şükela:  tümü | bugün
10 entry daha
  • mehmet ali birand, can dündar ve bülent çaplı'nın hazırladığı, öncesi ve sonrasıyla birlikte 12 mart 1971 muhtırasını anlatan 1994 yapımı 10 bölümlük belgesel.

    bölüm bölüm belgeselin ve dolayısıyla dönemin detaylı özeti için buyrunuz:

    öncesi için(bkz: demir kırat/@ascochise)

    1.sancı

    17 eylül 1961’de menderes’in de idamıyla 1946’da bin bir emek ve özenle kurulan çok partili demokrasi ilk yarasını almıştır, artık türkiye’nin tarihinde “asılmış bir başbakan” vardır...

    tüm memleket nefesini tutmuş radyoların başında menderes’in akıbetini beklerken adalet partisi genel başkanı ragıp gümüşpala mbk ile görüşmek için randevu ister, üyeler eski komutanlarının bu isteğini kırmaz. gümüşpala iki bakanın kurtarılamadığını ancak menderes’in asılmasının önlenmesi gerektiğini söyler, “bu adamları asarsanız bunları kahraman edersiniz” der, askerler için bu imkansızdır, bunun üzerine gümüşpala ve yanındakiler mbk’ya bir öneri getirir; “hiç olmazsa infaz olmasın, intihar süsü vererek halledin” der.

    10 yıl ülkeyi yönetmiş başbakan menderes’in idamının duyulmasıyla başkent’e sessizlik çöker. ne partilerden bir açıklama, ne protesto yürüyüşleri.. sokaklar sakin, meclis tepkisiz, gazeteler yorumsuzdur.. infazlardan on gün önce basının en önde gelen isimleri devlet başkanı gürsel’in huzurunda 27 mayıs’a sadık kalacaklarına dair zoraki bir bildiri imzalamıştır.

    seçim kampanyası menderes’in idamından 1 hafta sonra başlar. silahların gölgesindeki liderler biraz ürkektir ancak meydanlar hınca hınç doludur. siyasi tabloda üç aktör vardır: chp, dp’nin mirasçıları ve askerler. chp iyimserdir, meydanlar inönü’ye göz kırpmakta, paşa iktidar hesapları yapmaktadır. ikinci aktör olarak dp’nin mirasını 3 parti paylaşıyordu: osman bölükbaşı’nın cumhuriyetçi köylü millet partisi, ekrem alican’ın yeni türkiye partisi ve ragıp gümüşpala’nın adalet partisi. bu üç parti içinde sağ taban dp’nin mirasçısı olarak ap’yi görüyordu. kayseri cezaevi’ndeki bayar ve arkadaşları da “kırat’ın yeni süvarisi”ni gizlice işaret ediyordu, yeni süvari adalet partisiydi. ap’nin başındaki gümüşpala 27 mayıs’ın genelkurmay başkanıydı. haziranda atanmış, ağustos’ta emekli edilmiş o kızgınlıkla da siyasete girmişti.

    üçüncü aktör ordu da aslında üçe bölünmüş durumdaydı; 27 mayıs’ı yapan subayların oluşturduğu milli birlik komitesi görünürde iktidardı ama gücünü tüketmişti. artık asıl güç hiçbir resmi belgede var olmayan ancak varlığı her yerde hissedilen silahlı kuvvetler birliği'ne geçmişti. emir-komuta zinciri içindeki bu örgütlenmenin başında genelkurmay başkanı cevdet sunay bulunuyordu, iktidarın ipleri onun elindeydi. ordu içindeki üçüncü güç ise “albaylar cuntası”ydı, cuntanın lideri de harp okulu komutanı talat aydemir’di. generallerin chp’yi eksen alan politikasına karşı aydemir ve albayları inönü’ye güvenmiyordu. ordunun henüz misyonunu tamamlamadığını düşünüyorlardı, köklü reformlar yapılmadan ordu kışlasına çekilmemeliydi. tüm taraflar nefesini tutmuş 15 ekim’de yapılacak seçimlerin sonucunu bekliyordu.

    seçim günü tüm gözler sandıklara çevrilmişti; ap’liler meraklı, askerler tedirgin, chp’liler iyimserdi. seçim sonuçları gelmeye başladığında deprem havası yaşanır. chp’nin oyu %36’da kalmış, dp’nin mirasçısı ap’nin oyu ise %35’lere tırmanmıştı. üç sağ partinin oyu %61’i buluyordu, seçmen tüm sessizliğinin ardından yassıada ve imralı’ya tepkisini oylarıyla göstermişti, süngüyle gidenler sandıkla geri dönüyordu, demirkırat diriliyordu..

    peki askerler bu duruma ne diyecekti? devirdikleri iktidarın yeniden dirilişini sessizce izleyecekler miydi yoksa yeniden harekete mi geçeceklerdi? hiçbir parti tek başına hükumeti kuramıyor, sağ partiler koalisyon arayışına başlıyordu, talat aydemir’in cuntası bu ortamda tekrar hareketlenmeye başladı.

    ilk savaş alanı çankaya köşkü olur, cumhurbaşkanlığı için 3 aday vardır; inönü, gürsel ve bayar’ın akıl danışmanı, dp destekçisi prof. ali fuad başgil. bu ortamda meclis’in açılmasından üç gün önce istanbul cuntası önderliğinde 10 general ve 28 albay toplanarak yeni bir müdahaleyi ilan eden beyannameyi imzalar hatta kabineyi dahi oluştururlar. albaylar cuntası müdahale için hazırdı, tüm paşaları arkalarında zannediyordu, sadece bir paşayı unutmuşlardı..

    inönü protokolün içeriğini ve imzacılarını öğrenmiş, devreye girmişti. damadı metin toker’i imzacıların başındaki istanbul valisi korgeneral refik tulga’ya göndererek “bu seçimlerin sonucunun tanınmamasının karşısında olurum ve açıktan vaziyet alırım” şeklindeki tutumunu iletmesini ister. bir yandan da gürsel ve sunay’ı arayarak devletin ve ordunun zirvesine tavrını bildiriyordu, darbe olursa kesinlikle karşısında olacaktı.

    23 ekim günü, meclisin açılmasına 2 gün kala inönü’den işareti alan sunay genelkurmay'da hemen yüksek rütbeli generalleri toplar. gürsel’in cumhurbaşkanı olması ve yassıada suçlarının affedilmemesi şartları sağlanırsa beyanname iptal edilecek ve meclis’in açılmasına izin verilecekti. sunay başkanlığındaki komutanlar parti liderleriyle görüşmek üzere genelkurmay’dan çankaya’ya gider. bu esnada parti liderleri başbakanlıkta gürsel başkanlığında toplanmıştır. liderler gürsel’e “silahlı kuvvetlerdeki muhterem kumandanlar bizden farklı düşünmüyor ama demek ki bizden bazı şüpheleri var, bizi bir araya getirin, hangi konularda şüpheleri varsa bize sorsunlar, biz onların cevaplarını verelim, cevaplar tatmin edici olmazsa sizin anladığınız şekilde çözülür, tatmin edici olursa mesele kalmaz, meclis açılır” talebinde bulunur. “inönü diplomasisi” sayesinde askerler ve siviller çankaya’da bir araya getirilir. inönü’nün kontrolü ele aldığı bu toplantıdan gürsel’in cumhurbaşkanı olması, 147’lerin (mbk tarafından ihraç edilen hocaların) geri dönüşüne izin verilmesi, ordudan ihraç edilen subaylar “eminsular”ın orduya geri dönmesinin engellenmesi konularında liderler güvence verdi, af konusu “şimdilik” çıkarılmayacak denilerek açık bırakıldı. liderler ve komutanlar anlaşmış, müdahale durdurulmuştu. bu toplantıda türkiye’yi bu dönemden kimin geçireceği de belli olmuştu, o kişi ismet inönü olacaktı…

    2.albay

    27 mayıs 1960’ta kapatılan parlamento 1.5 yıl sonra 25 ekim 1961’de yeniden açılır, meclis yeniden toplanırken milli birlik komitesi tarihe karışır. artık bir meclis bir de senato vardır, eski mbk üyeleri ömür boyu tabii senatör olur. meclis’in ilk işi cumhurbaşkanı seçmek olur, gürsel kendinden emin köşkte sonuçları beklemektedir, partiler gürsel’i destekleyeceklerine dair protokol imzalamıştır ancak bazı ap vekilleri darbecilerin başına oy vermeyi sindiremez ve sandıktan 156 boş oy çıkar, gürsel yine de 4.cumhurbaşkanı seçilir. cumhurbaşkanlığı genelkurmay başkanlığından sonra bir üst rütbe haline gelir, köşk’ün yeniden sivilleşmesi için 22 yıl daha beklemek gerekecektir. gürsel hükumeti kurma görevini inönü’ye verir, inönü ap ile cumhuriyet tarihini ilk koalisyon hükumetini kurar.

    31 aralık 1961’de saraçhane’deki büyük işçi mitingi türkiye’nin yeni bir döneme girmekte olduğunun ilk işaretidir. 1961 anayasasıyla ile bir anda siyasi, toplumsal haklar genişletilmiş, toplum yeni özgürlükler donatılmıştır. sendikalar, işçiler, öğrenciler, partiler sokağa çıkıyor, “biz de varız” diyordu. sivil toplum yeni yeni oluşuyordu. türkiye toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı, örgütlenme özgürlüğü, hak arama hürriyeti, din ve vicdan özgürlüğü, toplu sözleşme ve grev hakkı, özerk üniversite, tarafsız televizyon, planlı ekonomi gibi yeni kavramlarla tanışıyordu. bu ortamda 1.inönü kabinesi’nin çalışma bakanlığına gazeteci bülent ecevit getirilmişti.

    bu esnada “dp’nin mirasçısı” ap tabanından gelen talepler doğrultusunda başta bayar olmak üzere kayseri’de bulunan 27 mayıs tutuklularına af söylemleri dile getirmektedir. 1962’nin ilk günlerinde dp yöneticilerinden tevfik ileri’nin cenazesinde eski demokratlar af sloganları atınca ortalık karışır, istanbul’da gençler sokaklara dökülür, ellerinde bayraklar ve atatürk resimleriyle binlerce genç af aleyhinde sloganlar atarak yürür, 27 mayıs şehitleri için saygı duruşunda bulunur, dp’lileri kınayan konuşmalar yapılır ve sonunda subaylar öğrenci dernekleriyle birlikte taksim atatürk anıtı’na çelenk bırakarak tavrını sergiler.

    başını aydemir’in çektiği albaylar cuntası olmak üzere ordu kaynamaktadır, ordudaki bu hareketin sesleri ayten sokak’a hemen ulaşmıştır. inönü hemen bir radyo konuşması yaparak “bir, demokrasiye karşı hiçbir hareketin içinde yer almam aksine onunla mücadele ederim ikincisi intikam duygularıyla tahrik ortamı yaratılmasına başbakan olarak kesinlikle izin vermem” der. bundan sonra ikinci kozunu oynayarak sunay’ı devreye sokar. inönü’ye yakın sunay tehlikeyi görüyor ve ordunun hızla kışlasına çekilmesi gerektiğini düşünmektedir, komuta kademesiyle birlikte cuntacı albayları toplar, aydemir tüm generallerin önünde “muhakkak ikinci bir ihtilal olacaktır, hiyerarşik bir ihtilal en az zararlısı olacaktır” diyerek açıkça genelkurmay başkanı’na ihtilalin başına geçmesini teklif eder, buz gibi bir hava eser. sunay konuşulanları hiç duymamış gibi “mesele anlaşıldı, ben şimdi inönü’ye gidip ordunun kendisine yüzde yüz destek verdiğini söyleyeceğim” der, aydemir ve albaylar duyduklarına inanamaz.

    inönü bu ortamda kendisinin de 60 yıl önce içinde yetiştiği, ihtilalciliğin heyecanını yaşadığı harp okuluna ziyarete gitme kararı alır. hem şu her darbe lafında adı geçen albayla tanışacak hem de harbiyeli'nin gözünün içine bakarak “ben sizden biriyim, sözümden dışarı çıkmayın” diyecektir. bu ziyaret esnasında inönü öğrencileri denetlerken bir harbiyeli heyecandan bayılıverir, inönü harbiyeliyi etkilemiş olarak “harbiye baskınını” tamamlar. 9 şubat 1962’de cunta harekete geçerek istanbul valisi korgeneral refik tulga başkanlığında toplanır, 20 gün içinde yönetime el koymakta anlaşırlar. ordu ikiye bölünmüş durumdadır; bir yanda darbe isteyen karacılar ve denizciler, diğer yanda darbe karşıtı havacılar ve komuta kademesi. hava kuvvetleri açıkça darbenin karşısında, meclis'in yanında pozisyon alınca hava kuvvetlerinden mahrum kalındığını gören darbe destekçisi generaller bir bir imzalarını çeker, her an görevden alınma tehlikesindeki aydemir elinde sadece harp okulu gücüyle hareketin başına geçmek durumunda kalır.

    3.isyan

    22 şubat 1962 sabahı aydemir harekete geçmeden önce istanbul cuntasının komutanı refik tulga’yı arar. tulga “hava kuvvetleri dahil edilememiştir, komuta zinciri kurulamamıştır” diyerek bir anda hareketin karşısına geçtiğini söyler. istanbul ekibi tarafından ihanete uğramış aydemir yalnız kalmıştır. harp okulu’nda alarmlar çalarak tüm öğrenciler bir salonda toplanır, 42 yaşındaki talat albay kürsüye gelerek “27 mayıs amacına ulaşamadı, meclis çalışmıyor, orduya dil uzatılıyor, ordu bizimle beraber, planlarımız hazır” der. harbiyeli silkelenir bekledikleri an gelmiş, ihtilal başlamıştır.

    saat 16:00’da tank taburu harbiye’den dikmen yoluna çıkarak namlularını meclis’e çevrir, panik havası esen meclis dağılır, isyan kapıya dayanmıştır. genelkurmay karargahı tertibat alarak savunmaya geçer. aydemir tahmin edilenden daha büyük bir gücü kontrolüne almıştır; hükümeti korusun diye çubuk ve polatlı’dan çağrılan birliklerin komutanları bir süre sonra aydemir’in emrine girdiklerini açıklar, başkent düşmek üzeredir. saat 16:00’dan itibaren zırhlı birlikler okulu tank taburu, 228.piyade alayı, polatlı topçu okulu dahil yaklaşık 18 bin kişilik bir kuvvet aydemir’e bağlı hale gelmiştir.

    birliklerin bu kadar çabuk el değiştirmesini hayretle karşılayan ve durumun vahametini anlayan inönü cumhurbaşkanı, genelkurmay başkanı, hükumet üyeleri , kuvvet komutanları ve tüm parti liderleriyle köşk’e çıkar, devlet mekanizması tam kadro çankaya’da sipere yatar. parti liderleri bu hareketi onaylamadıklarını ilan eden ortak bir beyanname hazırlar. talat aydemir ytp genel başkanı ekrem alican’ın abisinin kayınbiraderiydi, görüşüp ikna edebileceğini düşünerek inönü’ye fikrini söyler, inönü kabul edince alican ara buluculuk rolü üstlenir. inönü isyancılara mesajını iletir “söyle onlara kan dökülmeden bu işten vazgeçerlerse yarın sabah hepsini emekli edeceğim ama hiç birini divan-ı harbe vermeyeceğim” der, pazarlık başlar.

    bu esnada cumhurbaşkanlığı muhafız alayı aniden el değiştirerek aydemir’in komutasına girdiğini ilan eder. köşk bir anda isyancılar tarafından sarılmış, devletin tüm yönetim kadrosu bir anda isyancıların eline geçmiştir, muhafız alayı’nın başındaki binbaşı aydemir’i arayınca aydemir kan dökülmesini göze alamayacak, “bırak gitsinler, benim onlarla hesabım yok” diyecek ve bu kararla kendi sonunu hazırlayacaktı.

    inönü ve hükümet üyeleri konuşmalarını banda alıp radyo’ya gönderdikten sonra güvenebilecekleri tek yere, hava kuvvetleri karargahı’na geçer, inönü hareketi buradan yönetecektir. ankara’da tüm birlikler teyakkuza geçer, hava kuvvetleri’ne ait jetler harp okulu üzerinde uyarı uçuşları yapar.

    saat 22:00’de ismet paşa genelkurmay’a geçmiş ve yolda harp okulunun tankları ile genelkurmay’ın tanksavarlarının karşı karşıya olduğunu görmüş ve ürpermişti. bu esnada darbeciler alican aracılığıyla “tayinleri bize sorarak yapsınlar, bu işi bitirelim” önerisini inönü’ye iletir. inönü bu talep karşısında genelkurmay’da son derece sert bir konuşma yaparak karargahı sallar ve inisiyatifi ele alır. inönü bu kritik durumda isyancılara nasıl rest çekebildiğini “bir ihtlialci müzakereye girdiği andan itibaren kaybetmiştir” sözleriyle açıklayacaktır.

    gece yarısında aydemir harp okulunda köşeye sıkışmıştır. aracılarla “inönü bizi yargılamayacağına ve emekli etmeyeceğine söz versin bu işi bırakalım” mesajını iletir, inönü bu yönde darbecilere güvence veren bir beyanname yayınlar. aydemir hatıralarındaki “harekete geçseydim kan gövdeyi götürecek ve dikta rejimine gitmek gerekecek, geniş çapta bir katliam olacaktı, böyle bir sorumluluğa girmeye gönlüm razı olmadı ve harekatı durdurmaya karar verdim” düşünceleriyle isyanı noktalar.

    sabah olduğunda kriz aşılmıştı. ismet paşa zafer kazanmış bir komutan edasıyla hava kuvvetleri karargahından çıkar, meclis’te bir kahraman gibi karşılanan paşa o gün yeni önlemler getirir, 27 mayıs ve ordunun eleştirilmesini yasaklar, darbecileri yargılamaz ancak hemen emekli eder. kriz aşılmış ancak tehlike atlatılamamıştı, çünkü o sabah aydemir eşine “bu iş bitmedi, yeniden deneyeceğim” diyecekti…

    4.baskın

    aydemir’in affı gündeme gelince ap’liler meclis’te eski demokratlara da af talebiyle ayaklanır, inönü istifa eder, türkiye’nin ilk koalisyonu 6 ay çalıştıktan sonra çöker, kabineyi yeniden inönü kurar ancak bu kez ap hükumet dışında bırakılır. 60’ların bitmeyen kavgası "af" 1962 ekiminde çıkar. ancak bu kısmi bir aftır sadece kayseri’de yatmakta olan yassıada’dan az bir cezayla kurtulanları kapsıyordu, bayar gibi müebbetler ve ağır ceza mahkumları hapiste kalacaktı. demokratların affı eski kinleri alevlendirir, istanbul’da öğrenciler af karşıtı söylemlerle ayaklanır bu tepki halihazırda cuntalarla kaynamakta olan orduda da yankı bulur.

    bu cuntalar içerisinde en güçlüsü hala talat aydemir cuntası idi. aydemir 22 şubat’tan sonra emekli edilmiş ve üniformasını çıkarmıştı ancak yeni ihtilal planı her an aklındaydı. aydemir bu haberi harp okuluna da ulaştırmış, o günden sonra izne çıkan tüm harbiyeliler bölükler halinde albay’ın evinin önünden geçerek onu selamlar, bu bağlılık gösterisi albay’a cesaret veriyordu. bu esnada aydemir 27 mayıs’ı kışkırtan, idamlar için baskı yapan “sivil cuntacılar” profesörler, gazeteciler gibi kesimlerin yeni kahramanı haline gelir.

    1963 mart’ında sağlık gerekçesiyle 80 yaşındaki bayar’a özel af çıkar, binlerce kişi kendisini karşılar. hem eski dp’lilerin hem af karşıtlarının günlerdir sokaklarda olduğu ortamda bayar’ın affı gerilimi iyice tırmandırır, son anda yetişen asker iki grubu ayırarak arbedeyi önler. benzer görüntüler ankara’da da yaşanmaktadır, bayar’ın yüzlerce araçlık konvoyu bu havada başkent’e girmekte, hava kuvvetleri jetleri alçak uçuşlar yapmakta, ordu bayar’a “biz hala buradayız” mesajı veriyordu.

    öfkeli kalabalık ana muhalefet partisi ap genel merkezi’ni kuşatır, parti yöneticilerinden süleyman demirel de bu esnada binada mahsur kalmıştır, ertesi gün “bu memlekette 50 yıl daha politika yapılmaz” diyerek istifa edecek, “şapkayı alıp gitme” efsanesi bu şekilde doğar. eski cumhurbaşkanı’na çıkarılan af iptal edilir ve bayar apar topar cezaevine geri götürülür. tüm bu ortam ihtilal için aydemir’e cesaret vermektedir.

    20 mayıs günü aydemir harekete geçer, saat 23:00’te 3 tank radyo evi’ne doğru yola çıkar, talat albay üniformasını tekrar giyer. bu esnada alparslan türkeş amerikalılarla çalışan bir arkadaşından darbe planını haber alır ve zaten hazırlıkların haberlerini almakta olan ismet paşa’ya ulaştırır. saat 12’de tanklı harbiyeliler radyo evi’ne girer ve darbeyi memlekete ilan eder, tüm birlikler hareketlenmek için radyo’dan gelecek bildiriyi beklemektedir, parola "halaskar fedailer"dir. inönü hemen genelkurmay başkanı sunay’ı aratır, sunay son derece sakin “paşa’yı hiç rahatsız etmeyelim, biz bu işi hallederiz” der. bu esnada 28.tümen komutanı yarbay yanında 2 erle radyo evini basar, anons yapan ihtilalci üsteğmeni tutuklar ve karşı anons yaparak tüm gecenin kaderini değiştirir, tüm kuvvetlerin ihtilalin emrine girdiğini sanan birlikler duraklar. saat 02.00’de bu kez harbiyeliler radyo evini basarak tekrar darbe bildirisini okur. genelkurmay da bu esnada ilk şaşkınlığı atlatmıştır, sunay 3 ordu komutanını arayarak bağlılıklarını teyit eder. elinde harbiyelilerden başka bir güç olmayan aydemir tutuklattığı yüksek rütbeli generallerin salıverilmesini emretmiş, “ başını koyduğun yerde baş almasını da bileceksin” kuralını işletememişti.

    bu esnada radyo 3 saatte dördüncü kez el değiştirerek genelkurmay’ın kontrolüne geçer, radyodan sunay’ın sesinin duyulmasıyla subaylarda, kıta komutanlarında çözülme başlar, ihtilalin sonu gelir. sabaha karşı polatlı topçu okulu birlikleri radyo evini kurtarır, çubuk’taki alay caddelerdeki harbiyelileri toplar, tuğgeneral muhsin batur’un jetleri uçuşlarla hükumetin zaferini ilan eder. sabah olduğunda isyan tamamen bastırılmıştır, 21 mayıs hareketinin bilançosu 8 ölü 21 yaralı olur, sabah radyo evi’nden inönü’nün konuşması duyulur. o gün aydemir küçükesat’ta bir evde yakalanır. karakolda bir polis aydemir’e “kurtulursan ne yapacaksın” diye sorar, “ilk fırsatta yenisini deneyeceğim” yanıtını alır.

    1500’e yakın sanık yargılanır, sadece iki kişi – 22 şubat'ta muhafız alayını ele geçirerek çankaya’yı kuşatan binbaşı fethi gürcan ve albay talat aydemir- sonuna kadar 21 mayıs’ı savunur ve idam edilir. tarihe başarısız iki darbe girişimi olarak geçmiş 22 şubat ve 21 mayıs dosyaları böylece kapanır, “cuntacılar” 6 yıl daha beklemek zorunda kalacaktır…

    5.demir-el

    1963 yılı biterken artık türkiye’de darbe lafı edilmiyordu, talat aydemir tarih olmuş, 27 mayıs’ın son sarsıntıları geçmiş ve rejim oturmaya başlamıştı. bu geçiş döneminde gemiyi karaya oturtmadan limana ulaştırmayı başaran insan inönü’ydü. silahlı ayaklanmalar, kıbrıs krizleri, koalisyon hükumetleri ve rejim tartışmaları içinde can çekişen ülkeyi dört sıkıntılı yıl boyunca yönetmişti ama bu arada kendi de yıpranmıştı. 1963 sonunda yapılan yerel seçimlerde chp oyları %37’de kalmış, ap %45’i bulmuştu.

    inönü suikaste uğrayan başkan kennedy’nin cenazesine katılmak üzere kasım 1963’te abd’ye gider, yeni başkan johnson’la görüşmeye hazırlanırken koalisyonun iki ortağı ckmp ve ytp’nin seçimlerde oy kaybetmeleri üzerine başbakan’a danışmaya gerek bile duymadan koalisyondan çekildiği haberi gelir. hükumet çökmüştür, inönü artık başbakan değildir. resmen başbakan olmayan inönü beyaz saray’a görüşmeyi iptal etmek üzere haber gönderir, başkan johnson’dan “ismet paşa çok büyük bir devlet adamıdır, başbakan olsun olmasın, türkiye’yi en iyi temsil edecek kendisidir, bizim için onunla görüşmek şereftir, bekliyoruz” yanıtını alır ve görüşme gerçekleşir.

    inönü apar topar memlekete döner, son kabinesini bir “azınlık hükümeti” olarak kurar. şubat 1964’te bir gün inönü başbakanlıktan çıkıp arabasına bindiğinde 3 el silah sesi duyulur, bir gerici tarafından suikasta uğramış ancak bir zarar görmemiştir.

    1964 martında kıbrıs’ta katliam hızlanmış, meclis hükumete müdahale yetkisi vermişti. nikos samson önderliğindeki enosis’çiler kıyımlar gerçekleştirir. türk alayının doktoru nihat ilhan’ın eşi ve 3 çocuğunun katledilmesi bardağı taşıran son damla olur, türk jetleri ada üzerinde uçuş yapacak, ada yeşil hatla bölünecektir. gerilim tırmandıkça tırmanır, kıbrıs bir cehennem adasına döner. türk donanması iskenderun limanı’nda çıkarma için talimat beklemektedir. time dergisi'ne röportaj veren ismet paşa’ya yöneltilen “nato sizi desteklemezse ne yapacaksınız?” sorusuna tarihe geçen “kıbrıs’ta müttefikler yanımızda olmaz, türk azınlık ezilir, bu böyle devam ederse batının bu ittifakı yıkılır, yeni şartlarla yeni bir dünya kurulur türkiye’de bu dünyada yerini bulur” yanıtını verir. bakanlar kurulu toplanır ve 6 haziran’da müdahale kararı alınır. ancak inönü türk ordusunun bu harekatı gerçekleştirebileceğinden emin değildir, komutanlara sorar, yanıt kesindir; türk ordusu bu müdahaleyi yapacak güçte değildir, donanım yetersizdir. inönü tek çıkış yolu olarak müdahaleyi batının durdurması olarak görür. dış işlerine “abd büyükelçisine yarın kıbrıs’a çıkarma yapacağımızı bildir” talimatını verir. bunun üzerine büyükelçi inönü’ye johnson’ın ünlü mektubunu iletir. abd “türkiye’nin bir müdahalede amerikan silahlarını kullanamayacağını, bu hareketten dolayı türkiye’nin bir rusya tehdidiyle karşılaşılması durumunda abd’nin müdahale edemeyeceğini” söylemektedir. taktik işe yaramış ve müdahale “engellenmiştir” ancak son derece kaba ve aşağılayıcı üsluptaki johnson mektubu türk-amerikan ilişkilerinde bir dönüm noktası olur. mektubun tam metni açıklandığında kamuoyu sokaklara dökülür, türkiye'deki “go home yankee” sloganları ve amerikan aleyhtarlığı o yıllarda başlar.

    5 haziran gecesi adalet partisi genel başkanı ragıp gümüşpala ölür. partiyi çok zorlu bir dönemden en az yarayla çıkarmayı başarmış, misyonunu tamamlamıştı. 60’ların başındaki ordu gölgesindeki ürkek ve dengeli politikaya karşı kitlelerden daha baskın ve cesur bir tutuma değişim talebi gelmektedir. seçimin hemen öncesinde partinin başkan aradığı dönemde süleyman demirel bir sene önceki parti baskınından sonra partiden istifa etmiş, iş hayatına atılmıştı. yarım gün odtü’de ders veriyor, odtü’nün kampüsünü inşa ediyor, müteahhitlik yapıyor ancak politikaya da devam ediyordu. bu dönemde partili arkadaşları genel başkan adaylığı teklif etmek üzere kapısını çalar, demirel'in 30 yıllık siyasi yaşamı böylece başlar, bayar dahil hem eski dp’lilerin hem tabanın desteğini alır. bir kaç ap'li delege bir oturumda sinirlenip ordu'ya sataşınca fatura demirel'in rakibi sadettin bilgiç'e kesilir, genelkurmay başkanı sunay meclis'e zehir zemberek bir mektup gönderir, bilgiç başkan olursa ordunun iktidarı ap'ye vermeyeceği söylentileri yayılır. bunun üzerine hakkında yapılan tüm kara propagandaya rağmen demirel kasım 1964’teki parti kongresinde genel başkan seçilir.

    1965’in başına gelindiğinde ismet paşa 80 yaşını geride bırakmıştı. yorgundu, yılgın değildi ama bıkkındı. her şey ondan soruluyor, o birçok gayret sarf ediyor ancak kimseye yaranamıyordu, paşa bu ateşten gömleği daha fazla üzerinde tutmak için direnmek niyetinde değildi, misyonunu tamamlamış, kendi açıklamasına göre 15 darbe girişimi önlenmiş, ordu kışlasına çekilmiş, 27 mayıs’tan 4.5 yıl sonra nihayet demokratik düzenin kuralları işlemeye başlamıştı. onca emek verdiği bu kurallar şimdi onun aleyhine işleyecekti…

    şubat 1965’te meclis’te bütçe oylaması vardır, demirel 2 aydır bu günü beklemiş bu süreçte muhalefeti hükumete karşı bir araya getirmeyi başarmıştı. inönü’nün çankaya’daki toplantıda verdiği “iktidar meclis’te değişir” öğüdünü almış, taktiğini uygulamıştı. inönü “red oyları kabul oylarından bir fazla olursa istifa edeceğini” söylemişti. oylama yapılmış, bütçe reddedilmiş, hükmet devrilmişti. milletvekili olmadığı için oylamayı gözlemci kabininden izleyen demirel 40 yıllık ismet paşa’yı ondan aldığı taktikle devirmişti...

    türk siyasi hayatı o gün çok önemli bir kilometre taşını geride bırakır, “milli mücadele kahramanları”nın siyaset hayatındaki sayfası kapanmış, 1924 doğumlu demirel ile “cumhuriyet kuşağı” bayrağı devralmıştı.

    6.sağ-sol

    1965’te seçimlere 8 ay kala 2 aylık lider demirel inönü’yü devirmiş ve hükmet kurma yetkisini kazanmıştır ancak başbakanlık için deneyimsiz olduğunu düşünen demirel başbakanlığı ap senatörü suat hayri ürgüplü’ye verir, ürgüplü hükümeti chp dışındaki 5 partiden bakanlarla kurar, demirel başbakan yardımcısı olur, 8 aylık bu dönem demirel’in iktidar stajı olacaktır.

    yelpazenin sağındaki tartışmasız önder ap, tartışmasız lider demirel’dir ancak sağ cenahta 1965 yılında yükselen bir başka isim ise alparslan türkeş'dir. 27 mayıs’ın ihtilalci albayı önce gürsel tarafından hindistan’a sürülmüş dönüşte önce ap’de zemin yokladıktan sonra ckmp’de karar kılmış ve 4 ayda liderliği ele geçirmişti. o günden sonra “başbuğ” türkeş “9 ışık” adını verdiği ilkeleri ve "bozkurtlarıyla" türk sağında yeni bir yapılanmanın mimarı olacaktı.

    yelpazenin solunda da radikal bir oluşum başlamıştı. 27 mayıs’ın getirdiği özgürlükçü iklim içinde yeşeren devrimci görüşler chp’de umduğunu bulamamış, türkiye işçi partisi’nde toplanmaya başlamıştı. tip, mehmet ali aybar öncülüğünde türkiye’yi sosyalizmle tanıştırmıştı, behice boran’lı çetin altan’lı tip meydanlarda yepyeni bir sol hava estiriyordu.

    bu tabloda işi güçleşen parti chp olmuştu. kitleler chp’ye soğuktu, parti ardı ardına gelen koalisyon hükümetleriyle yorgun düşmüştü. koca ismet paşa sağdan gelen genç bir liderin bir hareketiyle devrilivermişti. chp bu girdaptan kurtulabilmek için çözüm arıyordu, bulunan formül “ortanın solu” sloganı olacaktı. iktidardaki sağ partiler hemen chp’ye saldırıya geçer, nihayet chp “solculuğunu” itiraf etmişti. hemen bir slogan bulunur; “ortanın solu, moskova’nın yolu!” chp tüm bir seçim kampanyasını ortanın solunun komünizm olmadığını anlatmaya çalışarak geçirecektir. artık türk siyaset arenasında eskinin “halkçı-demokrat” çatışmasının yerini ülkeyi yıllarca oyalayacak olan “sağcı-solcu” çatışması alacaktı.

    ekim 1965 seçimlerinde ap %53 oy almıştı. 5 yıl süren koalisyonlar dönemi sona ermiş, 27 mayıs’ta süngü ile devrilen zihniyet 5 yıl sonra ezici bir çoğunlukla yeniden iktidara gelmişti. tip de seçimlerde %3 oy alarak 14 milletvekilini meclise yollamıştı. sonuçlar chp için yıkım olmuş, 27 mayıs’ın tüm faturası chp’ye çıkarılmış, cumhuriyet’i kuran partinin oyları %29’da kalmıştı.

    demirel başbakanlığa gelmişti ancak devraldığı tablo hiç iç açıcı değildi. ekonomi 5 yıllık siyasi istikrarsızlıkla sarsılmış, yatırımlar durmuş, ticaret açığı büyümüştü. dış politikada kıbrıs sorunu patlak vermişti içeride genç başbakan hem parti içi muhalefetle hem de meclis’te inönü gibi bir kahramanla uğraşmak zorundaydı. tüm bunların yanı sıra 27 mayıs’tan beri politikaya müdahale etmeye neredeyse alışmış, ap’ye hiç de sempatiyle bakmayan silahlı kuvvetleri kollamak zorundaydı.

    1966 şubatında başbakanlığının ilk zamanlarında demirel’in karşısına çıkan ilk krizin adresi çankaya olur. cumhurbaşkanı gürsel ağır hastaydı, sol yanına felç inmiş, kendi bedenini taşıyamaz olmuştu. gürsel abd başkanı johnson’ın gönderdiği özel uçakla tedavi için abd’ye gidecek komaya giren gürsel “kendi toprağında ölmesi” fikriyle türkiye'ye geri getirilecekti. 38 doktor tarafından imzalı rapor gürsel’in bitkisel hayata girdiğini belgeler. demirel “işin garibine bakın bu mbk da 38 kişiden oluşuyordu, gürsel’i cumhurbaşkanı yapan 38 imzadır, indiren de38 imza..” diyecektir. peki gürsel’in yerine çankaya’ya kim çıkacaktır…

    demirel tabloyu şöyle özetlemektedir; “biz düşündük ki henüz yara kabuk bağlamamıştır, henüz asker-halk kucaklaşması istediğimiz şekilde olmamıştır, binaenaleyh askerin saygı duyduğu bir kişi olmalıdır, bir süre daha bir katalizör vazifesi görecek ve bu meselelerde bize, devlete yardımcı olabilecek birisini bulalım”. bu misyonu başarabilecek tek isim genelkurmay başkanı orgeneral cevdet sunay’dır. sunay 27 mayıs’tan sonra genelkurmay başkanlığına getirilmişti. ordu içinde mbk’ya karşı oluşan silahlı kuvvetler birliği’nin başıydı dolayısıyla ordu içinde kuş uçsa haberi olurdu, güç dengelerini çok iyi bilirdi ve son ana kadar tavrını ortaya koymazdı. makam odasında nice darbe planları yapılmış, talat aydemir gibi nice heyecanlı subay ilk müdahale önerilerini ona yapmıştı. sunay ne onlara evet demiş ne bu planları hükumete bildirmişti, 22 şubat ve 21 mayıs’ta aydemir’e karşı hükümet’in yanında yer almıştı ama daha sonra meclise zehir zemberek bir mektupla orduya sataşmaları kınamış ve adeta bir muhtıra vermişti. ancak o günlerde ap’deki sertlik yanlıları 1961’de kaçan fırsatın nihayet ele geçtiğini düşünerek bir sivil aday ararken demirel “inönü’nün adamı” olarak bilinen sunay’a çankaya yolunu açmaktadır. demirel önce aracılarla inönü’nün fikrini alır, inönü karşı çıkmayacağını söyler, daha sonra sunay’a teklifini yapar, sunay kabul eder. ordu, ap ve chp bir aday üzerinde anlaşmıştır. sunay apar topar emekli edilir, yerine ordunu en sert komutanlarından cemal tural getirilir.

    cumhurbaşkanlığı seçiminin yapıldığı meclis genel kurulunda tip dahil hemen tüm partiler aday üzerinde anlaşmıştı. bunun demokratik olamayan bir geleneği başlatacağına dikkati çeken tek kişi olan ckmp genel başkanı türkeş, “genelkurmay başkanını cumhurbaşkanı adayı yapılması politikacıların silahlı kuvvetlere bir nevi siyasi rüşvetidir, biz bunu doğru bulmadık” diyecektir. buna karşılık türkeş’in de bir protesto olarak aday olduğu seçimde türkeş’in 11 oyuna karşılık 461 oyla sunay cumhurbaşkanı seçilir.

    1966’nın 19 mayıs törenlerinde her şeyden çok “kızların şortlarının boyları” konuşulur. aslında önceki törenlerden beri değişen bir şey yoktu şortların boyu ne uzamış ne kısalmıştı, değişen memleketteki dinci güçlerin seslerini yükseltmeye başlamalarıydı. seçim kampanyası sırasında sağ partilerin dindar kesime bolca göz kırpması sonucu bu çevreler sakallarını sıvazlamaya başlamıştı. dini örgütlenmeler çoğalmış, ülkedeki "batılılaşma salgınına karşı" tepki yeniden su yüzüne çıkmıştı. ülke çapında peş peşe değişik kentlerde 4 atatürk büstü saldırıya uğrar, laik güçler protesto yürüyüşleriyle karşı saldırıya geçer. 1950’lerden beri kapatılmış eski bir dosya yeniden açılır, laiklik yeniden türkiye’nin gündemindedir. meclis’te bir ap milletvekilinin “kızlarda şorta hayır” kampanyasıyla kıyamet kopar. gençler yollara dökülür, inönü “bunlar nurcu” diyerek ayağa kalkar, genelkurmay başkanı tural “nurculuğunda komünizm kadar tehlikeli olduğunu” söyler. demirel tam orduyla ilişkileri düzeltmişken yeniden arada kalır, hiç tereddüt etmeden protestocu milletvekilini partiden ihraç eder.

    60’ların biteyen masalı af 1966 temmuzunda yeniden gündeme gelir. cezaevleri dolup taşmıştır. ap iktidara gelir gelmez ülkede iç barışı sağlamak için bir “genel af” yasası hazırlar, hapishaneler boşalacaktır. affedilecekler listesindeki iki grup; yassıada ve 21 mayıs mahkumları yani “dp’liler” ve “aydemirciler” ortalığı karıştırır. genelkurmay başkanı tural affa kesinlikle karşı olduğunu açıklar. ordu ile eski dava arkadaşları arasında kalan demirel bir süre nabız yoklamasının ardından bir formülle çıkagelir; 21 mayıs mahkumlarına kısmi af gelecek ve cezalarının sadece üçte biri affedilecekti. dp’liler ise serbest bırakılacak ancak siyasi hakları iade edilmeyecekti. sonunda ağustos’ta kayseri cezaevi boşalır, bayar ve arkadaşları serbest kalır, 21 mayısçıların bir bölümü de tahliye edilir.

    ekim 1966’da inönü liderlikten çekileceğinin işaretlerini vermeye başlamıştır. paşa 80 yaşındaydı, nice mücadeleler, savaşlar, seçimler görmüştü. yorgundu, artık yerini huzur içinde yeni bir isme terk edebilirdi. chp kurultayı yaklaşmış ve ikinci adamlık için yarış başlamıştı, bu yarışı kazanan ilerde inönü’nün tahtına oturacaktı. chp için de bir grup partinin fazla sola kaydığı inancıyla muhalefete başlamış, bir diğer grup “ortanın solu” sloganınıa sarılıp mücadeleye girişmişti, bu ikinci grubun başındaki isim bülent ecevit’ti. ecevit’in bu hareketi parti içinde büyük yankı bulacaktı. kurultaya girerken chp ortadan ikiye bölünmüş gibiydi. turhan feyzioğlu’nun liderliğindeki “tutucular” ve ecevit’in liderliğindeki “solcular” inönü’nün tahtı için yarışacaktı. kıran kırana geçen seçimi ecevit’in listesi kıl payı kazanır. inönü ecevit’i çağırarak “oylar arasındaki fark pek fazla değil, sen bu aşamada genel sekreter olmasan daha iyi olur” diyerek tutucu kanattan birini genel sekreter olarak düşündüğünü söyler, ecevit bunu kabul etmez, inönü razı olur ve ecevit genel sekreter olur. böylece ecevit de demirel’le birlikte siyaset sahnesinin ışıkları önüne çıkmış olacaktır…

    7.başkaldırı

    ülkede yepyeni bir dönem yaşanıyordu. “büyük türkiye” sloganı ilk kez duyulmaya başlanmıştı. 65’ten sonra istikrarsızlık bitmiş, sistem yerleşmeye başlamıştı. özel sektör teşvikleri, keban barajı, boğaz köprüsü gibi büyük projelerle ülkede refah yayılmaya başlamış, dünyadaki büyümeden türkiye de nasibini almaya başlamıştı, enflasyon %5 idi. bu canlılık sosyal yaşama da yansıyordu, sendikalar, dernekler, üniversiteler kıpır kıpırdı.

    bir kuşağa ismini veren yıl, 1968 gelip çatmış, dünya 50’lerin soğuk uykusundan uyanmıştı. o yıl almanya’da başlayan bir deprem hızla önce paris’e oradan da dalga dalga bütün avrupa’ya yayılır. 2.dünya savaşı sonrası cepheden dönen askerlerin çocukları olan gençler bu depremin motoruydu, yeni bir entelektüel bilinçle yetişmişlerdi. sistem tıkanıyor, yeni sistemin patronu amerika vietnam’da çirkin yüzünü gösteriyordu. vietnam savaşı, ay’a seyahat, martin luther king ve robert kennedy’nin öldürülmesi , prag’da sovyet tankları.. hepsi tek bir yıla sığacak, o yıl dünya çapında milyonlarca genç sokaklara akacak, 20. yüzyılın en kalabalık ayaklanması o yıl yaşanacaktı.

    dünya’yı sarsan değişim fırtınası türkye’de çoktandır esiyordu, gençler daha 1960 yılında örgütlü öğrenci hareketleriyle bir iktidara kafa tutmayı öğrenmişti. buna 27 mayıs’ın getirdiği yeni fikirler ve haklar da eklenince gençlik kendini devrimin motoru olarak görmeye başlamıştı. bu öğrenci ihtilalının karargahı ise üniversiteler olacaktı.

    üniversite gençliği tarihinde olmadığı kadar politizeydi ama barışçıydı, işe henüz silahlar ve şiddet karışmamıştı. 200 bin öğrenci yeni akademik haklar ve daha özgür bir eğitim sistemi için örgütleniyordu. bu hareketlerin en popüler okulu “mülkiye”de okul öğrenci grupları seçiminde sağ grupların başındaki aday murat karayalçın, karşısında sol grupların adayı ise sosyal demokrasi derneği başkanı uluç gürkan vardı, seçimi gürkan kazanacaktı.

    meclis’te nazım hikmet üzerine ap-tip milletvekilleri arasında yaşanan bir tartışma büyür ve bir “linç hadisesi” oluşur. milli bakiye sistemi kaldırılarak tip’in bir daha parlamentoya girmesi engellenir, kavga sokaklara taşınacaktır. şubat sonunda önce devrimci öğrenciler meydana çıkar, “uyanış mitingleri” adı verilen bu gösteriler sağcı bir grubun saldırısıyla kana bulanır. sağ’ın siyasi örgütü “milli türk talebe birliği” bir hafta sonra "şahlanış mitingleri"yle “cihat” ilan eder. aynı dönemde üniversitede başörtü takmak isteyen kız öğrenciler için yapılan gösterilerle boykotlar dönemi açılmış olur.

    yaza girerken avrupa’dan gelen haberlerin de etkisiyle gençlik eylemleri hızla tırmanır, öğrenciler önce ankara dtcf’de boykot kararı alır, birkaç gün içinde bu eylem istanbul üniversitesi hukuk fakültesi’ne yayılır, rekötürlüğü ele geçiren gençler bir işgal komitesi oluşturur, gençler arasında öne çıkan öğrencilerden biri de deniz gezmiş’tir. üniversite yönetimi ve hükümet olaylara olgunlukla yaklaşır, avrupa’dan da alınan derslerin de etkisiyle gençlerle uzlaşma yoluna gidilir, işgal kaldırılır.

    bu ortamda, temmuz ayında, amerikan 6.filosunun türkiye ziyareti yangına benzin dökmüştür. dolmabahçe açıklarında demirlemiş olan amerikan savaş gemisi “bağımsız türkiye” sloganlarının eksik olmadığı ortamda yükselen amerikan karşıtlığının somut simgesi haline dönüşür. bu ortamda yaşanan bir arbede sonucu üniversite yurdunda camdan düşerek ölen vedat demircioğlu karşılıklı eylemlerin ilk kurbanı olur, kavgaya kan bulaşmıştır. o güne kadar şiddetsiz sürdürülen eylemler çığırından çıkar, öfke bir anda bu olayların nedeni olarak görülen altıncı filo’ya döner. binlerce genç dolmabahçe rıhtımına koşar, kıyıdaki amerikan askerlerini denize atar.

    ölen öğrencinin cenaze töreni savaşa dönüşür, arkadaşlarının cenazesini alamayan gençler sembolik bir tabutla üniversite önünde büyük bir gösteri yapar, kortejin en önünde yine deniz gezmiş dikkati çekmektedir. vilayet'e yürümek isteyen gençlerle polis arasında şiddetli arbede yaşanır, olaya sağcı öğrencilerin de katılmasıyla olay çığırından çıkar, polisin yetersiz kaldığı olaya asker müdahale eder. türkeş’in partisi ckmp gençlere kamplarda “komando dersleri” verileceğini duyurur.

    1969 ocak’ında yılın ilk eylem haberi odtü’den gelir. amerika tarafından finanse edilen bir okul olmasına rağmen odtü amerikan aleyhtarı hareketin öncüsü durumuna gelmiştir. üniversite’nin “amerika defol” sloganlarıyla çınladığı bir dönemde yeni abd elçisi robert william komer odtü rektörünü ziyarete gider. komer’in cadillac’ı rektörlük önünde ters çevrilip yakılır, ilgili öğrenciler okuldan atılır, odtü rektörlükçe kapatılır. bu dönemde sağdaki komando okullarına karşı sol gruplarda “filistin kampları” fikri oluşur. doğu şeria’daki bu kamplara giden ilk grubun içinde deniz gezmiş de vardı. türk solu ilk silahlı eğitimini orada alacak ve mücadeleyi dağlara ve kırlara taşıyacak “türk halk kurtuluş ordusu”nun temelleri bu kamplarda atılacaktı, artık her iki taraftaki gençler de silah kullanmayı öğrenmişti.

    şubat 1969’da yine boğazda boy gösteren 6. filosu karşısında sendikalar ve meslek kuruluşlarını yanına alan gençler taksimde on binlerce kişilik bir gösteri düzenlemişti, ancak bu kez karşı taraf da örgütlüydü, sağcı gruplar dolmabahçe camii önünde toplanmış, namazdan sonra ellerinde sopa ve demir çubuklarla taksim’e doğru çıkmaya başlamıştı. kanlı pazar olarak anılacak meydan muhaberesinin bilançosu 2 ölü 114 yaralı olacak, meydanlara artık “kana kan, intikam” sloganları hakim olacaktı.

    kanlı pazar’dan sonra mayıs 1969’da gericilerin ikinci hedefi ,yargıtay başkanı imran öktem’in cenazesinde, inönü olur. öktem gericilere karşı yaptığı sert çıkışlarla biliniyordu bu yüzden irticanın hedefi durumundaydı. naaş camiye getirildiğinde bir grup “allahsızın namazı kılınmaz!” diye bağırır, ortam gerginleşir. namaz çıkışı gerici kalabalık cami kapısında beklemektedir. chp genel başkanı inönü arka kapıdan çıkmayı reddedip kalabalığın üstüne yürüyünce ortalık karışır, paşanın yanındaki bir tuğgeneral tabancasını çekip kalabalığa yöneltir. bu gerilim içinde camiden çıkabilen inönü bu dakikaları “ikinci bir 31 mart olayı” olarak tanımlar.

    tepki büyük olur, başta yargıtay tüm hukuk kurumları mensupları ankara’da büyük bir yürüyüş düzenler. gericiliğe karşı bir dayanışma gösterisine dönüşen ve anıtkabir’de biten bu yürüyüşte başı çekenlerden biri de genç hukuk asistanı uğur mumcu olacaktır. o yürüyüşte o gün hiç dikkati çekmeyen ama daha sonra türkiye’nin çok iyi tanıyacağı bir genç daha vardı. tapu kadastro meslek lisesi’nde okuyan bu urfalı gencin adı abdullah öcalan’dı. o yürüyüşe kadar her gün namaz kılan muhafazakar bir öğrenciydi ama o gün gördüğü coşkudan etkilenmiş ve kendini yürüyüşün içinde buluvermişti. yıllar sonra anılarında bu olayı kendisi için bir “dönüşüm anı” olarak tanımlayacaktı. apo o günden sonra sol yayınlarla tanışacak, siyasal’a girecek ve o yıllarda ortaya çıkan doğu mitinglerinin de etkisiyle kürt sorunuyla ilgilenmeye başlayacaktı…

    silahlanan sol ve sağ gruplar, giderek yükselen toplumsal gerilim, gerici saldırılar ve kürt sorunun sahneye çıkışı.. 60’ların son virajı dönülürken manzara buydu. bu ortamda meclis neredeyse tamamen devre dışıydı, hükumet ise yıllardır baş edemediği af sorunuyla boğuşuyordu. 27 mayıs’tan 9 yıl sonra hala bayar ve arkadaşlarına siyasi hakları verilememişti. siyasi af anayasa değişikliği gerektiriyordu bunun için de chp’nin desteği şarttı. inönü bu ortamda bayar’la pembe köşk’te görüşeceğini açıklar, siyasal ortam karışır, inönü grup konuşmasında “kuyuya düşmüş birisini kuyudan çıkaracağım, kararımdan dönmem” der.

    1969 mayısında siyasi affın görüşüldüğü oturumda meclis başkanı ferruh bozbeyli’ye faruk gürler’in inönü’nün konuşmasının bir özetini istediğini söyler. aynı dakikalarda genelkurmay karargahında orgeneral memduh tağmaç başkanlığında durum değerlendirilmektedir, görevi 2 ay önce cemal tural’dan devralmıştır, tağmaç’ın sağ kolu ise genelkurmay ikinci başkanı faruk gürler’dir. parlamento’da oylama yapılır ve kabul edilir, yasa senato’dan da geçerse bayar ve arkadaşları siyaset yapabilecekti. işte bu ortamda iki yaşlı çınar inönü ve bayar buluşuyordu, inönü bu süreçte bayar’ı desteklemiş, eski kinin küllenmesini sağlamıştır.

    ertesi gün sabah saatlerinde genelkurmay başkanı köşke çıkarak cevdet sunay’la görüşür, tağmaç’ın hemen ardından köşke meclis başkanı bozbeyli gelir. sunay ordunun mesajını gevelemeden hemen söyler; “komuta kademesi dün akşam genelkurmay başkanlığının başkanlığında gizlice bir araya gelmiş, bunlar bu af kanununa karşıdır”. tağmaç’ın bu çıkışı karşısında demirel geri adım atar. bu ortamda komutanlar “kuyudan çıkarma operasyonu” nedeniyle inönü’ye ateş püskürüyordu, ordu 27 mayıs’ı inönü ile birlikte yaptığına inanıyor, bu hareketini “arkadan bıçaklamak” olarak görüyordu. sunay 19 mayıs törenlerindeki konuşmasında affa karşı oluğunu açıkça belirtir. inönü ise “senatoda affın çıkmasında ısrar edeceğiz” diyerek ordu ile arasındaki gemileri yakar. demirel bir kez daha dava arkadaşları ve ordu arasında kalmıştır. apar topar kabineyi toplar, durumu değerlendirir.

    sonunda 21 mayıs’taki meclis oturumunda demirel “silahlı kuvvetler devrededir, siyasi hakları vermek vazifemiz de orduyu rencide etmemek vazifemiz değil mi” diye soracak ve teklifin komisyona iadesini isteyecek “aksi halde çekilirim” diyerek resti çekecek ve af konusu seçime kadar rafa kalkacaktı.

    8.cunta

    ekim 1969 seçimlerinde sandıktan yine ap çıkar. 27 mayıs dp iktidarını devirerek gelmiş ama o zamandan bu yana yapılan üç seçimin üçünde de dp’nin devamı olduğunu ilan eden ap başarı ile çıkmış, demirel bir kez daha başbakan olmuştur.

    1970 başında kabineye giremeyenler parti içi “dosyalı muhalefet”e başlamış, gazeteler birden bire demirel aleyhine haberlerle doluvermişti, demirel kızgındı. ocak ortasında 72 ap vekili genel başkanlarına “muhtıra” verir. şubattaki bütçe oylamasında 41 ap’li vekil red oyu vermiş, hükümet devrilmişti, demirel adeta kendi silahından çıkan kurşunla vurulmuştu. demirel istifasını vermek üzere gürsel’e gider, gürsel görevi yeniden kendisine verir. bu sırada ap’de çatırdamalar ve ayrılmalar olmuş, ayrılanlar ferruh bozbeyli önderliğinde demokratik parti’yi kurmuştu.

    15 haziran sabahı disk mensubu işçiler istanbul’da yürüyüşe geçmişti. eylemin nedeni hükumetin yeni sendikalar yasasıydı; meclis’ten gecen yasa disk’in faaliyetini sınırlıyordu, bu türkiye tarihinin en büyük işçi eylemi olacaktı. 16 haziran sabahı gösterici sayısı daha da büyür, işçilere artık disk de hakim değildi. öfkeli kalabalık bağdat caddesi’nden kadıköy’e akıyordu. dipçikler, coplar inip kalkıyor, havada kurşunlar uçuşuyordu. olayın bilançosu biri polis dört ölü yüzü aşkın yaralı olur, demirel sıkıyönetim ilan eder.

    temmuz 1970’te abd kongresinde konu haşhaş’tı. adalet bakanı kongrede ağır bir konuşma yaparak amerikan gençliğini zehirleyen uyuşturucunun %80’inin türkiye’den geldiğini öne sürer ve “türkiye önlem almazsa cezalandırılmalıdır” der, nixon tüm siyasi geleceğini “uyuşturucuyla savaş”a bağlamıştı. konu ile ilgili abd’li yetkiliye demirel “biz afyon’u yasaklayamayız, kaldı ki türkiye’de 120 ton afyon yetişiyor, bu sizin gençlere bir hafta yetmez, sizi zehirleyen başka yerler var, ha ben ne yaparım; adam akıllı bunu kontrol altına alırım ve ekim sahalarını daraltırım. afyon’dan adını alan bir şehrin olduğu türkiye’de ben afyonu yasaklayamam ” diyerek yanıtını verir.

    1970 yazının sonunda devalüasyon kararı gelir. türkiye en son 1958’de devalüasyon görmüş ve 1 dolar 2.83tl’den 9 tl’ye çıkarılmıştı. 1923’te 1 dolar 80 kuruş iken 1946’daki devalüasyonla 1.3 tl’den 2.83 tl’ye çıkarılmıştı. şimdi ise yine ülkenin dış ticareti tıkanmış ve demirel hükumeti devalüasyona mecbur kalmıştı. 1 dolar 9 lira’dan 15 lira’ya çıkarılmıştı, aynı kararla şeker ve benzin de zamlanıyordu, bir kaç gün içinde zamlar çığ gibi yağmaya başladı. artan pahalılık, ayaklanan işçiler, boykottaki öğrenciler.. tüm bu olaylar kışlalarda yankı bulmuş ve subaylar toplantılara başlamıştı. demirel cuntacıların her hareketinden anında haberdar oluyor, mit raporlarıyla gelişmeleri günü gününe izliyor ancak bir şey yapamıyordu, artık her yerde ihtilal konuşuluyordu.

    30 ağustos’ta faruk gürler kara kuvvetleri komutanlığı'na getirilir, ihtilal için aranan lider bulunmuştur. ordu içinde sevilen bir generaldi, politikaya ilgili, düşüncelere açık ancak temkinliydi. ordunun bir numarası genelkurmay başkanı memduh tağmaç’tı. disiplinli ve sertti, askerin politikaya bulaşmasına kesinlikle karşıydı. ülkedeki sorunların anayasayla gelen özgürlüklerden kaynaklandığı görüşündeydi, son ana kadar müdahaleyi geciktirmek niyetindeydi. hava kuvvetleri başkanı orgeneral muhsin batur tağmaç gibi düşünmüyordu. sadece ordu içinde değil sivil kesimde de örgütlenmeler yayılıyordu. zamanla bu iki kesim bir araya gelip çareler arayacaktı. amaçlar ortaktı; ap’yi devirip 27 mayıs’a devam etmek, ülkenin ihtiyaç duyduğu reformları bir an önce gerçekleştirmek. doğan avcıoğlu’nun çıkardığı ilhan selçuk, uluç gürkan, ilhami soysal, hasan cemal gibi popüler isimlerin çıkardığı “devrim” gazetesi ihtilalciler için bir ilgi odağı olmuştu. darbeciler yapacağı hareketin düşünsel içeriğinin “devrim gazetesi” etkisiyle oluşmasını düşünüyordu.

    devrim etrafında oluşan bu hareketin askeri destekçisi 27 mayıs’ın baş aktörlerinden cemal madanoğlu idi. madanoğlu cuntası en iddialı cuntalardan biriydi ta ki mahir kaynak bu cuntaya sızana dek… mahir kaynak katıldığı toplantıları kayda alarak düzenli olarak mit’e verecek bu raporlar doğrudan demirel’e gidecek, madanoğlu cuntası kısa zamanda çökecekti ancak asıl cunta mit’in yapılanmasının olmadığı silahlı kuvvetler içinde olacaktı.

    kasım 1970’te hava kuvvetleri komutanı orgeneral muhsin batur genelkurmay başkanı ve başbakanı aşarak doğrudan cumhurbaşkanı’na bir mektup yazar. ülkedeki durumun giderek kötüleşmekte olduğunu anlatıyor ve sonunda silahlı kuvvetler içindeki örgütlenmelerin harekete geçeceğini işaret ediyordu. sunay batur’u çağırır ve “şimdilik bu mektubu gizli tutalım” der ancak mektup basına sızar ve ülke gündemine bomba gibi düşer, iç ve dış basın ayağa kalkar, bu açıkça bir muhtıraydı, mektuptan en çok rahatsız olansa başbakan süleyman demirel’di.

    kriz büyüyünce aralıkta tağmaç kuvvet komutanlarını görüşmeye çağırır. ülkenin durumunun düzelmesine olanak kalmadığına görüş birliğiyle varılır, demirel gitmeliydi. tağmaç el koyarak direkt müdahale yerine uyarıyla yetinilmesi gerektiğini düşünüyordu. gürler ve batur ise ordunun yönetime tümüyle el koymasını istiyordu. generaller kesin karar veremeden dağılır ancak bir şey kesinleşmiştir; ordu demirel’i devirmeye kararlıdır. onlarca cuntanın en etkilisi olarak "gürler-batur" cuntası ortaya çıkıyordu.

    şubat 1971’de, 12 mart’a bir ay kala, devlet erkanı tam kadro bursa’da tofaş fabrikası’nın açılışına katılır. açılış sonrası başbakanın olduğu akşam yemeğinde cumhurbaşkanı ve komutanlar aniden “sis var” diyerek oteli terk eder, demirel kuşkulanıp meteorolojiyi aratarak sis olmadığını öğrenir, bunun üzerine sunay ve komutanların izlenmesini ister.. başbakan cumhurbaşkanını izletiyordu.. sunay eskişehir hava üssünde komutanlarla darbe toplantısındaydı. birkaç gün sonra demirel bu olayı sunay’a sorar, “benim hissedişime göre öyle bir hareket yoktur” diyerek başbakan’a alenen yalan söyleyen sunay durumu gözlemekle yetinmiş, kimin kazanacağı belli olana dek klasik izle-gör politikasını izlemeye koyulmuştu.

    9.muhtıra

    mart ayına girerken askeri müdahalenin eli kulağındaydı, sağda solda bombalar patlıyor, şehir gerillası banka soyma, adam kaçırma gibi alışılmadık eylemlere başvuruyordu, generaller bu gidişe dur demek konusunda karar almışlardı.

    4 mart günü ankara’nın tüm giriş çıkışları tutulmuş, tüm araçlar didik didik aranıyordu, aranan o gün kaçırılan 4 amerikalı havacı askerdi, eylemi thko üstlenmişti. eylemciler 400 bin dolar fidye ve tüm devrimcilerin salıverilmesini istiyordu. bu bildiri yayınlanınca güvenlik güçleri derhal örgütün karargahı sayılan odtü’yü kuşatır. amerikalıları ve onları kaçırdığı sanılan thko lideri deniz gezmiş’i aramaktadırlar, yurtlardan dinamit ve küçük çaplı silahlarla karşılık verilir. prof. erdal inönü’nün rektör olduğu odtü’de 5 mart çatışması 9 saat sürer, bilanço 4 ölü 26 yaralıdır, 200 öğrenci yerleşke stadyumunda göz altına alınır, üniversite süresiz olarak kapatılır ancak ne deniz gezmiş ne amerikalılar bulunabilmiştir. ülkeyi ayağa kaldıran 3 günün sonunda deniz gezmiş ve arkadaşları amerikalı havacıları salıverir.

    tağmaç bir toplantıda generalleri uyarmış ve “politikaya bulaşmayın, ordu en son çaredir ancak memleket uçuruma giderse tutup çıkarırız” demişti ama çoğu asker artık memleketin uçuruma gittiğine inanıyordu, silahlı kuvvetlerde ikili liderlik havası esmekteydi; gürler ve batur. cuntacı generaller hazırlıkları konuşmak için 7 martta eski chp milletvekili fakih özfakih’in evinde toplanır, gürler “düğmeye basmak” konusunda çekingen davranmakta ve yaşanan belirsizlikte oklar kendisine dönmektedir. toplantıyı gizlice banda almakta olan korgeneral atıf erçıkan konuşmaları gürler’e dinletecek “bak senin adamların seni öldürmeyi düşünüyor” diyecek ve o çaresizlik içinde gürler tağmaç’ın kapısını çalarak onu da harekete ortak etmeye çabalayacaktı.

    bu esnada belirlenen darbe tarihi 9 mart gelip çatmıştı, hava kuvvetleri karargahı’nda gürler ve batur’un katıldığı “darbe zirvesi” düzenleniyordu. toplantıdaki bir başka önemli isim kara kuvvetlerindeki ihtilal hazırlığının beyni sayılan tümgeneral celil gürkan’dı. gürkan gürler ve batur’dan sonra ihtilalin üçüncü adamıydı, ihtilalden sonra başbakan yardımcı olması planlanıyordu. bütün birlikler toplantıdan çıkacak sonuca göre harekete geçmek üzere hazır tutuluyordu. ancak gürler çekinceler içerisinde düğmeye basmaya korkuyordu. batur’un deniz kuvvetleri komutanı celal eyiceoğlu’nu harekete dahil etmediğini de öğrenen gürler “bu gibi hareketleri emrediyorum durduracaksınız, yarın genişletilmiş komuta konseyi var” der ve toplantı biter, ihtilalci subaylar komutanlarını ikna edememiş, gürler vazgeçmiş ve hareket suya düşmüştü.

    demirel bu toplantıları an be an haber alıyor ancak bir şey yapamıyordu. mit müsteşarı fuad doğu’yu köşk’e gönderir ve sunay’dan “endişe etmesin, ben de meseleleri takip ediyorum” yanıtını alır. sunay’a güvenmeyen demirel gazetede “10 mart toplantısı sonrası ordunun hükumete bir muhtıra vereceğini” yazan cüneyt arcayürek’i çağırarak durum değerlendirmesi yapar. bu esnada genelkurmay karargahı’nda, tağmaç’ın ev sahipliğinde, 3 kuvvetten 26 general başbakanı devirecek formülü arıyordu. katılımcılar arasında kenan evren, bülend ulusu, faik türün gibi isimler de vardı. toplantı bittiğinde ordunun müdahaleden yana olduğu kesinleşmişti, müdahale’nin türünü belirlemek dört komutana kalıyordu.

    tağmaç daha fazla direnirse alttan gelen hareketin kendisini de devirebileceğini hissetmiş, 11 mart akşamı mit müsteşarı’nı çankaya’ya göndererek hazırladıkları darbeyi sunay’a aktarmasını istemişti, sunay gönülsüzce sessiz kalmış ve hayır dememişti. bu anda darbe hazırlığını komutanlar haricinde sadece sunay ve doğu biliyordu, sunay’ı makamına demirel getirmişti, doğu ise doğrudan demirel’e bağlıydı ancak bu süreçte ikisi de bu haberi demirel’den gizlemeyi seçmişti. sunay’ın da sessiz kalmasıyla tağmaç teslim olur ve hareketi kabul eder.

    12 mart sabahı sunay doğu’ya demirel’i aramasını ve “darbe hazırlığını haber vererek istifa etmesini istediğini” söylemesini ister. haberi alan demirel alarm durumuna geçmiş, defalarca sunay’ı aramış yanıt alamayınca başbakanlığın yolunu tutmuştu. aynı saatlerde genelkurmay’da dört general muhtıra metnine son şeklini veriyordu. tağmaç, gürler, eyiceoğlu ve batur imzalı muhtıra metni radyo’ya ve meclis’e ulaştırılır. saat tam 13:00’da metin radyodan okunarak ihtilal tüm türkiye’ye ilan edilir:

    1- meclis ve hükumet, süregelen tutum, görüş ve icraatlarıyla yurdumuzu anarşi, kardeş kavgası, sosyal ve ekonomik huzursuzluklar içine sokmuş, atatürk'ün bize hedef verdiği uygarlık seviyesine ulaşmak ümidini kamuoyunda yitirmiş ve anayasanın öngördüğü reformları tahakkuk ettirememiş olup, türkiye cumhuriyeti'nin geleceği ağır bir tehlike içine düşürülmüştür.

    2- türk milletinin ve sinesinden çıkan silahlı kuvvetleri'nin bu vahim ortam hakkında duyduğu üzüntü ve ümitsizliğini giderecek çarelerin, partiler üstü bir anlayışla meclislerimizce değerlendirilerek mevcut anarşik durumu giderecek anayasanın öngördüğü reformları atatürkçü bir görüşle ele alacak ve inkılap kanunlarını uygulayacak kuvvetli ve inandırıcı bir hükumetin demokratik kurallar içinde teşkili zaruri görülmektedir.

    3- bu husus süratle tahakkuk ettirilemediği takdirde, türk silahlı kuvvetleri kanunların kendisine vermiş olduğu türkiye cumhuriyeti'ni korumak ve kollamak görevini yerine getirerek, idareyi doğrudan doğruya üzerine almaya kararlıdır. bilgilerinize.

    demirel çekilmezse ordu yönetime el koyacaktı. başbakan hemen kabinesini toplar, ya çekilecek ya da direnecekti. bakanlar kurulu’nun önünde iki seçenek vardı; ya meclise gidecek, güvenoyu isteyecek ve parlamentonun kapanmasını ve askeri rejimi göze alacaktı ya da istifa edip hükumeti feda edecek ancak meclis’i açık tutacaktı. demirel karar vermeden bekleyerek meclis’in muhtıra’ya tepkisini ölçmeye karar verir. muhtıra metni parlamentoda okunmuş ve diğer konular görüşülmeye başlanmıştı, meclis ayağa kalkmamış ve tepki göstermemişti. meclis’in arkasında durmayacağını anlayan demirel hükumetinin istifasını köşke gönderir.

    12 mart akşamı komutanlar başbakanın istifasını köşkte sunay’ın verdiği bir yemekle kutlar. devrik başbakan istifasını vererek kurtardığı meclis’in kapısından 2 yıl sonra tekrar girecek ve 12 mart’ın rövanşını alacaktır...

    10.rövanş

    13 mart sabahı demirel ve hükumeti devrilmişti. gazeteler dev-genç, disk, türk-iş gibi sol örgütlerin muhtıraya övgülerini yazıyordu, kendilerinden yana darbecilerin kazandığını sanmışlardı. meclis ise inönü’nün tepkisini bekliyordu, paşa yaptığı son derece sert konuşmayla generallere ve müdahaleye karşı çıkıyordu. bunun üzerine tağmaç inönü’ye aracı göndererek “biz 12 mart’ta muhtıra vermesek 9 mart’ta bazı radikal subaylar yönetime el koyacaktı, şimdi tam onları tasfiye aşamasındayız, aman paşa bize destek versin” der. inönü ikna olur ve “meclis’i kapatmazlar ve güvenilir bir başbakan bulurlarsa desteklerim” der. inönü’nün desteğini alan tağmaç derhal bir kararname ile ihtilalin beyni sayılan tümgeneral celil gürkan dahil 5 general ve amiralin, 8 albayın içinde olduğu 9 mart’ta ihtilal hazırlığı yapan reformcu subayları tasfiye eder, ihtilal bir kez daha evlatlarını yemiştir.

    16 mart sabahı deniz gezmiş sivas’ta yakalanır. muhtıranın üzerinden bir hafta geçmişti ama ülke hala başbakansızdı (demirel istifa etmiş olmasına rağmen vekalet ediyordu), herkes generallerin bulacağı “tarafsız ve partiler üstü” başbakanı bekliyordu. 18 mart’ta tağmaç birden bire nihat erim’e başbakanlığı vermiş, haberi dahi olmayan üç komutan bir anda devre dışı kalmıştı, cunta dağılmış, ipler tamamen tağmaç’ın eline geçmişti.

    chp’den istifa eden erim destek için partilerin kapılarını çalmaya başlar. eski genel başkanı inönü desteğini verir. erim parti içindeki “ortanın solu” hareketine muhaliftir. olayı ve inönü’nün desteğini ortanın solu hareketine bir darbe olarak gören bülent ecevit chp genel sekreterliği’nden istifa eder. “reform kabinesi” muhtıradan 2 hafta sonra 26 mart’ta açıklanır, erim ap’den 5, chp’den 3 bakan alarak teknisyen ağırlıklı bir kabine kurar ve meclis’ten güvenoyu alır.

    nisan’dan itibaren halk 12 mart şaşkınlığını atmış, sol eylemciler tekrar sokaklara düşmüştü. bankalar soyuluyor, bazı zenginlerin çocukları kaçırılıyor, fidye isteniyor ve yine sağda solda bombalar patlıyordu. erim bir radyo konuşmasında gürleyerek “tedbirler balyoz gibi kafalarına inecektir” der. mit’in bakanlar kurulu’na verdiği brifinge göre aşırı sağ ve aşırı sol eylem hazırlığı içindeydi, acil önlem alınması gerekiyordu, anayasa değiştirilmeli ve sıkıyönetim ilan edilmeliydi. hemen ertesi gün 11 ilde sıkıyönetim ilan edilir. erim hükümeti devre dışı kalmış, ülkeyi sunay ve tağmaç yönetmeye başlamıştı. önce aramalar başlar, gece sokağa çıkma yasağı gelir, dev-genç ve ülkü ocakları kapatılır, grev ve lokavt yasaklanır, akşam ve cumhuriyet gazeteleri kapatılır, ilhan selçuk ve çetin altan dahil gazeteciler içeri alınır.

    sıkıyönetimden sonra sıra askerlerin ikinci isteği anayasa değişikliğine gelir. tağmaç’a göre “sosyal uyanış" "ekonomik kalkınmayı" aşmıştı, o halde uyanış engellenmeliydi. askerlerin baskısıyla erim “bu anayasa bize lükstür” demecini verir ve birkaç ay içinde 1961 anayasasının 40 maddesi budanır; insan haklarına, kişi özgürlüklerine, toplu sözleşme ve grev hakkına, üniversite ve trt özerkliğine tam bir darbe vurulmuştur. 27 mayıs’ta askerin getirdiği anayasa 12 mart’ta yine asker tarafından geri götürülüyordu.

    17 mayıs’ta istanbul’da bir haber yayılır; israil başkonsolosu efraim elrom thkp-c tarafından kaçırılmıştır, 3 gün içinde tüm devrimciler serbest bırakılmazsa başkonsolos öldürülecektir. 12 mart’ın insan avı böylece başlar; o ana kadar ne kadar fişlenmiş yazar, aydın, gazeteci, politikacı, hukukçu, sendikacı varsa gözaltına alınır, 48 saat içinde 500 kişi içeri alınmıştır. bu cadı avını istanbul sıkıyönetim komutanı faik türün yönetmektedir. türün’ün emriyle gözaltına alınanlar arasında doğan avcıoğlu, yaşar kemal, uluç gürkan, behice boran, mümtaz soysal, fazıl hüsnü dağlarca gibi nice ünlü isim vardı.

    23 mayıs günü elrom nişantaşı’ndaki bir apartman dairesinde bulunur, ağzı bantla kapatılmış, elleri arkasından bağlanmış ve şakağına üç kurşun sıkılmıştı. artık sadece silahlar konuşacaktı, elrom için başlatılan sürek avı sonuç verir, eylemciler bir bir yakalanır. mahir çayan ve arkadaşları bir kızı rehin almıştır, operasyon yapılır, kız kurtarılır, eylemcilerin çoğu öldürülür ve çayan yaralı olarak ele geçirilir. bu esnada thko “mücadelesini” kırsalda da sürdürmektedir.

    temmuz 1971’de deniz gezmiş ve 22 arkadaşının davası başlar. savcı sanıklar için 146/1’den yani “anayasal düzeni silah zoruyla yıkmak" suçundan idam istiyordu. aslında deniz gezmiş ve arkadaşları kimseyi öldürmemişti, “anayasal düzeni silah zoruyla yıkmak” da hukuk açısından çok tartışılan bir konuydu. buna rağmen idam isteğinin gerçek nedeni başkaydı; o sabah genelkurmay başkanlığı’ndan sıkıyönetim’e gelen gizli yazı bu tür eylemlerde 146.maddenin uygulanmasını söylüyordu. bu görüş emir telakki edilir ve 3 aylık yargılama sonunda mahkeme başkanı deniz gezmiş, yusuf aslan ve hüseyin inan için idam kararı verir.

    eylül ayına gelindiğinde zamanında müdahale için onca ter döken reformcu komutanlar ipleri ilk günden genelkurmay başkanı tağmaç’a bırakmış ve devre dışı kalmışlardı. artık ülkede sadece baskıdan, işkenceden, davalardan söz ediliyordu, muhtıranın gerekçesi olan reformlar unutulup gitmişti. “süngüyle iktidara gelinir ancak üzerine oturulamaz” sözü bir kez daha doğrulanacaktı.

    ocak 1972’de idam dosyaları meclis genel kurulu’na gelir. ülke çapında büyük bir imza kampanyası başlatılmış, idamların onaylanmaması için meclis mektup bombardımanına tutulmuştu. üç gencin aileleri son bir umutla inönü’ye koşar. inönü hemen harekete geçer, meclis görüşmelerinde “siyasi suçlarda idam cezasına karşıyım, gelin bunu kaldıralım” der ama demirel “rejimi yıkma eylemi siyasi suç değildir” diyerek buna ilk karşı çıkan kişi olur, idam kararları meclis’ten geçer.

    türkiye idamlar öncesinde değişik boyutta bir terör yaşamaya başlamıştı. 5 mart günü türkiye’nin en lüks gemisi sayılan “marmara” bir sabotaj ile batar. elrom’u öldürmekle yargılanan mahir çayan ve thkp-c ve thko’dan 4 arkadaşı maltepe cezaevi'nden bir tünel kazarak kaçar. mart ayında çayan ve 6 thkp-c gerillası ünye’deki nato üssü’nde görevli ikisi ingiliz biri kanadalı üç teknisyeni kaçırır, bıraktıkları bildiride deniz gezmiş ve arkadaşları bırakılmazsa teknisyenleri öldüreceklerini duyururlar. ülke birbirine girer, cemseler dolusu asker ve helikopterler bölgeye sevk edilir, eylemcilerin tokat, niksar’da saklandığı anlaşılır. bulundukları ev kuşatmaya alınır ve sıcak çatışma başlar. thkp-c’nin mahir çayan dahil 10 kişilik beyin kadrosu öldürülmüş, ölmeden önce de üç teknisyeni infaz etmişlerdi, olaydan sağ kurtulan tek kişi ertuğrul kürkçü olacaktı.

    nisan ayında idamlar köşk tarafından da onaylanmış ve ankara cezaevi’nde darağaçları kurulmuştu. anayasa mahkemesi chp’nin başvurusuyla dosyayı yeniden incelemiş ve kararı usulden bozmuş, bu arada kamuoyunda idamların iptali için ünlü isimlerinde katıldığı bir imza kampanyası başlamıştı. meclis idamları yeniden konuşmuş ve yeniden onaylamıştı. inönü tam tekrar anayasa mahkemesine gidip kararın bu kez esastan bozulması için başvuru yapacaktı ki bir haber her şeyi değiştirdi. 4 hava korsanı 61 yolcusuyla bir thy uçağını kaçırmıştı, mahkumlar salıverilmezse uçağı havaya uçuracaklarını söylüyorlardı. uçağın yolcuların arasında ismet paşa’nın oğlu ömer inönü de vardı ancak inönü hiç çekinmeden “hükumet pazarlık yapmamalıdır” diyecek ve sonunda korsanlar teslim olacaktı. mayıs ayında jandarma genel komutanı’na ankara’da yapılan bir suikastla idamların engellenmesi için tüm kapılar kapanmış, olay bitmiş olacaktı.

    deniz gezmiş, yusuf aslan ve hüseyin inan… bugün yargılansa en fazla 10-15 sene ceza alacak bu üç genç 6 mayıs 1972’de mamak cezaevi’nde idam edilecek, 12 mart döneminin son sayfası böylece kapanmış olacaktı...

    devamı için: (bkz: 12 eylül belgeseli/@ascochise)
11 entry daha