şükela:  tümü | bugün
  • doğruluğuna katılmadan edemediğim eski bir tanımlama.
  • şoförlükle ilgili teknik bir kaç detayı anlatan deyim. "her yerde son gazla git" anlamına gelmez.
  • en iyi şoför trafik kurallarına uyan, insani duyguları ölmemiş ve yüksek refleks kabiliyeti olan şofördür.
  • neyse ki ben hep 50 liralik basiyorum dedigim onerme.
  • benden önce birisi aynını düşünüp açmış dediğim motto. doğruluğuna inancımı şöyle anlatayım. yıllar önce uzun yol gidiyoruz, arabada ben, birader ve biraderin kız arkadaşı var. yolun ilk yarısını birader kullanıyor: hızlı, dinamik, heyecanlı. ben de ön koltukta onunla beraber her virajda zihnimdeki direksiyonu çevirip önümdeki sanal frene basıyorum, herifçioğlunun iyi şoför olduğunu bilsem de elimde değil gerilmemek. ikinci yarı sıra bende, amacım mümkün olduğunca az frene basmak, ileride hız keseceğim yerleri önceden kestirip boşuna hızlanmamak, fren yerine ayağımı gazdan keserek yavaşlamak. o yüzden de ortalamada biraderden bir tık daha yavaşım, fakat arabanın içindekiler kat kat daha rahat. yolun sonunda yingaanım biradere dönüp casus senden daha iyi araba kullanıyor dediğinde tam bir hollywood anı yaşıyorum. işte adamın söylüyor olm, yıllar yılı aramızda tek rekabet konusu olan mevzuda sana kodum. bu da böyle biline, nesilden nesile aktarıla.
  • en iyi şoför yolcularını evinde gibi hissettirendir. tabii eviniz çöp kamyonu geçse zangırdayan boktan bi ev değilse. dolayısıyla kesinlikle doğru önerme.
  • iyi şoförü güzel tanımlayan bir ifadedir. bir diğee güzel ifade ise sütü dökmemekle ilgilidir. resimli bilgi isimli yedi yeşil ciltten oluşan şahane andiklopediden öğrendiğim kadarıyla iyi şoför direksiyondayken aracın zeminindeki ağzı açık süt şişesinden bir damlanın bile dışarıya sıçramaması gerekir.
  • bir anektod:

    bundan yaklaşık 1 yıl önce 8 saatlik yolculuk yaptığım otobüsü kullanan şoförün lafıdır. yolun yarısını birlikte katettik.

    şoförün söylediklerine göre yolcu otobüsü şoförü denilebilecek kesim tükenmeye yüz tutmuş.

    birçoğu kamyon şoförüymüş. (kamyonculuktan emekli olan kesim kısaca)

    fren kullanmazmış. (gerçekten kullanmıyor lan bu lafı ettikten sonra özellikle dikkat ettim adam frensiz bitirdi yolu)

    3500 tl kazanıyormuş aylık, kamyonculara 2 veriyorlarmış.

    100 km'de 4 lt az yakarmış kamyonculardan aslında aynı paraya çıkıyoruz diyor.

    otobüslerdeki araç arkası kamerasını geri gidişlerde otobüs şoförleri değil kamyoncular kullanırmış.
  • şoför çocuğu geldi, siper alın yazıyorum; biraz uzun olacak...

    tam olarak katılmadığın önermedir. yani kısmen evet, ancak tam olarak değil... "...arabasında çay bile içilir" diye bir deyim vardır, bilen bilir. bir şoför çocuğu olarak benim babamdan edindiğim en iyi şoför tanımlaması da, arabasında çay bile içebileceğin şofördür. ne hızlı kullanan, ne yavaş kullanan, ne çok frene basan ne de az frene basan; hiçbiri değil. yumuşak bir sürüş yaptıktan sonra ne kadar frene basmış ne kadar gaza basmış hiçbir önemi yoktur.

    burada mevzu, şoförün frene az ya da çok basması değil, nasıl bastığıdır. sadece fren de değil, gaz da burada bir etkendir. iyi sürücü ya da ticari anlamda şoför, aracın içerisindeki yolcuları sürüşüyle hırpalamayan, onları yormayan ve en önemlisi de tedirgin etmeyen şofördür. aynen deyimdeki gibi "arabasında çay bile içilebilecek" şofördür işte. o kadar damadı vardı ancak merhum anneannem babamın arabasından başkasına binmezdi. sebebi ne diye sorduğunuzda da "ismail*'in kullanışı beni hiç yormuyor, diğerlerinde yoruluyorum." derdi. yaşlı insan tabi, haşin sürüşe gelemez, kendini hırpalanmış gibi hisseder. babam da o arabadayken hep ona göre kullanırdı. zaten yumuşaktır babamın direksiyonu ancak, arabada bir yaşlı varsa daha bir yumuşak gider. bakın yavaş ya da hızlı demiyorum, "yumuşak"... her zaman gitmesi gerektiği hızda gider ama "yumuşak" gider; yumuşakça hızlanır, yumuşakça yavaşlar, yumuşakça döner. yani hızlanma, yavaşlama, kavrama, dönme v.b; bütün bunları mesafeye yayarak, sakince yapar. yumuşak sürüşün hızla bir alakası yoktur. hızlıyken de yavaşken de yapılabilir.

    işte olay da budur zaten: örneğin bir viraja ya da kasise yaklaşırken sürücü/şoför yolcusuna adeta telepati yoluyla "panik yapmayın virajın farkındayım, ayağım frende, yavaşlayacağım" demelidir. daha viraja girmeden yolcusuna bunu hissettirmelidir; daha kasise henüz yaklaşmakta iken, kasisin farkında olduğunu ve yavaşlayacağını hissettirmelidir. bunu kavramayla da yapabileceği gibi frene basarak da pekala yapabilir. önemli olan kavramayla ya da frenle yavaşlamış olmak değil, önemli olan, frenajı mesafeye yayarak oluşabilecek eylemsizliği eritmektir ve minimum seviyeye çekmektir. frenajı araçtakilere hissettirmemek ve onları tedirgin etmemektir.

    ama siz virajın ya da kasisin dibine kadar hız kesmeyip, dibinde yüksek ivmeli bir frenaj yaparsanız, isterseniz 50 yıllık şoför olun, isterseniz wrc'de ralli pilot olun; yolcu tedirgin olur... sanki duramayacakmışsınız hissiyatına kapılır, siz istediğiniz kadar "ben ne yaptığımı biliyorum" deyin, hiçbir ehemmiyeti yoktur.

    uzun lafın kısası, yolcuyu kasmadan, sağa - sola; öne - arkaya yatırmadan, zıplatmadan ve "fren yapacak mı acaba?"; "virajı/kasisi gördü mü ki?" diye endişelere sokmadan gerçekleştirilen smooth bir sürüş, şoförü iyi şoför yapar.

    edit 1: imla hataları düzeltildi.
    edit 2: saruman nickname'li yazarımıza teşekkürler, telekinezi değil telepati; düzeltildi...
  • duruma ayak uyduran şoför olmalıdır bence dediğim şoför. daima arabada beli sırtı ağrıyan 90lık nine varmış gibi kontrollü yumuşak sürmek de sıkıcı, deli dana gibi makaslı sollamalı son sürat sürmek de manasız. ortası yok mu? adam yeri gelince smooth sürsün yeri gelince aksiyonunu yaşasın ama hep biri ebediyen biri moduna girip de aynı şekilde sürmesin. şartlara ayak uydur adamım ov ye