şükela:  tümü | bugün soru sor
  • başkasının yıllarca biriktirdiği şeyleri katarak ürettiklerinin üzerine, hırsızlıkların en adicesiyle konmaktır.
  • genelde hakemler bu kategoridedirler. evet hakem de insandır hata yapar onları bu kategoriye zaten koymuyorum. ama her meslekte olduğu gibi onların da içinde hırsızlık mesleğini icra etmek için yaratılmışlar vardır ki sormayın...

    bunların en önemli özelliği korktukları birşeyin olmamasıdır. mesela futbol hakemleri diyelim. türkiye'deki mevcut futbol federasyonunun acizliği zaten ortada. dolayısı ile bir hakemin federasyondan korkması için hiçbir sebep yoktur. hemşehrilik, çıkar ortaklığı v.s sebepler yüzünden birçok hakem birçok maçın içine sıçmasına rağmen maç alabilir. ha federasyondan korkmuyorsa allah'tan korkabilir. e adam inanmıyorsa ona da yapacak birşey yok. mübarek ay filan dinlemez hırsızlığını yapar. geriye bir tek vicdan, karakter, şeref dediğimiz şey kalıyor ki bence en önemlisi budur onun için sona bıraktım, bu da yoksa yapacak birşey de yok.

    hiç unutmam daha çocuktum. mahalleden bir arkadaşımız vardı kuddusi diye. bir mahalle maçımı o yönetmişti. maçın ağzına sıçmıştı. sonra sorduk soruşturduk meğer diğer mahallede oynayan bir çocuk hemşehrisi imiş. onun için bizim maçı satmış kuddusi. o günden sonra lakabı şerefsiz kuddusi oldu. göt diyenler de vardı ama biz şerefsiz diyorduk.

    en az otuz yıl geçti üstünden. şimdi kimbilir nerelerdedir ne yapıyordur bilemem. ama kuddusidenilince aklıma hep şerefsiz kuddusi, göt kuddusi gelir.

    (bkz: melih in götü)*
  • (bkz: aciya gülmek)
  • bende biraz farklı tezahür eder bu deyiş kendisini.

    ilkokula gittiğim zamanlarda bahçeli müstakil bir evde oturuyorduk. arka bahçede altı tane ağaç vardı lakin sadece ikisi meyve veriyordu. biri kiraz, diğeri de armut ağacıydı. kiraz, zamanı gelince adeta hayvanlar gibi meyve üretirken, armut biraz embesildi. pek bi meyvasını yiyemedik, üzgünüm.

    hergün okuldan sonra evimizin yanındaki boş arsada top oynardık mahallemin ilginç karakterleriyle. bi vedat vardı babam ona şeytan diyodu. hemde suratına diyodu böyle orospu çocuğu der gibi, meğer rıdvan dilmen dolayısıyla öyle diyormuş sonradan öğrendim. sonra yasin abi vardı. nurcuydu, yani öyle diyodu arkadaşlar. acayip hızlı oynuyodu. topu ayağına alınca elli metre filan uzağa atıp oraya doğru koşup topu yakalıyodu. sonra bi daha atıp yakalıyodu falan. arsa zaten 60 metre uzunluğundaydı ama eni bi 200 metre vardı. nurcu olduğundanmıdır nedir tam kaleye doğru gidemiyodu, bi sağ çapraza bi sol çapraza öyle yaklaşıyodu kaleye. zaten kimse de yakalayamadığı için şerefsizi bırakıyoduk kendi haline top ona gelince, bi beş dakikaya golünü atıyodu, bekletmiyodu bizi fazla saolsun. birde emek abi vardı. serseri tanımını layıkıyla üzerinde taşıyabilen bir abiydi. kendisine erkeğin orospusu dememizi rica ediyordu arkadaşlarımız bu abi kim diye sorarsa. o ne lan demeyin kendisi bunun gurur verici bir iş olduğunu uzun uzadıya anlatıp, gelecekteki meslek seçimlerimizde daha gerçekçi yaklaşımlarda bulunmamızda yardımcı olacağına bizi inandırmıştı o zamanlar. jigololuk kariyeri yapmama ramak kalmıştı ama mahallede pazar pek geniş değildi bıraktım o işi.

    birgün ailecek gittiğimiz bir yemekten dönmüştük. annem ağaçları sulamak için bahçeye indiğinde ne görsün, emek abi* bizim kiraz ağacını talan etmiş elinde iki poşet kirazla bahçenin duvarından kaçıyor. yakalayamadı tabi annem. kaçtı gitti herif. annem sinirli sinirli döndü eve. o kadar emek vermiştim o kirazlara ben, emek hırsızı bunlar, lanet olsun tüh tüh vah vah diyerekten üzüntüsünü babama zerk ediverdi. babamda boşver zaten yemiyorduk kirazları yesin çocuklar dedi. aslında haklıydı zira pek güzel sayılmazdı bizim kirazlar, ama neden yılların erkek fahişesi emek hırsızı emek bey çalsındıyki meyvelerimizi. hayatımda ilk defa orda kin duydum sanırım. intikam hırsıyla doldum. ama adam benden altı yedi yaş kadar büyük olduğundan intikamım evimizin yanındaki arsada oynadığımız maçlarda kendisine pas vermemek oldu anca. ama yinede mesuttum ben. pas vermeden bitirdiğim her maçtan eve dönüşümde içimden bugünde kötülerle mücadelende galip geldin rpmcmurphy diyordum kendime. kahramanlığın dayanılmaz gururunu hissediyordum. o gün karar verdim, nerde bi emek hırsızı görsem veyahutta jigolo ona haddini bildirecektim kendi yöntemlerimle** ertesi gün vazgeçtim ama çok sıkıcıydı bu süperkahramanlık işi benim için. zaten göt kadar mahallede kime haddini bildirsem ertesi gün toplanıp ebemi sikerlerdi, kostüm giysem tanınmasam dedim, evde bi tek trompet takımının üniforması vardı onunda kaskı kafama sığmıyodu.
  • başkasının esprisini,sanki kendininmişçesine yapıp bundan prim yapmak da emek hırsızlığına girer heralde.ama zaten bunu hiçbirimiz yapmıyoruz di mi (:

    (bkz: sözlükten espri çalmak)
  • eger baskasinin yaptigi bir isi kendinizinmis gibi sahiplenmekse, cogu profesyonel ortamda cezasi olan bir suctur. kisisel tarzi da bu zamana kadar olan birikimimizin bir sonucu, ve bu birikimi elde etmek icin aktif caba sarfederek gecirdigimiz hayatimizi da bireysel emegimiz olarak gorursek, ki bu bicimde gorulmeli, bu emegin de hirsizi boldur haliyle.

    bu ikisinin en buyuk farkiysa, ikincisinde etkilenmeyle emek hirsizligi cizgisinin daha akiskan olmasi. asiri doza kacanlari azade tutarsak, herkes birilerinden/ bir seylerden etkilenerek evriliyor hayatta. fakat birebir tarzi almak da cok siritiyor be, bagiriyor resmen. iste bu noktada taklitler aslini yasatir da, bu isin ilahi adalet kismi sanirim.
  • genç sivillerin temsili referandum slogan ve logosunun başına gelendir.

    (bkz: göstere göstere hayır)

    (bkz: göstere göstere hayır logosu)