şükela:  tümü | bugün
  • milliyet ve the sun gazeteleri ortak platformunun aldığı karara göre hazırlanmış listedir.

    http://www.milliyet.com.tr/…010/1279257/default.htm

    listeye göre

    1-the exorcist
    2-a clockwork orange
    3-saw
    4-the texas chainsaw massacre
    5-requiem for a dream
    6-irreversible
    7-se7en
    8-event horizon
    9-the blair witch project
    10-antichrist

    en rahatsız edici ilk on filmmiş.

    şahsen ilk dokuzdaki, requiem for a dream hariç, tüm filmleri izlemiş olarak, listeyi ben hazırlıyor olsam en başa a clock work orange, arkasına the shining yazıp ondan sonra düşünürdüm gerisini, ama amcalar otorite tabi, bişey denmez.
  • içinde pink flamingos olmaması nedeniyle itibar etmediğim listedir.
  • şüphesiz ki oldboy bunlardan biridir. olmalıdır.
  • böyle bir "ilk on" listesi hazırlayan arkadaşlar ya "sarı tebessüm" isimli güzide eseri izlememişler, ya da hiç dayak yememişler. o yüzden ciddiye almıyorum. event horizon'muş. geçelim abicim, işimize bakalım..
  • henüz salo o le 120 giornate di sodoma izlenmeden oluşturulmuş bir liste olduğu açıktır.
  • şüphesiz hatalı bir listedir.

    (bkz: cannibal holocaust)
    (bkz: salo o le 120 giornate di sodoma)
  • içinde yazılan filmlerin izlediğim kadarı insanı gerçekten rahatsız ediyor. en rahatsız edenler bunlar mıdır bilmem ama kesinlikle bunlar değil diyene de laflar hazırladım. ulan ille senin istediğin film mi olacak içinde itibar etmen için. gereksiz kızgınım şu an!!11
  • haberi okumadan the shining kesin vardır herhalde demiştim yokmuş, benzer şekilde birçok film atlanmış.
  • gerekceleri ile şöyle bir sıralama yaparsak eğer;

    10-natural born killers (1994) oliver stone'nin işi rahatsızlık vermedir. en azından bir zamanlar öyleydi. ama natural born killers/katil doğanlar biraz farklı bir yerde durur. daha çok muhalif tavrı ile tanıtığımız stone bu sefer çevremizde ki şiddete özellikle de televizyonlarda ki şiddete muhalif bir tavır koyar. ama film şiddete şiddetle karşılık verdiği için çoğu yerde yasaklanır ve tenkit alır. quantin taratino'nun hikayesi çeşitli kesikler yerese de hala rahatsızlık verme konusunda pek de bir tavizi yok.. bu kesikler üstelik filmin daha da ünlenmesine ve iyi hasılat yapmasına yol açar ve mickey ve mallory bir kahraman haline gelir. natural born killers'in kesintisiz (sansürlense bile) şiddeti insanın tahamül sınırlarını zorlamayı başarıyor..

    9-chôjin densetsu urotsukidôji (1989) rahatsızlık verme konusunda japon hentailerin yeri farklıdır. bu kavramları tam olarak bilmemesemde hentai, japonların cinsel içeririkli, fantazili animelere verdikleri ad. sonuç olarak (a.k.a) urotsukidoji tam olarak böyle bir sınıfa girmiyor ama cinselliği ele alış şekli ile hentai mertebesine ulaşmasını ramak kalıyor. sonuçta artık cinsel içeriğin olmadığı anime bulmak çok zor. urotsukidoji, acayip cinselliğin yanında seyirciye olmayacak fantaziler sunuyor. filmde üç dünya mevcut iblisler, insanlar ve yarıhayvanlar.. bir iblis insanların dünyasına giriyor ve büyük iblis efsanesinin gerçekleşmesi bekliyor. eğer bu gerçekleşirse üç dünya birleşecektir. çoğun japon animesinin vazgeçemediği konu olan liseli cinselliği bu filmin en rahatsız edici yerini oluşturuyor. iblislerin bu tecavüzleri ve ardından gelenler insanı hiç rahat bırakmıyor ve bildiğimiz bir japon filminde olduğunuzu hatırlıyorsunuz...

    8-funny games (1997) michael haneke'nin yaptığı bir tür psikolojik rahatsızlık diyebiliriz.. bazıların haneke'nin filmlerine katlanamayabilir, ama
    michael haneke'nin her şeyi farklı olduğu gibi, verdiği rahatsızlıkda değişiklik gösterir. bu listeye bir çok haneke filmi sokabiliriz ama funny games'in yeri başkadır. burjava değerlerine saldırmayı fazlaca seven haneke'nin funny games'in de arno ve frank'dan rahatsızlık duymamak elde değil. aslında michael haneke yumurta için kapıyı çalan bu gençlerin yaptığı şiddeti direkt olarak göstermez, sadece işaretini verir. yani şiddeti göstermeyerek bizi germeyi, rahatsız etmeyi başarır. film boyunca sapına kadar bir şiddet ya da uçukluk görmüyoruz ama onun çevrede dolaşması bile bizi rahatsız etmeye yetiyor. belki adam akıllı bir şiddet filan görsek rahatlayacağız ve bu eziyet bitecek...

    7- baise-moi (2000) fransızlar rahatsızlık konusunda ayrı bir yere sahiplerdir, bunun en güzel göstergesi de 2000 yapımı olan baise-moi/s.k beni'dir. bu filme ilgili ilk rahatsızlık ismi ile başlar, sonuçta oldukça iddayı bir isme sahip.. baise-moi bir porno gibi dursa da filmde ki sevişme sahneleri o kadar sıradan ve iğrenç görünüyor ki, size hiç bir zaman porno tadı vermiyor.. iki porno yıldızın başrolunu oynadığı filmde iki kadının bir tecavüz sonrası erkeklerden intikam almasını anlatılır. öldürdüğü erkekler ile önce sevişen, daha sonra ise öldüren kadınlar, erkeklerin anladığı dilden konuşuyorlar. önce onlara sahip olup, sonra ise öldürüyorlar. genelde duyduğumuz hikayenin bir tersini yaşatıyorlar yani.. dijital kamera ile çekilen film, karanlık atmosferi, artık sıradanlaşan sevişme sahneleri ve kanlı ölüm sahneleri ile insana rahatsızlık verme konusunda sınır filan tanımıyor...

    6-the cook, the thief, the wife and her lover (1989) ingiliz sinemasının nevine muhasır kişiliği peter greenaway'ın verdiği rahatsızlık kimsenin verdiği rahatsızlığa benzemez, onun ki biraz gariptir. the cook, the thief, the wife and her lover'da michael gambon'un canlandırdığı mafya babası albert spica başı başına rahatsızlık veren bir unsurdur. kaba sapa tavırları, sonunun nasıl olacağı belli olmayan şakaları ve acayip şiddeti ile bana uzak allah'a yakın olsun tipidir. spica'nın genç karısı georgina (helen mirren'ın hakkını teslim etmek gerek....) ise bu tuhaf adamdan sıkılmış ve onun cinsel şiddetinden sıkılarak başka bir adama sığınmıştır. bir resturanda geçen filmin michael nyman tarafından yapılan müzikleride insanı pek rahat bırakmaz. filmin sonu ise insanın sabrını zorlar. aşığın ölüsü bir güzel pişirilmiş ve albert'in önüne servis edilmiştir ve georgine albert'en aşığın cinsel organını yemesini ister.. rahatsız olduğuz ve yazının devamını okumak konusunu tekrar düşündünüz demi.. ama bu sadece bir başlangıç...

    5-irreversible (2002) bir yakın zaman rahatsızlığı.. franszı gasper noe kariyerini rahatsızlık sineması üzerine kurmuş bir adam. şu sıralarda üç boyutlu bir porno çekmekle meşgul olan yönetmene ününü kazandıran seul contre tous /herkese karşı tek başına de başı başına rahatsız edici bir film olduğu söylenir. bunu görmediğmiz için şimdilik bizim için irreversible rahatsızlık örneği olarak duruyor karşımızda.. gaspar noe bir kere monica bellucci'nin olduğu bir filmi bu kadar ayrık bir havaya sokmaya başarıyor. çoğu filmi insanın ömrünü yiyen tecavüz sahnesi ile hatırlıyor. bu sabrı zorlayan sahne dışında, bir adamın kafasının parçalanmasını hiç kesintisiz şahit oluyoruz.. film sadece içeriği itibari ile değil, takip etmesi zor olan şekli ile de insana rahatsızlık veriyor.. ters işleyen kurgu, acayip hareketli el kamerası çekimleri bu tiksinçliğin başında geliyor...

    4-straw dogs (1971) sam peckinpah, sinemada şiddeti baştan yazan adamdır hiç şüphesiz.. şüphesi olanları da straw dogs tavsiye edebilirim. peckinpah, sinemada şiddeti yücelten bir adam mıdır, yoksa şiddeti yeren bir adam mıdır hala cevapı bulunmamış bir sorudur. filmimiz amerikalı bir matematikçi olan david'in (dustin hoffman oynar bu rolu) ingiliz karısı amy'ın ısrarları üzerine bir ingiliz kasabasına yerleşmesi ile başlar. ama kasabada istektikleri huzuru bulamazlar, ve ingiltere onlar için hepten bir kaosa dönüşür. üstelik david'in bildiğimiz ötlek adamın tekidir.. bu durum kasabanın eğlence kaynağı olur. david'in karısı susan ise eski erkek arkadaşın bulunduğu bir grup tarafından tecavüze uğrar ve asıl rahatsızlık bundan sonra başlar. bol aksiyonlu tecavüz sahnesinde amy'ın zevk aldığı gözlerden kaçmaz. üstelik tecavüz eden eski sevgili daha sonra kasabalıdan kaçmak için david'e sığınır ve üçlü arasında müthiş bir çatışma başlar. peckinpah'ın ustalığını konuştuğu film, başta sorduğum sorunun üzerinede insanı düşünmeye itiyor..

    3-crash (1996) eğer bir yerde rahatsızlıkdan söz edeceksek kanada'lı david cronenberg'ın adını anmamak olmaz. cronenberg yakın zamana kadar mutlu seyirci filmleri yapmak gibi bir derti olmayan bir yönetmendi. david cronenberg'in videodrome'sini ya da dead ringers'i da bu listeye yazabiliriz. her yönetmenin tek filmi diyorsak o zaman yönetmenin en iyi film olan crash'ı ele almak gerekir. crash, j.g ballard'ın film kadar rahatsızlık verici aynı adlı romanından uyarlanır. film cannes'da yuhlamalarda uğurlanır ama jüri özel ödülünü de bavuluna koymadanda cannes'dan ayrılmaz... filmde bir birlerinden cinsel soğukluk yaşayan bir çiftin bir trafik kazasını ile hayatının değişimini konu alır. james spader'in canlandırdığı james kaza sonrası yattığı hastanede farklı fantezilerin peişinde koşan bir grup ile tanışır. bu grup trafik kazalarını tekrar canlandırıyor ve arabaların içerisinde sevişerek tatmin oluyorlardır. filmde ünlü bacak da ki yaranın vajina niyetine kullanıldığı sahne hala unutulmaz ve bundan rahatsız olmayacak insanı da bulmak baya zordur. ayrıca filmin ülkemizde sansüre tabi tutulduğu ve bazı seks filmi gösteren salonlarda alıcı bulduğu unutmadan hatırlatalım...

    2-pink flamingos (1972) john waters'in işi gücü insanlara rahatsızlık vermekdir. zaten yönetmenin dediği gibi benim için en mutlu an benim filmimi izlerken birinin kusmasıdır. herhalde bu kadar iddalı bir kişiden sıradan bir şey beklenmez. john waters bütün kariyerini rahatsızlık sineması üzerine kurmuş bir adam, çoğu filmide bunun en güzel göstergesi durumunda.. waters'in en ünlü filmi olan 1972 yapımı pink flamingos sinemada rahatsızlığın vardığı son nokta gibidir. belli bir konusu yoktur, zaten düşününce ne kadar "pislik" bir senaryosu olduğu dikkat çeker. filmin başrolunde daha sonları bir külte dönüşecek 130 kiloluk travesti divine vardır. (divine, kendini oynamaktadır..) filmin her karesi pislik üzerine kurulmuştur, zaten filmin kabaca konusu kim daha çok pistir. filmde ki en rahatsızlık verici sahnede divine'nin dumanı üzerinde tüten köpek pisliği midesine indirdiği sahnedir ki, burada divine gerçekten o pisliği yemiştir. iğrenç sevişme sahnleri, dünyanın en ilginç ritim tutmaları bu filmdedir.

    1-freaks (1932) bundan 78 yıl önce çekilmiş bir film hala rahatsızlık veriyorsa, bazı değerlerimiz hiç değişmemiş demektir.. sinemanın populerleşmesi birazda korku sinemasını dayanır. 30'lu yıllarda ki en değerli korku filmi yönetmenide tod browning'dir. 1931'de çektiği ve büyük başarı yakalayan dracula'dan sonra 1932'de freaks'ı çeker. freaks aslında bir korku filminden daha çok dram gibi durur. filmin en kilit noktası ise filmdeki oyuncuların gerçekten fiziksel özürlü olmasıdır. nedense bu durum zamanında ve hala insanları rahatsız etmeye yeten bir neden olur. film ilk bittiğinde yapımcı şirket mgm tarafında kırpılarak 64 dakikaya indirilir ama bu durumu bile çoğu ülke için rahatsız edici bulunur. rahatsızlık dışında filmin özürlüleri sömürdüğünden dem vururur. aslında browning işi hiç sömürme boyutuna taşımaz, sadece "onların" dünyasına girmeye çalışır ama seyirci bunu kabulenmekte hep umursamaz olur.. şüphesiz, güzel bir kadının soyunması onlar için sömürülme nedeni değildir.. ama bu dalga geçme olarak algılanır.. freaks sahip oldumuz değerleri rahatsız eder ve hala da ediyor...
  • doğrusu;

    1) neşeli gençlik
    2) maskeli beşler kıbrıs
    3) maskeli beşler ırak
    4) dünyayı kurtaran adam'ın oğlu
    5) keloğlan kara prens'e karşı
    6) ömerçip
    7) maskeli beşler intikam peşinde
    8) hababam sınıfı üç buçuk
    9) recep ivedik 3
    10) emret komutanım şah mat

    şeklinde olan listedir. dikkat edilirse hepsinin mehmet ali erbil ve tayfasının filmleri olduğu görülebilir ama en baştaki film kesinlikle tam bir epic fail. o hayatımda izlediğim en en en kötü filmdi, listedeki her bir mehmet ali erbil filmini buna tercih ederim.* neşeli gençliği bir kez daha izleyeceğime, 2'den 9'a kadar hepsini 3'er kez izlerim..

    edit: neden 9 demişim a.k