şükela:  tümü | bugün
  • farsça'da-anadilinde- düşünce, fikir anlamına gelir. türkçe'nin düşünceyi kaygıya dönüştürücü garip bir yanı var. örneğin efkar sözcüğü de arapça'da fikir'in çoğulu iken biz de endişe gibi sıkıntı ailesinden sözcüklere yaklaşıyor. fikirlerimiz arttıkça efkar basıyor bizi ve düşünce endişe ile ikiz kardeş gibi düşünülüyor. buradan biz düşünmeye yabancı bir toplumuz, düşünme geleneğimiz yok sonucuna varmak kolaycılık olur. fikrimizin ince güllerinin yaratıcı bir kokusu olduğu kadar sıkıcı, yıkıcı dikenleri olduğunu da akılda tutmamızı istiyor bence dilimiz.
  • başrollerini erkan yücel, kamuran usluer, ayşe emel mesçi ve adem tolay'ın paylaştığı bir yılmaz güney ve şerif gören filmi. müziklerde şanar yurdatapan ve atilla özdemiroğlu imzası bulunuyor.

    kan davası yüzünden vurulmak üzere olan ve eğer kan parası olan on beş bini bulamazsa vurulacak olan bir ırgatın pamuk tarlasındaki hikayesinin filmi bu. bir yanda ölüm korkusu, diğer yanda parasızlığın ortasında bir film bu.

    filmde kırmızı renginin önemli bir rolü bulunuyor. kan davası üstüne kurulu olan filmde patronun arabası, uçağı, ırgatları taşıyan kamyon ve ırgatların yerini almak için gelen pamuk toplama makineleri hep kırmızı rengi taşıyor. ne varki filmin sonunda ölüm kırmızıdan çok beyaz puşulu adamların eşliğinde geliyor.

    filmdeki ilgi çekici ve önemli sahnelerden biriyse pamuk toplama araçlarının geldiği bölümdür. araçlar geldiği sırada pamuk toplayan işçilerin yüzlerindeki endişe görülür. aynı sırada bu büyük araçların alttan çekimleri ve devasa etkisi görülür. üstünlük araçlara verilmiştir. fakat bir sonraki sekansta ırgatların haklarını aramak için gelmiş sendikacı görülür. tıpkı araç gibi alttan ve devasa bir görüntü verilerek çekilmiştir. ve bir yandan pamuk toplama aracı çekilirken diğer taraftan sendikacılar çekilir. ve film burada yön değiştirir ezilen ırgatlar haklarını armaya bu bölümden sonra başlarlar ve grev bu bölümden sonra gelir.

    filmin diğer bir ilgi çekici sahnesiyse ırgatların adana'ya girişidir. arka arkaya ...sa damgalı bir çok şirket ve fabrika görülür. en son görülense adana tabelasıdır ve tabelanın son iki harfi yuvarlak için alınmış ve üstüne sa yazılarak "adasa" kelimesi ortaya çıkarılmıştır.

    almanya'da okuyup gelmiş bir patronun ırgatları greve sürükleyen sendika ile ilgili şu cümlesiyse ilgi çekici ve komiktir.

    "bunların hepsi konservatif. konserveden çıkmak için bekler gibiler." *

    film diğer bir yandan pamuk işçilerinin hikayesine belgesel doğallığında bir görsellikle ve gerçeklikle yaklaşmaktadır. daha filmin girişinde pamuk tarlalarındaki çocuk fotoğraflarıyla başlayan bu tarz film boyunca iftar sofralarında, pamuk tarlalarında, çadırlarda, kamyonlarda sürer ve izleyiciye çok iyi bir şekilde aktarılır. görsel açıdan çok zengin ve çok başarılı bir filmdir.
  • negatif olasılığın, dingin telâşı.
  • bir filmde şöyle diyordu; "endişe, sadece kötü şeyler üzerinde yapılan meditasyondur."

    ekleme yapmak gerek;
    doğrudur. ve endişe iki temele dayanabilir. biri gerçekler, diğeri sanrılar. birincisi can yakar, ikincisi delirtir.
  • insanın içinden gelen seslerden korkması durumu. uyumadan önce televizyonu, radyoyu açmak hep bundandır.
  • basur gibidir.
    adamı kıçının üstünde oturtmaz.
  • gece taksiye binen sevgiliniz, "eve gider gitmez ararım" demiştir. o saatte max. 10 dakikada evde olması gerekir. aradan yarım saat geçer; merak eder siz ararsınız... telefonu çalmakta fakat sevgiliniz cevap vermemektedir. bu durum yaklaşık olarak 45 dakika sürer.
    ...
    işte böyle bir durumda, ellerinizin titremesine sebep olan duyguya endişe denir.
  • mide bulantisi, ara ara gelen kalp carpintisi, bitmez tukenmez bekleyis, kalp sikismasi, nefes darligi, bunlari takiben bas agrisi, gece aniden uykulardan uyanma, uyumak usteyip basaramama, caresizce sagi solu arayip medet umma, dua etme, sole olsun sunu yapicam boole olsun sunu bi daha hic yapmiycam diye kendi kendine ve allaha soz verme, o andaki herhangi bi olay icin eger soole olursa olacak, boole olmazsa olmayacak gibi dusunceler icine girme, birden bi titreme gelmesi; insanin endiseliyken hissetkileri, yaptiklaridir. iki kasin arasinda da iki cizgi uzanir. aynaya bakip bakip aglamak ister insan. sonra basa donulur. yine mide bulantisi, kalp carpintisi..
  • deliliğe açılan kapı. bir kapı var mı ola ki deliliğe açılsın ve akıllı kişi o kapıyı açsın? peh. saçmalığın daniskası. belki de dik alası. daniska ile dik ala farkını bilemedim. bakmaya üşendim. üşenmeyen baksın, bi mesajla şeetsin. ama cevap beklemesin. canım isterse cevaplarım, istemezse de belki cevaplarım. kim bilebilir, ben dahil? zaten kim neyi bilebilir, endişe içindeyim. bişey bilmeden yaşanan hayatların ezeli ve ebedi halinden endişeliyim. ebedi yazacaken yanlışlıkla edebi yazacağım diye endişeliyim. ne zaman birşeyler bileceğiz, hiç bilmiyorum. çok endişeliyim. bilmediğimiz ne kaldı, onu da bilmiyorum. endişem artıyor. bazen de böyle sebepsiz endişeleniyorum. kafayı mı yedin diyorum kendi kendime. o zaman da kendim için endişeleniyorum. tedirgin oluyorum. haylanmaz, uslanmaz, tedirginim ben. bir ahmet kaya anladıydı bendeki bu hali. o da öyleydi herhal, ondan anladıydı. diyeceğim o ki belki duymuşsunuzdur, nereden duyacaksınız daha hikayeyi bile uydurmadım. çok uydurma olacak inamayacaksınız endişesindeyim, lakin çok kıssadan hisse bi olay, ibretlik olsun diye paylaşmak isterim: tedirgin ile endişeli birgün beraber ormanda yürüyüşe çıkmışlar. aslan çıkmış karşılarına, endişeden fark bile etmemişler. aslan da endişelenmiş, "ulan bunlar benden hiç korkmadılar, var bunların bi hikmeti, karizmayı çizdirmeden ikileyeyim ben" demiş. bak allah'ın işine; nasıl da yaratmış insanı ki aort temiz kanı pompalarken, toplardamarın adını unutturabiliyor. cümle böyle yarıda kalıyor. gel de inan şimdi. nasıl inanacan? neye inanacan? kedi canını senin.
  • normal yaşamanın önünde sıkıca kapanan bir kapı ki açmaya çalışınca açıyorsunuz da olan onu açmaya harcadığınız enerjiye ve dolayısıyla daha az yaşanması gerektiği gibi yaşanan zamanlara oluyor.