şükela:  tümü | bugün
  • engin ardıç'ın madenci direnişi ile alakalı olarak yazdığı köşe yazısıdır.

    kömürün hava kirliliğine yol açıp zonguldak'ta kanser, astım, koah ve kalp damar hastalıklarını epidemik boyutlara çıkarmasını bir yana koyarsak bu işçiler köle midir ? ben bunu anlamadım.

    adamların iş güvencesi, insani çalışma hakları, sigorta ve iş güvenliği konusundaki talepleri niye batıyor bu kadar ?

    böyle kutsal bir davayı bile engin bey şöyle çarpıtmış :

    --- spoiler ---

    zonguldak kömür madenlerinin bir kısmının "özelleştirilmesi" söz konusu. yasa çıktı çıkacak. işçiler özelleştirme istemiyorlar, "kit'te çalışmayı" tercih ediyorlar.

    yasanın çıkmasını engelleyebileceklerini sanarak eyleme geçtiler, ereğli ve bartın'da gece vardiyası ocaktan çıkmayı reddetti, yüzlerce kişi de işe gitmedi, grev yapıyor. çünkü çıkacak olan kanun, türkiye kömür işletmeleri'ne, maden ruhsat sahalarını işlemeye ve "işlettirmeye", bunları bölüp yeni ruhsatları da ihaleye çıkarmaya yetki veriyor. işçiler "kovulmaktan" korkuyorlar.

    oysa enerji ve tabii kaynaklar bakanı berat albayrak, "kurumları kapatmanın sözkonusu olmadığını, tam tersine mevcut çalışanların sayısının arttırılacağını" söylüyor. yani hem istihdam artacak hem üretim...

    albayrak'ın amacı önümüzdeki yıl sonuna doğru 100 milyon tonu geçmek (bu sayı, iki yıl öncesine kadar yalnızca 60 milyon tondu!) türkiye'nin kömür üretiminde bir "zıplamaya" ihtiyacı var, bunun da tek yolu özel sektörün devreye girmesi. olsun, işçiler gene de istemiyorlar.

    türkiye'nin yer altında 18 milyar ton kömür kapasitesi var, üretimde gözlenen olağanüstü artışa rağmen ülkemiz yılda 40 milyon ton kömürü ithal etmek durumunda kalıyor ama işçiler üretim, dolayısıyla istihdam artışı istemiyorlar! gel de, chp'nin "kalesi" olan zonguldak bölgesinde, bu öküzün altında bir "chp buzağısı" arama! belki kemal bey, sağlam tırnağı kaldıysa, bir yürüyüş de buna attırır: kömürde adalet.

    madenci direnişi, bana "divitçi" direnişini hatırlattı. ülkemize matbaa hem de 250 yıllık bir gecikmeyle geleceği zaman, divitçiler yani kalem kâtipleri direnişe geçmişlerdi... yeni kurulacak matbaalarda "tipograf" yani dizgici olmayı akıllarının köşesinden bile geçiremiyorlardı. çünkü onlara yol gösterecek ne eğitim vardı, ne basın ne de kamuoyu. basın dedik, aydın doğan'ın gazetesi gibi işçileri hükümete karşı "fişteklemeye" yönelik, haber başlığında "direniş!" çığlıkları atacak gazete demedik.

    burada durum nedir? özel sektörden kuşku ve korku. rekabetten de korku. kısacası, memur partisi chp'nin pek sevdiği ve çalışanın bilinçaltına yıllarca çiviyle çaktığı "memur zihniyeti"... bu kafa "özel televizyona" da şiddetle karşı çıkmıştı, doksanlı yılların başlarında...

    çırağan sarayı'nın otel yapılmasına da karşı çıkıyor, "yangın yeri mezbeleliği" olarak kalmasını istiyordu. tarihin uygun sepetine gitti. kömür işçileri de, anlaşılan, milli şef döneminde ocağa "zincire vurulmuş" olarak indirildiklerini çabuk unutmuşlar.

    --- spoiler ---

    engin ardıç'ın köşe yazısı
  • engin ardic, kotulugun insan suretine burunmus halidir. (gerci sureti insana da benzemiyor ya neyse)

    bu sicmik yazilarini yazarken, elinde viski kadehi ile, akp fasizmi altinda inim inim inleyen insanlara kahkahalarla gulmuyorsa beni siksinler.

    burada kendisini tanimlarken seviyeyi onun gibi dusurmeye calisiyoruz elbette ama bunda ne kadar basarili oldugumuz tartisilir. kendisine kufredilmesinden mazosist bir zevk aldigini dusunuyorum bu ara gecis formunun.