şükela:  tümü | bugün
  • bir sebep olmadan sadece o kişiyi(yani hediyeyi alacak insanı) hatırlattığı için alınan hediyedir.
    ayrıca
    (bkz: aramaya inanmak)
    (ara: guzel* hediye*)
  • kisinin kendine* yakisani hediye etmesidir ya da ben oyle saniyorum.
  • el emeği göz nuru hediyedir. kişinin diğerini ne kadar iyi tanıdığını, onu neyin mutlu edebileceğini ne kadar iyi anladığını gösteren hediyedir. önemli olan hediyenin bulunma veya hazırlanma aşamasında kişinin harcadığı emek ve zamandır. hediye verilecek kişiye gösterilen önemi kanıtlar.
  • şiiri de küfrü de hakeden arkadaşlıklarda, kurulan milyonlarca cümlelerin içinde zamanın alt katlarında bir yere saklanmış olanın çekip çıkarılmasıdır. düşünmen yeter hediyelerinin ötesinde, düşünmenin ötesinde, herkesin düşünüp de bulamayacağı küçük bişeydir en güzel hediye. bulabilmek için tanımak, bilmek ve gerçekten mutlu etmek istemek gerekir.

    kimse bilmediği için, kimse bu kadar düşünemediği için boynuna sarılsam? south park'taki gibi "çok gey" mi dersin?
  • son gorustugumuzde margarita icmek icin gittigimiz meksika lokantisanin kapisina yaklastigimda, orada olmadigina adim gibi eminim. alti bucukta bulusmak uzere sozlesmis olsak da ben, gecmis tecrubelerime dayanarak 10 dakika gec gidiyorum. nasilsa her zaman gec gelip beni deli ediyor, bu sefer gec kalan ben olsam da gonlunu almak kolay diye dusunuyorum, fazladan bir kac iltifat, zaten nedense onun yaninda iken iltifat etme konusunda hic zorlanmiyorum.

    lokantanin, iki yani masalarla dolu bahcesinden gecerek kapida musterileri karsilayip masalarina kadar eslik eden kizin onunde duruyorum.kafasini kaldirip beni fark etmesi icin hafifce oksuruyorum. nereye oturmak istersiniz diye soruyor, "disariya, bahcede iki kisilik bir masaya mumkunse" diye cevap veriyorum. iki tane menu ile bahceye cikiyor, takip ediyorum.

    lokantanin bahcesini ortadan ikiye bolen, toprak zemin uzerine rastgele yerlestirilmis buyuk yassi taslarin olusturdugu yuruyus yolunun yanindaki masalardan birine oturuyorum. cok surmuyor sicak ve nemden bunalmam, "lanet olasica louisiana yazi" diye kufur ediyorum icimden masanin uzerinde marlboro paketine uzanirken. masalarin cevresindeki kocaman fanlar sicak havayi yuzume daha hizli uflemekten baska bir ise yaramiyor.

    kisa bir sure sonra bahce kapisinda beliriyor gozleri beni aramakli, uzerinde yeni isinde giydigi mavi hastahane uniformasi var. koyu mavi pantalon ve tshirt den olusan onden cepli uniforma parlak yesil gozlerini daha da guzel gosteriyor, aslinda her zaman cok guzel gorunuyor. yine sac rengini degistirdigi carpiyor gozume, uzun zaman olmus gorusmeyeli, neredeyse 2 ay. herhalde yine hayatinda degistiremedigi fakat kabul etmek zorunda oldugu seyler var diye dusunuyorum. keske elinden tutup yardim etmeme izin verseydi, keske hayati biraz daha az karmasik olsaydi, keske hayatindaki erkeklerden bir tanesi digerine bu kadar benzemeseydi, belki o zaman biri icin digeri ile birlikte olmak zorunda kalmazdi.

    margaritalarimizi yudumlarken ezilmis fasulye, tavuk, peynir, guakamole, eksi krema ve tortilla'dan olusan yemegimizi yiyip biraz lafliyoruz. turkiye'den bahsediyorum kisaca, cok ilgili ama ben fazla konusmak istemiyorum, canimi sikiyor kultur elcisi gibi konusmak. sadece onunla zaman gecirmek amacim, tek yapabildigim bu, ondan tek isteyebilecegim bu. yemekten sonra baska bir yere oturmayi teklif ediyorum, hala ona hediye almis olabilecegimden suphelenmiyor. oysa ki ben turkiye'ye donerken ne kadar heyecanlanmisti ona hediye getirecegimi soyledigim zaman, ne istiyorsun diye sormustum. "sadece turkiye'yi hatirlatacak bir sey" demisti. hepsi o, "pahali bir seye gerek yok, sen benim icin onemlisin, arkadasligin onemli, geri gel yeter" demisti. "sende, sende benim icin cok onemlisin, seni gordugum zamanlar gercekten nefes aldigimi hissettigim tek zaman" demek istedim ama yine her zamanki gibi kendime hakim olmustum.

    arabama dogru giderken usulca bakiyorum yuzune batan aksam gunesi vururken sol yanina. cocuk gibi sevincli beni gordugune, biliyorum birazdan daha cok sevinecek cunku onu iyi taniyorum, belki de herkezden daha iyi.

    arabanin yanina yaklastigimizda bu sefer ben uzaniyorum yolcu tarafindaki kapiya. anlamadan bakiyor, getirdigim hediyenin bulundugu kucuk parlak renkli cantaya uzanip aliyorum on koltuktan. cok seviniyor hediyeyi gorunce. elince canta bir sure bekliyor. cantayi turkiye'den getirdigimi soyledigim zaman ona bile degisik bir gozle bakiyor, hatta kokluyor, guluyorum.

    hediyenin icinde oldugu kucuk kutuyu beyaz ciceklerle kapli ve uzerinde hediye kurdelasi olan gumus rengi kabindan cikartiyor, sanki paha bicilmez bir antika ozeniyle. anlamiyor once ne oldugunu. kutahya cinilerinin motifleriyle suslenmis ince metal plakayi andiran hediyesine bakiyor. desenleri goz kamastirici guzellikte, sadece mavi, yesil, beyaz ve kirmizi rengin kullanildigi uzerinde laleler bezeli el yapimi bir makyaj aynasini elinde tutuyor. yavasca kapagini aciyor, kirmaktan korkar derecede nazik bir hareketle. aynada gordugu aksi, kesfettigi hazine sandigini acan bir macera avcisinin yuzundeki gulumsemeyi hatirlatan bir isikla aydinlaniyor. ayna elinde oldugu halde kendi yerinde iki, uc kez zipliyor, sonra da olanca gucuyle boynuma sariliyor.

    -cok tesekkur ederim, simdiye kadar aldigim en guzel hediye!
    -bu simdiye kadar gordugum en guzel sey! diyor hala aynadaki aksine bakarken.

    -"onemli degil" diyorum aynayi bir sureligine elinden alirken. sag elimle ona sarilirken sol elimle tuttugum aynada yansimamiza bakarak;
    -"benim de hayatimda gordugum en guzel sey" diye mirildaniyorum.
  • bir kitap olmalı, hem de turgut uyar'a ait.
  • yılbaşı için (bkz: #10382793)
  • eğer kişi hazırsa ve hediyeyi getiren leylekse * en güzel hediye bebektir.
  • parayla pulla ilgisi olmayan sadece dusunmus olmayi gosteren hediyedir. ve cogu zaman cok az para verilip cok uzun zaman dusunulen hediye en guzel hediyedir. tabii kime gore neye gore. ama bana gore budur.