şükela:  tümü | bugün soru sor
  • su an okudugum kitapta sorulan soru. kitabi yazan, bir cocuk kitabindan bazi kuslarin yemeklerini sindirmek icin tas yuttugunu ögrenmis. ben de bu kitaptan aliskanlik kazanma bileziklerini ögrendim. beynin yeni bir aliskanlik kazanmasi 21 gün tekrarla oluyormus. yeni aliskanligini uyguladigin her gün bir bilezik, bir ip takiyorsun koluna.
  • güneş imparatorluğu

    o donemlerde kozmik bilgilerin sembollere bölundurulerek insanlara anlatildigi dini egitim sistemi, kozmik bilgilerin apacik ogretildigi inisiyatik bir sistem isler durumdaydi. dinlere ve mitolojilere gerek bile yoktu. o donemlerde semboller vardi. bilgilerin uzerini ortmek icin degil en kisa yoldan meseleyi anlatmak icin kullaniliyordu. sembolun ifade ettigi anlami herkes biliyordu. bizim devrimizde tum sembollerin uzeri ortuludur. tum evrende gorunenlerin aslinda bir ve ayni sey oldugunu "varligin birligi" prensibiyle bunu "daire" ve "gunes" ile ifade ediyorlardi.

    muatazmayinşatürta-selim kudar
  • oglunun sinif arkadasi, kücük duvarcinin ceketinden dökülen kirecleri temizlemesine engel olan babasinin, daha sonra kücük oglu enriko'ya yazdigi not:

    "onun önünde böyle birsey yapman, onu minderi kirlettigi icin kinamak anlamina gelir. bir calismanin sonucu pislik degildir. calismak insani hicbir zaman kirletmez. isinden dönen bir isciye sakin pis deme, giysilerinde calismasinin izleri var demelisin"
  • ınsanlara karsi olusan ilk hislerin yaniltmadigini hatta akildan dahi daha dogru sonuclar verebilecegini anlatan su cümleler: ...bu hisler simdiye kadar asla hata etmemislerdi. bir insan hakkinda ilk hükmü onlar verir, sonra aklim, tecrübelerim bunu, ekseriya yanlis olarak tadil ederdi. fakat her defasinda hakli cikan gene bu ilk his oluyordu. hakkinda müspet hüküm verdigim bir insanin zamanla bana fena göründügü veya bunun aksi oldugu olurdu. o zaman kendi kendime „demek ilk intibam beni aldatmis!“ derdim, lakin bir müddet sonra ilk hükmümün dogrulugunu, bunun üzerinde mantigin, harici tesirlerin veya aldatici vak‘alarin yaptigi degismelerin yalanci ve gecici oldugunu kabule mecbur kalirdim.
  • inkilaplarin basindan sonuna her asamasinda nasil sorumluluk alindiginin ve herseyin daha iyisi icin elestirilere ne kadar önem verildiginin göstergesi olan su örnek: "müselles-i mütesaviyul adla'yi hangi ögrenciye anlatacaksiniz da ögrenci bunu zihninde kavrayacakti. sadece kalip olarak ezbere dayali bir yöntem gelismisti. oysa atatürk'ün bu tanimin yerine buldugu kelime sadece "eskenar ücgen"di. yeni dil tamamen anadil ögelerinden türetilmisti. bu muazzam bir sicrayisti. yüzyillarin kalibindan cikilmis, harf devriminin ardindan dil devrimi yapiliyordu."

    bakin burasi önemli: "atatürk, kitap yayinlandiktan sonra, aldigi elestirileri hep büyük bir memnuniyetle karsilamisti. o hep bu tür denemeler basarili olursa toplumda kalici olur. yok, olmazsa mutlaka yerini daha uygun bir türkce kelimeye birakacaktir derdi. amac burada daima daha uygunu bulmakti. atatürk tümey aci demisti, oysa bu kelime yerini zamanla tümler aciya cevirecekti."
  • bu aralar çocuklar için yazıldığı sanılan kitapları okuyorum. pollyanna'dan bahsetmeyeceğim fakat siyah inci için söyleyeyim: kitapları küçümsemeyin. yazarların çocuklara vermek istediği şeyler, aslında fıtraten sahip olduğumuz fakat yıllar öncesinde kaybettiğimiz şeyler hep. bu tip kitapları okuyarak insanlara* püh ulan sizin kalıbınıza diyebilirsiniz. * *

    şimdi ise shakespeare'in yazdığı hikayeleri okuyorum. diğer ikisine göre ufak bir hayal kırıklığı oluşturdu diyebilirim. herif fitne fesat sokacak işler anlatıyor. evet, aslında hedefi o değil ama gidip de doğruyu, yanlışı yanlışlayarak anlatmaya kalkışırsan eşeğin aklına da karpuz kabuğunu... neyse artık. ne güzel çocukluğuma dönmüştüm, 2018 türkiye'sine geri getirdi beni.
  • yillardir semyon'un konugu olan mihail, üc gercegi ögrendigi icin, tanrinin artik kendisini affettigini ve gökyüzüne dönecegini söylediginde, semyon bu üc gercegin ne oldugunu sorar. mihail "önceden tanrinin, yasamasi icin insana arzular verdigini biliyordum oysa simdi gercegin bunlarin ötesinde oldugunu anladim" der ve bu üc gercegi anlatir.

    bu gerceklerden ilki semyon'un evine ilk geldigi gece, esinin ona yemek getirip, merhametle baktiginda hissettigiydi. tanri ona "insan kalbine neyin hükmettigini ögren" demisti. mihail o aksam insan kalbine sevginin hükmettigini ögrenmisti.

    mihail, daha sonra kendisinden 1 yil bozulmadan giyebilecegi bir cizme yapmasini isteyen adama rastlamisti. ona baktiginda arkadasi olan ölüm melegini adamin arkasinda görmüs ve adamin aksam olmadan ölecegini anlamisti. o zaman tanrinin "insana neyin verilmedigini ögren" dedigini hatirlar. insana verilmeyen ihtiyaclarinin bilgisidir.

    ücüncüsünü ise, anneleri olmadan yasayamayacagini düsündügü ikiz bebekleri, yillar sonra gördügünde hissetmisti. anneleri öldükten sonra onlari bir yabanci büyütmüstü. böylece tanrinin "insan neyle yasar" sorusunun cevabini da ögrenmisti. bebeklerin dahi yasamasi, annelerinin koruyuculugundan degil, yabanci oldugu halde onlara aciyan ve sefkat duyan bir kadinin kalbindeki sevgidendi.
  • annesi, winston ve kiz kardesi arasinda cikolata paylastirmisti. winston ise kardesinin payini da alip kacmis ve onlari bir daha görememisti. annesi cikolatayi geri alamayinca, kiz kardesini kollarina almis, bagrina basmisti cünkü "onun gözünde bir davranis sirf etkisiz oldugu icin anlamini yitirmezdi. birini seviyorsan gercekten severdin, verecek baska hicbir seyin yoksa bile sevgin yeterdi. verecek cikolata kalmadiginda, annesi cocugu simsiki gögsüne bastirmisti. bunun hicbir yarari yoktu, hicbir seyi degistirmiyordu, cikolatayi geri getirmiyordu, cocugun ya da kendisinin ölümünü önlemiyordu ama böylesi ona dogal geliyordu. partinin yaptigi en korkunc seylerden biri de, sizi icgüdülerin, duygularin hicbir ise yaramayacagina inandirmak, ama ayni zamanda sizi maddi dünya karsisinda tümden gücsüz kilmakti. bir kez parti'nin buyrugu altina girdiniz mi, ne hissettiginiz ya da ne hissetmediginiz, ne yaptiginiz ya da ne yapmaktan kacindiginiz hic fark etmiyordu. onlari cekip ceviren, sorgulamayi akillarindan gecirmedikleri özel bagliliklariydi. halbuki hicbir ise yaramayacak olan bir hareketin, birini kollarina almanin, dökülen gözyasinin, ölmekte olan birine söylenen bir sözün bir degeri olabiliyordu".
  • "bizim millet hep kötülük düsünür, aslina bakarsan kötülükten baska düsünebilecegi bir sey de yoktur" ifadesinden sonra gorki'nin su analizi:

    tek tek ele alinca, bu insanlarin her birinde cok fazla kötülük olmadigini veya hic olmadigini görmüstüm. aslinda onlar, iyi yürekli vahsi hayvanlardi. onlardan herhangi birini, bir cocuk gibi gülümsetebilmek zor bir sey degildi. hepsi adaleti, mutlulugu ve iyi hareketleri anlatan hikayeleri, bir cocuk inanciyla dinlerdi. kendi istegine göre daha basit bir yasam olanagini hayal ettiren her sey, bu insanlar icin cok degerliydi. fakat bu insanlar köy toplantilarinda veya kahvede toplandiklari zaman , bütün iyi yönlerini bir yerlere saklar, papazlar gibi, büyük bir iki yüzlülük ve yalan icine dalarlardi. o zaman onlarda, kuvvetli olanlara karsi yaltaklanma hissi uyanir, bu anlarinda da onlari görmek, insana nefret ve tiksinti verirdi.
  • kişiler,zaman ve mekan değişir ama hikaye hep aynı kalır.