şükela:  tümü | bugün
  • 1909 yılında ittihatçıların erkeklerin evlerinde ve akşamları dışarı çıkarken giydikleri entariyi yasaklamasına karşı çıkanların kurduğu ve yurt dışından da destek görmüş cemiyet.

    --- spoiler ---

    sultan ıı. mahmud zamanındaki kıyafet inkılabıyla, memurların setre (uzun ceket) ve pantolon giymeleri emrolundu. entâri resmî hayattan yavaş yavaş çekildi. ama herkes evinde, yatarken, hatta bir yere giderken giymeye devam etti. işten eve gelince, o tirendaz kâtipler, beyler, paşalar hep entârilerine bürünüp bir oh çekerdi. akşam yemekleri yendikten sonra câmiye, sonra da kahvehaneye üstte entâri, başta fes veya takke, ayakta terlik ile gidilir; bir ayak altta sandalyeye şöyle bir kurulup, hakkıyla istirahatte bulunduklarını gösterirlerdi. sadece akşamları kahveye mi? sirke şişesi elinde bakkala gidenler, kasaba et çektirenler, misafirliğe gidenler; hatta devlet dairesinde iş takip edenler az değildi.

    bu lâübâlilik! ittihatçıların gelişine kadar devam etti. 1909 senesinde ilk defa üsküdar‘da entâri ile sokağa çıkmak yasaklandı. dinlemeyenlerden para cezası alınmaya başlandı. kimi yasaktan memnun, kimi pür-hiddet idi. bazısı da bunu şahsî hürriyete müdahale olarak vasıflandırdı. gazeteler hükûmete yüklendi. mizah mecmuaları hâdiseyi karikatürize etti. bir zamanlar bursa’da karagöz ile hacivat’ın mezarını yaptırdığı için karagözcü avukat diye meşhur, istanbul belediyesi hukuk işleri müdürü avukat râmi bey, entâri dostları cemiyeti’ni kurmuştu. râmi bey, bu cemiyeti kurunca, 1909 tarihli entâri yasağı kanunu karşısına dikildi. ama o, yasağın üsküdar için olduğunu iddia etti. o sıralar önce lyon belediye reisi, sonra fransa başvekili olan herriot da bir entâri dostu idi. paris ile lyon arasında, sırtında entârisi, başında gece külahı ile yataklı vagonda seyahat ederdi. herriot türkiye’ye geldiğinde, râmi bey, kendisine şam sadokarından çok yumuşak, zarif bir entâri hediye etti. kendisini de bu cemiyete âzâ kaydetti.
    entâri dostlarından hüseyn suad bey, üsküdar sultantepe’de bir arkadaşını ziyarete gider. sabah sokakta müthiş bir gürültü ile uyanır. “tutun! kaçıyor! sağdan! yaka-layın!” ne oluyoruz diye pencereyi açınca, iki zaptiye ile bekçinin be-yaz entârili, uzun boylu birini kovaladığını görür. bu kaçağın ağzından gâve-i zâlim adıyla kalem mecmuasında şu şiiri yazar: entâriyi inceden, kalından, altmış sene giydi cism-i zârım. entâri yasak olunca artık, kayboldu benim de ihtiyârım. entâri içinde çünki geçti, ömrüm, bütün aşk-ı nevbahârım. mâtem tutuyor bu yıl dolapta, yazlıklarım, âh penbezârım. entârisiz, aşksız, çiçeksiz, öksüz gibi kaldı üsküdâr’ım. ölsem de yine gam yemem, entâri giyerse türbedârım, kabrimde kemiklerim gülümser, entâri baba olur mezârım.
    --- spoiler ---