şükela:  tümü | bugün
4 entry daha
  • yanılmıyorsam bir iki sene önce bir eylül ya da ekim akşamı idi, yanılıyor da olabilirim; akademide istanbul üniversitesi felsefe bölümü koridorunda, 203 no'lu odada yine yanılmıyorsam ilkçağ felsefesi adında bir derste, cengiz hoca 'nın hararetle herakleitos anlatışı, o an ki arif'le sarhoş kafamıza paldır küldür inerken, cengiz hoca ders anlatmaktan sıkılmış bir şekilde; "şu an feşmekan yerde olsaydık da şarap içseydik" deyivermiş, ben de o ara pencereden kararan hava eşliğinde yolu izlerken, birden şarap sözüyle irkilivermiştim, meğerse hoca da irkilmiş olacak ki, sırf hoca hatrına gelen kimi öğrencilere bunu yansıtmış; "evet ya hocam; keşke şurda olaydık da gün batımını izleyeydik.." deyivermişti. cidden herakleitos 'tan , her adını duyduğumda tıpkı o derste, şarap lafıyla irkilmem gibi irkilirim. işte o doğa filozofunun, gerçi hoca, o'nun doğa filozofu olmadığını söyler, ben aksi fikirdeyim; doğa'yı natura 'yı yani; nesnelerin doğal düzeni manasıyla hissederim; o halde nesnelerin ''inen ve çıkan yolda yakaladıkları bir'lik ve aynı'lık'' durumu üzerinde kafa yoran, hatta oturup da bir kitap yazıp yazmadığını bile bilmediğimiz koca, kocalığını da onu nesilden nesile aktaran aktarıcılara borçluyuz sanırım, herakleitos fragmanlar'ının 60.sında (hippolytos, refutatio, ix. 10. 4) , cengiz hoca'ya göre; bakın nasıl anlatıyor; "kozmik açıdan bakıldığında, inen ya da aşağı giden yol (kato) ateşin sırasıyla hava, su ve toprağa dönüşmesidir. yukarı giden yol (ano) ise toprağın suya ve havaya dönüşmesidir. bu iki yolun birlikte işlemesi, kozmik düzen içindeki oluş ve bozuluş süreçlerinin ortaya çıkmasına neden olur. bir yandan nesneler bozulur ve ölürken diğer yandan başka nesneler oluşa gelir ve yaşam kazanır. inen ve çıkan yolun bir ve aynı olması bu iki sürecin kozmik düzende bir bütün oluşturmasından dolayıdır." bu, benim 'herakleitos 'un doğa filozofu' olduğunu söylemem açısından mühimdir, zira iniş ve çıkış bir bütündür, birlikte işleyen iniş ve çıkış bir bütündür. herakleitos 'un dilinde bu uyum, nesnelerin doğal düzenidir, her ne kadar yunancadaki physis tam manasıyla latincedeki natura yı karşılar mı karşılamaz mı, tartışılır; yine nesnelerin doğal düzeni üzerine bunca konuşan herakleitos 'un doğa filozofu olmadığına ilişkin hocanın tepkisi şudur; bana da aslında kocaman bir cevaptır bu; benim bir çırpıda düşünerek, irkilerek söylediklerimi hoca şöyle karşılıyor; herakleitos doğa filozofu değildi, zira o bu sorunu aşmıştı, onun sorunu böyle bir kozmik düzen var; ve bu kozmik düzende de herakleitos, insanın yerini keşfetmektedir, çabası budur, keşiften kasıt da amerika 'yı keşfetmek gibi algılanmamalı, fakat maalesef konuya yetkin olmayan kimi çapsız kritikçilerden (aslında bu kadar çapsız olduklarından ötürü kendilerine kritikçi demem bile hatadır ya neyse.) tanzer yakar isimli bir beyefendi; yanılmıyorsam kocaeli üniversitesi'nde yrd. doç imiş kendisi, buradaki, yani cengiz hoca 'nın herakleitos çevirisinde; 101 no'lu fragmandaki "kendimi keşfettim" ifadesindeki "keşfetmek" fiilinin kullanılmasını bakın nasıl cahilce eleştiriyor: "fragmanlara parçalı bakış, çevirmenin kendisi için de sorun teşkil ediyor. bunu en açık biçimde “kendimi keşfettim” biçiminde çevrilen fragmanda görüyoruz. kuşkusuz bunun altında “kendini bil!” çağrısının bir buyruk olarak okunmasının yanı sıra, bütünlüklü bir bakışın olmaması da var. gramsci’den yola çıkarsak, “kendini bilmenin” önündeki en büyük engel “fragmantal bir bilinç”in kendisinden kurtulamamak olup çıkıyor. nitekim, çakmak’ın ağzından “kendimi keşfettim” diyen bilge herakleitos, bu kez filozof herakleitos olarak bunun imkansızlığını şu fragmanıyla açık seçik dile getiriyor: “bütün yollarını yürüsen bile ruhun sınırlarına varamazsın, öyle derindir ruhun logos’u”(fr.45)." (felsefelogos, eylül 2006)

    oysa tanzer bey, yunanca bilmediğinden ya da biliyorsa da algılama sorunu yaşadığından ötürü; yunancada edizesamen fiilinin "soruşturmak" ve "araştırmak" anlamlarına gelen dizemai fiilinden türediğini gözden kaçırmaktadır. bu fiil kehanet sözlerinin anlamını açığa çıkartmak, bir bilmeceyi çözmek, bir şeyin asıl yapısını ve işlevini açığa çıkartmak anlamlarına gelecek şekilde kullanılmıştır. hatta cengiz çakmak hoca 'ya göre; bu ifade, gnothi seauton ifadesini çağrıştırır, hatta "kendime sorular sorarak kendimi soruşturdum ve kendimi tanıdım, bilmecemi çözdüm." manasındadır.

    tanzer bey, cengiz hoca 'nın açığını yakalamışçasına sevinedursun, kendi circulus vitiosus'unda kaybolmakta olduğunu da hatırlatmak bize düşsün; efendim cengiz hoca 'nın asıl manadan saptığından bahsediyor hem de, yine aynı makalesinde eleştiri getirdiği fragmanların sıralanması bahsinde de çelişkiye düşerek, cengiz hoca 'nın sıralamasını (cengiz hoca da, hermann diels 'in 1922 baskısı die fragmante der vorsokratiker adlı çalışmasındaki eski yunanca edisyonu temel alarak b fragmanlarının hepsini çevirmeye ve yorumlamaya girişmiştir. daha ayrıntılı bilgi için eserin önsözündeki d. yöntem başlıklı kısma bakınız.) baz alarak; "fr.45" notuyla yine cengiz hoca 'nın “bütün yollarını yürüsen bile ruhun sınırlarına varamazsın, öyle derindir ruhun logos’u” çevirisini karşıt veri olarak ortaya koymuştur. ortada karşıtlık varsa bu çevirenin kabahati midir? hayır pekala neden böyle bir demagojiye düşülüyor? çünkü belirsizlikten hakaret doğuyor, cehaletten, bilgisizlikten.

    tanzer bey 'in fragmanlar eleştirisi; eksik (hatta yer yer hiç) yunancasından veyahut kendisiyle çelişmesinden dolayı ciddiyetini yitiriyor. ayrıca bu çalışmaya bir belden aşağı vurma çabası da çevirmenin tercihlerine getirdiği bir başka eleştiride de bizzat kendini gösteriyor;
    tanzer bey bakın ne diyor;

    "kitapta yöntem isimli bölümde yöntemsel hiçbir tartışılmaya girişilmeksizin diels’in b edisyonun izlendiği söyleniyor. niçin kranz’ın düzelttiği edisyonun değil de özellikle bu edisyonun dikkate alındığı da belirsiz."

    yani olur şey değil, walther kranz, tüm felsefe camiasının ve cengiz hoca 'nın saydığı isimlerden biridir;
    fakat çevirmen ve çeviride yardımlarını esirgemeyen çiğdem hoca'nın, faruk hoca 'nın edisyon tercihine kim karışır ki, daha doğrusu klasik dillerden çevirilerde, edisyon tercihinden ötürü yargılanmış çevirmen var mı? hadi onu geçelim; çiğdem dürüşken hoca, esere yazdığı önsözde bakın ne diyor; hani tanzer bey 'e göre belirsiz(!) açıklama neymiş;
    "marcovich (1967), diels'in fragmanları düzenleme yöntemini reddediyor ve fragmanların içerdiği konulara göre cümle cümle ayırıp kendi içinde sınıflandırmayı ve daha çok kendi yorumuna göre sıralamayı yeğliyor. ama herakleitos yorumcularının çoğu fragmanların yer aldığı eski metinlerin içerdiği konuların, fragmanların özünü yansıtacağına dikkat çekiyor ve herakleitos'u kavramada fragmanların geldiği kaynakların önemini vurgulayarak -buraya dikkat- diels 'in fragmanları sıralama yönteminin, birtakım sorunları da beraber getirmesine karşın, daha sağlıklı bulacağı söyleniyor." (sf:13) çok net; *daha sağlıklı olacağı* lafı edilmiş zaten. tıpkı çiğdem hoca 'nın da dediği gibi; fragmanlar üzerine tartışmalar, kişilerin filolojik ve felsefi yorumlama tarzına göre işte böyle sürüp gidiyor. (sf:13) ve bu noktada bay tanzer bir kez daha yarım bir eleştiriye giriyor; hem de kasıtlı bir şekilde gerçeği çarpıtarak. bu sefer çiğdem dürüşken hoca 'nın önsözündeki bir dipnota kafayı takıyor; hem de gördüğünü reddederek! şimdi adım adım inceleyelim;
    hocanın ifadesi şu: (yukarıda da yazdım ama bay tanzer bakmaya tenezzül etmez diye tekrar yazıyorum) ".. ama herakleitos yorumcularının çoğu fragmanların yer aldığı eski metinlerin içerdiği konuların, fragmanların özünü yansıtacağına dikkat çekiyor ve herakleitos'u kavramada fragmanların geldiği kaynakların önemini vurgulayarak -buraya dikkat- diels 'in fragmanları sıralama yönteminin, birtakım sorunları da beraber getirmesine karşın, daha sağlıklı bulacağı söyleniyor." hocanın ifadesi bu, ve hoca alıntısından sonra "1" rakamıyla dipnotunu düşüyor, aynen yazıyorum sayfanın altındaki notu:

    "miroslav marcovich, heraklitus: grek text with a short commentary, 1967, 2000 (düzeltme ve eklerle 2. basım), international presocratic studies 2. sankt augustin: academia verlag, 2001 (yeniden gözden geçiren: daniel w. graham, brigham young univer-sity) s. 81."

    pekala özellikle "..(yeniden gözden geçiren: daniel w. graham, brigham young univer-sity) s. 81." bu kısma dikkat edin; zira tanzer bey, alıntıdaki bu kısmı görmezden gelecek, -ki o görmezden ne kadar gelirse gelsin, benim gözümden kaçmayacak bu- ve bakın çiğdem hoca 'yı nasıl eleştirecek;

    "burada daha sorunlu olan nokta, ki bu yöntem sorununun üzerinde çok fazla düşünülmediğinin bir göstergesidir, dürüşken’in yöntem sorununa dikkat çekerken düştüğü dipnotta gösterdiği (miraslav marchovich’in, heraklitus: grek text with a short commentary, 1967, 2000, international presocratic studies 2. sankt augustin: academia verlag, 2001,s.81) künyeli kaynağın doğru olmamasıdır. dürüşken’in alıntısı daniel w. graham’ın bu söz konusu kaynak üzerine yazdığı bir kitap eleştirisinden alınmıştır: “today some scholars would defend diels’ curious order on the grounds that it forces us to pay more attention to the sources from which the fragments come, and that this can allow us to understand their meaning beter. yet for the purposes of philosophical reconstruction, diels’ approach is frustrating.”(bkz.:daniel w. graham, aestimatio 1(2004) review: “heraklitus by short commentary”, 81)."

    bakın efendim; tanzer bey 'in, çiğdem hoca 'nın dipnotunu nasıl kesip, canı istediğini görüp, canı istemediğini görmediğini sizlere sundum; tekrar ediyorum çiğdem hoca 'nın dipnotu bu:

    "miroslav marcovich, heraklitus: grek text with a short commentary, 1967, 2000 (düzeltme ve eklerle 2. basım), international presocratic studies 2. sankt augustin: academia verlag, 2001 (yeniden gözden geçiren: daniel w. graham, brigham young univer-sity) s. 81."

    tanzer bey 'in gördüğü kısım ise şu:

    "miraslav marchovich’in, heraklitus: grek text with a short commentary, 1967, 2000, international presocratic studies 2. sankt augustin: academia verlag, 2001,s.81 "

    görüldüğü gibi bay tanzer çiğdem hoca 'nın alıntısındaki "(yeniden gözden geçiren: daniel w. graham, brigham young univer-sity) s. 81." kısmını kesmiş, görmezden gelmiş ve hocayı kaynak tahrifiyle suçlamış. tanzer bey resmen iftira atmaktadır, yalan söylemektedir! ben de, salt bu kadarı bile yeterken, internette ufak çaplı bir araştırmayla; hocamın dipnotunda geçen kaynağa ulaştım; efendim link şu: http://www.ircps.org/…tio/pdf/2004-05-01_graham.pdf siz de linke tıklayınca göreceksiniz ki yazı "reviewed by d. w. graham" ibaresiyle sunulmuş; çiğdem hoca da bunu "yeniden gözden geçiren: daniel w. graham" şeklinde vermiş, pekala tanzer bey bunu görmedi mi? ya da görmezden mi geldi? ya da nasılsa kimse takip etmez diyerek, meydanı boş mu sandı? bu iftirası hakkında çok şey söylenir fakat tanzer bey 'in konuya yetkin olmaması durumu kanımca, bu belden aşağı ve gereksiz hezeyanları yanında daha mühim bir noktadır; zira gördüğünü de okuyamayan tanzer bey bakın neler demiş;

    "şimdi de şu kesin sayılan fragmana, “kykheon karıştırılmazsa ayrışır.”(fr.125), ilişkin yoruma bakalım: “herakleitos kykheon ve kozmos arasında bir koşutluk kuruyor. ..”(s.287)."

    evvela belirtelim; yunancada kykheon diye bir isim yoktur; ve söz konusu fragmanda geçen kelime kykeon dur, yani kykao fiilinden yani çalkalamak, karıştırmak manasındaki fiilden türetilmiştir. kykeon arpa unu, su, şarap ve rendelenmiş peynirden yapılmış bir tür içecektir. filozof kykeon ile kosmos arasında bir koşutluk kuruyor. fakat tanzer bey, bu ifadenin üzerinden panzer gibi geçiyor ve kitapta belirtilen kykeon ifadesini olmayan başka bir kelimeyle eleştiriyor; kykheon !!

    yunancadan bu kadar kopuk tanzer bey 'in bu panzerliği devam ediyor;

    "diogenes leartios’un aktarımı ışığında bakıldığında ise, öyküde bahsedilen suyun karışımı kykheon’u nitelendirir. “kykheon”, homeros’un iliada eserinde şarap, arpa unu ve rendelenmiş peynirle oluşturulan bir içki olarak geçer (homeros, illiada, ix,638.). (bkz. aktaran rifat, sami: herakleitos, y.k.y.,2004, s.80.) bu noktada, bu fragmanı “barış” üzerine söylenmiş bir fragman olarak yorumlama olanağı doğar."

    iliada değil homeros 'un eserinin adı ilias 'tır, evet azra erhat 'ın ilyada diye koyduğu ad da aslında yanlıştır ama hadi o yanlışını geçtik tanzer bey'in, fakat ya bu fragmanı "barış" üzerine söylenmiş bir fragman olarak değerlendirmesi? verdiği bakınız da tanzer bey 'i kurtaramıyor bu durumda. "(bkz. aktaran rifat, sami: herakleitos, y.k.y.,2004, s.80.)" zira bu fragmanda asıl üstünde durulan durum biraz farklıdır; kykeon (kykheon değil!) ile kosmos arasında bir koşutluk söz konusudur. kozmos’un birliği onu meydana getiren şeylerin devinim halinde olmasına bağlıdır. eğer kozmosta bir devinim olmasaydı, her şey karıştırılmayan kykeon’da olduğu gibi birbirinden ayrışırdı. bu düşün yapısını tatar çorbası için de düşünebilirsiniz; çayı çıkarırsanız o süttür, sütü çıkarırsanız çay, tuz dökmezseniz tuzsuz olur, aynı zamanda şeker dökmezseniz çay veya süt hakiki manada tatar çayı tadını vermez; o halde kozmik yapıda da bir devinim olmayaydı; kykeon'da olduğu gibi birbirinden ayrışırdı.

    bay tanzer 'in eleştirileri bitmek bilmiyor, fakat aynı makalede kendisiyle çelişiyor; ve bir dediği diğerini tutmuyor önce okuyunuz;

    "theophrastos’un baş dönmesi isimli eserinde (9-10) cisimlerin ancak devinim içinde bir arada durabileceğinden söz ederken herakleitos’a gönderme yapar: “hareket ettirildiklerinde belli bir doğal devinime sahip olan nesneler, bu devinim nedeniyle tutarlar, yoksa herakleitos gibi ‘kykheon’da yeniden ayrışır çevrildikten sonra bile demeye geliriz”.(roussile,a.g.e.) bu noktada, çakmak’ın yorumu theophrastos’un yorumunun bir tekrarına dönüşüyor. ne var ki okuyucu bu yorumun theophrastos’un yorumu olduğundan habersiz kalıyor. oysa herakleitos logos’u sözleriyle ve yaptıklarıyla açıklayan bir adamdır (fr.1): filozof değil sofos’tur(!). bu nedenle yaşam öyküsü de sözde ona aktarılan kesin fragmanlar kadar değerlidir. kahn’ın belirttiği gibi, herakleitos’un orijinal eserine ulaştığı düşünülen antik yazarlar dahi, kendi kişisel görüşlerini ve anlama biçimlerini fragmanlara yansıtmış, kimi kez de kaynaklarda yapılan göndermeler yazarların kendi görüşlerini desteklemek için yapılmıştır."

    bu sözlerinde bay tanzer yine samimi olamaz; birincisi yine kykeon'a kykheon diyor, ikincisi cengiz hoca 'nın theophrastos 'un söz konusu eserindeki yorumunu alıntıladığını söylüyor ve yukarıda da belirttiğim gibi; "..bu noktada, bu fragmanı (fr.125) “barış” üzerine söylenmiş bir fragman olarak yorumlama olanağı doğar." eleştirisini de bizzat yine kendisi çökertmiş oluyor, tanzer bey kendi eleştirisinin de üzerinden panzer gibi geçiyor açıkçası. dikkatli bir şekilde bakmaya bile gerek yok aslında; ayan beyan ortada; theophrastos da aynı yorumu yapmıştır hocayla; fakat tanzer bey, cengiz hoca 'yı önce neden bu yorumu yaptığıyla suçlayıp, yorumunun hatalı olduğunu söylemeye çalışıp, daha sonra da bu sefer theophrastos 'un da aynı yorumu yaptığını, o halde neden kaynak vermediğini -bu yorumun salt ona ait olduğunu sanarak- sorgulamaya girişmiştir. bu da kendisiyle çelişmesi demek oluyor, çok açık.

    tanzer yakar, platon'dan alıntı yapıyor, fakat alıntıların hangi edisyondan veya çeviriden olduğunu söylemiyor. oysa kendisi cengiz hoca'yı bu hususta haksız yere eleştiriyordu! şimdi bakınız; tanzer bey 'in yazısındaki, platon 'un timaios diyalogundan yapılan alıntılar doğrudan doğruya çevirmen erol güney ve lütfi ay 'ın platon, 'timaios' (istanbul, 1989, meb, s.102, 103) adlı çeviri kitabından alınmış olup kaynak belirtilmemiştir. ayrıca tanzer bey 'in, timaios 71e olarak verdiği satır numarasının doğrusu da 72a ve b dir. bunu da yanlış vermiş.
    ayrıca tanzer yakar, cengiz hoca 'yı; diogenes laertios okumamakla suçluyor ve şöyle bir alıntı yapıyor: "bir örnek vermek gerekirse, diogenes laertios'un 'ünlü filozofların yaşamları ve öğretileri' adlı eserde, herakleitos hakkında aktardığı bir öykü, theophrastos 'tan aktarılan 125 no'lu şu fragmanla ilişki içinde düşünülürse bambaşka bir yorum olanağı doğar: herakleitos'tan barış için bir konuşma yapması istenince, bir bardak su içine arpa unu seperek içmiş ve hiçbir şey söylemeden çekip gitmiş. -dk22a3b-
    bu da yanlıştır. zira yaptığı alıntının sonuna eklediği -dk22a3b- ibaresini diogenes laertios 'tan alıntı numarası zannediyor. oysa bu ibare diels'i göstermekte olup, bizzat fragmanlar eserinde, yani tanzer bey 'in eleştirdiği cengiz hoca'nın çevirisinin önsözünde yer almaktadır. ve tanzer bey sf.19 'daki bu dipnotun kaynağını vermemektedir. işin komiği dk22a3b 'yi diogenes laertios'u gösteriyor zannetmesidir. hoca'ya diogenes laertios okumasını önerirken, kendisi hocanın kitabından alıntı yapıp, diels'i gösteren ibareyi laertios'a yamamaya çalışmaktadır.
    işin ilginci bu cehaleti nasıl gösterebilir? veya bunu bilinçli yaptıysa; yaptığı saptırmanın anlaşılmayacağını nasıl düşünebilir? bu nasıl bir sorunlu özgüvendir?

    sonuç olarak belirtmeliyim ki; tabi yine ortada verilecek cevap varsa, bunu cengiz çakmak hoca kendisi verecektir;
    ortada hakaret varsa, cehaletten, karanlıktan kaynaklı görüsüzlük, saldırganlık varsa o zaman bilim susar, yeter ki saygıdeğer bir dergi olan felsefelogos ve onun hakem/etik kurulunun gözünden kaçmış böylesi cahilce eleştirilere bir daha izin vermeye..

    herakleitos 'un beni ürkütmesidir bu satırları yazdıran ana sebep, bu sefer şarap değil.
6 entry daha