şükela:  tümü | bugün
2339 entry daha
  • yazmayayım diyorum, kol kırılır yen içinde kalır, bizim de bu topraklarda ruhumuzu şekillendiren üç beş yazar insan var, boş ver diyorum ama...

    burada kendisini savunmaya geçip , geçerken de yok y-chp , yok dış güçler, yok sorosçu liberaller, yok etnikçiler, yok mezhepçiler gibi süslü ama boş lafları kullanarak, yazar hakkında farklı bir şey yazan herkese saldırıya geçen tipleri görünce ... yani bu ezberci , sığırlaşmış kalem silahşörlerini görünce bazı şeyleri söylemeli insan.

    senin daha altındaki bez temizlenirken, her hafta 90'ların ortasında leman dergisinde bu yazarın küçücük puntolu yazılarını okuyup diğer perşembe ve cumayı bekleyen kişilerden biri olarak yazacağım bunları. boşuna , "ama siz ne bilirsiniz, kaç yazısını okudun" gibi boş msjlarla gelme diye söylüyorum.

    neyse

    hakkında bugüne kadar yazılmış en uzun yazılardan biri olacak sanırım. hızla yazacağım cümle ve yazım hataları olabilir , daha sonra düzeltirim veya beğenmezsem (diğer çoğu entrym gibi) silebilirim:

    bir kaç gün önce burada sert bir eleştiri entrysi yazmıştım, ama sildim.

    çünkü aynı gün içinde yazılmış olan ve hakikati içermeyen çok saçma saldırılar içeren entryler vardı.

    gerçeği yansıtmıyordu. çünkü öncelikle her zaman sezar'ın hakkı sezar'a..

    peki ya gerçeğin hakkı? yani tanrı'nın hakkı? ona sonra geleceğiz. önce hakkı teslim edip sonra ipi çekmek gerekir..

    90'lar lemanından beri satır satır her yazısını, konuşmasını , kitabını, ciğerinin röntgen filmini bildiğim için, bana ama şu vardı bu vardı şurayı yazmamışsın demeyin. yazı uzamasın diye sadece bazı noktalara değineceğim.

    1. "yazara yönelik kaç para aldın da böyle yazılar yazıyorsun ?" diyenler yani eksen kayması olmuş diye düşünen, ima da bulunanlar var.

    bu yazar hayatı boyunca paraya değer , önem vermedi. yırtık kot pantolonunu tekrar tekrar yamatıp giyerken, yayınlarından üç kuruş parayı bile zamanında alamazken, faturalarını ödeyemezken, gelen maaş-kadro tekliflerini sırf bağımsız yazarlık uğruna reddederken paraya önem vermedi. cebindeki son kuruşu dolmuşçuya uzatırken binlerce liralık köşe yazarlığı teklifini reddetmişti. işte yazılar yaşananlar orada. (gerçi en son bi ara dayanamayıp, bazı çevrelerce bilindik bir olayın iç yüzünde hesabıma 150 bin yatırın sonra konuşalım moduna gelmişti ama canım abim onu bile beceremedi..)

    bunu bir düşünün, hayatının büyük bölümü için bu topraklardaki sayılı aydının ancak gösterebileceği bir duruştur...

    üç kuruş verilse nereye takla atacağınızı şaşıracak yetişkinler , "sana günde bir pizza pide lahmacun, bir kola" denilse klavye başında ne yazıp nereyi yalayacağını şaşıracak nutellacı ergen tipler ya da bunların biraz daha çoğa tamah eden trolleri, ya da biraz daha pahalıya satılmış "az-et yiyen"leri burada algı kasmasın.

    2. (diğer eleştiriler; yani biraz ucundan ılımlı bir şekilde döneklikle suçlayanlar.)

    burada 90'lar ve 2000'ler başındaki yazılarını esas alarak , yazarın daha sonraki fikri gelişimini, savrulmasını kabul edemeyenler var. bunların gösterdiği tepki var. yani yazarın belli ideolojik veya etnik jargonu, yazılarında evrildiği dili kendi derdine merhem sanıp bunun dışında yazmasını kabul etmeyenler. kalıplara göre yargılayanlar. "bunun dışına çımayacaksın" cılar..

    bence haksızlar. bir yazar gelişmek , değişmek ve bazen kendinden nefret etmek durumunda kalır. yani felsefi olarak söylenirse değişmeyen tek şey, gerçekçi bir yazarın değişimidir!

    illa tek bir fikrin arkasına kapılıp gidemez. illa tek bir grubun hoşuna gidecek şeyleri de yazamaz.

    ama diğer yandan , bir yazar bir aydın bir entelektüel bir şeyi yapmak zorundadır:

    söylediği kelimelerin cümlelerin , kavramsal, ahlâksal ve eylemsel olarak durabildiği kadar arkasında durmak. küçük lokma yemek büyük büyük sözleri az az ve öz söylemek ne güzel bir olgunluktur!

    3. eleştirinin bence doğrusu şu olmalı:

    nihat genç biraz kindar bir hissiyata sahiptir. yok sayılmayı, görmezden gelinmeyi asla kabullenmez. bir gazete, bir internet sitesi, bir tv veya bir partiden "abi söyleyeceklerin bunlarsa o zaman buyur başka yerde söyle" gibi bir lafı duyarsa bütün kalemlerini onlara doğru biler. keskinleştirir.

    80'lerin , 90'ların edebiyat dünyası, bu memleketteki yazar çizer entel sanat dünyası onu bu yola itmiştir .. zamanı gelince bütün edebi üslubunu, yeteneğini, retoriğini bu yolda kullanır, daha önceden lemandı, iletişimdi, kısa süreli akşamdı , odatv'ydi son örnek chp...:

    mesela chp için bir şeyler söylemeyi isteyip ,bir şeyler yapmaya çalışırken parti içi kadro tarafından ciddiye alınmadığını anladığı an, ve kendi felsefi siyasi görüşüne ters bir kadronun da parlatıldığını anladığı an, yani yavaştan kendine kapı gösterildiği an,

    "senin de belanı allah'a bırakanın allah belasını versin" diye neler neler yazdı birden kılıçdaroğlu'na .. yapar çünkü yazarken yarı delidir.

    tabii bu histerik bi durumdur. ama okuma yazmayı yeni çözmüş zavallı gençleri de hiç acımadan arkasından sürükler ve siper malzamesi yapar. çünkü yazmanın üfürmenin kalem ile zehirlemenin ne takibi mümkün, ne hayatları nasıl şekillendirdiği, ne kimi nereye savurduğu görebilirsin.

    bunlar umursanmaz bu memleketin aydınlarınca.. sadece kendi entelektüel hırsları, doyumsuz coşumlu yazıları ve gaza getirdikleri okuyucuları vardır. ve eninde sonunda en güvenilir olanı bile bu yola savrulur.

    bu kişisel hesabın yazarca edebi sosu, y-chp, imamoğlu, iyip, bilmem ne diye gitti gitti küfür kıyamet , sorosçu , mehzepçi, vatan haini, bilmem neci diye boca edilip bir türlü bitmedi bu günlerde.. son kurşuna kadar da devam edecek. halbuki hakikat nedir?

    bu bahsedilenler isimlerin yanlışı olabilir. yaptıklarında yanlış olabilir. eksik yetersiz tipler de olabilir. eleştiri de olacaktır. her eleştiri de yapılmalı zaten..

    ama bir dergiyi bile doğru düzgün çıkaramayan , üç kişi bir araya geldiğinde dördüncü olarak ne söyleyeceğini bilemeyen bu tiplerin hayatındaki en yakın insanları bile idare edemeyen bu insanların , birden en acımasız siyasi politik yargıç kesilmeleri ? en ufak yanlışta en acımasız kelimeler ve yaftalarla bunların üzerinde allah'ın gazabı gibi çökeceklerini söylemeleri. her hafta bir kitap, bir film, bilgisayar başında bir dolu satır ve uçuşa geçmiş cümlelerle.. bu nasıl bir histeri. ne saçma bir rüya? eski arap şiirinden abartılı yergi ve övgü kasideleri gibi . hiç değişmemiş bir edebiyatın günümüz kelimeleriyle büyülü hale gelmesi gibi .. içerisi aslında bom boş..
    bu bir soru işareti olarak kalsın. gençlere tek söyleyeceğim şairlerin ,edebiyatçıların siyasi fikirlerini sarılacak sağlam bir dal olarak görmeyin.. tarih bunların ibreti ile doludur.

    başka yandan bakalım:

    çok değil yazar, chp li seçmene, chpli belediye konferanslarında üç dört yıl önce "işte kılıçdaroğlu bu toprağın tertemiz evladı, hacı bektaş'ın değneği, iyi ki bu dürüst insan chp'nin başında" diye belediye söyleşilerinde bağırıyordu. yeni chp'nin herkesin partisi olacağını söylüyordu. parti tarafından çocuksu şairane edebiyatçı olarak söylediği çizdiği fikir hatları politik olarak karşılığı olmayan şeyler olarak görüldüğünde ise "senin belanı da allah'a bırakanın allah belasını versin kılıçdaroğlu" diye yazı döşeniyordu..

    bu çok ciddi bir beyinsel-sinirsel-psikolojik sıkıntı sinyalidir. ama zaten bu alt beyninde hep vardı.

    belki bir neden , özel hayatta eşi tarafından aldatılması, 80 darbesinde yaşananlar, saf yerine konulup kullanılmaları, daha sonra ülkenin edebiyatçı gazeteci kesimi tarafından sansürler, daha sonra ana medya sansürleri, yayınevi sansürleri..

    zaten karadenizli, besinsel ve yetişme tarzından kaynaklı aşırı duygusal patlamalara ve enerjiye açık bu zihni; içine ve etrafına dönük zehir zemberek bir yapıya; manik depresif bir kişiliğe çevirmişti..

    ve tabii burada biyolojik gerçek yanında değişik edebiyatçı , aydın ve entelektüel hırsları da bir zaman sonra şeytan fısıltısıyla büyür ve sürekli kulaklarına fısıldar: gerçek önemli değil, önemli olan daha güçlü kelimeler, daha güçlü cümleler daha vurucu en duygusal ve en şövalye edebiyat!

    bu maddi bir hırs değildir, makam değildir. para hiç değildir.

    ama hepsinden daha önemli bir şeydir. bir yerde (mesela bir partide , dergide) zihinsel altyapının, ciddiye alınmadığını veyakaybedildiğini görmek ölümdür. bütün silahları kuşandırır. işte yazarı çileden bu çıkarır. buna dayanamazlar. kendilerine bir oyun daha kurarlar! bir oyun daha! kimsenin oyununda olmayacağız, herkesi kendi oyunumuza heyecanımıza çekeceğiz yemini! (yazılarını ve kendini yakından tanıyanlar bu oyun kavramını anladı sanırım)

    mesela son zamanlarda malum sitesinde onu, bunu , chp'yi muhalefeti diğerlerini yerden yere vuran eleştiriler yanında diyelim süleyman soylu'yu eleştiren tek bir hakiki haber bulamazsınız.

    bunca saçmalıkta, hala alttan alta istanbul b.b ne kötü, iyi p. ne kötü, chp ne kötü , bunlar ne kötü vurguları bütün cümlelere haberlere gizlenmiş. bilerek bu ismi seçiyorum : süleyman soylu'nun reziliklerine tek bir ciddi yazı haber yok.

    bu memleketin iç işleri bakanı bir ülkeyi iç savaşa sürükleyecek saçmalıkları söylediği zaman bir ülkeyi damarlarından ayıracak cahil lafları ettiği zaman , bir şeyhin arkasından resmi hesapla mersiyeler düzdüğü zaman, bu site tek sahici kelime etmeyip , diğer taraf diye gördüklerinin en ufak bir hatasında veya siyasi manevrasında "işte memleketi vatanı bölecek olan bu düşünce, bu sorosçular, bu liberaller, bu y-chp liler, bu iyipliler bu pkk ile kolkola girenler diye en acımasız küfrüleri yalan cümleleri, eleştirileri boca ettiler...

    burada ya kötü niyet, ya aptallık, ya da duygusal psikolojik bir bozukluk vardır. bu tarihe böyle kaydedildi.

    aslında sebep bazen çok basit şeylere de dayanabilir. mesela yıllarca yazılarında arka çıkmayı, hemşerim edebiyatını kötülüyen yazar, kendisi gibi trabzonlu olan süleyman soylu'yu "işte süleyman soylu her anlamda soylu bir mücadele veriyor" diye ilk günlerinden bu yana iç güdüsel, çocuksu yıllarıyla .oktan bir milliyetçi hemşerici iç güdüyle savunabilir oluyor. bunun nasıl olduğunu da bi zahmet o kadar batı felsefesi psikoloji okuduktan sonra bir uzun edebi soslu yazıyla bize anlatır. neyse

    burada tuhaf şeyler oluyor!

    ayrıca bir parantez bu yapılanlara şaşıran oluyor. niye şaşırıyorsunuz. basit düşünün. nihat genç hiçbir zaman chp'li veya başka ortanın solunda yer alan partiden olmadı ki. chp'yi hiçbir zaman sevmedi de. basit düşünün. her zaman basit düşünün.

    böyle bir aile, böyle bir kültür, böyle bir kalıtsal yapıdan mirastan da gelmiyor. böyle bir gençlikten de gelmiyor. bunları ayrıştırıcı laflar, ayrıştırıcı bir durum tespiti olsun diye yazmadım, insanlar içine doğdukları dünyada şekillenirler. bu şeklin kaba çıkıntılarını atabilirisin , ama özdeki maya genelde hep kalır. işte 60 yaşına geldiğinde de ondan pasajları yine sahnelersin koyarsın ortaya. yani genelde " cinsine tükürdüğüm cinsine çeker" atasözü doğrulanır. bu üstesinden gelinemeyecek kadar insansı bir durumdur belki. belki de kendince haklı bir durumdur, siyasi ideolojik kalıpların yol açtığı durumu anlatmak için yazıyorum. her hangi bir ideolojiyi dogrulamak için değil!

    4. travmatik bir hayat:

    80 darbesi öncesi ve sonrası bu topraklarda boşa gitmiş gençlere, gençken şahit olmak. bu kaosun, kendini bilmezliğin, yarı saçmalık yarı yabancı istihbarat servislerinin dolduruşuna gelmiş kitlelerin içinde bir damla olmak, zamanında bu saçmalıklarda rol oynamış olmak, işte kendi adına bunları affedemedi. kendine de kızgındı.

    bu kızgınlık ve sarsıntı onu sağdan sola, bir düşünceden diğerine savurup duracak. çünkü haklı olarak memlekette sağ, sol, islamcı, laik kürt türk gibi tartışmaların içi boş bir enerji kaybı olduğunu anladılar. nihayetinde bağımsız bir yazar olmayı haklı olarak her şeyden üstün görecektir. kendine söz verdi "bir daha birilerinin ipiyle kuyuya inmek yok." kendi ipimizle bir oyun kuracağız.

    çünkü eğer birinin elini öpmeye ondan icazet beklemeye yönelirseniz hayatınız başkalarının elinde kullanılan basit harcanabilir bir figüran rolünden öte gidemeyecektir.
    bunu acılarla, arkadaş cenazeleri, yoksulluk, çaresizlikle öğrendiler.

    5. çelişki ve abartılar:
    yazılarında abartı ile hikayeleştirdiği şeyler, sonrasında duygusal zihinsel yapısına göre veya başka öznel tutumlarına göre veya zamana göre nasıl değişebilir.

    aklıma ilk gelen bir kaç örneği yazacağım, çok daha fazlası da var:

    90'lar lemanından bir yazısı, pkk için:

    -"işte bugün de doğuda, güneydoğuda aynen osmanlıdaki celaliler gibi, aynı mağaralarda bir halk direniyor. egemen güce karşı jandarma dipçiğine karşı direniyor. bu halk yüzyıllardır aynı mağaralarda aynı yöntemle savaşarak direniyor."

    - ekşi sözlük için (ki kurucusu ssg kendine övgü dolu ilk entrylerden birini, geri kalan popüler yazarlar da yine çok fazla olumlu entry yazmışken:)

    işte ekşi sözlük diye bir yer, hakkında en çok yazılan kişi benim, en çok küfredilen kişi benim, paralı görevlendirilmiş çocuklar. ödp falan gibi partilerin propogandasını yapmak için bana küfrediyorlar. bunun için bu adamlar için kurulmuş bir site. belli yerden besleniyorlar. (yalan ve saçmaydı)

    -üç sene sonra ekşi sözlüğe özel mesaj atar:

    "işte kadehiniz, kadehime denk geldi, çokça kızdım size ama sizi anlıyorum neye öfkeli olduğunuzu görüyorum. heidegger'den derrida'ya süren bir yaşam felsefesi ile geldim, aynı taraftayız. birbirimizi daha iyi anlayacağız."

    hahhahha

    -bir tv programı sonrası ilber ortaylı için: " bu .aşşak suratlı cahil herif".

    daha sonra "hızla yazınca böyle şeyler oluyor", dedi.

    - baykal için: " işte baykal chp yi yeniden kuracağım derken bitiren , hiçbir oluşuma izin vermeyen bu gestapo zararlı zihniyet, bir farklı görüşe bile izin vermiyor. bir kabus gibi chp'nin başında.."

    tekrar çok sonraları kılıçdaroğlu'ndan uzaklaşınca baykal için: "chp'yi yozlaşmadan koruyan , partiyi diğerlerinden koruyan bu yapı ve genel başkandı.."

    - mehmet ağar için: " eli kanlı , şaibeli, mafyatik bu kafayı kırmış polis emeklisi tipler.."

    2007 seçimi için nihat genç'le parti lideri mehmet ağar arasında kısa bir görüşme olduktan sonra:

    "başkan mehmet ağar'la görüştüm, bu topraklar için önümüzdeki kurtuluşun mehmet ağar olduğunu anlamalıyız. şüphesiz önümüzde bir çok sorun olacaktır ilk önce tuhaf geliyor ama kardeşlerim mehmet ağar, bu seçimde arkasında birleşilmesi gereken adrestir." (süleyman soylu sevgisi buradan geliyor heralde)

    daha önemsiz saçma yerlere gidelim.

    -hürriyetten ayşe arman için:

    " donuyla, yatak odasıyla meşhur olmuş önemsemediğim tipler için laf söyletmeyin bana"

    yıllar sonra hürriyet'te ayşe arman'dan röportaj verdikten sonra:

    "ayşe hanım'dan inanılmaz bir nezaket ve bir profesyonellik gördüm .
    hayatımın en güzel fotografları bu röportajda çekildi."

    devam, akşam gazetesinde yazmadan önce akşam gazetesi baş yazarı sevimsiz tip serdar turgut için:

    -"serdar turgut isimli, .eri zekalı , aklı alt tarafında çalışan saçma sapan bir adam."

    akşam gazetesinde yazmaya başlayınca:

    " serdar turgut'la samimi bir sohbet ettik. aslında çok değişik ve iyi niyetli biri. yanlış tanımışım. bazı yazılarda ön yargıyla hızla acımasız eleştiriler yapabiliyoruz."

    tekrar , akşam gazetesinden ayrıldığında : "serdar turgut da ne .oksa anlamadık."

    - murat bardakçı için:
    "mevlana üzerine söylediklerini dinlediğim andan beri tv de cahil bir maymun gibi cırlayıp durduğunu anladım. akşam ekranda boş boş kafesteki maymunlar gibi cırlayıp duran biri."

    murat bardakçı'nın enver kitabından sonra:

    "müthiş bir eser, derinlikli bir eser nasıl olur işte gördük. murat bardakçı hoca'nın daha bizimle paylaşmadığı hazinesinde neler var acaba. neler yaratıp bize sunacak, bekleyeceğiz."

    - levent kırca için:
    "canlandırdığı küçük hüsammettin kadar bir zekaya sahip, bom boş tipler"..

    yıllar sonra levent kırca ile ulusal tv altında birleşince:

    "işte bu ülkenin her zaman politik siyasi eleştirisini bugün bile güldüğümüz en zeki esprilerle üstlenmiş soylu bir isim."

    - gezi parkı eylemleri için:

    "bu topraklarda böyle bir şeyi gördükten sonra ölsem de artık önemi yok.
    bu çocukların gençlerin üzerinde birazcık etkimiz bir cümle olsun katkımız varsa, biraz olsun bu haklı isyanda yazılarımızla onlara etkimiz olduysa bu dünyadan daha ne isteriz, işte bağımsız bir yazar olarak bu bize yeter."

    gezi parkından bir kaç sene sonra :

    "işte gezi parkı, doldurulmuş kitleler, kimlerin eli var, ne gibi fetöcüler dış güçlerin parmağı var, bu gençler nasıl bir oyuna getirildi bilmiyoruz."

    - kılıçdaroğlu için söyleşide konuşurken: "işte anadolu'nun tertemiz insanı, işte hacıbektaş'ın değneği. onun dürüstlüğü iyi niyeti bütün siyasetimizi de şekillendirecek. bu toprakların elinde bir şans oldu bu dürüst temiz insan."

    sonrasında chp'den uzaklaştırılınca : " senin belanı allah'a bırakanın da allah belasını versin kılıçdaroğlu. senin belanı kimseye bırakmayacağız."

    daha sonrasında kılıçdaroğlu ankara çubuk'ta linçten zor kurtulduğunda:

    " ankara çubuk'ta olmuş, haberi aldım , başımdan aşağı kaynar sular döküldü, bu şehirde bu toprakta , nasıl böyle bir şey olabilir..."

    falan filan...

    ya olur güzel abim ..

    olur çünkü hayat sizin realizm sadece sosuna sahip, romantik, coşumlu , retorik, abartılı, gaza getiren ,süslü, edebi cümlelerinizle ne yazık ki sınırlı kalmıyor.

    siyasileri savunmuyorum, herhangi bir siyasi görüş de körü körüne umurumda olmaz.

    ama bu memleketin kendine aydın diyen, kendi hayatlarında açılmış derin büyük boş kuyulara sürekli entelektüel taşlar atıp! doldurmaya çalışmaları, her taşın da en değerli taş- yorum olduğuna bizi ikna etmeye çalışmaları.. işte bu artık yemiyor be sayın abim.

    bazı taşları artık edebi olarak uzmanlastiğiniz, zihni olarak kopup fenafillaha vardığınız icin sağa sola , istediğiniz gibi fırlatacağınızı zannediyorsunuz. fakat kimyasal dengesi bozulmuş beyniniz sizi ele vermeye çoktan başladı.

    biz; bu siyaseti, düzeni , sıkıntılı yapıları, çomarlığın alıp başını gittiği günleri bir kenara not ederken size de yıldızlı pekiyi verecek değiliz. ne yaptıysanız o yazılacaktır.

    kendi komplekslerinizi, açmazlarınızı, egolarınızı, nöropsikolojik sorunlarınızı en gösterişli, en retorik, en bir etkileyici! cümlelerle çevirip allaya pullaya yedirdiniz. bizim yani 80-90 gencliginin bir yarisi 60- 70 yillari gencliginin kafa kirikligini, nefretlerini, sagciligini solculugunu , birbirlerine ofkelerini ve hesaplamalarını iceren sahneyi izleyerek ve ne yazik ki ayni replikleri rolleri ustlenmeye calisarak okudu gördü izledi...

    ama bu değil..

    hakikat için burada " en uzak denizlerin en derin mavileri gibi" bekleyip yazacağız.

    bu arada yazdığım diğer yazıda, aşk, tutku ve diğer şeyler üzerine sorular geldi.

    yazar bir zamanlar benim için bu konuda, romantik, korkusuz, aşktan yana olduğunu söyleyen, aşkla ilgili bir çok yazıyı en etkileyici şekilde hikaye etmiş biridir.

    fakat üniversite ve diğer söyleşilerde 50 yaşını geçmişken 18 yaşında kendisini seven dinlemeye gelen çıtır! güzellere en hafif tabirle çeşitli tekliflerden hiç sakınmazken, her yerde olabilirken, sonrasında "bunlar nasıl iftiralar, kimi nasıl gerçeğe inandıracağız?" deyip hatta bunları bir iftira olarak ergenekon kumpasına, fetö'ye bilmem neye bağlamaya çalıştığını, kendince bir savunma mekanizması geliştirdiğini gördüğümde film koptu. sevginin acımayla karışık bir mide bulantısı... abi sen 50 yaşındasın o 17-18 yaşında . belki bunun 14-15 i de olmuştur bilemem. ama hani en soylu güçlü şövalye edebiyat adamı. uzun saçlarını aslan yelesi gibi arkasına salıp bir çıtırdan diğerine ankara kale'de dede efendiler türk kahveleri sonra neyse...

    acıdım cünkü anladım ki ; bu romantik şövalye en hakikatli edebiyatçı, özgürce yazabilip, yapabildiklerini, "bize ne iftiralar uyduruyorlar , ailemizi , çocuğumuzu nasıl ikna ederiz. fetö pkk diğerleri, ekşi sözlük gibi yerlerde bize iftira atıyorlar. artık bunlarla uğraşacak zamanımız ve gücümüz de yok" deyip, zavallı , ailesi için haklı olarak endişelenen, çocuğuna karısına ne diyeceğini bilemeyen, bütün aşk güzellemeleri, aşkta özgür olma güzellemeleri sadece yazılardan ibaret , bu konuda basit insanlar gibi korkan bir cüce olduğunu anladim.

    çıkıp yıllarca hikayelerinde yazdığı gibi aşk budur, ben buyum, hayatım görüşüm budur, yaşamım siz dangalakların anlamayacağı büyük tutkularla doludur, normlarınız , değer yargılarınız beni bir yazar olarak ilgilendirmiyor diyemedi. bunun yerine bilmem neler, kumpascılar , pkk'lılar, ychp'liler bize özel hayatımızda iftira atıyor, ailemizi sevdiklerimizi nasıl kendimize inandırırız, onları bile ikna edemeyiz" diye ağladı..

    pul makası cinayetini yazıp kendini cinsel anlamda dalgaya alabilen biri her zaman kendi hakikatinin arkasında olmalıydı.

    neyse burası belli ki yazarın gücünü, duruşunu, hakikat anlayışını aşıyor. kelimelerle kurulmuş parlatılmış duygusal patlamalar içeren romantik şövalyelik buraya kadar. gerçekler: ağlamaklı bir andropoz..

    bu arada iklim bayraktar denen basit bir gazeteci olayında oda tv'de o zaman tek kelime etmese de yıllar sonra muharrem ince tamamen gözden düştüğünde gönderme yapıp, "zaten adın abaza muharrem'e çıkmış" yazıp eğlendi. biz de güldük.

    ama sanırım yıllardır edebiyat dünyasında senin gizli adın da "abaza nihat." olmuş abi.

    neyse, son olarak. yıllardık yazım şeklini bilirim . o hafta bir kitap okursun ve dünyanın en önemili olayı oymuş gibi etrafında yarı histerik yazını kurgularsın. (şimdi de çoluk çocuğun bile bildiği netflix dizileri filmlerine efsanevi yazı döşeniyorsun ama , biter yakında)

    "işte dünyanın en önemli şeyi bu, yok bu toprakların en büyük olayı şu, kardeşlerim bütün tarihin en önemli şeyi şu" gibi abartılar içeren üslupta yazıların.. yeter artik yaş kemale erdi, birak bunu ya.

    yaş geçti ömür bitti ama her hafta bir kitap okuyup, bir film izleyip ona göre; "işte hayatta en önemli şey bu." sonraki hafta, başka kitap okuyup" işte tarihin en büyük olayı şu." daha sonra, "yok aslında insanlığın gördüğü en büyük sorun bu," "bizim topraklarımızın gördüğü en büyük değer şu" , gibi edebi sosu yüksek, gaza getiren , abartılı yazılar bitmek bilmedi. tamam her hafta bir kac kitap bitirmeniz bir aydin olarak sokaktaki insana indirmeniz ne guzel de, her hafta okuduğunuz izlediğiniz kitaba filme göre yeniden bir dünya kurup abartılarla, iste en en en bi en sey şu, yok bu! deyip müdafaa hattı çekmeniz ve bunu siperinize dolgu malzemesi yapmaniz. ve okuyucu mühümmat gibi görmeniz...

    işte bütün bunlar yaşlanan yüzünüze isik ,eskilerin deyimiyle bir nur getireceğine, kurtlu ,küflü, kara kuru bir ifadeye getirdi.

    üzülüyorum.

    o aynada sabah bir daha bakin yüzünüze, karadeniz'in hırçın dalgaları.. karanlık ve çığlıklar içinde , ama bitmek bilmez köpükleri de orada. hala bembeyazlar. hala tertemiz köpükler .

    bütün karanlık , bütün çığlıksı dalgalar, bütün bu uğultu yanında nereye gitti o bembeyaz saf köpükler.. karadenizin bize bir karası kaldı. peki bembeyaz köpükler?
    o kayaların altındaki bir delikte mi kaldı? bir söğüt ağacı altında mı? gençlik parkında mı? bir ladinin başının üzerindeki bulutta.. nerede bu beyaz köpükler.

    o beyaz köpüklerin içinde yıkayıp yuğmadan yüzünüzü tek söz daha edilmese bari!
287 entry daha