şükela:  tümü | bugün
5167 entry daha
  • kobe ve shaq'ın röportajı

    shaq- hala orlando'da oynuyordum. atlanta'ya gitmiştik. gece saat 02:00'de jerry west'den menajerime bir telefon geldi. jerry west istediğini verdik dedi. ben 150 milyon dolar istemiştim. jerry bana 120 vermişti. sonra beni odasına çağırttı. bir kağıt imzalattı. tam kağıdı imzalayacakken; ''charlotte'dan bir çocuk aldık, birlikte 3,4 şampiyonluk kazanacaksınız.'' dedi. ''kimmiş bu çocuk'' diye sordum, ''kobe bryant'' dedi. ''iyi, tamam'' dedim. aklıma bile takmadım. 120 milyondan başka bir şey düşünmüyordum. olağanüstü biri olduğunu ilk kez o gün gördüm. geldiğinde 18 yaşındaydın. bir sürü numara yapıyordun. bir keresinde antremanda üçe iki oynarken topu sean rooks'un bacaklarının arasından geçirdin. del* sana dönüp; ''kobe, bir gün yıldız olacaksın ama bunu bir daha yapma'' demişti. 18 yaşındayken senin en sevdiğim tarafın şampiyonluk istemendi. takımdakiler bunu düşünmüyordu bile ama sen istiyordun. herkes utah maçındaki ıskalarını konuştu. ama ben sana hiç kızmamıştım. hemen sana gelip; ''herkes gülebilir, ama bir gün gelecek herkes senden korkacak'' demiştim. sen 18 yaşındayken ben bunu anlamıştım. çok eğlenceliydi.

    kobe- ilk antrenmanı hatırlıyorum. travis knight takımdaydı. çocuğu paramparça etmiştin. zavallı, otobüse bile binmeye korkmuştu. işte o gün senin sırrını çözdüm.üstüne gitmene izin veren insanlardan hoşlanmıyordun. saygı duymuyordun. onları sınıyordun. nereye kadar gitmene izin verdiklerine bakardın. senin hakkında öğrendiğim ilk şey bu olmuştu. sende büyük bir rekabet duygusu vardı. bunu o zaman farkettim. maça çıktığında bu ruhla oynuyordun. rakiplerin senden uzak durmaya çalışıyorlardı, seninle fiziksel temastan çekiniyorlardı. beni bir gün jerry's şarküterisine götürmüştün. sende kapaklı telefonlardan vardı. benim telefonum yoktu. ''bu telefonlar nereden alınıyor, çok güzelmiş'' demiştim. seninle dolaşmak çok keyifliydi. bana ilk günden hayatı öğretmeye çalıştın.

    shaq- bir gün bana forum*'da bir şey söylemiştin hatırlıyor musun? işi bitireceğini söylemiştin.
    kobe- en iyi olacağımı mı?
    shaq- evet, bunu söylediğini hatırlıyor musun?
    kobe- hayır ama bu benim söyleyeceğim tarzda bir şey.
    shaq- hatta bir gün nba'in will smith'i olacağını bile söylemiştin.
    kobe- gerçekten mi?
    shaq- ben de ''tamam, öyle olsun'' demiştim.
    kobe- evet, zaman değişti tabi. ama hep hırslı birisi oldum.
    shaq- 18 yaşındayken bana ''mike'tan daha iyi olcağım'' demiştin. seni hırslandırdığını biliyorum. biriyle kıyaslanmanın bu yolda seni farklı şekilde zorladığını biliyorum. onu örnek alıp almadığını bilemem, lisedeyken onu izleyip izlemediğini de ama aranızda çok benzerlikler vardı. michael jordan'ı geçtiğin gün eminim dünyalar senin olmuştur.
    kobe- aslında öyle olur sanmıştım. lige ilk geldiğimde birebirde üstüne gitmeye kararlıydım. ona kara panter diyorlardı, siyahi isa gibi lakapları vardı. herkes adeta ona tapıyordu. nasıl biri olduğunu görmek istedim.ama sonunda bana ağabeylik yapan biri oldu. bende, ona kendini anımsatan şeyler görmüştü. beni kanatlarının altına aldı ve bir sürü şey öğretti. bunların arasında nasıl lider olunacağı da vardı. onu geçtikten sorna onunla konuştum. hala ligdeyim, verdiğin bilgilerle hala yaşıyorum dedim. o ruhla maçlara çıktığımı, o ruhla oynadığımı söyledim. gelecek nesle işte bunu aktarmaya çalışıyorum. senin gibi bir örneğim vardı, jerry west gibi, bill russel gibi. ama en önemlisi michael jordan gibi.

    shaq- 1996 ve 1999 arası sinir bozucuydu. ligin en iyi uzunlarından biriydim ama henüz şampiyonluk yaşamamoştım. bu ikimizi de etkiliyordu. çılgın biriydim, kabule diyorum.
    kobe- ikimiz de pek akıllı sayılmazdık.
    shaq- çünkü artık ne senin için ne de kendim için bir kere bile şampiyonluk yaşamadılar demelerini istemiyordum. bir gün gazete şöyle bir şey okumuştum; ''shaq 20-30 sayı averajıyla oynuyor ama kareem gibi şampiyonluk kazanmadı, demek ki o kadar büyük değil'' demişlerdi. bu beni çok etkilemişti.
    kobe- senin şampiyonluk istediğinin farkındaydım. üstünde çok büyük bir baskı hissediyordun. herkes sana beni işaret edip, tamam biraz sabret diyorlardı. ama sen sabredecek noktada değildin. bir an önce gelişmemi istiyordun.

    kobe- seninle ilk kavgamızı hatırlıyorum; ''bana bakın, bu çocuk kaçık'' demiştin. sezon öncesi antrenman maçı yapıyorduk. iki ayrı takımdaydık. birbirimizle trash talk yapıyorduk. ''al bakalım ufaklık'' diyordun. etrafıma baktım. bana söylediğini farkettim, ''bana bak, buna daha fazla katlanamam'' demiştim. ''ne yapacaksın bakalım dedin'', ben de ''asıl sen ne yapacaksın'' dedim. sonra bir anda dev gibi bir el geldi ve sarsıldım. ardından sana küfretmeye başladım. olden polynice geldi ve bizi ayırdı. işte o anda senin şampiyonluk istediğini anladım. bunun seni çok etkilediğini, seni yiyip bitirdiğini anladım. o günden sonra aynı lisanı konuşmaya başladık. tamam arasıra anlaşmazlıklar yaşanıyordu ama ikimizde kazanmayı istiyorduk. kazanmak zorundaydık. ve kazandık da!

    shaq- seninle ilgili en unutamadığım an, indiana'daki finaldir. altı faulle oyun dışı kalmıştım. bir kez daha takımı yanlız bıraktım dedim. sen elini omzuma koyup ''merak etme, bana bırak'' dedin. ve maça ağırlığını koydun içinde böyle bir şey olduğunu biliyordum ama o an gözlerimle gördüm. gözlerinde korku yoktu.
    kobe- senin için önemli olduğunu biliyordum. insan kardeşini asla hayal kırıklığına uğratmamalı. benim zamanım gelmemişti. şampiyonluk senin hakkındı. bizi o noktaya getirmek için çok uğraşmıştın. orlando'da önemli bir kariyer edinmiştin. hayal kırıklıkları yaşamıştın. bunu gerçekleştirmek artık bana düşüyordu. bunu kimse bilmez ama bir yaz önce ucla'daydık. reggie miller'da bizimleydi. indiana'nın iyi bir takım olduğunu biliyordum. bize rakip olabilirler dedim. hadi birebir maç yapalım dedim. ve yaptık da. asıl amacım onu sınamaktı. savunmasını görmekti. zaaflarını görüp onlardan tararlanmak istiyordum. final serisine geldiğimizde ne ile karşı karşıya olduğumu çok iyi biliyordum. ne yapacağımın, onun ne yapacağının farkındaydım. onu yoklayıp üstüne gitmeye başladım. maç boyunca onu çok zor durumlarda bırakmıştım.

    shaq- ilk şampiyonluktan sonra rahatlamıştım. işimin bittiğini düşünüyordum. artık istediğimi yapabilirdim. şampiyonluk turuna çıktık. arından hemen uçağa atlayıp ailemle orlando'ya gittim. bir baktım ''kobe ilk şampiyonluğu kazandırdı'' ''bir daha yapabilir mi'' diye şeyler duymaya başladım. ''lakers hanedanlığı kurulacak mı? bunu tekrarlayabilirler mi?'' çok kızmıştım, çok öfkelenmiştim. tek bildiğim şey senin hazır olacağındı. bu yüzden kamplara çoğu zaman hazır gelmedim. buna gerek yoktu. smaç yapmak için antrenman yapmama gerek yoktu. hazır olduğumda hazır olurdum. senin sayede yazları rahat geçirmeye başlamıştım.
    kobe- buna çok kızıyordum. bu beni çok kızdırıyordu.
    shaq- çok darbe alıyordum. sezon içinde çok yoruluyordum. evime gidip yüzüyordum. jerome'la* birlikte içki içip hamburger yiyorduk.
    kobe- ben de günde 10 saat antrenman yapıyordum.
    shaq- senin istediğinde 40 sayı atacağının farkındaydım.

    shaq- sonraki sezon beni korkutan 2 takım vardı. bunlardan biri utah'tı. ve tabii ki san antonio. herkes onlardan çifte kuleler olarak söz ediyordu**. sahada işlerini bitirmem gerekiyordu.
    kobe- tex* bana ne yapmam gerektiğini söyledi. dinle; ''planımız aynen şöyle dedi'' ''üç çeyrek boyunca topu shaq'a vereceksin, hatta üç buçuk çeyrek boyunca, sonra dördüncü çeyrekte kendi işini yapmaya başlayacaksın.'' tamam dedim. üç buçuk çeyrek boyunca senin yapacağın şeyler, dördüncü çeyrekte elde edeceğim fırsatları bana yaratacaktı.
    shaq- evet, salonu hatırlıyor musun?
    kobe- hatırlamaz olur muyum? köşedeydik. hazırlıklarımı yaptım. savunmalarını çözüp üstlerine gidecektim. tam işi bitirdiklerini sandıklarını biz işlerini bitirecektik. aklımızda böyle bir plan vardı.
    (lakers batı finalinde san antonio'yu 4-0 ile süpürüyor. playoff'larda ve finalde toplamda 15-1 derece ile üst üste 2. şampiyonluğunu kazanıyor.

    kobe- 2001 takımımızın 1991 bulls'la oynamasını çok isterdim. o maçları kimin kazanacağını kimse bilemez. ne yazık ki buna imkan yok. burada oturup en iyi bizdik demek hiçbir şeyi değiştirmez. bize sorulursa en iyi bizdik deriz. mike ve scottie için en iyi onlardı. magic'le kareem'de en iyi olduklarını düşünüyorlardır.
    shaq- bizi iyi yapan başka bir özellik de basketbol dışında ikimiz kadar kavga eden olmayışıydı. biz gizemli bir ikiliydik, kimse bizi çözemiyordu. saha dışında zıt kutuplardık. sahada basketbol tarihinin en iyi iklisi oluyorduk. scottie ile mike işlerini yaptı. kareem ve magic de öyle, sürekli gülüp sarılıyorlardı. ama biz hiç sarılmıyorduk.
    kobe- hayır bizim işimiz taktikti. bizim silahlarımıza phill jackson ya da johnny bach* nasıl önlemler alır diye düşünüyordum. daha önce görmedikleri bir şeydi. luc longley'le ne yapacakları gibi. o günlerde luc yoktu. hala bill cartwright oynuyordu.
    shaq- barbekü tavuk yani.
    kobe- evet, nasıl önlem alınır. tek soru buydu zaten. magic'li show time lakers hızlarıyla herkesin başını döndürüyordu. ama artık basketbol farklıydı. o tarzda oynamak bir işe yaramazdı. sen pota altındayken oyun duruyordu. bir yere kımıldayamıyordun çünkü seni tutuyorlardı. böylece koşmalarını da engellemiş oluyorduk. sürekli sana faul yaptıkları için oyun duruyordu. bununla nasıl başa çıkacaklarını merak ediyordum.

    kobe- queens*'le oynadığımız seriyi hatırlıyor musun?
    shaq- dördüncü maçı hatırlıyorum*. ribaundu aldım, bırakmak istemedim. bir şeyler yapmak istedim. ama faul çizgisine gitmek istemiyordum. bir an önce potaya gideyim dedim. ama top girmedi. sonra vlade topu tipledi, top robert'a gitti. şutunu çekti ve soktu. herkes çılgına döndü kazandık.
    kobe- vlade'ye sorma fırsatım olmadı. ama hep sormak istemişimdir. topu uzaklaştıracaksan uzağa atman gerekir. ama o sadece dokundu, pas gibi bir şey oldu. en sevdiğim ansa arco arena'dan çıkarken otobüste yaptığımız şeydi. ne yapmıştık?
    shaq- oraya gittiğimizde insanlar arka taraflarını açıp bize göstermişti. maçtan sonra biz de açıp camlara yaslamıştık. ne olduklarını bile anlamamışlardı.
    kobe- neyse ki o günlerde kameralı telefonlar yoktu.
    shaq- haklısın çok kötü olurdu, dışarıda bir sürü inan vardı. hiç farkettin mi? milli marş okunurken rakip takımla göz teması kurardım. bir mısrayı söyledikten sonra vlade'nin gözlerine baktım. vlade birden kafasını öne eğdi. galiba korkmuştu. bir mısra sonra stojakoviç'in gözlerine baktım, o da başını eğince bu maçı kazanacağız dedim.
    kobe- hiç birşey umrumuzda değildi. biz oyunumuzu oynuyorduk. oraya canınızı okuyacağız tavrıyla gitmiştik. bütün o çanlar, tezahüratlar işimizi daha da kolaylaştırmıştı.

    shaq- o lakers kimin takımıydı diye sorduklarında aklından ne geçiyor?
    kobe- bana hiçbir şey ifade etmiyor.
    shaq- bunu 20 yıl sonra anladım. ama o günlerde çok farklıydı.
    kobe- aslını sorarsan ben de bunu pek anlamamıştım. phil nedense ortaya bir laf atar sonra kaybolurdu. ve gerginlik başlardı. phil direkt konuşmayan biriydi.
    shaq- evet haklısın.
    kobe- direkt konuşmazdı. hep imada bulunurdu. takım içinde gerginlik yaratmaya çalışırdı. bunu kendi başımıza çözeceğimize inanırdı. şimdilik kavga etsinler ama sonra hep birlikte mutlu olacağız derdi. bunun takımı bir seviye yükselteceğini düşünürdü.
    shaq- üçüncü şampiyonluktan sonra dördüncüye hazırlanmaya başladık. kazanamama gerginliği ortadan kalkmıştı. harika bir takım yaratmıştık ve finallere kolayca ulaşıyorduk.
    kobe- pistons hezimeti benim suçumdu. takımı seriye iyi hazırlayamadım. gary'i, karl'ı iyi hazırlayamadım. yenileri maça etki etmeleri için yeterince oyuna sokamadım. detroit bizi 25 metrede oynamaya mecbur etti. biz buna hazır değildik ve yapamadık da. çok üzülüyorum çünkü kazanabilirdik.
    shaq- rahatlıkla. beni ben wallace tutuyordu.
    kobe- tek sıtratejileri bize baskı yapmaktı. baskı yaparsan shaq'ı tehdit olmaktan çıkarırsın. seni potadan uzak tutmak istediler. topu uzakta alırsan potaya gitmekte zorlanacağını biliyorlardı. saniyeler eriyordu. seni sıkıştırıyorlardı. pas vermek zorunda kalıyordun hatta zorlama atışlar yapıyordun. takıma daha iyi liderlik yapmalıydım. üzgünüm.

    shaq- chicago'ya gideceğin doğru muydu?
    kobe- evet, espn'di sanırım. sana benim ve penny* hakkında bir soru sormuşlardı. aynı tip oyuncular demiştin. ben de ''hayır değiliz'' dedim.
    shaq- bence sen onu yanlış anlamışsın. nasıl çarpıtırlar bilirsin.
    kobe- evet, belki de. ama bunu kendimi motive etmek için kullandım. eğer durum buysa, ben böyle olmasını istemiyorum dedim. insanların shaq sayesinde 4 yüzük kazandı demesini istemiyordum. bu haksızlık olurdu. magic, kareem'siz hiç kazanamadı. mike, scottie'siz hiç kazanamadı. ama ben böyle bir durumla karşı karşıyaydım. bu bana yapılmış bir haksızlıktı. tamam dedim. artık takım değiştirme zamanı.
    shaq- duymuştum ama inanmamıştım.
    kobe- chicago'da yer aramaya başladık. paxon'la* ve reinsdorf'la* görüştük.
    shaq- california'dan kalkıp soğuk chicago'ya mı gidecektin?
    kobe- vanessa işini bıraktı. sanırım lake forest diye bir yere yerleşecektik. önce italya'ya tatile gittik. rob pelinka'dan telefon geldi. ve bana senin transfer olmak istediğini söyledi. o anda chicago aklımdan çıktı. lakers'ın hem seni hem de beni kaybetmesine izi veremezdim.
    shaq- jerry buss'ı çok severdim. beni arayıp ''yaşlanıyorsun, para kazanman gerek'' dedi. her şeye yeniden başlamam gerekiyordu. kızmıştım ama anlamıştım da.

    shaq- ben ayrıldıktan sonra şampiyonluk kazanmaya çalıştın mı?
    kobe- kesinlikle. senin bir tane daha kazanacağını biliyordum. miami harika bir takımdı, d-wade vardı. her şey lehine gelişiyordu. benim de en az 2 ya da 3 tane kazanmam gerekiyordu. kazanmanı istiyordum. senin yokluğunun beni etkilediğini söylemelerini istiyordum. keşke kobe gitseydi demelerini istiyordum. herkesin benden nefret etmesini istiyordum. bundan beslenecektim ve intikam için tüm gücümle saldıracaktım. miami ile şampiyonluk kazandığın gün gidip koşumu yaptım, ağırlık çalıştım. ertesi sabah salona gidip 1000 tane şut attım. kendimi hazırlamak için elimden geleni yaptım. bu bana çok iyi geldi.

    shaq- martin luther king günüydü. o gün kavgalardan söz edilmesini istemiyordum. hatırlıyor musun?
    kobe- evet hatırlıyorum.
    shaq- sana geldim elimi uzattım, koy bakalım elini şuraya dedim. ve böylece tartışma da bitmiş oldu. anlaşmazlıklarımız oldu ama ailen yanındayken seninle herhangi bir tartışmaya girmedim. seni seviyordum ama seninle konuşmak istemiyordum.
    shaq'ın kobe'ye diss attığı an
    kobe- bayıldım. her anından zevk aldım.
    shaq- bir komedi kulübüydü. siz de kaybetmiştiniz*. numarayı devam ettirmek için bir şeyler yapmam gerekiyordu.
    kobe- biliyorum, bunu kendi lehime kullandım.
    shaq- bu iş aslında böyle başladı. kendimi new york'ta bodrum katında bir kulüpte buldum. insanların sevdiği şeyi yapmaya devam ettim. sonra jerome aradı ve bunu neden yaptın diye sordu. kobe senin hakkında ne söylüyor diye sordu.
    kobe- bunu radyoda dinlemiştim. program sabah erken saatlerdeydi sanırım.
    shaq- herkes bayıldı. kavga etmemiz hoşlarına gidiyordu.
    kobe- şehrin eğlencesi haline gelmişti. herkes sırada ne var diye merekla bekliyordu.

    2009 nba all star maçı
    kobe- seninle tekrar oynamak harikaydı.
    shaq- evet öyle, anılarım canlandı.
    kobe- anılarda gezinti yapmak çok hoş oldu.
    shaq- maç sırasında bir şeyi anladım. yıllar boyunca seninle dalga geçmiştim. en değerli oyuncu seçilmiştik sahnede yanımdayken bana bir şey söylemiştin. kupayı eve götürebileceğimi söylemiştin. ben de eve götürüp shareef'e* verdim. işte o zaman bir şeyleri mahvettiğimi anladım. aramızdaki çekişme çok uzun sürdü. beni bilirsin, çoğu zaman bu sürtüşme devam etsin diye bir şeyler söylüyordum. kupayı bana vermek zorunda değildin, eve götürdüğümde shareef'in seni ne kadar sevdiğini farkettim. kupayı shareef'e götürebileceğimi söylediğinde ''iyi ki dört finalden üçünü bu adamla kazanmışım'' dedim. sana bir özür borcum var ama sakın ağlamaya kalkma.

    kobe- 2010 celtics serisi bence ideal bir seriydi. 2008'de bizi yenmişlerdi. benim için zordu çünkü bileğimden sakattım. boston'daki maçlarda soyunma odasına gidip iğne oluyordum. zorlukla yürüyordum, maçlara kırık parmakla çıkıyordum. garnett, pierce, allen, rondo, rasheed gibi isimlerle mücadele ettim. kazanınca büyük bir rahatlık yaşadım. celtic'e 2 kez yenilsem kahrolurdum.
    shaq- beşinci şampiyonluğu aldığında kızdım mı dersin?
    kobe- tabii ki kızmışsındır.
    shaq- evimi parçaladım.
    kobe- bundan eminim, yapmışsındır.
    shaq- ben 4 kere kazanmıştım. senin de 4 tane vardı. bu beni rahatsız etmiyordu. ama sen beşinciyi kazandığında senden bir fazla kazanmam gerektiğini farkettim.
    kobe- bu konuda elinden bir şey gelmeyeceğini biliyordum.
    5. şampiyonluğunu kazanan kobe
    shaq- bir kaç gün sonra bir daha kazanamayacağımı anladım. 38 yaşındaydım. sakattım. dizlerim harap haldeydi. bununla yaşamayı öğrenmek zorundaydım.
    kobe- bu beni çok mutlu ediyor.
    shaq- aslında bir şey yapabilirim. golden state ile kontrat imzalayabilirim. 10 günlük kontrat imzalarım ve 5. şampiyonluğu kazanabilirim. bunu yaparsam kızar mısın?
    kobe- hayır.

    kobe- forman emekliye ayrıldığında salondaydım. playoff mücadelesi veriyorduk ama işler iyi gitmiyordu. yanına geldim ve seni seviyorum, kutlarım dedim. senin adına çok mutlu olmuştum. ama o gece senin 4 benim 5 şampiyonluğum olduğu için bana çok daha tatlı geliyor.
    kobe- böyle bir ikili bir daha asla gelmeyecek.
    shaq- asla, asla.

    çeviri
305 entry daha