şükela:  tümü | bugün
  • mecidiyekoy'de bir kebap salonu.. iskender'i fena degildir..
  • sozlerine butun olarak kimse bakmadigi icin genelde dalga gecilir.

    esasinda bir adamin karisinin/sevgilisinin olumu uzerine yakilmi$ bir agittir, ferdi baba kar$isina amcaoglu almi$ derdini anlatir. muzikal olarak hic de fena olmayan saksafon ve gitar duzenlemeleri vardir. nothing else matters'a bile benzetirim bu $arkinin enstrumantasyonunu.

    klibinde siyah murat 131 dogan'in park halinde bulundugu bir cimlikte cay bardagindan raki icilir, racondur o da. bununla dalga gecen bazi guzelliklerden cidden kopuk oldugunu bilmelidir.

    ve a$agida entry'nin 7 yil onceki ilk hali, insanin hayatinda gectigi evreleri gozlemleyelim diye; (bkz: buyumek)
    ---
    (bkz: ferdi tayfur)'un, daha cok kucukten arabeskten uzak durmam gerektigini anlamama yarayan kült parcasi.
  • tulumbacilar sulalesinin emici uyesi
  • "bu kadeh senin $erefine emmoglu" kismini biz "bu kadeh sana girsin emmoglu" seklinde degi$tirmi$ gulmu$ eglenmi$tik..
  • arabesk denen o "görkemli" kavramın bütün mütemmim cüzlerini sanki başka bir ifade imkanı yokmuş gibi sadece bir klibe sıkıştırılmış halini bize gösteren şarkı; ağıt. sulugöz sakızı efekti.unsurlar mı: rakı, çilingir sofrası, gazete üstünde yemek, sarışın mini etekli kadın, mercedes, gitar, bıyıklı erkek.
  • (bkz: eşşoğlu)
  • şebnem dönmezin en kalın kaşlı haline denk gelen bir dönemde çekilmişti klibi. şu aralar kanal 6da dönüyor.
  • haramiler'in "karşıda kürt evleri" dizesini "karşıdadır evleri" şeklinde okuduğu şarkı.
  • fatih erkoc'un rock ve jazz tarzında soyledigi sarkı.
    (bkz: i am here emmoglu)
  • en küçük çocukluğuma dair en net hatırladığım birkaç anıdan biri olan ferdi tayfur şarkısı.

    kuzenlerim vardı, halamın çocukları, ipek ve ibo. yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmezdi bunlarla. ben tek çocuğum, şımarık büyümeyeyim diye annem ve halam sürekli birlikte yaşatırdı bizi. öyle ki ben bile anneme yenge derdim. yazık kadıncağız her sofradan kalkışımda "eline sağlık ülkü yenge" diyorum diye kahırlanırdı, "ben senin annenim yahu, sen bana anne diyeceksin" derdi, manasız, gülümseyen gözlerle bakardım ona.

    bu ipek'le ibo kabakulak olduklarında, tüm hastalık dönemlerinde beraber uyuduk 2 kişilik yatakta sırf ki bana da bulaşsın, beraber geçirdiğimiz diğer çocuk hastalıkları gibi bu da süründürsün gitsin diye, hoş bana bulaşmadı ya neyse.

    aman konu çok dağıldı.

    bir de bu ipek ve ibo'yla hayata ayak dirediğimiz zamanlar olurdu.
    bizim evde, salondaki ağır mermer sehpanın etrafına dizilir, bir sürü mum yakar, bağıra kanıra, emmoğlu şarkısını söylerdik tepkimizi dile getirmek istediğimizde. gömdüğümüz bir amca oğlu var mı? hayır.. zaten hala-dayı çocuklarının ortak bir amca oğlu olamaz ya neyse.. çok protest gelirdi bu şarkı o zamanlar bize.

    hüzünlendiğimizde ise
    (bkz: iki gözüm iki çeşme) 'yi söylerdik
    retorik çocuklarmışız vesselam..