şükela:  tümü | bugün
  • uzun yıllar cumhuriyet gazetesi'nde yazdıktan sonra son dönemde aydınlık gazetesi'nde yazıp-çizen ve özellikle demokratik sendikacılık alanında bilgili bir hoca ve siyasetçi. maltepe üniversitesi'nden sonra şimdilerde kktc'de gaü'de ders vermektedir.

    engin ünsal 1935 doğumludur. tarsus amerikan koleji ve istanbul hukuk fakültesi mezunudur. endüstriyel ilişkiler konusunda amerika'da cornell üniversitesi sosyal bilimler enstitüsünde doktora çalışmasını tamamlamıştır. çeşitli sendikalarda uzman olarak uzun yıllar çalışmıştır. türk milli geçlik teşkilatı (tmgt) genel başkanlığı ve chp istanbul milletvekili olarak 15. dönem tbmm üyeliği yapmıştır.
  • kendisiyle yapılmış bir mülakat için; http://politikaakademisi.org/…ngin-unsalla-mulakat/
  • amerika'da aldığı eğitimin hakkını veren yazar-siyasetçi.

    2 temmuz 2017 tarihinde solcu olma iddiasındaki bir kişi şu yazıyı yazabilmiş ve yine solcu olmak iddiasındaki aydınlık gazetesi yazı kurulu yazının basımına izin vermiştir.

    ** işçi sınıfının solcu aydınlarla ilişkisi
    ebedi aşk diye bir şey yoktur. gün gelir aşkın ateşi küllenir ve taraflar arasında derin uçurumlar oluşur. bu kişiler arasında olduğu gibi siyasi görüşler arasında da yaşanır. ingitere’de brexit referandumu, amerika’da trump’ın seçilmesi, birçok avrupa ülkesinde muhafazakâr milliyetçi akımların güçlenmesi, isveç’te sosyal demokratların şaşırtıcı güç kaybı uzun süreli siyasi flörtlerin, evliliklerin devrinin sona erdiğinin ve dünya siyasetinin yeni bir kalıba döküldüğünün göstergeleridir. sosyal ve siyasal anlamda yeni bir dünya kurulmaktadır. bazı ülkelerde milliyetçilik dalgası güçlenirken bizim gibi bazı ülkelerde de dinin siyasete damga vurması ve toplumun din kurallarına göre şekillendirilmesi öne çıkmaktadır.

    işçi sınıfının entelektüel sol ile ayrışması
    adına entelektüel sol denilen solcu aydınlar 150 yıldır işçi sınıfına sahip çıkmış, işçi haklarını savunmuştur. ülkemizde nâzım hikmet, rıfat ılgaz, balaban ve niceleri işçi sınıfına sahip çıktıkları için ağır bedeller ödemişlerdir. yalnız onlar değil amerika’da sacco ile vanzetti, rosenbergler, almanya’da rosa luxemburg’lar işçi sınıfının yanında saf tuttukları için ya hapislerde çürümüş ya da inançlarının bedelini canları ile ödemişlerdir. günümüzde bu inanç ortaklığı sona ermiştir. artık işçi sınıfı yeniliğe karşıdır. teknolojik gelişmenin işlerini elinden alacağına inandığından mevcudun korunmasından yanadır. göçmen işçilere işlerini elinden aldığı için, islamın terör ürettiğine inandıklarından müslümanlara karşı bir yabancı düşmanlığı içindedir. buna karşılık entelektüel sol enternasyonalisttir, çevrecidir, sermayenin serbetçe dolaşımından yanadır, azınlıkların, kadın haklarının yılmaz savunucusudur. günümüzde işçi sınıfına siyaseten sahip çıkan bir olof palme bulamazsınız. buna karşılık, trump, marine le pen, nigel farage gibi siyasetçiler öne çıkmıştır. isveç’te yapılan bir kamuoyu yoklamasında mavi yakalı işçilerin büyük bir çoğunlukla yabancı düşmanı ve milliyetçi isveç demokrat partisi’ni destekledikleri ortaya çıkmıştır. sosyal demokrasinin beşiği olarak bilinen isveç’te işçi sınıfının bu tavrı “işçi sınıfı nereye” sorusunu gündeme getirmektedir. marx’ın işçi sınıfının yeni bir sosyo-ekonomik sistemin kurulmasında öncü olacağı öngörüsü gerçekleşmemiştir.

    ülkemizde işçi sınıfı ürkek bir güvercindir
    amerika ve avrupa ülkelerinde işçi sınıfının sergilediği bu zenofobik (yabancı düşmanı) ve milliyetçi tavır, sadece kendini düşünen bu bencil duruş acaba ülkemizde nasıl yankılanmaktadır? sınıfsal nitelikleri belirginleşmemiş işçilerimiz genelde tutucudur. bağnazlık ölçüsünde dindardır. toplumsal olaylar ve gelişmelere ilgisizdir. haklarının elinden alınmasına karşı suskundur. demokrasinin askıya alınması, yargı bağımsızlığının sonlandırılması, adalet kavramını üstüne bir şal örtülmesi, kadın cinayetlerinin sürüp gitmesi, basın özgürlüğünün yok edilmesi onu hiç ilgilendirmemektedir. işçilerimiz sadece toplu sözleşme masalarında istediklerini elde edemedikleri zaman eylem denen bir demokratik hakkı hatırlamaktadırlar. kendilerine ekmek gibi, su gibi lazım demokrasinin yok edilmesi onları hiç ilgilendirmemektedir. işçilerimizin ve onları temsil ettiklerini iddia eden sendikaların çoğunluğunun bu suskun tavrı ülkemizde işçi sınıfının entelektüel soldan boşanmasına neden olmuştur. bugün nâzım hikmet gibi bir sanatçının işçi sınıfı için kendini ortaya atan aydın örneğini bulamazsınız. entelektüel sol, işçi sınıfının vurdumduymazlığı sonucu bu sınıftan kopmuştur. ülkemizde demokrasinin yozlaşmasının, laik demokratik cumhuriyeti bir ortaçağ çöl kabilesine dönüştürme çabaları sürdürülebiliyorsa bunda işçilerin büyük sorumluluğu vardır. sendika başkanlarının duruşlarını bir kere daha gözden geçirmeleri zamanıdır.