şükela:  tümü | bugün
  • fikirler birbiriyle o kadar uyum halindedir, iki kisi zihinsel baglamda oyle bir anahtar kilit uyumu yakalamistir ki, din, dil hatta cinsiyet artik anlam ifade etmemektedir. tensellik, somut olan her sey anlamini yitirmistir. o ruhlari tatmin eden tek sey, konusmak, tartismak, hatta kimi zaman sadece bakislarla iletisim kurmaktir. bir baska bedenden dunyaya bakabilmek, bir baska zihinde kendininkinin yankisini bulabilmek hicbir orgazmla degis tokus edilemez hale gelmistir.

    bir nevi zihinler sevismekte, ruhlar orgazm olmakta, bedenler sadece bu hale ev sahipligi etmektedir.

    sonra öküzün biri kalkar buna entelektuel fuhus der.
  • yazmak, uzun süredir kimse için bir ödev değil ve özellikle bu tip ortamlarda herhangi bir sorumluluk içermiyor. umuma açılan defterler, umumi tuvaletler, toplu taşıma araçları, duvarlar, parklar ve meydanların kullanımı, bu bağlamda yazmanın ve yazının kullanımı hakkında bize ip uçları sunabiliyor. ayan beyan ortada olan hâllerden bahsetmek yerine, önce daha spesifik bir hâlden; umumi tuvaletlerdeki yazıdan bahsedeceğim. günlük yaşantısında iki satır yazı yazmaya merakı olmayan insanlar, bir umumi tuvalete girdiklerinde açılan ilham yollarıyla tuvalet kapıları ve fayansları üzerinde fırtınalar estirirler. yazdıkları arasında yeni bir şey bulmak zor olup bu yazılar genellikle halka mal olmuş deyişler, anonim atışmalar ve yazı yoluyla çiftleşme zemini arayan çağrılardan; bir çeşit "koku bırakma" davranışından ibarettir. dikkat edilirse interaktif portalların da aşağı yukarı aynı izleri taşıdığı görülebilir. insanlara yazma alanı ve özgürlüğü tanıdığınızda, insanlar yazmaktan başka her şeyi yaparlar.

    bunların yanında, bir de yazının sözüm ona entelektüel kullanımı söz konusudur. yazının umumi tuvalette icadını takip eden şiirin sokağa inişi, bir sonraki adımda bu sözüm ona entelektüel kullanıma bağlanır. neden sözüm ona? çünkü yazının bu kullanımında, çoğu, yabancı dillerden çeviri olan kitapların cümleleri, bu cümlelerin transpozeleri ve başka kelimelerle ifadeleri başroldedir. burada her şey bir kapalı havza içinde olup biter. yazarlar, söylenmişler ve tekrar edilecekler bellidir. değil maotik yöntem ya da ironi, aklın belini kırabilecek en küçük bir cüret bile yoktur yazının bu sözüm ona entelektüel kullanımında. örneğin bir heykelin veya tablonun bir ansiklopedide ya da bir mecmuada geçen yorumunun olduğu gibi yazılmasıdır sözüm onalık ve bu yazı değildir. sürü niteliğindeki takipçi, bu anlamda havzayı kapatarak, durgun ve pis su birikintisine hâkim olacak yaşam formunu belirler. mesela bu anlamdaki bir kitleye, onsuz yapamayacak kadar muhtaç olarak bu kitlenin üstünde olan metinleri kopyalamak ve yapıştırmak (şüphesiz ki bu, kitleye de bir gölge kazandırır), yazı değildir. cüreti, ucuz yoldan; sadece toplumsal normlara saldırmakta ya da inançlarla dalga geçmekte göstermek, şeytan'ın kötü bir kopyası olmak ve günahları günah keçisi pratiğinin ardına gizlemek yazı olabilir, ancak şunun şurasında birazdan primatlar da bu tip yazıyı yazabilecek hâle gelmiş olacaklar. prototipinin, umumi tuvalet kapısına telefon numarası bırakmak olduğu entelektüel fuhuş, yazı değildir. entelektüelliğin bu sözüm ona durumu, genellikle insanların aslında-kim-olduklarını gizleme girişimlerinden ibarettir; en dehşet verici hayatlardan en gösterişli süzüntüler süzülür. kendisini sunuş biçimine göre, genellikle pis bir kokusu olan gösterişse, özellikle kopya bir gösteriş olduğunda ölümcül bir bataklığı çağrıştırır.
  • antik roma*, fahişeleri ve onları besleyen senatörleriyle olduğu kadar, kurduğu ve bugünkü kanalizasyon sistemlerine öncülük eden kanalizasyon sistemiyle de meşhur. latince'siyle cloaca maxima, insani kokuları yeryüzünden yer altına indirmenin, usturuplu ilk yollarından. cloaca maxima'dan önce, antik roma forumu'nun bir kısmı ıslak ve fena kokulu bir bataklık hâlindeydi. antik roma'nın meşhur yedi tepesinin kurulu olduğu jeomorfolojinin bir nevi kaderi olan tiber nehri, yılın belli zamanlarında taştığında, bu tepelerin arasındaki vadiler boyunca akıp giden derelerin de debisini yükselterek taşkınlara sebep oluyor; vadiler boyunca bataklık suyunun yükselmesine yol açıyordu. sırf bu sebeple antik roma yerleşimleri, tepelerin zirvelerine yakın bölgelere kurulmuştu.

    bugün bazı şehirlerde, uyarılmamış durumda hâlâ fena kokular olsa da (gelişmek için uyarılmayı bekleriz), kanalizasyon konusunda doğa bizi zorlamadıkça bir sorun yaşanmıyor. kanalizasyon patlamaları ve bataklık taşkınları, bugün şehircilik ve planlama bağlamlarını büyük ölçüde terk etmiş hâlde, tamamen bilginin dolaşımı bağlamında anlam kazanıyor. yıllar önce samimiyet kurma olanağı bulduğum pek saygıdeğer matematik profesörü sn. cem tezer'in daha o zamanlar ifade ettiği gibi, "amiyane tabirle bir kanalizasyon patlaması hâlinde fışkıran bir kopya-bilgi" söz konusu (daha sonra bu kopya-bilgi yapısının, babil kulesi'ni de ucundan kıyısından andırdığı konusunda fikir birliğine varmıştık sn. tezer ile). bilginin nicelik kazanması ve niteliksizleşmesi. bilginin, insanî bütün ihtiyaçların fuhuşunun taşıyıcı parçacığı hâline gelmesi. akademinin, ilgiye ve sevişmeye muhtaç insanlar tarafından istilası ve yine böyle insanlar yaratması. bu insanların da bilgiyle ne yapacaklarını bilememeyip onu, bilinçdışı arzunun sonunu getirebilecek bir güç sanmaları. tıpkı antik roma'da olduğu gibi, bu taşkın hâlindeki basılı ve basılı olmayan filistinizmden etkilenmemek için, belki bir tırnaklı kurbağa bile kendisine daha yüksek bir bilinç düzeyi seçerdi.
  • (bkz: #69835070)