şükela:  tümü | bugün
  • net gerekliliktir.
    bizim çomarlarımız "bizim aydınlarımız da halka yabancılaşmış tepeden baküyür kendi milletine" diyedursun onlara laf anlatmaktan vazgeçtim

    entelektüel de aydın de münevver de bu adamın ya da kadının vasfı nedir? bilgi üretebiliyor olması. peki bilgi toplumun doğrularıyla, toplumun düşündüğü gibi düşünülerek üretilebilir mi?

    nah üretilir.

    toplumun düşündüğünü düşünmeye devam edersen "atomu parçalayıp naabacaan yeğenim canaburabbulalemin parçalanmasını istese bütün olarak mı yaratırdı onu?" diyen kahvehane amcası olursun.

    toplumun inandığına inanmaya, toplumun doğrularını doğru kabul etmeye devam edersen ne bilim yapabilirsin ne deney ne roman yazabilirsin.

    bakınız bilim ve sanat tarihine. toplumun peşinden giden bir tane olsun büyük adam çıkmamıştır. aklı olan toplumlar entelektüellerinin peşinden gider ama akıl bizde ne arar.
  • halk gerçeğe ve farklılığa dirençlidir. entelektüel bunlara karşı açıktır. öyle olunca kaçınılmaz sonuç entelektüelin halktan uzaklaşmasıdır.
  • beklenen tespitlerden biridir. halk başarısızsa halkın hayata bakış açısını benimseyerek bir ülke nasıl başarılı olabilir? rahmetli prusya lideri ii. wilhelm, yeşil sahaların yıldızı deli(muhteşem) ivan ve günlüklerinde “ben bu kadar yıl okuduktan sonra niye halkın seviyesine inecekmişim? halk benim seviyeme çıksın” diyen başbuğ atatürk köylü hatçe nineye saygı duymuşlarsa da ülkelerini hatçe ninenin aklıyla yönetmemişler ve tarihe başarılı kişiler olarak geçmişlerdir.
  • hiç de katılmadığım.

    entelektüel halktan uzaklaşmamalı. aksine, toplumun sorunlarına, hayat şartlarına, toplumun içinde yaşadığı gerçekliğe aşina olmalı. içinde yaşadığı toplumu, hatta mümkünse pek çok farklı renkten, dilden insanı iyi tanımalı, gözlemlemeli.

    çünkü entelektüel bilgi üreten, bilgileri yorumlayan, zeka üreten kişidir. fildişi kulesinde insan bunları yapamaz. yapsa bile, ürettiği bilgi, yapacağı yorumlar toplumsal gerçeklikten uzak olacaktır.

    ancak, elbetteki entelektüel insan toplumla aynı şeyleri düşünemez. aynı şeyleri düşünüyor, aynı şeyleri düşünüyorsa o adam zaten entelektüel olmaz. bu yüzden de entelektüel kesim popülizme kaçmamalı, kolay yolu seçip toplumu arkasına almaya çalışmamalı. gerektiğinde sıradan insanların kabul etmeyeceği, karşı çıkacağı ve hatta anlayamayacağı şeyleri söylemekten de çekinmemeli. bu, topluma yabancılaşmak değil, topluma karşı çıkmak, yerleşmiş bilgilere, genel yargılara, ahlak düzenine karşı durmaktır.

    bizim toplumun entelektüellerindeki asıl sorun, topluma yabancı olmaları/olmamaları değil, her konu hakkında gerekli gereksiz, bilgili bilgisiz yorum yapmaları. bunu da bir bilgi edinme yöntemi olarak değil de, safi gerçekmiş gibi, saf bilgiymiş gibi sunmaları. düşüncelerini, fikirlerini sağlam bir felsefi zemine oturtamamaları.

    felsefe üzerine çokça kafa yormadan entelektüel olunmaz. tvde, orada burada entelektüel diye pazarlanan adamlara bakıyorum, şu şöyledir, bu böyledir demekten öteye gidemiyorlar. iki bilimsel makale okuyunca entelektüel olunuyor bu memlekette. halbuki entelektüel bir insandan meraklı olmasını beklersiniz, alakalı alakasız çeşitli cemiyetlerin içinde bulunmalarını beklersiniz, onları çok güzel bir biçimde, eleştirel bir bakış açısıyla gözlemlemelerini beklersiniz. kafasında bir yığın sorular olmasını beklersiniz. soru sormadan nasıl cevap arayabilir ki bir insan? soru sormaktan aciz insanlara bu memlekette entelektüel deniliyor. çok şey biliyor deniliyor. fikir adamı deniliyor. uzun vadede pek bir işe yaramayan, kısa vadede hap görevi gören hazır bilgiler satıyor bu insanlar çünkü. alıcıları da çok olduğu için herkes bir şekilde nasipleniyor.

    edit: bir yazar arkadaşımızın uyarısı üzerine editleme gereği duydum. kurulan argümana büyük ölçüde katılıyorum. ama bu, entelektüelin topluma yabancılaşması değildir. toplumla uyuşmaması denilebilir. aynı fikirde olmaması denilebilir. ama yabancılaşmak değildir bu.

    neden önemli bu ayrım?

    topluma yabancılaşan bir sanatçı, bilim insanı, yazar olabilir mi? elbette olabilir. fantazi dünyasında yaşayan birisidir, çok iyi kurgusal eserler ortaya koyabilir vesaire. ama bu kişinin entelektüel olarak anılması bana tuhaf gelir şahsen. çünkü entelektüel, her şeyden önce toplumsal bir kimlik içeren bir ifadedir. namık kemal'den bahsederken misal, entelektüel dersiniz. çünkü dönüştürücü, değiştirici bir rol oynamıştır bulunduğu toplumda. bunu yaparken topluma yabancılaşmamıştır.

    "toplumu s.ktir et, kendi işine bak" diyen bir insandan entelektüel çıkmaz. bilim insanı olur, sanatçı olur ama ona entelektüel denilmez. bunu o kişiyi azımsamak için söylemiyorum. kimsenin entelektüel olma zorunluluğu da yok neticesinde. ama topluma yabancı birisine entelektüel dediğiniz zaman, helin avşar hakkında haber yaparken alt yazıda "helin avşar- sanatçı" şeklinde bir şey yazan türk medyası gibi olursunuz, entelektüel kelimesinin içini boşaltmış olursunuz.
  • başlıkta önerilen ile entry'de sözü edilenlerin birbirini beslemekten, değil beslemekten tam anlamıyla ilgili olmaktan bile uzak olduğu, bir tuhaf yazı. entelektüel kimsenin halktan yabancılaşması, halka ve ona dair olana duyarsızlaşması başka bir olay; onun bilgi üretim yöntemi ile halkın dilinin ve tefekkürünün uyuşmaması başka bir olay.

    aydının toplumun doğruları ile düşünmesi, yöntemini bu doğrultuda idame ettirmesi gerekmiyor zaten. sarı çizmeli mehmet ağa ile hep birlikte mutlu olacakları bir zemin içerisinde, teorik oyuncakları ile fil dişi kulesini mesken edinmesi de gerekmiyor. hayır, toplumun düşündüğünü kimsenin düşünmesine gerek yok. kimse böyle bir şeyi bir entelektüel için tahayyül bile edemezdi. aydın, kendi üretimini toplum ile birlikte tüketerek ve böylelikle toplumdan uzak kalmayarak hem kendi entelektüel kimliğinin var olmasını olanaklı kılar hem de toplumda, ölçülebilecek, kayda değer bir farklılık yaratır. demek istediğim, toplumun bozuk yanlarına ve bununla uyuşmayan entelektüel bilgi metodolojisine atıf yaparak entelektüel kimsenin toplumdan uzaklaşması gerektiği iddiasını maalesef gerekçelendirmiş olmuyoruz.
  • kısmen doğru kısmen yanlış önermedir.

    entelektüel içinde bulunduğu toplumun ve halkının sorunlarını bilmeli, insanları iyi tanımalı, o toplumun kültürünü, fikir yapısını, yaşayış tarzını, küçümsemeden, objektif bir şekilde analiz etmeli ama kesinlikle popülizme yenik düşmemelidir. entelektüel kişi halktan biri değildir, halktan biri olsaydı o insanlardan biri olur, bu yüzden de entelektüel falan olamazdı zaten. "halk cahildir" falan demiyorum çünkü cahillik bana göre çok farklı bir şeydir. ama şu da bir gerçektir ki insanların çoğu entelektüelin edindiği misyona sahip değildir. halkın bir kısmı gündelik zevklerle meşguldür (kendimi nerede eğlendireyim, kişisel zevklerimi nasıl tatmin edeyim), bir kısmı geçim derdine düşmüştür (zengin, fakir ayırt etmeksizin bu derde düşülmüş olabilir), bir kısmı ülke ve dünya sorunlarıyla ilgilidir ama bu yüzeysel bir ilgidir ve sorgulama içermez, kendi grubunun lehine olan şeyleri alır, olmayan şeylere karşı çıkar (bu sitede de bolca görürüz bunu, bkz. ingroup bias), yani halk dediğimiz kesim kendi iradeleriyle entelektüel olmayı seçmemiş insanlardan oluşur. bu yüzden de "entelektüel halktan biri olamaz" dediğimde elitist falan olmuş olmuyorum. insanların hiçbiri doğuştan "entelektüel" veya "entelektüel değil" şeklinde ayrılmamış ama kendi seçimleriyle öyle olmuşlar ya da olmamışlar. bu arada benim entelektüel anlayışıma göre ülkede entelektüel olarak görülen insanların çoğu da entelektüel falan değildir.

    sözün özü, entelektüelin halka yabancılaşması, halkı küçümseme, analizlerinde aşırı subjektif olma ve fildişi kulesinde yaşamak şeklinde değil (ki bence böyle biri entelektüel değildir); halkı tanıyarak, onun sorunlarını bilip onlara çözüm yolları arayarak ama aynı zamanda da halktan biri olmadığının ve halkı oluşturan insanların misyonlarından çok daha farklı misyonlara sahip olduğunun bilincinde olmak şeklinde olmalı.

    son olarak da edward said'in entelektüel isimli kitabını şiddetle önererek buradan gidiyorum.
  • açıklama yapılan entry'ye birçok noktada katılmakla beraber başlığın başka bir şey ifade ettiğini düşünüyorum.

    entelektüel halktan uzaklaşamaz, onlardan kopamaz. entelektüelin varlığının amacı zaten kendisi gibi düşünemeyen insanların yolunu aydınlatmaktır. onların ulaşamadığı bilgilere, fikirlere ve bakış açılarına sahip olmasıyla farklıdır. yolculuğu farklıdır ancak yolun sonunda toplum vardır.

    entelektüel kendisinden daha düşük sınıflara mesafe koyabilir onlardan farklılaşabilir ki farklılaşmalıdır da ama bunun sebebi sonucunda halka yararının dokunmasıdır. ancak yabancılaşır ve uzaklarında kalırsa ne onları anlayabilir ne de kendisinden başkasını aydınlatabilir.
  • eleştirmeye çalışırken başlık sahibinin dediklerini tekrarlayan kişilerin doluştuğu başlık. türk milletinde yüz yıllardan beridir var olan kavram bilmeme hastalığının tecellisi görünüyor burada. bakınız tdk güncel sözlüğü ne diyor yabancılaşma ile ilgili

    yabancılaşma
    isim
    1. isim yabancılaşmak işi
    "insanın o şehre yabancılaşması, kendisinin bellek daralmasından kaynaklanmaz." - a. boysan
    2. toplum bilimi belli tarihsel şartlarda insan ve toplum etkinlikleri ürünlerinin, bu etkinliklerden bağımsız ve bunlara egemen olan ögelerin değişik biçimde kavranması

    entelektüelin yabancılaşması toplumun sorunlarını bilememesi değildir efendim. bu kompleksli cahil tipolojinin uydurmasıdır. entelektüel toplumun sorunlarını toplumdan iyi bilebildiği için entelektüeldir. toplumun eksikliklerini görüp kendini ondan azade kıldığı için entelektüeldir.
    bakınız seneler önce kutadgu bilig'de yusuf has hacip isimli büyük türk düşünürü "iyi hükümdar bilgeleri kendine yakın tutar. hangi hükümdar ki bilgeleri kendinden uzak düşürürse adaletten uzaklaşır" diyor...

    yani halit ziya da cemil meriç de nazım hikmet de kemal tahir de bu ülkenin intelijansiyasının önemli isimlerindendir ve hepsi de halka yabancılaşmış insanlardır. halka yabancılaşmak halkı ileri taşımanın temel koşuludur.

    birtakım salaklar nazımın halkçılığından dem vuracak şimdi onu da söyleyeyim halka yabancılaşmak halkı sevmeye engel değildir. azıcık kavramları araştırın da gelin.
  • ona yabancılaşmak denmez canım. eskiler halvet derencümen diyordu; toplum içinde yalnız kalmak. ünlü sloganıyla "halka rağmen halk için" de diyebilirsin.

    entellektüelin kendi kuralları olur, kendi doğruları olur, gerektiğinde toplumuna kafa tutar, onunla mücadele eder. ama gidip emperyalizmin köpekliğini yapmaz. türkiye'de entellektüel olmak, emperyalizmin köpekliğini yapmak diye anlaşılıyor.

    entel dantel ayaklarına emperyalizmin köpekliğini yapıyorlar, terör teşvikçiliği yapıyorlar, halk kazma kürekle kovalayınca da kötü oluyor.

    bu ayrımı yapmak lazım; entellektüel hiç kimsenin köpeği değildir. o, koyunları kurda vermek için değil, sürüye çoban olmak için doğmuştur.
  • entelektüel insanlar önce halkı dönüştürmek ister, iyi niyetle yaklaşır fakat sonra hayal kırıklığına uğrayınca, köşesine çekilir. duruma göre aristokrat hayatı yaşar ve halktan kopar. genelde süreç bu şekilde işler. kendisini iplemeyen ve hatta bazen düşman olarak gören bir güruh için kendini feda etmenin anlamsız olduğunu anlar ve onları kendi hallerine bırakır.