şükela:  tümü | bugün
  • engelliler.biz sitesinde açılmış bir forum başlığı

    ülkemizde engelliler maalesef birey olarak kabul görmüyorlar. onlar bunun sonuna kadar farkında. hayata karşı öfkeleri engellerinden değil bundan. bu başlıkta yazılanlar tamamen onların gönül dünyalarından, engellileri tanımak bilmek için biraz okumak yeterli. hepsinden ziyade kadınların, genç kızların yazdıkları fazlayasıyla üzücü.
  • öğrenciyken aile ve sosyal politikalar bakanlığının engellilerle ilgili bir projesi vardı. ben de bunun taşeronluğunu yapan bir şirket için anket yapmıştım. kamuda çalışan engellilerin çalıştığı kuruma gider hepsine aynı soruları sorardım. hiç birisi ayrıcalık istemiyor, bunu çok rahat söyleyebilirim. sadece engeli bulunmayan insanlarla arasındaki dezavantaj neyse (örneğin engelli rampalarının amaca hizmet edememsi.) bu dezavantajın ortadan kaldırılmasını istiyorlar, gerisini kendileri yapacaklar.

    tabi bu anlattığım kamuda çalışan engelliler için geçerli, kısıtlı şartlarda güç te olsa toplumda kendine yer bulabilmiş şanslı bir azınlık. asıl büyük sorunu topluma karışma fırsatı bulamamış, hayatının büyük bölümünde eve hapsolmuşlar yaşıyor. yaşadıkları şüphesiz çoğumuzun günlük öf pöflerinden daha zor.
  • zor soru, uzun zamandır düşünüyorum, içinden çıkamıyorum. şimdi "tabi canım, önemli olan aşk" desem yüzeysel bir cevap olur. buna samimi bir cevap vermek için, engelli olmadığım bir hayat yaşamam gerekirdi sanırım... konuya gelelim, her erkek, her kadın nasıl farklıysa her engelli de farklıdır. haliyle, çoğu engelli hayata karşı öfkeli, duygusal olarak hasarlı, özgüvensizlik sorunları yaşayan kişiler olabilir. bu son derece normal bir durumdur, kimse de bunu çekmek zorunda değil doğrusu. ama tam tersi de olabilir, kişiye göre değişir, o nedenle kesin bir cevap vermek mümkün değil bu soruya.
  • 2 sene önce antalya adrasan'da gördüm onu. sırtım denize dönük önümde ablam kumlarda sohbet ediyoruz. bir ara arkamda bir hareketlilik oldu, hep bir ağızdan "ay yazik ya, cok da genç" sözleri, bütün gözler orada.
    sözlerden anladığım kadarıyla engelli bir genç, özel deniz sedyesi ile denize sokuluyordu. ayıp olacağı için dönüp bakmadım.
    ablamlar denize gittiklerinde elimde biram, kulağımda kulaklıklar onu izliyordum. serebral palsi hastası, normalde yürüyemiyor, denizde öylesine özgürdü ki. özel deniz ayakkabiları ve deniz gözlüğü ile tek başına keşfediyordu denizin bilinmezliklerini, yılın sadece belirli aylarında, çok kısıtlı bir zaman için bu kadar özgür olabiliyordu. hiç çıkmadı denizden, adeta her bir ayrıntıyı, özgürce hareket edebildiği her anı zihnine kazıyordu, ben kıyıda glonu izledim saatlerce, tek başındaydı. yanına gidip konuşamadım, onu incitmekten korktum, zaten ne diyecektim ona.
    bir bağ kurdum geçen bir kaç saat içerisinde onunla, ikimiz de aynıydık aslında, ikimiz de aşklarımızı içimizden yaşıyor, kendi yarattığımız hayal dünyasında geziniyorduk. ıkimizin de pek arkadaşı yoktu, ikimiz de eksik hissediyorduk. o an çalan şarkıyla beraber çok farklı duygular hissetmeye başladım. pink floyd "hey sen, sogukta yalnız başına bekliyorsun, yaşlanıyor ve yalnizlasiyorsun, beni hissedebilir misin? hey sen! taşları taşımama yardım eder misin, kalbini aç, eve geliyorum" diyordu. david gilmour'un etkileyici sesi ve karanlık tinilariyla birlikte aşık olmuştum deniz prensine.
    o günün akşamı eve dönmek için hazırlandık, köpekle birlikte bagaja uzandım, yol boyunca yıldızları izleyerek ve hey you! dinleyerek ikimizi hayal ettim, yüzünü unutmamak için sıkı sıkı kazıyordum her anı kafama. ismini bile bilmiyordum aşık olduğum çocuğun, tek kelime konu?amamı?tım...
    aradan haftalar geçti, artık adana'ya dönmüştüm ve bu kısa aşk hikayesi beni derinden etkilemişti, kendimle onun arasında kurduğum bu benzerlik beni ona daha daha bağlıyordu. facebook üzerinden türkiye serebral palsi sayfasını buldum ve üyeleri taramaya başladım, elimdeki tek bilgi yüzüydü... aradan bir iki gün daha geçti ve bir çılgınlık yaptım. adrasan'a günübirlik gitmiştik, google görsellere girdim, arama çubuğuna adrasan yazdım ve gittigimiz günün tarihini girdim. belki o gün çekilen fotoğrafların kenarında köşesinde çıkmıştır umuduyla ve hala inanmakta zorlandığım bi?ey gerçekleşti, bana bakıyordu, resminin üzerinde kırmızı harflerle kocaman yazılar vardı. engelli yusuf'a özel deniz aracı... aile ile yapılan röportajı izledim. ankara'da yaşadıklarını her sene bu plaja geldiklerini ve aynı zamanda 16 yaşında olduğunu öğrendim. hala ara sıra o günü hatırlarım
  • birini sevmeden bu soruyu doğru cevaplayamazsınız. çünkü birini sevmeden ne kadar fazla şeyi gözden çıkaracağınızı hazmetmek zordur. bu karşıdakini birey saymamakla alakalı değil. fiziki şartlara düşkünlüğümüzden.
    ben gerçekten seçici sayılabilirim güzellik konusunda. en azından kendimce. ama birini sevdim. önce arkadaşım olarak tanıdım. sonra kalbim başka şekilde de sevdi. ben kendimi aşabilir miyim bilmiyordum ama başlayınca anladım ki aşabilirim. kolay değil ama olmaz değil. ama işte tek mesele bu da değilmiş ki ayrıldık. olmadı mı olmuyor. ben zannediyordum ki sevmek göze alabilmek, gerektiğinde göz ardı edebilmek, içinden gele gele dikine gitmek demek. ama öyle değilmiş. entry ekşi itirafa dönüşmeden noktalayayım. hülasası, sevmekle aşılabilir şeydir fakat zaaflarınız varsa o kadar kolay değildir.
  • bu soruyu hiç düşünmeden evet diyecek bir insan gerçekten iyi bir insandır. herkesi belirsizliğe sokan ve cevaplanılması için sadece aşkın yetmeyeceği bi soru.
    engelsiz ve engelli birinin evliliği ne kadar engelsiz olabilir ki?
  • engelli olmadığımız, engelli olmayacağımız anlamına gelmiyor. t: bir soru
  • engelli değilim. toplumun pek çok kesimine göre de iyi bir fiziğim var.*

    ruh ikizim olduğuna inandığım, hayatı paylaşabileceğim, kafama uyan engelli bir hanımefendi ile kesinlikle evlenirdim.

    gözü yoksa gözü olurdum, kulağı yoksa kulağı olurdum, kolu bacağı yoksa kolu bacağı olurdum...
  • hayır dersin. ama bir bakarsın hiç kimsede bulamadığın bir şeyi bir engelli tamamlayıverir eksiklikleriyle. eli sakat kuzenim evlendi misal. hanımı bir şey demedi, sevdi. şimdi bir de çocukları var.

    evet dersin. normal evliliğinde eşinin başına bir şey gelir, engelli olur, zor gelir sana, ayrılırsın. uzak akrabamın da kocası işteyken felçlik geçirdi. akrabamıza bakmak zor geldi, ölmesini istiyordu.

    kendimi düşünüyorum. evlenmeyi düşündüğüm kadın engelli olsa ne yaparım diye. evlenirim yine büyük ihtimal. zaten sevme, evlenme işi karşıdakini kusurlarıyla beraber kabul etmek değil midir? hiç kimse dört dörtlük değil. herkesi beğenilmeyen, kötü bir huyu vardır.

    patavatsız, nerede ne konuşacağını bilmeyen, evine annelik/babalık yapamayan, söven, şiddet gösteren, ölsen umurunda olmayan bir eşle evleniliyor da bir engelliyle neden evlenilmesin ki?
  • hepimiz potansiyel birer engelliyiz. fiziksel anlamda tabi.
    ruhsal anlamda ise evet bence hepimiz engelliyiz.

    fiziksel engelli biri ile evlenirdim evet.

    (bkz: soru başlığa cevap entry girmek)