şükela:  tümü | bugün
7 entry daha
  • trajik statü demek insan zekasıyla, logos 'la bir alakası olmayan karşıtlık demektir.
    yaşamımız olabildiğince aklımızla, idealle çelişen eylemlerle doludur; o halde zeus ile prometheus arasındaki nesil çekişmesinde, hybris/@jimi the kewl ve pandora/@jimi the kewl başlıklarında kendi tavrımı ısrarla belirttim bu hususta; agamemnon ile klytaimnestra arasındaki karı koca, onun tetiklediği (evlatları) orestes ile annesi klytaimnestra arasındaki ana oğul karşıtlığında hep bir iyi ile kötü, haklı ile haksız değerlendirmesi ve bu değerlendirmenin ardından bir sonuç görüyorum.

    'yaşıyor olmak' başlı başına bu iyi ile kötünün, haklı ile haksızın, siyah ile beyazın, olan ile yok olanın karşıtlığından besleniyor diyebilir miyim, diye kendimi yoklayınca aldığım cevaplar pek olumlu geldi bana.
    fakat siyahtan kaçınmak istiyorsam, bir rehbere ihtiyacım var demektir, bana doğru yolu gösterecek, -doğru neyse gerçi o tartışılır ya- en azından belirlenmiş kurallar, ahlakın kütüğü, din gereklilikleri, daha açığı; benden önce yaşamış ne kadar insan varsa hepsinin el birliğiyle bilinçsizce veyahut bilinçli bir şekilde oluşturduğu bir kütleden beni haberdar edecek koro. belki de o durumda trajik durumdan kaçabilir miydim?
    daha doğrusu şöyle sorayım kaçınmaya çalıştığım mazmundan kaçabilmeyi başarırsam yaşıyor olmam trajikliğini yitirir mi?

    sophokles 'in korosu; elektra 'ya "..ne ağıtlarla ne de dualarla, dirilip çıkmasını sağlayamayacaksın hades 'ten , o her şeyi yutan denizden babanın. ölçülü olabilecekken, kaptırıp kendini üstesinden gelinemez acılara, kendi kendini mahvediyorsun yanıp yakılarak! katlanılmaz olana ahmakça katlandıkça bu felaketten kurtulamazsın." felaket salt babasının acısını yüreğinde yaşıyor olması değildir, düştükçe düşmüş elektra 'nın katil annesi ve onun sevgilisinin varlığı elektra 'nın yüreğini dağlar, fakat koro dediğim gibi, elektra'nın kendisinden önce yaşamış insanların, az buz bir şey değil bu; düşünen insandan bahsediyoruz, elbirliğiyle yarattığı hatta yaşayanların da yaşattığı koro ahmakça katlanmayı öneriyor bırakın kaçınmayı. evripides 'in iki dizesi elbirliğiyle oluşturulanı iyi anımsatıyor, beni de destekliyor; "..töreye uyarak tanrılara inanıyoruz." (hek. 800) "..uzun zaman adet olan ebedi ve doğadan gelmedir." (bakkh. 895)

    her ne kadar sophokles 'in, elektra 'yı uyaran korosu gibi bir rehberim olmasa da, ben de böyle bir korosuz yoluma devam ediyorum. kendi 'yaşıyor olmak' sürecimi diğer ölümlülerle birlikte geçiriyorum, kendi siyah ile beyazıma bakıyorum, gece ile gündüzüme, iyi ile kötüme, var olanla yok olanıma.
    kaybettiklerime bakıyorum mesela yalnızca, bu yaşıyor olma sürecimin zaten bir şeyleri muhakkak kaybetme süreci de olduğunu biliyorum, en azından yaşımı kaybediyorum, yaş halimi yitirirken hayatın en trajik oyunudur bu, yaşlandığımı anlıyorum. düşünsenize kaybediş süreci aynı zamanda doluş süreci oluyor, doldukça doluyorsunuz; hem iyi olanla hem kötü olanla, hem geceyle hem gündüzle, yaşıyor olma'nın getirisi trajik durumun idrakı açısından işte bu karşıtlıklar bilgisine ulaşmaktır.
    zaman, keskin uçlarımızı yumuşatırken, bıçağımızın keskinliğini alırken, karşıtlıklardan besleniyor; "haklıyım" deseniz ne fark eder onca haksızsınızdır, "ben yüceldim." deseniz ne farkeder, öyle olmadığınızı düşünenler olabilir tıpkı siz geceyi yaşarken bir yerlerde de gündüzü yaşayanların olduğu gibi. trajik durumun idrakı hususunda cemil güzey 'in navisalvia 2004 'den bir notuyla kapamak istiyorum entiriyi; "başarısızlığın, kaybın, hayal kırıklılığının ve ironik tatminsizliğin nasıl bir acıyla dünyadaki kıskanılacak kişilerin bile kanını emdiği çok iyi bilinir. bu yüzden de komediye trajedinin yüksek düzeyini vermek hiç de işimize gelmez. nietzsche 'nin dediği gibi, tüm fenomenler ve fenomenal değişmeler, yaşamın ön beyninde neşe ve güç olduğunu bildirirler bize."

    ben ise şöyle bir kan emici görüyorum; elektra 'yı yatıştıran rehber koro,
    sanırım kanımızın hatrına böyle bir rehberden kaçınmak da ayrı bir ironi gibi.
11 entry daha