şükela:  tümü | bugün
  • 2008 tarihli laurent cantet'in yönettiği fransız filmi...

    altın palmiye kazandı...
  • 1987'den beri cannes'da altın palmiye kazanan ilk fransız filmi.
  • parisin balta girmemis banliyolerinden birinde , daha cok gocmen cocuklarinin okudugu bir ortaogrenim kurumunun bir sinifinin , bir ogrenim donemini net ve sade bir sekilde aktaran , bi nevi reality show .(amma cok "bir" dedim)
    altin palmiyeyi her gramina kadar hak eden bu neredeyse bedavaya cekilmis film , uluslararasi arenada , cok fransa olmasinin ceremesini cekip , cogu kimseye birsey ifade etmeyecege benzer.
  • sınıf türkçe adıyla 31 ekim'de vizyona gireceği söylenen film. fransız kültür'ün bahçesinde gördüm başka yerde de görmedim böyle bir bilgiyi şahsen merak içerisindeyim.
  • hiçbir sahnesinde müzik kullanılmamış film. yine de güzeldi sanırım. çocukların sesleri kapatıyor gibiydi müziğin eksikliğini.
  • salondaki üç fransız ablanın anıra anıra gülmesini sağlamış filmdir. filmekimi'nde bilet bulunamaması sebebiyle vizyona girdiği gibi görülmüş pek bir şey alınamamıştır. ancak kökenlerin alttan alttan tırmaladığı sarı siyah beyaz ergenlerin her birinin seviyesine ayrı ayrı inmek her babayiğitin harcı olmasa gerek.
    (bkz: françois bégaudeau)

    çok fazla fransız bir fransız filmi kısaca. sonlara doğru hafiften güzelleşmiştir, özellikle platon'un devlet'inin yorumları fenadır.
  • bu fransızlar ilginç insanlar. belki de dunyadaki en iyi ilköğretim ve ortaöğretim seviyesine sahip ülke olmalarına karşın eğitim sistemini, hem de bahsettiğim düzeyde kıyasıya eleştiren bir film yapmış laurent cantet...

    --- spoiler ---

    sınıf, ana karakter françois'nın hem fransızca hem de sınıf öğretmenliğini yaptığı farklı etnik kökenden oluşan öğrencilerin parisin dışında yer alan okulun bir sınıfında geçen öyküsünü anlatıyor. mekan ve çekimler basit olduğu kadar çarpıcı, uzun diyaloglar fransızca bilmeyenleri altyazı okumaya mahkum etse de kesinlikle baymıyor. en önemlisi de film her türlü klişeden oldukça uzak bir yapıya sahip..

    françois'nın tutkulu ve idealist bir öğretmen olması seyircide en başta bir ölü ozanlar fikri oluştursa da film baştan sona hem hollywood'un oluşturduğu 'kahraman öğretmen' karakterleri hem de 'başarı destanı - bak nasıl da sevdirdi kendini çocuklara ve onların abisi oluverdi' olay örgüleriyle adeta dalga geçiyor.

    françois ve öğrencilerin hepsi ayrı karakter derinliklerine sahipler. oyunculukların da hat safhada gerçekçi olması ve kamera açısının seyirciyi sürekli sınıfın içinde hissettirmesiyle gerçekçilik oranı tavan yapıyor. daha da ötesi, ana karakterimiz françois doğruları ve yanlışlarıyla gerçek bir insan. ne kadar doğru olmaya çalışırsa çalışsın yanlışlar yapıyor, öğrencilerine sert davranmak istemezken, cezayı son çözüm olarak görürken belki de en sert eleştirileri sarkastik bir şekilde öğrencilerine yaparak özellikle o yaştaki çocukların bunları kaldıramamasından dolayı eleştiriliyor hatta başına da bazı dertler açılıyor.

    filmin klişelerden çok uzak olan yanları var demiştik.. bunlardan bi tanesi, anne frank'i ve okulda okutulan diğer kitapları aşağılayan öğrencisine haddini bildirmesini beklerken bir de bakıyoruz ki ukala öğrenci, kahramanımız françois'ya haddini platon vasıtasıyla bildiriyor. bir de son sahne var ki o anda ölü ozanlar derneğindeki robin williams'ın karakteri ve benzeri karakterler geldi aklıma.. adeta o sonlarla dalga geçercesine bir öğrenci okulun son günü öğretmenine okulda hiçbirşey öğrenmediğini söylüyor. bunu söylerken okuldan nefret ettiği veya ders çalışmadığı için diil gerçekten okulda öğretilenlerden hiçbirşey anlamadığını anlıyoruz. françois yapma canım öğrenmişsindir bişiler derken bi yandan yüzünde de 'harbi mi lan' bakışı beliriyor.

    karnımıza yumruğu yediğimiz bu son sahneden sonra film bitiyor ve bizler de fransız eğitim sisteminin gediklerini öğrendikten sonra ulkemizde neyseki eğitim problemi yok (!) diyerek gönül rahatlığıyla evlerimize dağılıyoruz.

    --- spoiler ---