şükela:  tümü | bugün
  • hemen hemen tum bilim felsefecilerinin bir $ekilde uzerinde fikir beyan ettigi, oldukca onemli bir problemdir.

    "gecmi$te ayni $ekilde tekrarlanan olaylarin gelecekte de ayni $ekilde tekrarlanacagina dair inanclara sahip oluruz. bu inanclarin temeli nedir?" sorusunu sorar.

    en klasiginden bir ornekle aciklamaya cali$alim. bir kugu gordunuz ve rengi beyazdi. gozlemlediginiz ikinci kugunun rengi de beyazdi. uc, dort, be$ ve altinci kugular da beyaz renge sahipti. birmilyonuncu kugu da beyazdi. buradan birmilyonbirinci kugunun da beyaz olacagina inanirsiniz ve dersiniz: "bütün kuğular beyazdır".

    birmilyonbirinci kugunun beyaz olacagina ya da beyaz olmasi gerektigine dair bir aciklamaniz yoktur. sadece onceki gozlemlerinizden hareketle sonraki gozlemlerinizin nasil olacagina ili$kin bir inanc sahibi oldunuz, ama bu inancinizin saglam bir temeli yoktur (siyah kuğular vardır, cygnus atratus). ancak bilimsel yontem bu ilke ile cali$ir. o zaman bilimsel yontem ile edindigimiz bilgilere ne kadar guvenebiliriz?

    karl popper, yanlislanabilirlik ilkesini ortaya atarken enduksiyonun varligini tamamen reddetmi$tir. bertrand russell enduksiyonu kabul etmi$, ancak bunun icgudusel oldugunu one surmu$ ve bu $ekilde temellendirme yoluna gitmi$tir.

    ayrica (bkz: tumevarim/#6514796)
  • karl popper'ın kendince bir çözüm getirdiği problem. şöyle ki:
    bilimsel bir ifadenin temel özelliği popper'a göre yanlışlanabilirliktir. buna göre "tüm kuğular beyazdır" yerine "siyah kuğu yoktur" gibi yanlışlanabilir bir ifade kullanırız. siyah bir kuğu görülürse bu ifade yanlışlanmış olacak, yeni bir hipotezle değiştirilecek, ve durumu daha iyi açıklayan yeni bir hipotezin kurulmasına giden yol açılacaktır.
    (bkz: bilimsel araştırmanın mantığı)
  • tümevarım (bkz: endüksiyon) yönteminde bir öndeyi’nin ardından ‘varsayım’la sonuc doğrulanabilir. bu yöntem formal bilimler için tutarlı bir öndeyinin varsayımlar yardımıyla doğrulanması olarak gayet olumlu sonuçlar ortaya koyar ancak sosyal bilimlerde son derece de yanıltıcıdır.

    hipotetik- dedüktif yöntemin oluşmasında da endüksiyon yönteminin genel geçer olup olmadığı sorusu vardır. sosyal bilimlerde endüksiyon yöntemi kolayca yanlış sonuçlara varılmasına neden olabilir ki misal;

    'tüm balıkların suda yaşar'
    hipotezimizi destekleyecek gözlemler ;
    'levrek bir balıktır suda yaşar' , 'lüfer bir balıktır suda yaşar', 'hamsi bir balıktır suda yaşar'

    sonuç = 'tüm balıklar suda yaşar'

    'tüm kuşlar uçar' savı için, devekuşu veya tavuğu genellemeye ulaşırken seçtiğimiz örnekler arasına almadığımız sürece endüktif yaklaşım bizi yanlış bir genel-geçer sonuca "tüm kuşlar uçar" a ulaştıracaktır ki ulaştığımız sonuç yanlıştır, devekuşu ve tavuk uçmayan kuşlardır.

    bilim felsefesi buradaki sorunu aşmanın iki yolu olduğunu buyurur; birincisi önsel (akıl yoluyla öne sürülen, tatbiki yapılmamış) hipotezimizin geçerlilik sınırlarını daraltmak. yani hipotezimize sınır koyarak (bkz: demarcation) bazı olguları hipotezimizin kapsamı dışında bırakmaktır. (a) “devekuşu, tavuk dışında tüm kuşlar uçar”. hipotezimiz bu haliyle bilimsel ve genel-geçer bir içeriğe kavuşmuş olur. ancak çoğu durumda hipotezlerin geçerlilik sınırlarını belirlemek güçtür.

    sorunu aşmanın diğer bir yolu da hipotezi doğrulamaya çalışmak yerine yanlışlamaya çalışmaktır (bkz: popper). tüm kuşlar uçar hipotezini yanlışlama çabası içerisinde bir arayışa girildiği zaman devekuşu örneğine ulaşılabilinir. yanlışlayan bir örneği bulduktan sonra yapılması gereken, yardımcı hipotezler aracılığıyla hipotezin içeriğini mümkün olduğunca genişletmektir. burada yardımcı hipotez “tavuk/devekuşu kuştur, uçmaz” olabilir. bunu tüm yanlışlayıcı örnekler için yapar, ve bunları esas hipotezimize dahil edersek sonunda yine (a) genel-geçer hipotezine ulaşabiliriz.

    sonuç olarak; pozitif bilimin dayandığı, doğada gözlemlenen düzenli-nedensel ilişkilerin ilerde de geçerli olacağı (yani geleceğin aşağı yukarı tahmin edilebileceği) ilkesinin dayandığı tümevarım ilkesi, mantıksal ve psikolojik bir yanılsamadır. (birmilyonbirinci kuğunun beyaz olup olacağı kanısı gibi)

    tümevarımsal genellemeler eldeki kanıtlara dayanır ve bu yöntem bilime temel olamaz. kaldı ki buna karşı ileri sürülen matematiksel olasılık (bkz: probabilite) bile bilimsel bilgiyi doğrulamaz. popper’in ileri sürdüğü yanlışlama ilkesi de aynı sakıncaları bünyesinde bulundurmaktadır. sonuç değişmeyecektir.
  • david hume un ortaya attigi, su an hala kesin olarak cevap verilememis yontembilimsel soru.

    ornek olarak, alti bin yildir hergun gunesin dogdugunu dogdugunu goruyoruz. yarin da dogacagindan nasil emin olabiliriz? bu sorunun cevabı su an icin acik gibi gozukurken, tumevarimin onemli bir sorununa deginmektedir. bir onermenin dogrulugu sinirli istatistiksel veriden genellenebilir mi? bu zaman ile iliskiliyse bu genellemenin ileride de gerceklesmeyi surdureceginden nasil emin olabiliriz?

    hume'un kendi ornegi butun kugular beyazdir. bu ornek dunya uzerinde gozlenilen butun kugularin beyaz olmasindan yola cikmis, kugulara beyaz ozelligi atfedilerek (bkz: intrinsic) tumevarilmistir. bu onerme ta ki siyah bir kugu bulunana kadar gercektir, iste bu nokta da da empirik tumevarim gerceklik konusunda bir sorun yasiyor.

    daha onceden evrensel gercek olarak kabul edilmis kugularin beyazligi, siyah bir kugunun bulunmasiyla tepetaklak olmus oluyor. (tarihi bir not, avusturalya'da siyah kugularin keşfedilmesi, kitanin felsefeye tek katkisidir seklinde bir espri mevcuttur.)

    bu soruya karl popper ve willard van orman quine cevap getirmeye calismis olsalar da aciklamalarinin sorunlari bulunmaktadir.

    (bkz: duhem quine thesis)
    (bkz: karl popper/@feyerabend)
  • sorun belirli bir tanim kumesini yine belirli bir deger kumesine baglayan fonksiyonun, secilen t aninda, her f(x)=y icin dogru olup olmadigina indirgenebilir. bu durumda:
    1. fonksiyon deneysel yontemle elde edilmisse *, her bir x icin test edilmedikce dogrulugundan emin olunamaz. ornek1: evrendeki tum kugularin (x) beyaz (y) oldugu gozlemlenmedikce (ki gozlem her an icin tekrarlanmalidir cunku yoksa bile mutasyon sonucu beyaz olmayan kugu(lar) ortaya cikabilir) "tum kugular beyazdir" onermesini kanitlayamayiz. "dolaptaki tum yumurtalar beyaz" onermesini ise tum yumurtalari gozden gecirdikten sonra, o an icin, kanitlayailiriz.
    2. fonksiyon dogruluk derecesi 1'e esit ve zamana bagli olmayan mantiksal bir onermenin tam ifadesi ise (tanim geregi induksiyon probleminin disinda kalarak) dogrulugu kesindir. bu durum genelde verilen kural ile (fonksiyonla) olusturulan tanim ve deger kumeleri icin gecerlidir. ornek2: ornek1'deki yumurta onermesini "dolabima beyaz olmayan yumurta koymam" sekline getirirsem dolabima koydugum tum yumurtalar (x'ler) * uydurdugum fonksiyon sonucu y'leri (beyaz olur) olusturur. (aslen burada yapilan tanim kumesini fonksiyonun gecerli oldugu elemanlarla sinirlamaktan baska bir sey degil ve bu tip onermeler totoloji oldugu icin pratikte pek faydalari yok).
    sonucta onca gozleme ragmen istisnasi bulunmayan entropi hala kanitlanamamisken; ufo gercegi denen bir sey var.
  • problem değil bir problem çözme yaklaşımıdır.

    karl popper, yanlışlanabilirlik gereksinimini tanımlarken bilimsel metodun hıyarca kullanımının önüne geçilmesi için bir yol önermiştir.

    - bir milyona kadar rastlanmış her kuğunun beyaz olmasından yola çıkıp 'bütün kuğular beyazdır' demek bir bilimsel sonuç değil, sadece dogmadır.

    - birmilyonbirinci kuğunun siyah olması, kuğularda siyah renge rastlama olasılığının o anki koşullarda birmilyonbirde bir olduğunu gösterir.

    - bilimde kesin bilgi yoktur, eldeki veri ve koşullar için maksimum istatistik yığılmanın gerçekleştiği noktada 'yeterli yakınlıkta tahmin' vardır. popper'ın endüksiyon probleminde buna dikkat çekilir.

    - birmilyonbirinci kuğu siyah çıktı diye istatistiksel yığılma ve buna dayalı 'yeterli yakınlıkta tahmin' verisi sağlayan tümevarımın mutlak doğruya ulaştıracağını iddia etmek te, mutlak doğru diye bir şey olmamasından dolayı tümevarım metodunun mutlak yanlış olduğunu ileri sürmek de bir mutlak gerçeklik iddiasıdır ve o da dogmadır.
  • david hume'un kitabından türemiş yaklaşım. olay aslında çoğu vakada olduğu gibi, basitçe insanoğlunun algı kapsamımız dışında yer alan bir şeyleri anlamaya dolayısıyla sınıflandırıp tanımlamaya yönelik beyhude çabasından kaynaklanıyor bence.

    çevremizde kavrayabildiğimiz herşey sınırlı, sonlu. sonsuz dediğimiz hiçbir şeyi deneyimleyemeyeceğiz veya kavrayamayacağız, dolayısıyla felsefe yani düşünbilim ışığında semavi dinler gibi konuları ele almak da beyhude.

    dedüksiyon cevap değil ise, endüksiyon olacak diye bir şey yok. her şey, aslında yalnızca algımız çerçevesinde kullanabildiğimizi sıkça unuttuğumuz mantık içerisine oturacak diye bir şey de olmamalı.

    bir şey hem çürütülebilir, hem de kanıtlanabilir olmayabilir. egomuza, sınırlı mantığımıza ters gelse de cevap teslimiyet pekala olabilmeli gerektiğinde.

    bu arada kitap için:

    (bkz: an enquiry concerning human understanding)
  • seth godin'in esinlendiği ve mor inek kitabına kaynak olan teorem.