şükela:  tümü | bugün
33 entry daha
  • orhan veli'nin "bir yer var, biliyorum; her şeyi söylemek mümkün; epeyce yaklaşmışım, duyuyorum; anlatamıyorum." diyerek -her ne kadar amacı bu olmasa da- betimlemeye çalıştığı ancak yine de etraflıca anlatmanın yanına dahi yaklaşamadığı lacanesk nesne.

    kelimenin tam manasıyla* tam olarak, küçük* diğer** obje*.

    söz konusu objenin isim babası fransız düşünür jacques lacan'a göre objet petit a aslında tam olarak 'gerçek' bir nesne değil; bir diğer ifadeyle heisenberg belirsizliğinde de olduğu üzere nesne tabiriyle tanımlamaya çalıştıkça öz olarak nesne olmaktan uzaklaşan, öte yandan ünlü hollandalı artist maurits cornelis escher'in meşhur çizimi drawing hands örneğinde olduğu üzere hakkıyla yorumlanabilmek için yine kendisine ihtiyaç duyulan imajiner bir arzu nesnesi. lacan, fransızcada aslında cinsel istek ve haz* manasına gelen ancak anlamını 'mutlak bir şekilde tanımlanamayan devasa* fiziksel ve zihinsel tutku' olacak şekilde genişlettiği jouissance tabirinden yola çıkarak, objet petit a'yı jouissance'ın keyfi ve değersiz fazlalığı* olarak yorumlar.

    -|-|-|-|-|-|-|-|-|-|-|-|-|-|-

    *burada jouissance kavramına -kısaca- bir miktar daha değinmek gerektiği kanaatindeyim. jouissance acıdaki zevktir (ya da zevkteki acıdır), elde etmeye çalıştıkça zevk ve acının da aynı oranda arttığı bir ruh halidir, yokluğunun da varlığının da eşit derecede tatminsizlik hissi yarattığı bir duygudurumdur, lacan'ın tabiriyle şeytandır, oscar wilde'ın "hayatta iki trajedi vardır: birisi istediğini elde edememek, diğeri ise elde etmektir." derken bahsettiği ikilemdir. jouissance amiyane tabirle girit paradoksuvari -kendi kendini yalanlayan- jouissance pişmanlığı, azlığı, yokluğu, varlığı veya çokluğudur.

    "bu kavramı objet petit a'ya uğramadan açıklamaya çalışmak mümkün değildir. jouissance aynı anda yaşanan haz ve acıdır, lacan'ın türettiği bir kavramdır ve çok da doğrudur. hatta bana sorarsanız insan olmanın getirisi veya götürüsüdür nereden baktığınıza göre.

    bunu bir örnekle ifade etmek çok daha uygun olacak. sonra teknik açıklamasına geçeriz. küçük bir çocukken istediğiniz oyuncağın sizin hayalinizdeki hali ile gerçekteki hali birbirinden bağımsızdır ve bunu o oyuncağı almadan önce bilemezsiniz. sizin hayalinizde o oyuncak tır çeşitli yerlerinden buhar çıkartan, kırmızı kasası hiç solmayacak, arkadaşlarınızın ayılıp bayılarak bakacakları bir oyuncaktır. ancak binbir zahmet ile aldırdığınız oyuncağın kutusunu açıp oynamaya başladığınız zaman bu hayaller gerçekler ile yüzleşerek kırılır. evet isteğiniz olmuştur, elde etmişsinizdir ama elde ettiğiniz şey hayalinizdeki şey değildir.

    bunu oyuncak haricindeki diğer şeylere de uyarlayabilirsiniz, eşyalar, insanlar, kadınlar, erkekler... insanoğlu bir şeyi arzuladığında ister istemez hayal kurmaya başlar ve bu hayal objet petit a'dır, aynadaki akistir. hem erişilebilir derecede yakın, hem de erişilmesi imkansız bir şeydir bu. ve hayal beraberinde gerçekteki nesnede olmayan bir mükemmelleştirmeyi de beraberinde getirir ve bu nesne baudrillardcı bağlamda bir simülasyon haline gelir. dolayısıyla arzunuza konu olan nesneyi elde ettiğinizde bundan haz duyarsınız, zira elde etmişsinizdir, ama bu hazzın arkasında her zaman bir acı da bulunur, çünkü elde ettiğiniz şey hayal ettiğiniz şey değildir."

    (bkz: jouissance/@darksoul)

    (bkz: arzu etmenin elde etmekten daha çok zevk vermesi)
    (bkz: bir şeye sahip olduktan sonra ondan soğumak)
    (bkz: elde edilen şeyin değerini yitirmesi)

    -|-|-|-|-|-|-|-|-|-|-|-|-|-|-

    objet petit a gerçek manada asla ulaşılamayan, doğal olarak temsili imkansız, hiçbir surette karakterize edilemeyen, kendini hiçbir zaman gerçekleştiremeyen, insanoğlunun anlam arayışını bir manada hep eksik bırakacak, sanal tasvirinin reel dünyadaki izdüşümüne ancak çıkarım ve tümevarım yöntemiyle projeksiyon ve gölgeler sayesinde yaklaşılabilen (bir nevi matematikteki, sıfırdan sonraki basamakları sonsuza giden ve hiçbir zaman tamamen hesaplanamayacak irrasyonel ve transandantal sayılarda -misal: pi sayısı- olduğu gibi) bir olgudur. objet petit a, tutku nesnesinin kendisi olmaktan daha çok tutku nesnesini tutku nesnesi, (kimyasal özellikleri dışında) altını altın ve değerli, güzelliği alım atfedilen bir özellik yapan asıl şeydir. (analoji: zarfa değil mazrufa bakınız / all that glitters is not gold*). objet petit a, sahnede spot ışıkları altında dans eden bir balerini büyüleyici kılan şeyin balerinin kendisinin, orada olmasının, varlığının, bedeninin ya da ritmik figürlerinin değil, bilakis onu karanlık içinde belirginleştiren ve etrafındakilerden ayıran (ancak bunu bilinçli bir şekilde yapmayan) spot ışıkları olduğunu, bahsi geçen ışıklar olmadan* balerinin kendisinin ya da dansının hiçbir şekilde bir cazibe merkezi haline gelemeyeceğini hatta izleyici için bir hiçten ibaret olacağını söyler. bu örnekte objet petit a, balerinden daha çok sahnede yanan -ve yanma amacının farkında olmayan- spot ışıklarıdır.

    (that's me in the corner, that's me in the spotlight, losing my religion
    trying to keep up with you, and i don't know if i can do it
    oh no, i've said too much, i haven't said enough...**)

    objet petit a'yı ortadan kaldırmanın tek yöntemi ona ulaşmaktır; ona ulaşmanın tek yöntemi ise -paradoks olacak şekilde- onu ortadan kaldırmaktır. (başka bir taraftan düşünüldüğünde ise, ona ulaşmanın/onu yok etmenin tek yöntemi kişinin objet petit a'nın ta kendisi* olmasıdır.) jacques lacan'a göre bir insanın objet petit a'ya en yaklaştığı dönemi, doğuşundan itibaren bütün isteklerinin yerine getirilmesi sayesinde jouissance'a her an erişim sağlayabildiği dönem olan bebekliğidir. kişi büyüdükçe bu tatmin duygusundan uzaklaşır, tutkularını elde edememeye ve buna tamamlanamamış yeni arzuların eklenmesiyle de mutlak hazza erişmekte sıkıntı çekmeye başlar. çocukluk evresinden çıkmış bir yetişkin ise her dileğinin daha dillendir(e)meden gerçekleştirildiği ve bir daha asla geri gelmeyecek o zaman aralığından çıkıp artık gerek kendini kelimelerle ifade etmeye çalışmak gerekse de uğrunda çabalamak zorunda olduğundan ötürü bebeklikte ilelebet kaybettiği objet petit a'yı artık hiçbir zaman elde edemeyecektir. dünya bu noktada semboller dünyası olmaktan çıkıp nesneler dünyası olmaya başlamıştır. kişinin bundan sonra yapabilecekleri ya sonsuza dek hiçbir şey yapmamak ya manasızca süreğen bir arayış içinde olmak ya da bilinçli bir şekilde arayışına devam etmek olacaktır. üç şekilde de her halükarda ise sonsuz bir haz tatminine ulaşılamayacak, ancak en iyi ihtimalle -anlamlı ya da anlamsız, tesadüfi ya da değil- jouissance'lara ulaşılabilecek; bu durum da beklendiği üzere beraberinde acıları, başarısızlıkları ve eksikleri getirecektir...

    "life is a journey, not a destination." ("hayat istikametten değil yolculuktan ibarettir.")

    ralph waldo emerson.
9 entry daha