şükela:  tümü | bugün
18 entry daha
  • önüne gelenin eline kalem alıp, sıçtığı boku makale, fikir sallangacı diye millete yedirdiği bir basın camiasında "türk basını nereye gidiyor" sorusuna cevap teşkil edebilecek bir örnektir kendileri. buradaki temel sorun, özyılmazel'in bir süreli yayında yazılarını yayınlatabilmesi değildir. asıl problem, bu hatunun ayzdıkalrını okuyan beş kişiden en azından üçünün "yahu ben bu ayşe'den beş kat daha iyi yazarım" deme cesaretini kendinde görebilmesidir.

    işte bu noktada bir görüş birliği oluşturulunca ayşe özyılmazel ve onun gibi türk basınına kalitesiz yazılarıyla(ben yazdıklarına yazı bile demiyorum ya neyse) katkıda(!) bulunan mensuplar, yılların ustası hasan pulur gibi dişiyle tırnağıyla bu camiada yer almış kişileri çileden çıkarıyorlar.

    hasan pulur'un köşe yazarı nasıl olunur başlıklı makalesinin ardından insan bekliyor ki şöyle bir silkelenme olsun, basın camiasının içindeki habis urlar bir bir defedilsin ortalık temizlesin insanlar rahat bir nefes alsınlar. ama yoook... bir anda hasan pulur, özyılmazel'e getirdiği eleştiriler sonucu üç günlük yazar paçavraları tarafından kadın düşmanı ilan ediliyor. bir fikir ürününe en alçak şekilde belden aşağı vurmaya çalışıyorlar. işte hasan pulur'u kadın düşmanı olarak hedef gösterdikleri makalenin önemli bölümleri:

    "...sonra gel zaman git zaman "vatan"dan teklif gelmiş, o da kalkmış gitmiş. iş görüşmesini haşmet babaoğlu yapmış. iş miş derlerken mercimeği fırına vermişler.
    ama günahına girmeyelim, haşmet babaoğlu, alışılanın dışında, kızımıza asılmamış...
    tam tersi olmuş, kızımız haşmet babaoğlu'na asılmış. asılmış ama tam dört ay...
    haşmet babaoğlu dört ay kaçmış, hanım kızımız da dört ay asılmış, kovalamış, sonunda teslim olmuş...
    "hiç de pişman değilmiş!..
    eğer ısrar etmeseymiş, adam elden gidermiş, öyle diyor. şimdi iki yıldır beraberlermiş...
    aralarında 24 yaş fark varmış, lakin çok şeyde uyuşuyorlarmış. o yaşı gereği hiperaktifmiş, haşmet babaoğlu ise boğa burcu, oturaklı adammış. onu zaptetmeye çalışıyormuş, patlatıyormuş kafasına bir tane otur aşağı diye?
    peki hıncal baba'sı bu "seviyeli birliktelik"e ne diyormuş ya da ne demiş?
    gülmüş, hanım kızımıza "seni iş için yolluyoruz, yaptığın işe bak!" demiş...
    sanki bu iş değil?

    ....

    diyeceksiniz kim bu?
    kim bu "küçük hanım" ya da hanım kızımız?
    ayşe özyılmazel...
    "sabah" gazetesinin eki "günaydın"ın köşe yazarı...
    biz "gazetecilik, köşe yazarlığı meslek değildir" dediğimiz zaman tepesi atanlara saygıyla sunarız.
    gazetecilik, köşe yazarlığı "meslek" değil, iştir iş!
    nasıl iş?
    işte böyle bir iş!..."

    http://www.milliyet.com.tr/…/10/01/yazar/pulur.html

    peki, şimdi hasan pulur üstadımız bu görüşleri kendisi mi uydurmuş? ayşe özyılmazel'in eşiyle dostuyla dedikodu mu yapıp bu satırları sütununa taşımış? hayır efendim... bizzat ayşe hanım kızımızın yeni aktüel dergisine vermiş olduğu demeçleri aynen köşesine aktarıp üstüne de yorumunu yapmış!

    ne demiş hasan pulur? bu işler ne hale geldi, basında yer almak ne kadar ucuzlaştı, bu eş, dost desteğiyle yeteneksizlik abidesi olmasına rağmen insanların hiç emek harcamadan bir yerlere gelmesi ne kadar acı verici..işte bunları söylemiş üstad... tokat gibi çarpmış birilerinin suratına, türk basınındaki çözülmeyi, yozlaşmayı hiç arka sokaklara sapmadan koymuş insanların önüne...

    işte bu yazıdan dolayı, işte bu hatundan dolayı şimdi hasan pulur'un namı bazı zerzevatların beş kuruş etmez köşelerinde "kadın düşmanı" diye geçmeye başlamış... hadi hıncal, haşmet bizzat hadisenin aktörleri olarak köşelerinden ayylım ateşine geçerler de diğerlerine ne oluyor? üç kuruşluk akıllarıyla, iki senelik basın özgeçmişleriyle kaymak gibi yapıştıkları bu camianın en büyük duayenlerinden birine nasıl hesap soruyorlar ben bunu anlamıyorum işte...

    iki tane sesli harfi yan yana getirince sempatik olduğunu sanan, bu halkın yüzde doksan dokuzunun bihaber olduğu mekanlara takılmayı övünç kaynağı gören, imla kuralalrından zerre anlamayan bu şahsiyete ve onun gibilere ders vermek adına bu yazıyı yazmanın neresi kötü be arkadaş...

    hani her şeyin bonusu vardır bu da ben bu yazıyı yazarken piyangodan çıktı. mansur forutan bugünkü köşesinde ayşe özyılmazel hanımefendinin mazisinden bahsetmiş. türk basınında yer alan bu ismin hangi yetenekleriyle(?), hangi "destekçileriyle" buralara gelebildiğini özene bezene yazarak açıklamış:

    "...hıncal abi'nin yazısının başlığı 'kovulduğu dergiye kapak olan kız..' ne kadar başarılıymış falan filan da yazının geri kalanı... önce düzeltelim hıncal abi, senin yazdığın gibi ayşe kendisi gitmedi. yani aktüel'den ayşe'yi ben kovdum. hayır, istifa etmedi, ben kovdum... evet, parasını da azalttım çünkü gece gündüz çalışan 35-40 yaşındaki editörün iki katı para alıyordu...

    ve pilav üstü döner kıvamındaki yöneticilik hayatımda kovduğum tek kişidir ayşe... peki, hıncal abi hiç merak edip sordun mu neden diye? soruyu sormadan dün cevabını vermişsin. ben şimdi sana doğruyu anlatayım.

    aktüel'e geldiğimde kafamda farklı bir dergi iskeleti vardı. olduğu yerin çok dışında bir konuma getirmek istiyordum. ve bu düzende ayşe'nin 'kötü' yazıları ihtiyacım olan en son şeydi. ona git muhabirlik yap, haber yap, bizle sabahla, takımın bir parçası ol, ancak o zaman bu işin tadını çıkartabilirsin şeklinde saf nasihatlerde bulundum. oysa ayşe tüm türkiye gibi şöhretli bir köşe yazarı olmak istiyordu... ne yazık ki ekipte yazar olacak en son kişi ayşe'ydi. sevgi treni tonunda yazılar yazıyordu. ben eğer ekibime adil olduğumu gösteremezsem kimse beni iplemez, ve hıncal abi bugüne kadar çalıştığım kim varsa emin ol benimle gene çalışır; hem de koşa koşa gelir. ayşe hanım bu işe bozuldu... bu arada dergideki hal ve tavırlarını anlatmak istemiyorum. bir şımarıklık, bir havalar... onca muhabirin, editörün arasında olmuyordu anlayacağın. ne kadar zorlarsan zorla senden ayşe arman olmaz kardeşim!..

    sonra bir gün teşvikiye cafe'de son konuşma için bir araya geldik. durumu anlattım ve ona ihtiyacım olmadığını nazikçe söyledim. verdiği cevap neydi biliyor musun hıncal abi? 'ama benim bazi ayricaliklarim var' dedi. dondum kaldım. masadaki arkadaşlarımla göz göze geldik, 'bu ne diyor ya' olduk... ve ben de 'sen git o zaman o ayrıcalıklarını kullan' dedim. ayrıcalık burada h.u olarak mütalaa edilebilir..."

    yazının tamamı:
    http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=54719,10,107

    evet işte böyle. türk basını artık o kadar aymaz bir hale gelmiş ki, ayşe gibilerinin bu basından bir an önce gitmesi için destek vereceklerine ayşe ve onun gibiler hakkında doğruyu gösterenlerin parmaklarına işemeye çalışıyorlar. en başta da dediğim gibi asıl sorun, özyılmazel gibilerin bu basında kendine yer bulabilmesi değil, şahsi menfaatler için ona destek çıkanlar, resmini dergi kapağına koyup, önceden ayarlanmış röportaj vakalarıyla ismine yetmiş puntolu başlık düzenlerdedir.
1513 entry daha