şükela:  tümü | bugün
  • ingilizce ortaya cikma, belirme gibi anlamlara gelir.
  • natasha st pier'in 1996 tarihli albümü. içinde şu şarkıları barındırır:

    01- sans le savoir
    02- il ne sait pas
    03- les magiciens
    04- pourquoi tu m'aimes
    05- j'ai cru trouver l'amour
    06- mou'tian
    07- le parcours du coeur
    08- portés par la vague
    09- friends
    10- le monde à refaire
    11- repose ton âme
  • karmasik bir sistem bilesenlerine ayrildiginda (reductionism) yitirdigi ozelliklerine emergent property denir. yani bir butun, parcalarinin toplami olarak dusunuldugunde kaybedilen birsey varsa bu emergent propertylerdir.

    fakat biraz dikkat etmek lazim. bu ancak, complexity theory baglaminda gecerli olacak bir tanimdir. yani ornegin kelimeleri dusunelim tek tek. bunlarin tek yapitaslari harflerdir. ama harf harf bakarsak kelimelerin/cumelelerin semantics denilen tasidiklari anlamlarini goremeyiz. faat biliyorum bir b, bir o, bir de k harfini alip yanyan yazarsam, birseyler anlatabilirim. burada emergent bir olay yok cunku dizaynir (ben), harflerin iliskisini ve bunlarin sonucunu ongorebiliyorum. dolayisiyla bu daha genel anlamda holistik (butunsel) - reductionist karsitligina bir ornek teskil eder sadece.

    fakat simdi su beylik ornegi dusunelim. bir noron threshold bazli elektrokimyasal amplifierdan ibarettir. input belli bir voltajin ustundeyse, bunu outputlarina iletir. ama her noronun ortalama 10 bin ucu var ve hepsi birbirine bagli milyonlarca noron dusunuldugunde, bir yerden gelen bir input, bir kac saniye icinde muazzam patternlara sebebiyet verecektir. bu sinyal patterninin icerigi, noronlarin birbirine baglanis sekline bagli (feedback derecesi mesela) ve bu baglanis belli sartlara uygunsa ve yeteri kadar noron varsa, bilincsel aktiviteler meydana gelir.

    bu aktiviteler her adimda daha buyuk patternlara sebebiyet verecek, daha ust seviyedeki farkindaliklara yolacacaklar. mesela aclik hissini tasiyan sinirler, hafizadaki cesitli bolgelere sikica baglilar ve onlar da bizim gorme sinirlerimizde bir tavuk budunu canlandirmamiza neden oluyorlar, o da agzimizi sulandiriyor, tavuk aramaya basliyoruz, onu bulmak icin strateji gelistiriyoruz yine onceki tecrubelerimizden yararlanarak vs.

    simdi dandik noronlarin bu sekilde karmasik feedback mekanizmalariyla birbirine baglanip giderek daha ust seviye sistemler olustrumak araciligiyla bu cesit bilinc aktivitelerine yolacmalari, bilincin bir emergent property olduguna isaret eder. zira noronlar tek tek incelendiginde o "bilinc" bulunmaz, hicbir noronun veya baglantinin icinde sakli degildir bilinc. bilinc bu sistemin biraraya gelisinden, yani daha da karmasiklasmasindan "emerge" eder.

    hep bahsettigim bir ornek de karincalar. tipki noronlar gibi onlar da aptallar, belli kimyasal maddeler belli siklikta ve siddette oldular mi onceden tahmin edilen basit tepkiler veriyorlar. ama 20 bin tanesini bir araya koyup, 10 dakika sistemin stabilize olmasini bekledigimizde, tikir tikir isleyen bir koloniyle karsilasiriz. koloniyi kim yonetiyor? hic kimse. hepsi birbirinden aptal ve tepeden inme bir yonetim icin gerekli mesajlasma sistemleri de yok. ama koloni cok zekice yapilaniyor ve akilli tepkiler veriyor. oyleyse bu zeka nerede? bilinc ornegindeki gibi burada zeka koloninin "kendisinde". karincalara tek tek bakarsak, yani sistemi temel taslarina indirgersek bir halt bulamayiz, reductionism cikmaz sokaga goturur bizi.

    zaten karinca kolonilerinin zeka belirtileri gosterebilmeleri icin de tipki noronlardaki gibi belli buyuklukte olmalari ve haberlesme yollarinin acik olmasi lazim (feedback derecesini arttirmak icin, yine tiopki noronlardaki gibi, yani norotransmitterlar bazi uyusturucularla bloke edilirse bilinc azalir) ve isin ilginc yani ortada bir kritik esik var. yani 9 bin karincalik bir koloni, 10 bin karincalik bir koloniden biraz daha az "zeki" iken, 8800 karincalik bir koloni, epey daginik oluyor, 8400'de ise koloni degil, basibos dolasan karinca surusu halini aliyor. (rakamlari ozenle atilmistir)

    bilinc de neredeyse tum emergent propertyler gibi ya olan ya da olmayan bir sey degil, degisik derecelerde olabilen ama bir esikten sonra tamamen kaybolan bir kavramdir.

    fizik, kimya, biyoloji, psikoloji ve sosyal bilimler, sirasiyla daha ust duzey bilimlerdir ve beynin anlasilmasi icin hepsinin kullanilmasi sarttir. ornegin teorik fizigin tum sirlarini cozsek bile mutasyonlarin mekanizmasini salt bu sekilde anlamak zor olur cunku orada sisteme bir ust seviyeden bakip, emergent propertyleri (kimyasal tepkimeler ve onlarin da karmasiklasmasiyla olusan biyolojik sistemler, vs) yakalamamiz lazim.

    manzaranin guzelliginin gorulebilmesi icin, ayni resme degisik uzakliklardan bakilmasi sart.
  • (bkz: zuhur)

    (bkz: tezahür)
  • bilen bilir, freddie hubbard'ın ölümünden bu yana "yaşayan en iyi trompetçi kimdir?" sorusuna roy hargrove yanıtını veririm hep. ne wynton marsalis, ne clark terry, ne de randy brecker bana hargrove'un tonunu veremezler. (doğal: trompette flugelhorn tonu yakalıyor adam!) 19'unda ricky ford'la çalmış*, with the tenors of our time'da büyük ustaların tam desteğini almış, 1997'de en iyi latin-caz albümü dalında grammy'yi (fazlasıyla hak ederek) kazanmış hargrove'u modern caz ve funk çöplüğünde kaybetmenin eşiğine gelmiş olma korkusu endişelendiriyordu beni. oldum olası sevemedim r&b'yi ve cazcıların r&b icra etmesini. her neyse, hargrove da bu yoldan geçti (ki r&b alanında da oldukça başarılı oldu) ve earfood gibi başarılı bir albümün ardından kendini bir nebze olsun affettirdi. ancak hargrove'un yetenek zengini olduğu apaçık ortada. bunu sadece sözkonusu albüm emergence için değil, caz standartlarını yorumlarken kendinden kattıklarını dikkate alarak ve büyük ustalrın yorumlarının ışığında belirtiyorum. yine de hargrove bana (earfood dahil) "son yıllarda yeteneğini pek de açığa çıkarmıyor, uyuşturucu gölgesinde az sayıda konserle idare etmeye çalışıyordu" diye düşündürmek üzereyken sakladığı bombayı patlattı ve uzun zaman sonra big band jazz dinlemekten oldukça keyif aldım. evet efendim, emergence kesinlikle çok başarılı bir albüm. hatta habana ve nothing serious gibi iki büyük klasiğin hemen ardında yer aldığını (şimdilik, ileride yukarı da çıkabilir) söylersem yanılgıda olmam.

    hargrove'u son 14-15 yılda iki piyanistle duyuyoruz genellikle. bunlardan birincisi büyük usta, küba tarihinin en iyi piyanistlerinden chucho valdes. ikincisi ise 84 doğumlu, takım elbise giymediği zamanlarda techno-funk'la uğraştığını düşündürecek kadar cazdan uzak görünmekle birlikte piyanonun başına oturduğunda seyirciği yerle yeksan edecek kadar iyi çalan gerald clayton. yine üç saksofoncuyu biliriz hargrove ile. modern takılan justin robinson & bruce williams ve latin-caz konusunda duayenliği tartışılmayacak tenor virtüözü david sanchez. elbette vurmalılarda horacio el negro hernandez'i unutmamak gerekiyor. emergence'ta tüm bu isimler birlikte çalıyorlar, üstelik daha fazla; çok daha fazla büyük isimle birlikte. başarılı sesiyle latin caz'da (nihayet) vokali sevmemi sağlamış roberta gambarini big bandini bulmuş ella fitzgeraldmışçasına nefis söylüyor.

    şarkılar genellikle tanıdık. habana'dan mambo for roy, unutulmaz caz standartlarından my funny valentine, every time we say goodbye, september in the rain ve nothins serious'tan trust ön plandaki parçalar. ancak durun, çünkü roberta gambarini sesiyle la puerta'da insanı etkiliyor. saatlerce tenor sax çaldıktan sonra istiklal'den geçen yorgun bedenimi eve bıraktıktan sonra elma suyu eşliğinde nota yazıp kompozisyon derlediğim geceler o nadir huzur parçalarını hissettiriyor. kısacası hargrove'un şarkı seçimi de çok-çok başarılı. ancak düzenlemeleri daha da başarılı. (yine chucho valdes'i unutmayalım.)

    emergence 2009'un en iyi caz albümlerinden. özellikle joshua redman'ın deneysel hüsranının ardından pek güzel geliyor.
  • karmasiklik bilminde onemli bir kavram (bkz: sciences of complexity). bir sistemi olusturan parcalarin tek baslarinayken gostermedikleri bir ozelligin sadece belli bir sekilde bir araya geldiklerinde ortaya cikmasi durumu.
  • evreni anlamak icin yeni bir bakis acisidir, cok cok onemlidir, hatta bana gore 21. yuzyil fiziginin uzerine kurulacagi prensiptir. dediklerim cok yanlis cikarsa 2100 yilinda dediklerimi yemeye hazirim*

    kisaca doga bilimlerini, bilhassa fizigi gecen yuzyillarda domine eden indirgemeci bakis acisini anlayalim once. fizigini ogrenmek istediginiz sistemi secin once, diyelim ki bu odayi dolduran gaz, ilk sordugunuz soru: 'bu nelerden yapilmis' sorusu, hemen cevapliyoruz, atomlardan. 'kac cesit atom var?' sorusunu sorup cevapliyoruz, azot, oksijen, vs... 'bir tane oksijen atomunu anliyor muyuz?', evet 'boyle kucuk, top gibi, bolunemeyen bisey' dersek, siradan butun atomlar icin evet diyene dek tekrarliyoruz, 'peki iki degisik atom nasil carpisir (etkilesir)' bunu da anladik mi, anladik. hemen dunya'ya ilan ediyoruz: bitirdik isi, gazlarin teorisi tamam. hakkaten de yukaridaki sorularin cevaplarini denkleme dokersek gazlarin basinciydi, isi kapasitesiydi herseyi ongorebiliyor sonra da deneylerle dogrulayabiliyoruz.

    ama indirgemeci anlayis orada durmuyor, 'ulan sen atoma nasil top muamelesi yaparsin' diye celallenip, 'atom nelerden yapilmistir?, bunlar nasil etkilesir?' sorusunu soruyor, elektron, proton, vs.. diye cevapliyor.... bir dongu sonra 'proton nelereden yapilmistir?, bunlar nasil etkilesir?' , sonra 'quark, lepton vs.'... boyle gide gide geldigimiz yer deneysel olarak higgs bosonu su anda. bu indirgemeci gorusun amaci bir gun herseyin yapitasi olan 'en temel' parcaciklari bulup onlarin etkilesimlerini yazmak, buna da herseyin teorisi (theory of everything) diyecegiz. diyelim ki oldu bu, mesela sicim teorisi basariya ulasti, bunu yapan fizikci de hemen kosacak size diyecek ki: 'fizigi bitirdim, herseyin teorisini buldum, herseyi acikladim'. ıste tam bu noktada bunu diyen arkadasa elinizle cinsel organinizi gosterip 'acikla ulan, al bunu acikla' demeniz gerekiyor. ben zaten emergence'in turkcesinin 'basgosterme' olmasi gerektigini dusunuyorum.

    fizigin, hatta genelde bilimin, amaci ongoru gucune sahip sonuclar ortaya koymaktir. ındirgemeci anlayis gazlar icin iyi calisti, ongoru gucune sahip formuller cikartti, gazlar da buna uyuyor. ama anlamak istedigim sistemi degistireyim, bu odayi dolduran gazi degil, 'bizim hanimi' anlamak istiyorum, fiziksel sistemse o da fiziksel sistem, atomlardan yapilmis, atomlari biliyorum, nasil etkilesitiklerini de biliyorum, ama hanim ne zaman trip atacak bulamiyorum atomlardan baslarsam. hadi bizim hanim fazla buyuk kacti, atomlardan baslayip sadece bir biyolojik molekul, mesela dna'nin dinamigini bile hesaplayamiyorum. yanlis anlasilmasin, dna'daki atomlar gazdaki atomlarla ayni atomlar, ve ayni sekilde etkilesiyorlar; sadece cok sayida atom bir araya geldigi zaman ortaya cikan yeni yapilar, yeni ozellikler var, ve bu 'emergent' ozellikleri atomlardan baslayarak 'hesaplamak' mumkun degil. bu ben dna icin fizik yapamam, veya esimin trip atacagi zamani kestiremem demek degil. dna'nin 'hidrofobikligi' ve 'elastikiyeti' gibi iki emergent kavram uzerinden gayet guzel ongoru gucune sahip teoriler uretebilirim, hatta deneyle test edebilirim. hanim icin de, 'uzgun', 'stresli', 'pms' gibi kavramlar kullanabilirim.

    'emergent' ozellikleri diger fiziksel ozelliklerden ayiran ne? yukarida anlattigima gore bu ozelliklerin, kurallarin temel yapitaslari icin olan denklemlerden 'hesaplanamiyor' olmasi gerekiyor. yani her bir yapitasi icin olan denklemleri birlikte cozsem, bu 'emergent' ozellikleri bulacagim, ama 'cozemiyorum'. 'bu ne demek?', git coz kardesim, bilgisayarini buyut diyebilirsiniz. bunu cevaplamak icin bilgisayar biliminden bir kavram olan np complete problem ne demek onu anlatayim.

    np complete problemler su sekildedir, diyelim ki bir sistemi 2 parcacik icin cozdunuz bilgisayarda, 1 saniyede cozdu. parcacik sayisini 4 yapinca, iki saniyede degil 4 saniye'de cozuyor. parcacik sayisi 2*n oldugu zaman 2 uzeri n saniye beklemeniz gerekiyor. ustel sayilar ne kadar hizli buyuyor biliyorsaniz, n parcacikli bir problemin cozum yolunun 2 uzeri n adim gerektirmesinin pratikte onun cozulemiyor olmasi demek oldugunu anlarsiniz. 2 parcacik icin 1 saniyede hesap yapan bilgisayar, 100 parcacik icin evrenin yasindan cok sure ister. ıste eger bir sistemin onemli ozelliklerinin temel yapitaslarindan hesaplanmasi np complete ise o ozellikler 'emergent' ozelliklerdir. o sistem icin ongoru yapabilmeniz icin 'emergent' ozellikleri once tanimlayabilme, daha sonra da onlar icin denklem yazabilmeniz gerekmektedir.

    iste fizikcilerin artik yapmaya calistiklari sey de bir sisteme bakip onun 'emergent' ozelliklerini ve uydugu 'emergent' kurallari bulmaktir. ındirgemeci gorus yanlis degildir, sadece ongoru kabiliyetini bir noktadan sonra kaybeder. hangi sistemlerin hangi ozellikleri 'emergent' ozelliklerdir sorusu ise 21. yuzyil fizikcilerinin ekmek kapisi olacaktir.
  • (bkz: taayyün)
  • (bkz: shylmagoghnar)