şükela:  tümü | bugün
  • sadece engelliler gününde ve birisi arabasını engelli park yerine park ettiğinde aklımıza gelen engelliler hakkında buraya ufak bir yazı yazmak istiyordum ne zamandır. dün bir film izlerken yazmadığımı hatırladım. akşam oturduk ve "me before you" isimli filmi açtık. gayet hoş bir filmdi. filmin bir yerinde tekerlekli sandalyeye mahkum olan eleman "paris'e kendim olarak gitmek istiyorum. tekerlekli sandalyemin şarj aleti paris'in prizlerine uyacak mı diye düşünmeden..." gibi bir söz söylüyordu. çok üzüldüm nedense bu cümleye. bugün paris'e gidecek olsam otel, restaurant, ulaşım gibi her türlü bilgiye ne kadar kolay ulaşabileceğimi düşündüm. peki ya paris'in prizleri tekerlekli sandalyeme uyar mı diye araştırsam bu bilgiye de o kadar kolay ulaşabilir miydim diye düşündüm sonra. ve engelli olmanın sadece fiziksel ya da zihinsel olarak kısıtlanmak anlamına gelmediği, engelli olmanın aynı zamanda azınlık olmak anlamına geldiğini düşündüm. galiba beni bu düşünceler hüzünlendirdi.

    öncelikle özür nedir, engel nedir buna bakalım;

    özür: bedenin bir bölümünün işlevini yerine getirememesi durumudur. görememe gibi..

    engel: özürlü bireyin, yaşamın gereklerini yerine getirmede karşılaştığı güçlüklerdir. mesela özürlü bir kişi göremiyor ama bu görememe durumu onun toplumsal yaşamını kısıtlamıyorsa, herkes gibi iş bulabiliyor, yardım olmaksızın şehir yaşamına devam edebiliyorsa bu kişi engelli değildir.

    bu özür, engel kavramlarında bugün bir karmaşa var. bir grup birey diyor ki biz özürlü değiliz bizim bir özrümüz yok, bu nedenle bize özürlü demeyin. diğer bir grup diyor ki bize engelli demeyin, çünkü biz de herkes gibi yaşayabiliriz, bizim bir engelimiz yok. şu an resmi yazışmalarda engelli diye geçiyor, ancak dediğim gibi bu durumdan memnun olmayan bir kesim halen var.

    engelli olmanın tarihine kısaca bir bakacak olursak antik çağlarda dahi ne yapıldığına dair bilgimizin olduğunu görebiliriz.

    antik çağlarda engelli bireylerin öldürüldüğü ve istismar edildiği biliniyor. bunun temelde üç sebebi var.

    1 - faydacılık ilkesi: engelli bireyler sorumluluk anlamına geldiğinden ve ailesinin sırtına yük olduğundan, bağımlı olduğu ebeveyninin topluma katkı sağlamasına engel olacağından istenmiyordu.

    2 - tolumsal değer sistemi: m.ö 355'te bizim sevgili aristomuzun "mükemmel olmayan hiçbir şeyin gelişmesine izin vermeyin" düşüncesinden etkilenilmiştir. yunan ve roma kültüründe güzellik, güç ve zeka desteklenmiş; bunun dışındakiler dışlanmıştır. bu dönemde özürlü çocukların öldürüldüğü, terk edildiği, köle olarak satıldığı görülmektedir. yine özrülü çocukların zengin kişileri eğlendirmesi için soytarı olarak kullanıldıkları biliniyor.

    bilmem 300 spartalı filmini hatırlayanınız var mı? hani çocuk doğduğunda şekline bakan, şekli bozuksa onu uçurumdan aşağı atan bir tip vardı. bu olaylar hep gerçek. neyse ki roma döneminde yaşamıyoruz. çünkü 6-7 yıl önce bir siyasetçi "suça eğilimli olan çocuklar gen yoluyla tespit edilip doğumları engellensin" falan demişti. bazen 2000 yıl bile modernleşme için yeterisz kalıyor gördüğünüz gibi.

    3 - doğa üstü güçlere olan inanç: engelli bireylerin tanrı tarafından cezalandırıldığına inanılırdı. bu kişilere cinlerin musallat olduğuna, bu cinleri kovmak için çocukları dövmek ve hatta öldürmek gerektiğine inanılırdı.

    ilkel toplumlarda engelli bireylerin çöl ya da dağlarda ölüme terk edildiğine dair kaynaklar vardır.

    engelli bireylere karşı takınılan bu olumsuz tutum bir yerden sonra yavaş yavaş (ama gerçekten çok yavaş) değişmeye başladı. bu değişimi sağlayan faktörlerden birisi din faktörüydü. hristiyanlık ve islamın gelişmesiyle bu bireylere karşı koruyucu ve merhametli bir tutum baş göstermiş, bu bireyler için barınma, beslenme, sağlık bakım yurtları açılmış. m.ö 4. yüzyılda kayseri civarında "aziz basilin körler hastanesi" açılmış, daha sonra mısır ve suriye'de de benzer çalışmalara rastlanmıştır.

    18. ve 19. yüzyılda bilim ve felsefe alanındaki gelişmeler bu konuya ilginin artmasına neden oldu ve başta fransa olmak üzere birçok yerde özürlüler için okullar açılmaya başlandı.

    tam olarak buradan sonrasını şu bağlamda okuyun lütfen. (bkz: #70872602)

    amerika'ya baktığımızda bugünkü durumuna gelebilmek için birçok aşamadan geçtiğini görüyoruz. bu aşamaları okurken aklınıza sadece görme engelli bir birey gelmesin. zihinsel yetersizliği olan, sınır zekada olan bireyleri de düşünün.

    1. aşamada engelli bireylerin hasta olduğu ve iyileştirilebileceği inancı hakim olmuş, bu bireyler hastanelere ve tımarhanelere kapatılmıştır.

    2. aşamada biz bu çocukları eğitelim ama normal çocuklardan ayırarak eğitelim denmiş ve bu çocuklar için okullar, enstitüler açılmıştır.

    3. aşamada bu çocuklar için normal okullar bünyesinde özel sınıflar açılmıştır. (amerika'da bu sınıfların açılması 1800'lerin sonunda gerçekleşti. bizde ise 1900'lerin sonunda.)

    4. aşamada eğitime halkın katılımı sağlanmış, beyaz sarayda sakat çocuklar konfeansı düzenlenmiş, özel gereksinimli çocukların anne - babaları birleşerek eğitim politikalarında etkili olmaya başlamışlardır.

    5. aşamada ise yatılı kurumlar kapatılmış, disiplinler arası çalışmalar başlayarak bu çocukların eğitiminde birlikte çalışılmaya başlanmıştır. şu an amerika'da bu çocukların hepsinin normal okullarda eğitim görmesini sağlayan yasalar vardır.

    engelli ya da özel eğitime gereknisim duyan bireylerin eğitimiyle ilgili türkiye'deki gelişime bakalım biraz da.

    - 1700 yılında mekteplerde üstün zekalı öğrencilerle ilk çalışma örneklerine rastlıyoruz.

    - 1889 yılında ticaret mektebi içinde işitme engellilerle ilgili bir bölüm açılmış ama bu bölüm 30 yıl sonra kapatılmış.

    - 1921 yılında izmir alsancak'ta sağır, dilsiz ve körler okulu açılmış; bu okul 1924'te sağlık bakanlığına devredilmiş. 1950 yılında milli eğitim bakanlığı'na bağlanmış, 1952 yılında görme engelliler kısmı gazi eğitim enstitüsüne bağlanmış, 1950 yılında doç.dr. mitat enç tarafında altı nokta körler eğitim ve kalkınma derneği kurulmuştur.

    - 1955 yılında ilk psikoloji kliniği rehberlik ve araştırma merkezi (ram) kurulmuştur.
    bu merkezler günümüzde bireysel eğitime ihtiyaç duyan engelli ya da özel gereksinimli çocukların tanılamasını yapan ve eğitim planını hazırlayan kurumdur.

    - 1962 yılında özel gereksinimli bireylerin özel eğitim ve öğretim görmelerinin sağlanacağı yasa maddesi ile hükme bağlanmış.

    - 1971 yılında 50 veya daha fazla işçi çalıştıran işverenlerin % 2 oranında özürlü çalıştırması yasal olarak zorunlu tutulmuş. burada ayrı bir parantez açayım. bugün hani sıklıkla okuduğunuz bazı gazeteler var ya hani. hani sahibi sadece gazeteci olmayan başka işlerle de uğraşan yerlerden bahsediyorum. onlar bugün bu yasayı delmek için ne yapıyor biliyor musunuz? diyelim ki benim gazetemde 300 kişi çalışıyor. tek binada çalışıyor. 1971'deki bu yasaya göre 6 engelli personel çalıştırmak zorundayım. ama bu binayı birimlere böler ve farklı kuruluşlar gibi gösterirsem bu yasayı delebilirim. 30 kişi gazete bölümünde, 40 kişi matbada, 45 kişi ajansta, 49 kişi fotoğrafçılık ajansında vs. işte bizim paraya para demeyen bazı patronlar engelli birey çalıştırmamak için kuruluşlarını böyle birimlere bölmüş durumda. neyse...

    -1973 milli eğitim temel kanunu ile özürlülerin okullara yöneltilmesi, eğitimin hak olduğu ve eğitimin hayat boyu devam etmesi gerektiği vurgulanmıştır.

    - 6 haziran 1997 yılında 573 sayılı kanun hükmünde kararname yayınlanmış ve özel gereksinimli bireylerin eğitimleri konusundaki esaslar belirlenmiştir.

    kısacası engelli bir birey bundan 2500 yıl önce doğsaydı öldürülecek, 2000 yıl önce doğsaydı köle ya da soytarı olarak satılacak, 1000 yıl önce doğsaydı terkedildiği için bakım yurtlarında kalacak, 300 yıl önce doğsaydı tımarhaneye ya da hastaneye yatırılacak, 100 yıl önce doğsaydı ayrı bir okulda diğer çocuklara temas ettirilmeden eğitilecekti. bugün bu bireylerin diğer herkesle aynı ortamda, kendisine hazırlanmış bireysel programla eğitilmesi öngörülüyor.

    bugün avrupa ülkelerinin bazılarında zihinsel ya da fiziksel bir engelle doğmuş birey herkesle aynı okula gidiyor. ama fizyoterapisti, özel eğitim öğretmeni, gerekiyorsa konuşma terapisti de okula gidip onunla orada çalışıyor. çünkü bu bireylerin organlarının bazılarında bozukluk var ama duygularında bozukluk yok. onların da toplumun içinde olmaya hakları var. çünkü onları alıp ayrı bir okula kapattığınız zaman topluma karışmış olmuyorlar. görme engellilere göre düzenlenmiş bir görme engelliler okulundan mezun olan çocuk bir bakıyor ki yollar, sokaklar hiç de kendisine göre düzenlenmemiş, herkesin işaret dili bildiği sağırlar okulunu bitiren bir çocuk bir bakıyor ki öyle herkesin işaret dili bildiği falan yok.

    bugün dünyada bırakın ayrı okulları, normal okul içindeki ayrı sınıflar bile teker teker kapatılırken; bizim ülkemizde ise içinde öğretmenlerin de olduğu bazı ileri akıllılar halen engelli bireyler normal sınıfta olmamalı diye görüş bildiriyor, özel eğitim sınıflarını kurdela keserek törenle açıyorlar.

    dünya standartlarına ulaşmak dileğiyle...