenmiştir. bunun yanı sıra askeri tedbirler de alınarak sandıklar, hudeyde’ye deniz yoluyla getirilinceye kadar koruma altına alınmıştı. almanlar hudeyde’ye gönderilirken malzeme ve yiyecekleri de osmanlı idaresi tarafından korunuyordu. bu tedbirlerin yanı sıra, almanlarla, lisan sorununu halletmek için çeşitli çareler aramaya başlayan osmanlı yöneticileri, carb şehrinde bulunan 3. alay’dan tercüman istemişti. bu vesileyle almanlara hem mihmandarlık hem de tercümanlık etmek için 2/118. taburun 1. bölüğünden teğmen mehmet emin efendi tespit edilmiş ve hudeyde’ye gönderilmişti. almanlar, aslında hudeyde’den kara yoluyla medine’ye oradan da trenle istanbul’a varmanın hesaplarını yapıyorlardı. mehmet emin efendi geldikten sonra bu niyetleri öğrenilince, kara ve deniz yolunun kullanılmasının müsait olmadığı belirtilmişti. bunun üzerine bir kafile hazırlanarak san'a’ya gönderilmeleri gerekiyordu. ancak mühimmat ve askerin çokluğu, bu kere de nakliye sorununu ortaya çıkarmaktaydı. 7. kolordu komutanı tevfik paşa, tihame askeri üssü’ne şöyle emir göndermişti;

    “almanlar, san'a’ya hareket ettirilecektir. kendilerine refakat ve yardımcı olmak üzere askeriyeden ve jandarmadan açıkgöz birer subayla, yeterli düzeyde asker hemen verilmelidir. orada mevcut hayvanlardan istifadesi mümkün olanları köylerimiz tahsis edecektir. geri kalanlar için tahsisatta bulunmak üzere mülkiyeye müracaat edilecektir. eşya, makineli tüfekler ve cephaneler miri develerle nakledilecektir. menaha’dan hacile’ye kadar bir müfreze sevk edilmesi emredilmiştir. o zamana kadar iaşe ve istirahatlarının sağlanmasına çalışılmalıdır. bu işle ilgili gerekli hususlar vilayet merkezine de yazılmıştır. lazım olan develerin temini için sorumlu memurlara tebligat yapınız.''

    tevfik paşanın bu yazısından anlaşıldığı kadarıyla istanbul’dan bir talimat gelmişti. almanların rahat ettirilmesi ve güvenlikleri için gösterilen hassasiyet, gelen misafirlerin önemli birileri olduklarını gösteriyordu. bu önem 1. dünya savaşında, denizlerde varlığı hissedilemeyen osmanlı devletinden ziyade, onun müttefiki olan almanya için geçerliydi. (bkz: osmanlı zırhlıları/@uzumun sapi) bu nedenle bahriye askerlerinin sağ olarak almanya’ya ulaşmaları, savaşın başlamasıyla birlikte efsane haline gelen emden’den geriye kalanların anlatacaklarıyla, alman halkı ve ordu mensupları üzerinde olumlu psikolojik etkiye sahip olacaktı. dolayısıyla osmanlı yönetimine ve yemen vilayetine askerlerin istanbul’a gönderilmeleri yönünde baskı yapıldığı ortaya çıkmaktadır. alman mürettebat san'a’ya gönderilirken, mandar’da kalan diğer iki sandık da 24 ocak’ta hudeyde’ye getirtilmiş ve kızıldeniz komodorluğunda koruma altına alınmıştı. diğer iki sandıktan çıkan malzemelerin geneline bakıldığında ise gemilerde yahut küçük kayıklarda kullanılmak üzere belli başlı aletlerden oluştuğu görülmektedir. yani mücke ve beraberindekilerin açık sularda seyredebilmeleri için gerekli alet ve edevattan ibarettir. geride kalan sandıklar da hudeyde’ye getirildikten sonra kafile için gerekli muhafızlar ve nakliye araçları hazırlanarak almanlar, 27 ocak 1915’te san'a’ya doğru yola çıkarılmışlardı. 45 ester ve 8 eşekten oluşturulan kafile, hudeyde’den hacile’ye doğru hareket etmiştir. üstelik osmanlı devleti, hudeyde’den iç kesimlere doğru gidildiğinde yüksekliğin artmasına binaen alman askerlerinin üşümemeleri için kolordudan giyecekler göndermiş ve yiyecek tedariki de sağlamıştı. kafile bir duraktan diğerine molalar vermek suretiyle san'a yolunu tutmuştu. varılan her menzilde kafile ihtiyaçlarını gidermiş ve nakliye araçlarını değiştirmiştir. bu yüzden yola çıkışta eksik olan ihtiyaçlar, zaman içerisinde varış noktaları tarafından temin edilmeye çalışılmıştı. örneğin, nakliye kumandanı mehmet’in aktardıklarına göre; menaha’dan san'a’ya taşınmaları için 50 esterle 35 deveye ihtiyaç duyulmuştu. hudeyde-bacil-menaha-san'a güzergahında bulunan mıntıka kumandanlıklarına gelen kafilenin istirahat ve iaşelerinin temini hususundaki talimatlar, tihame bölgesi harekat komutanlığından anbean bildirilmekteydi. üstelik kafilenin nasıl karşılanması ve ne yiyip içmeleri gerektiği de bu talimatlar arasında aktarılıyordu. mücke ve beraberindeki bahriyeliler, hudeyde’den ayrılacakları günün akşamında, alman imparatorunun doğum gününü kutlamayı da ihmal etmemişlerdi. tihame bölgesi komutanı ragıp bey, müfrezenin ayrılışını;

    “bugün alman müfrezesiyle beraber üç bölüklü karma bir tabur tarafından saat 3:00’da şamiye kalesinin doğusunda ve bazı mahallerde mızıkayla birlikte yapılan muntazam bir yoklamanın peşine, kaptan von mücke tarafından bir nutuk verildi. bunun üzerine askerimizle birlikte evvel emirde üç defa ‘hurra!’ ve peşine üç defa da ‘padişahım çok yaşa!’ sedası ile hürmet gösterisi yapıldı. daha sonra orada bulunanların önünde ve alkış tufanıyla birlikte muntazaman bir resmi geçit icra edildi. ardından saat 5:30’da ikametlerine tahsis olunan belediye dairesinde, imparator wilhelm hazretlerinin doğum günü için askeri, mülki ve belde eşrafıyla birlikte tebrik kabulleri yapıldı. 16 kişilik ziyafette, padişah ve imparator adına saygı konuşmaları yapıldıktan sonra ziyafete son verildi. diğer taraftan alman askeri için yapılmış ariş içindeki sofrada, saat 6:00’da kuzu dolmalı ve tatlıyla birlikte bir ziyafet daha verilmiştir. 9:30’da almanların mecburiyetten dolayı hastahanede bıraktıkları 3 alman askerini ziyaret ve veda ettikten sonra ordugaha geri geldik. saat 10:30’da eski ordugahtan hareket edilmiştir.'' ifadeleriyle bildiriyordu.

    nitekim alman kafilesine yüzbaşı doktor haşim efendi, hayvanlar için asteğmen ali rıza efendi ve kafilenin güvenliği ve iaşeleri için de 1/118. taburundan üsteğmen hüseyin efendi görevlendirilmişti. ayrıca yolda herhangi bir saldırıya maruz kalınmaması için iki manga asker, bir jandarma taburu da kafileye dahil edilmişti. hudeyde’de hastalıkları nedeniyle 3 alman askeri ve bir doktor dışında kimse kalmamış, silah ve cephanelerin haricinde deniz yolculuğuna ait alet ve edevatlar, kızıldeniz komodorluğuna teslim edilerek, san'a’nın yolu tutulmuştu. 'abal menzil kumandanlığına gönderilen 28 ocak 1915 tarihli bir diğer telgrafta, almanların, san'a’ya gönderilmesi için nakliye araçlarının temini hususunda sıkıntılar yaşandığı belirtiliyordu. hudeyde’den yola çıkarak san'a’ya gidebilecekleri vasıtaların olmayışı ve nakliye aracı olarak deve, eşek ve katır gibi hayvanların tercih edilmesi, bazı durak noktalarında onların değiştirilmesini zorunlu kılıyordu. çünkü osmanlı devleti, yemen’de hem ingiltere hem de ingiltere yanlısı bazı kabilelerle mücadele halindeydi. bu nedenle hudeyde ve çeşitli bölgelerden elde edilen vasıtalar, askeri amaçlarla kullanılmak üzere geri gönderilmişti. yani hudeyde’den yola çıkan kafile, bacil’e vardığında, bazı hayvanları hudeyde’ye geri göndermek zorundaydı. bacil’de kendilerine yeniden nakliye vasıtaları temin edilecekti. bu açıdan bakıldığında osmanlı devletinin kendi nakliyesinde yaşadığı sıkıntıların bir benzerini, almanları sevk ederken de yaşamıştı. bu esnada, yani almanlar san’a yoluna çıktıkları zaman komodorluğa teslim edilen mallarda eksiklik olduğu tespit edilmişti. hatta mutasarrıf ragıp bey tarafından hudeyde merkez komutanlığına gönderilen telgrafta, almanların kayıklarından çıkan 3 adet demir çarkın komodorluğa teslimi esnasında eksiklik olduğu bildirilmişti. bu konu üzerine hassasiyetle eğilen kadri bey, yaptırdığı tahkikat neticesinde demir çark olarak belirtilen malzemenin mitralyöz kundağı olduğu ve komodorlukta bulunduğunu ortaya çıkarmıştır. dolayısıyla müttefik almanların en küçük malzemesinin korunması bile, üzerinde önemle durulan mesele haline gelmişti.

    alman askerleri hudeyde’de karaya ayak basar basmaz, istanbul’a oradan da almanya’ya dönmenin hesaplarını yapıyorlardı. hudeyde’de osmanlı yetkilileriyle yaptıkları ilk görüşmede, planlarını hemen belirtmişlerdi. 16 ocak 1915’te 7. kolordu komutanı ahmet tevfik paşa’dan tihame askeri üssüne verilen talimatlarda, almanların gitme isteği, bir nebze de olsun taahhüt edilmişti. ahmet tevfik paşa bu telgrafında, almanlardan misafir olarak bahsediyordu. ayrıca onları hem kara yoluyla hem de deniz yoluyla göndermenin hesaplarını yapmak üzere imam yahya’dan yardım bile talep ediyordu. ancak imam yahya’dan aldıkları iç karışıklık ve denizlerde müttefik ablukası olduğu cevabı, gerekçe gösterilerek şimdilik bu isteğin ertelenmesi düşünülmüştü. hudeyde’nin nemli ve sıcak havasına içme suyunun tuzlu oluşu eklenince, alman askerleri arasında rahatsızlıklar meydana gelmişti. bu nedenden ötürü mücke ve beraberindekilerin her türlü istirahatları sağlanarak, san'a’ya doğru yola çıkarılmışlardı. karaya çıktıkları esnada alman mürettebatının deniz veya kara yoluyla gönderilmelerinin mümkün olmadığı gözükmektedir. bu durumda ahmet tevfik paşa, gelen askerleri san'a’ya aldırarak onların tecrübe ve bilgilerinden istifade etmenin yollarını aramaya başlamıştı. aslında istanbul’dan gelen 13 ocak 1915 tarihli telgraf, her şeyi açıklar gözükmekteydi. bu telgrafta, mürettebatın deniz veya kara yolunu kullanarak, şu şartlarda almanların yola çıkmalarının mümkün olmadığı, kesin bir dille belirtiliyordu. hem istanbul’dan gelen bu kesin emir hem de mevcut yazışmalar mürettebata, san'a yolunu göstermişti. kesin talimat karşısında, ahmet tevfik paşanın yapacağı tek bir şey kalmıştı; o da almanların merkeze aldırılarak, osmanlı ordusunda çalıştırılması fikriydi. alman mürettebat san'a’ya vardığında oranın da havası kendilerine iyi gelmemişti. üstelik soğuk havadan dolayı karınlarına kramplar girmişti. san'a’dan karayoluyla en yakın tren istasyonuna varmayı düşünen mücke, bunun imkansızlığı karşısında hudeyde’ye geri dönmeye ve deniz yoluyla medine’ye varmayı kararlaştırmıştı. mücke’ye göre (hatıratına göre), san'a’dan ayrılmaları tamamıyla kendi çabaları sayesinde olmuştu. kişisel girişimiyle, kendilerini hudeyde’ye götürecek nakliye vasıtalarına ulaşmıştı. yine anlattıklarına göre; hudeyde’den ayrıldıkları kayıkları bile kendisi temin etmişti. oysa gerçek bunun tam tersidir, mücke ve mürettebatı tıpkı san'a’ya gelirken yapıldığı gibi hudeyde’ye geri dönerken de aynı tedbirlerin alındığı ve yemendeki yetkililerin ellerinden geleni yaptıklarını görülmektedir. mücke'nin hatıratında iddia ettiği gibi tekneler kendisi tarafından değil, hudeyde şehrinde bulunan kızıldeniz komodorluğu tarafından temin edilmiştir. san'a’dan tekrar hudeyde’ye geri dönme hazırlığı yapıldığında, ahmet tevfik paşa bir kere daha tihame askeri üssüne telgraf çekerek; almanların deniz yoluyla kunfuda’ya gönderilmesi gerektiğini emrediyordu. bunun için ise otuz kişilik tekneye ihtiyaç duyuluyordu ve bu teknelerin nasıl temin edileceğini, kimlerden satın alınacağını ve ücretinin ne kadar olacağı teker teker sorulmaktaydı. ayrıca suya ihtiyaç duyulacağından kunfuda’ya kadar olan ihtiyacın nerelerden ve ne şekilde temin edilebileceğinin detayları istenmekteydi. 16 şubat 1915 tarihli bu telgrafın içeriği son derece de gizli tutuluyordu. ahmet tevfik paşa, tihame’ye bu emirleri ve soruları yöneltirken; hudeyde’de askeri yetkililere daha farklı içerikte bir telgraf göndermişti. bu telgrafında daha çok kızıldeniz ve sahillerle ilgili bilgi talebinde bulunuyordu. zira alman mürettebatının güvenliği son derece önemliydi. şayet sahillerde ingiliz veya fransız savaş gemileri varsa, almanların gönderilmesi ertelenebilirdi. ahmet tevfik paşa’nın hem tihame hem de hudeyde’deki askeri komutanlıklardan bilgi talebi, derhal kızıldeniz komodorluğuna iletilmiştir 18 şubat 1915’te gayet gizli tutulması istenilen bilgiler çeşitli sorulardan oluşmaktaydı. bunlar;

    “- her biri otuz kişi alabilecek iki tekne tedariki mümkün müdür? - tekneler elimizde varsa veya denizden ele geçirilmiş olanlar mevcutsa bunlara mürettebat temin edilebilir mi? - 1600 kg su kamaran adasından alınabilir mi? - kızıldeniz’de kaç tane ve hangi tür ingiliz ve fransız harp gemisi bulunmaktadır? bu gemilerin teçhizatları nelerdir? nereleri üs olarak belirlemişlerdir ve nerelerde dolaşmaktadırlar? - özellikle fersan, luhayya ve cizan taraflarında hangi tür harp gemisi dolaşmaktadır? - fersan ve kamaran bölgesinde hangi cins gemiler görülmüştür?” şeklindeydi.

    ayrıca kunfuda ve cizan’a gitmek için büyük ve küçük harp gemileri ile teknelerin seyir güzergahını gösteren bir harita ve krokinin çizilerek, cevap yazısı ile gönderilmesi de talep ediliyordu. komodorluktan istenilen bu bilgiler, hem tihame askeri üssü komutanı ragıp bey tarafından hem de hudeyde’de bulunan fırka komutanı galip bey tarafından talep edilmişti. nitekim bu sorulara komodor nafi bey tarafından verilen cevaplarda, teknelerin kolaylıkla temin edilebileceği ve bunların kullanımı için teknik eleman da bulunabileceği belirtiliyordu. yine nafi beye göre; kamaran’dan su rahatlıkla temin edilebilmekteydi. ayrıca kızıldeniz’de, 19 şubat 1915 tarihi itibariyle ingilizlere ait üç gambot ve iki hafif kruvazör; aden’de ise dört ingiliz kruvazörü bulunmaktaydı. fransızların ise bir kruvazörü kızıldenizdeydi ve bu kruvazör süveyş’e doğru gitmişti. ayrıca ingiliz gemileri cibuti-aden istikametinde hareket ediyorlar, fersan-cizan-luhayya-midi-kamaran civarında da sefere çıktıkları oluyordu. ingilizler henüz kızıldeniz’de donanma üssü oluşturmamışlardı. üstelik fersan-cizan-luhayya hattında her türlü gemi dolaşabildiği gibi büyük gemiler için bu bölge tehlikeliydi. fakat iyi bir kılavuz sayesinde, bu rotalarda büyük gemiler de dolaşabilirdi. ingiliz gambotları ile yardımcı kruvazörleri genellikle fersan ve luhayya civarında görülüyordu. ancak cizan’da görüldüklerine dair henüz bir bilgi ellerine ulaşmamıştı. verilen bilgiler kayda değer ve çok önemli görülmüştür. çünkü ingiliz veya fransızların, almanların yemen’de olduklarına dair bir istihbarat almaları durumunda, dönüş planı ertelenebilirdi. dolayısıyla komodorluğun verdiği bilgiler doğrultusunda hareket edilmesi, mürettebatın sağ olarak istanbul’a ulaştırılması açısından önemli sayılmıştır. 25 şubat 1915 tarihli telgrafta, “hudeyde’yi terk etmeyiniz, oraya geliyorum. telgrafın içeriği gizli tutulacaktır…” şeklinde hudeyde’de hastalanan alman askerinin yanında kalan alman doktoruna, von mücke istihbarat göndermişti. yavaş yavaş hazırlıkların tamamlandığı ve alman mürettebatının yola çıkacağının bir işareti olan bu telgraftan anlaşıldığı kadarıyla mücke ve beraberindekiler için artık san'a’da kalmanın bir anlamı kalmamıştı. 1 mart 1915’e kadar çevrede bulunan yerleşim yerlerinde ve orduda ne kadar nakliye aracı varsa hemen temin edilmeye çalışılmıştı. 7. kolordu komutanı ahmet tevfik paşa, alman mürettebatının 3 mart’ta, yola çıkacağını ön görmekteydi. bu nedenle tihame bölgesi askeri üssü komutanlığına, almanların aşırı ısrarı karşısında gönderilmeleri gerektiği ve 3 mart’ta gerekli tedbirleri alarak mürettebatın yola çıkarılacaklarını bildirmişti. programa göre 6 mart’ta hacile’de olacaklar ve 7 mart’ta da oradan ayrılarak hudeyde’ye varacaklardı. hacile’den 53 bin lira ve 20 devenin hazır edilmesi de talep ediliyordu. ayrıca teknelerin tamir edilmesini ve alman mürettebatına denizci postası kıyafetleri giydirilerek luhayya’ya yola çıkarılmaları da alınan tedbirler arasında en dikkat çekici olanıydı. almanların gizlice denizden yola çıkmaları gerekmekteydi. çünkü her an bir ingiliz yahut fransız savaş gemisiyle karşılaşmaları mümkündü. bu nedenle alınan tedbirlerden ilki mürettebata postacı kıyafetlerinin giydirilmesiydi. ikinci olarak teknele luhayya limanı adına patent ve seyahat evrakı alarak yola çıkacaktı. ayrıca bu kayıkların su temini esnasında kaçakçılara ait olduğunu izlenimi verilmeye çalışılacaktı. üçüncü olarak 12 günlük peksimet, zeytin, pirinç, yağ ve patates gibi yiyecekler temin edilerek yolluklarına konulacaktı. bu seyahatin her ne kadar tehlikeli olduğu tevfik paşa tarafından bildirilmişse de alman komutan mücke bu uyarıları dinlememekte ısrarcı davranmıştır. 9 mart 1915’te:

    “bu sabah saat onda yüzbaşı fehmi efendi ile alman subay ve erleri geldiler. eşyaları henüz san'a’dan gelmemiştir. eşyalar geldiğinde bacil’e gönderilmesi için nakliye mülazımıyla otuz devenin iaşesi 'ayal’e terk edilmiştir. almanlar ile san'a’dan gelen nakliye hayvanlarından, lazım gelen mevkiye kadar gerek görülen altısı takımlı dördü semerli yirmi hayvan ve on asker memur…” ifadeleriyle,

    yüzbaşı cemal tarafından mürettebatın bacil’e vardıkları bildiriliyordu. askerine zeytin ve peksimetten başka günlük yiyecek veremeyen ve maddi imkansızlıklar karşısında sıkıntı çeken bir vilayette, almanların istanbul’a gönderilmesi büyük bir uğraş olmuştu. zira şuana kadar gerçekleşen durumu irdelediğimizde, mürettebatın sevkiyatı ve yiyeceklerinin temini hususunda 7. kolordunun büyük sıkıntılara katlanmış olduğu görülmektedir. merkezden para gönderildiği gibi çevredeki kişilerden kiralama yoluyla nakliye hayvanları temin edilmeye ve yine komutanlıkların bütçesinden iaşelerinin giderilmesine çalışılmıştı. ayrıca nakliyenin gerçekleşmesi için hudeyde-san'a güzergahında her bir komutanlık merkezi veya karakol, istasyon vazifesi görmüştü. dolayısıyla san'a’dan temin edilen nakliye araçlarının veyahut alınan tertibat düzeninin bir sonraki durakta görevi sona eriyordu. bu da her seferinde, varılan durakta yeniden nakliye aracı temini anlamına geliyordu. her bölge kendi mıntıkasından sorumlu tutularak, alman mürettebatın rahatı temin edilmeye de çalışılmıştı. 13 mart’ta bacil’den, yüzbaşı fehmi efendi idaresinde 59 kişi, 52 ester ve 30 deveden oluşan kafile tekrar hudeyde’ye gitmek üzere yola devam etmişti. 14 mart 1915 tarihinde tihame bölgesi askeri üssü komutanı ragıp bey:

    “hudeyde’nin cibane iskelesinden cidde’ye ve dersaadet’e müteveccihen 1 yüzbaşı, 3 mülazım ve 2 ihtiyat mülazımı olmak üzere 5 zabitan, 1 doktor, 7 küçük zabıt ve 40 asker ki toplamda 53 almanya’nın meşhur emden kruvazörü subay ve askeri, iki tekneye bindirilerek ve beraberlerinde 24 günlük erzakları verilerek hareket ettirilmişlerdir. adı geçen subay ve askerlerin uğrayacakları iskelelerde mümkün mertebe istirahatları temin ve bir sonraki durakları için gerekli tedbirlerin alınmasına gayret gösterilmesi istirham olunur…”. şeklinde kunfuda, cidde ve leyt kaymakamlıklarına yazı göndermişti.

    yazının bir nüshası da mücke’ye verilerek, alman mürettebat yemen’den yola çıkarılmıştı. bu tarih alman deniz askerlerinin yemen’den ayrılışlarının da tarihiydi. miralay ragıp bey, eski hudeyde mebusu tahir recep efendi, kızıldeniz komodoru nafi' bey, mülazım yakup ağa’dan oluşan uğurlama kadrosu saat 10.00’da cibane limanında hazır bulunmuşlardı. yüzbaşı fehmi, almanların sanbuklara bindirilmeden önce ümitsiz bir halde bulunduklarını raporlamıştı. böylelikle yemen serüveni sona eren emden mürettebatı, kunfuda-cidde-leyt güzergahını seyrederek, en son leyt’te tekrar karaya çıkmışlardı. arap yarımadasının bu kısmını denizden geçmeyi planlayan mücke ve beraberindekiler, yaşanan olumsuzluklar ve ingilizlerin yoğun ablukası neticesinde, artık kara yolculuğuna karar vermek zorunda kalmışlardı. çünkü ahmet tevfik paşanın da belirlediği plan bu doğrultudaydı. kızıldeniz’i tamamıyla teknelerle geçmeye çalışmak % 90 tehlikeli görülmüştü. bu nedenle osmanlı toprakları olan ve henüz bazı arap kabilelerinin osmanlı yönetimine karşı baş kaldırmadığı bir vakitte, kara yolculuğu deniz yolculuğundan daha güvenli bir seçenek gibi duruyordu. yalnız bu kez de farklı bir sorunla karşı karşıya kalıyorlardı. sada bölgesini geçtikten sonra en yakın liman olarak cidde duruyordu. ancak alman mürettebatının hristiyan olmaları nedeniyle kutsal topraklara ayak basmaları mümkün gözükmüyordu. islami akideler gereği bu mümkün değildi. bu kez bir plan daha yapılmış ve cidde’yi geçtikten sonra sultan 2. abdülhamid’e atfen kurulmuş olan leyt şehrinde bulunan limanda karaya çıkmaları kararlaştırılmıştı.

    almanya’ya dönüş yolunda yemen’den leyt’e kadar herhangi bir tehlikeyle karşılaşmamış olsalar da henüz durumun hassasiyeti atlatılmış değildi. emden mürettebatının aşması gereken bir kara yolculuğu daha bulunuyordu. nitekim kunfuda ve leyt’te mola vererek, yollarına devam eden alman mürettebatına osmanlı yöneticileri büyük ilgi göstermişlerdi. mücke, “akşam’a doğru kundufa’ya varmıştık. burada gayet dostça karşılandık…” şeklinde duyduğu memnuniyeti ifade etmekteydi. daha sonra alman ekibi, yolda karşılaştıkları bedevi saldırılarına da karşı koyarak medine’den trenle istanbul’a yola çıkmışlardı. bedevi saldırıları esnasında, kunfuda’dan beri refakatlerinde bulunan sami bey ve eşi, onlara büyük yardımlarda bulunmuşlardı. hatta sami bey’in eşinin o derece yardımlarını görmüşlerdir ki; the new york times gazetesinde, mücke’nin anlattıklarından yola çıkılarak; “bir türk kadın tarafından kurtarıldık” şeklinde başlık bile atılmıştı. bu yolculukları esnasında, istanbul’a varıp varamayacakları konusunda tereddüt yaşayan mücke ve beraberindekiler, osmanlı topraklarında güven içerisinde seyahatlerini sürdürmek kararından asla vazgeçmemişlerdi. saldırı da olsa, güzergahlarında güvenlikleri tehlikeye de girse, istanbul’a ulaştırılmaları konusunda osmanlı yönetimi kararlıydı ve gereken her türlü tedbiri almıştı. nitekim el-ula istasyonundan kendileri için gönderilen trene binen mücke ve diğer alman mürettebatı, yolda kaybettikleri bir arkadaşları hariç istanbul’a 23 mayıs 1915’te ulaşmışlardı. almanlar, 13 mayıs 1915’te haydarpaşa tren istasyonu’na gelmiş ve oradan da bir torpidobot ile sarayburnu’na geçmişlerdi. daha sonra sarayburnu’ndan kortej eşliğinde alınarak, osmanlı bahriye nezareti’ne götürülmüşlerdi. sms emden kruvazörü hem almanlar için hem de mürettebatın kurutuluş hikayesinin bir kısmı osmanlı topraklarında geçtiği için osmanlılar açısından övünç vesilesine neden olmuştu. dolayısıyla osmanlı yöneticileri buna sessiz kalmamış ve başkumandan vekili ve harbiye nazırı olan enver paşa, 26 mayıs 1915’te saray’a bir yazı göndermişti. bu yazıda;

    “almanya’nın emden kruvazörü mürettebatından, ekli listede rütbe ve isimleri yazılmış ve isimleri yanında gösterilen muharebe madalyası ile taltif edilmeleri hakkında tanzim edilen irade-i seniyye taslağı iki nüshasıyla birlikte ek olarak takdim kılınmıştır. icabının icra ve neticesinin emir ve haber edilmesi irade-i aliyye-i fehimaneleridir. ol-babda emr ve ferman hazret-i veliyyü’l-emrindir”. şeklinde,

    emden mürettebatına devlet nişanı verilmesinin uygun olacağını belirtiyordu. almanların, savaşta yararlılık gösterenlere “demirhaç nişanı” adı altında verdiği devlet madalyasından önce von mücke ve beraberindekiler, osmanlı devleti tarafından üstün hizmet madalyasıyla ödüllendirilmişlerdi. 31 mayıs 1915’te bizzat harbiye nazırı enver paşa tarafından mücke’ye, muharebe altın imtiyaz madalyası; diğerlerine ise muharebe gümüş liyakat madalyası verilmişti. böylece osmanlı devleti lehine doğrudan herhangi bir hizmeti olmayan ancak gayri ihtiyari soluğu osmanlı topraklarında alan ve hikayelerine osmanlı devletini de kattıkları için alman mürettebat devlet nazarında kıymetli tutulmuştu. nişan verilmesi, osmanlı devleti ricalinin müttefik askerlerine de bakış açısını göstermek açısından önemli bir gelişmeydi. osmanlı devletinin müttefiki almanya açısından ise efsane haline gelmiş mürettebatın hangi anlatılara sahip olduğunu göstermesi bakımından önem arz ediyordu.

    ***sonuç***

    sms emden’in batırılmasıyla, avustralya’ya ait sydney adlı gemi meşhur olmuştu ve avustralya, müttefikleri ingiltere ve fransa nezdinde ilk deniz zaferini kazandığı için itibarı artmıştı. emden’in uzun süre takip edilmiş olması ve denizlerdeki faaliyetleri, onun meşhur bir korsan gemisi gibi algılanmasına yol açmıştı. nitekim batırılmasının ardından, emden’in sonuyla ilgili ingiltere’de gazetelerin son sayfalarında tiyatrolar duyuruluyordu. emden kruvazörünün hint okyanusundaki faaliyetlerinin osmanlı devletine doğrudan bir katkısı olmamıştır. ancak almanya’nın osmanlı devleti’nin müttefiki olması nedeniyle onların zaferleri, türk toplumunda da değerli görülmüştür. oysa emden’in faaliyetlerinin osmanlı lehine bir neticesi mevzu bahis değildi. almanya’ya döndükten bir yıl sonra hatıralarını kitaplaştıran mücke, yemen’de olan bitenleri, sıradan bir hikaye gibi anlatmıştır. üstelik kendisini efsane haline getiren hikayesini anlatırken, tüm başarının kendisine ait olduğu vurgusunu yapıyordu. oysa osmanlı devletinden kalan belgeler ve yukarıda zikrettiğimiz komutanların yazışmlaları bunların tam aksini söylemektedir. hudeyde’ye yanlışlıkla çıkan alman mürettebatı aslında itilaf donanmasından kaçıyordu. dolayısıyla onları düşman gemilerinin takibinden kurtaracak tek çare, karaya çıkmak ve yolculuklarına burada devam etmekti. bölgede osmanlı devletinin de toprakları olduğu biliniyordu. ancak hangi bölge osmanlı idaresinde hangisi değil, onu kestirememişlerdi. mücke ve ekibi el koydukları “ayesha” ismindeki gemileriyle gidebildikleri yere kadar gitmenin hesabını yaparlarken, birden fransa’ya ait savaş gemilerine denk gelmeleri tüm planlarını suya düşürmüştü. dolayısıyla kızıldeniz’de sıkıştırılacaklarını anlayınca karaya çıkarma yapmanın en akıllıca iş olduğunu düşünmüşlerdi. karaya çıktıklarında, yemen vilayeti, ingilizlerin karaya çıktıklarını düşünerek derhal atağa geçmişti. türk komutanları, düşmanı derhal denize dökmenin gerekliliği üzerinde durmuşlardı. savunma yerine taarruz inisiyatifini ön gören türk subayları, harp tarihi açısından da zorlu bir sınav vermekteydiler. çünkü çanakkale’de de görüleceği üzere, savunma tertibatı alınarak düşmanı beklemenin ağır sonuçları olacaktı. oysa denizden çıkarma yapılırken, karadaki orduların, çıkarma yapanlara taarruz etmeleri en akıllıca taktiklerden birisiydi. çanakkale’de bu yapılmadığından düşman orduları sahilde uzun bir süre tutunabilmişti. ancak bir fark vardı, çanakkale’de alman subaylar etkiliyken yemen’de tüm karar mekanizmasını türk subaylar alıyordu. bundan ötürü yemen’de karaya çıkan her kim olursa, sahilde kamp kurmadan denize dökülmeliydi. yapılan tahkikatlar neticesinde hudeyde’deki yabancı askerlerin, alman bahriyesi’ne ait olduğu anlaşılmıştı. ancak gelenler alman olduğuna göre osmanlı devletine yardım için mi gelmişlerdi? ilk saatlerde, böyle bir intiba uyanmış olabilirdi. ancak zaman ilerledikçe bunların tesadüf eseri kıyıya çıktıkları ve devamının gelmemesi, zor durumda olan yemen vilayetindeki idarecileri hayal kırıklığına uğratmıştı. üstelik bunların iaşelerinin sağlanması ve nakilleri de mali açıdan vilayete zorluk yaşatıyordu. her ne kadar ahmet tevfik paşa tarafından, mücke ve ekibinin orduda istihdam edilmesi düşünülse de yemen’den ayrılmamaları hususunda da ısrarcı olmamışlardı. mücke’nin de ısrarcı davranmasıyla alman mürettebat, gerekli tedbirler alınarak, yemen’den uğurlanmıştı.

    almanların yaşadıkları bundan ibaret değildi. nitekim istanbul’a kadar uğrayacakları tüm yerler osmanlı idaresindeydi. dolayısıyla kurtuluş hikayelerinin uzun bir kısmı osmanlı topraklarında geçmekteydi. ancak şunu da belirtmekte fayda vardır. o dönemin gazetelerinin söylediklerini yazmayan mücke ve beraberindekilerin kurtulması için bir türk kadınının yaptığı yardımlar, elbette burada zikredilmeden geçilemezdi. istanbul’a kadar yaptığı tren yolculuğunda, arkasına yaslanarak verdiği röportajlardan gayet memnun olan mücke, istanbul’da görkemli bir törenle karşılaştığında, yemen’de kendilerine sunulan kuzu dolmasını çabuk unutuvermişti. nitekim kendi subay ve vatandaşlarının katkısını unutan babıâli, mücke ve beraberindeki alman askerlerine devlet nişanı vermede hızlı davranmıştı. oysaki von mücke ve mürettebatının osmanlı devletinden aldığı bu madalyadan ziyade kendi imparatorundan alacağı iron cross daha çok önem taşımaktaydı. mücke hakkında 15 mayıs 1915 tarihli the times gazetesinde çıkan bir haberde bu konu işlenmekteydi ve mücke’nin, suriye’de kendisiyle mülakat yapan gazeteciye sorduğu ilk soru, “demirhaç nişanı kazandın mı?” olmuştu. devlet hizmet madalyası alan kişilerin bulunduğu listede türklerin olmayışı elbette şaşırtıcı bir o kadar üzücüdür.

    peki emden kruvazörü neden denizcilik tarihinde önemli bir yere sahiptir? bunun için öncelikle 1. dünya savaşı sırasında alman donanmasının kısmi olarak kullandığı bir doktrini analiz etmekte fayda var. almanlar 1. dünya savaşından önce hızlı şekilde donanmasını modernize etme konusunda önemli adımlar atmıştı. bu gelişim neticesinde, donanmanın envanterine giren gemiler ateş gücü ve zırh açısından dönemin birçok gemisiyle baş edebilecek, hatta dönemin birçok muharebe gemisini yenebilecek durumdaydı. ancak almanya'nın karşısında döneminin en büyük filosu ve en modern silahlarla teçhiz edilmiş ingiliz kraliyet donanması bulunmaktaydı. dolayısıyla almanya 1. dünya savaşına girdiği sırada ingiliz donanmasıyla baş edebilmek için tek gemi ya da ufak filotilla akıncılığına el atarak yukarıda bahsettiğimiz doktrini benimsemiştir. buradaki amaç ingilizlerin sayıca üstün olan donanmasını akıncı harekatlarıyla incelterek haritaya yaymaktı. bu harekatlar ile almanlar anakarada bulunan temel güçlerini oluşturan asıl donanmasının daha rahat hareket ederek nefes almasını hedeflemişti. ayrıca korsan faaliyetleri yürüten bu gemilerin müttefik ikmal yollarında yarattığı kaos ve kayıpların müttefiklere zorluk çıkartacağı, hatta bu harekatların başarıya ulaşması durumunda savaşında kazanılabileceği alman donanma yetkililerinin hesapları arasındaydı. özellikle ingiltere savaş boyunca pasifik ve atlantik ikmal yolları üzerinden sağladığı malzeme ve asker sevkiyatlarıyla batı cephesinde bataklığa saplanmış siper savaşlarında diri kalabiliyordu. bununla birlikte asıl olan almanların akıncı taarruzlarında aslında emden dışında başarılı olamamasıdır.

    sms emden haricinde sms karlsruhe kruvazörü atlantikte gerçekleştirdiği taarruzlara iyi başlamış olsa da atlantiğin ortasında durduk yere kazanlarının patlaması sonucu batmıştır. ancak alman donanma istihbaratı karlsruhe'nin batışını kasım 1914'ten mart 1915'e kadar gizli tutmayı becerebilmiş. bunun sonucu olarak ortada olmayan bir alman kruvazörünü ''fleet in being'' doktrini ile ''hayalet gemi'' olarak bir sürü ingiliz gemisi bulmak için atlantiği dört dönmesine yol açmıştır. karlsruhe haricinde königsberg ve geier gibi kruvazörlerde akıncı harekatlarına soyunmuş. ancak bu gemiler herhangi bir başarılı akın gerçekleştiremeden batırılmıştır. bu itibarla; görünen o ki yukarıda zikrettiğiniz tüm gemiler içerisinde en büyük başarıyı (batırdığı veya ele geçirdiği tonaj olarak) emden elde etmiş gözükmektedir. dolayısıyla yukarıda zikrettiğimiz emden'in denizcilik tarihinde neden ayrı bir yere sahip olduğunun cevabı doğrudan karşımıza çıkmış bulunmaktadır. dünyada emden gibi bu denli başarılı akıncı taarruzu yapan zaten bir veya iki örnek bulunmaktadır. bu örneklerden birisi ise osmanlı donanması bünyesinde hamidiye kruvazörünün ege denizinde gerçekleştirdiği harekatlardır. her ne kadar hamidiye kruvazörü, emden kadar etkili ve geniş alana sirayet etmeyen bir harekat düzenlememiş olsa da, hamidiye'nin gerçekleştirdiği harekat emden için emsal oluşturacak bir durumdu. bununla birlikte denizlerde iyi mürettebat ve iyi komutayla hiçbir şeyin imkansız olmadığı da emden ve hamidiye örnekleriyle karşımıza çıkmaktadır.
  • 19 kasım 1938 günü mustafa kemali geri dönülmez yolculuğuna taşıyan zafer muhribine eşlik etmiş büyük alman zırhlısıdır .