şükela:  tümü | bugün
29 entry daha
  • mehmet ali birand'ın hazırladığı, öncesi ve sonrasıyla birlikte 12 eylül 1980 darbesi'ni anlatan 1998 yapımı 9 bölümlük müthiş belgesel.

    bölüm bölüm belgeselin ve dolayısıyla dönemin detaylı özeti için buyrunuz:

    öncesi için:
    (bkz: demir kırat/@ascochise)
    (bkz: 12 mart ihtilalin pençesinde demokrasi/@ascochise)

    1.renklerin çatışması

    12 mart 1971’de komutanların muhtırasıyla demirel hükumeti istifa ettirilmiş, yerine tüm partilerin kerhen de olsa destekledikleri bir hükumet kurulmuştu. temel kararları askerler alıyor, uygulamayı bu hükumet yapıyordu, bu kez hiç olmazsa parlamento kapanmaktan kurtulmuştu. 12 mart rejimi bir kasırga gibi solu ezip geçmiş, aradan bir yıl geçtiğinde türkiye yeniden dar ağaçlarıyla tanışmıştı, 12 mart’ın faturası deniz gezmiş, yusuf aslan ve hüseyin inan’a çıkacaktı

    mayıs 1972’deki chp kurultayında genel başkanlık için inönü’nün karşısına partinin eski genel sekreteri bülent ecevit çıkar ve partinin 34 yıllık liderini devirerek genel başkan seçilir. chp’nin yeni başkanı halkın gözünde genç, atak ve gözü pek bir insandı. ilericiliğin, demokratlığın sembolü ve solun yeni lideriydi.

    ağustos 1972’de memduh tağmaç emekliye ayrılır, faruk gürler genelkurmay başkanı olur. muhsin batur hava kuvvetleri komutanlığını sürdürmektedir. bu esnada korgeneral kenan evren ankara’da pasif bir göreve atanmıştı.

    1973 yılının başında gündemde yaklaşmakta olan cumhurbaşkanlığı seçimleri vardı, cevdet sunay’ın görev süresi doluyordu, şubat 1973’teki askeri şura’da komutanlar bir “uygun cumhurbaşkanı adayı” tarifi yapmıştı. bu tanıma göre en doğru aday faruk gürler oluyordu. gürler cumhurbaşkanı olursa 12 mart süreci tamamlanacak ve asker tam anlamıyla kışlasına çekilebilecekti. meclis’teki en büyük iki partinin liderleri ecevit ve demirel buna karşı çıkacak, bu uygulamanın anti-demokratik bir geleneği başlatacağını savunacaktı. bu ortam içinde gürler mart ayında istifa eder, aynı gün sunay tarafından tabii senatör ilan edilir. bu durumda umduğunu bulamayan hava kuvvetleri komutanı muhsin batur olur. kuvvet komutanları içinde en kıdemli olan batur genelkurmay başkanlığı’nı istemiş ancak gelenek bozulmamış ve yine bir karacı semih sancar atanmıştı. cumhurbaşkanlığı adaylığı sürecinde devletin tüm mekanizmaları gürler için işlemeye başlamış, büyük bir propaganda hareketi ortaya çıkmıştı.

    nisan’daki genel kurulda meclis askerlerin gölgesinde seçim için toplanmıştı, 3 aday vardı. ilk turda askerin adayı gürler 175, ap’nin adayı tekin arıburun 292 ve ferruh bozbeyli 45 oy alır. 2.ve 3.turlara geçilir, turlar sürdükçe gürler’in oyları azalıyor, meclis askerin adayına yeşil ışık yakmıyordu. meclis ordunun komuta kademesindeki çekişmeyi ve ayrışmayı biliyor ve bir gürler meselesi yüzünden ordunun müdahale etmeyeceğini biliyordu. seçimler uzun süre sonuçsuz kalınca gürler çekilir, sancar daha fazla ısrar etmez, demirel ve ecevit ile görüşerek cumhurbaşkanlığı seçimden ordu elini çeker. demirel ve ecevit emekli deniz kuvvetleri komutanı ve eski moskova büyükelçisi fahri korutürk üzerinde anlaşır ve korutürk türkiye cumhuriyeti’nin 6.cumhurbaşkanı olur.

    cumhurbaşkanlığı seçimiyle 12 mart süreci tamamlanır ve türk siyasi hayatında yeni bir sayfa açılır. ekim 1973 seçimlerine girilirken 4 ana aktör vardır; demirel ve ap, ecevit ve chp, erbakan ve msp, türkeş ve mhp. sandıktan chp birinci, ap ikinci, msp üçüncü parti çıkar. hiçbir parti tek başına iktidar olamamış koalisyon arayışları başlamıştı. demirel chp ile yan yana gelmeyi bile reddediyordu, dolayısıyla ecevit msp ile bir ortaklık arayışına girer ve chp-msp koalisyonu kurulur. zaman ilerledikçe msp ve chp arasındaki görüş farklılıkları daha da açığa çıkacak ve ortaklık sürdürülemez hale gelecekti.

    2. kıbrıs’tan cepheleşmeye

    aralık 1963’te kanlı noel sonrası türk jetlerinin uyarı uçuşu türkiye’nin kıbrıs’a ilk müdahalesi olacak, bu olaydan sonra lefkoşa birleşmiş milletler tarafından “yeşil hat” ile ikiye bölünecekti. ocak 1964’te inönü’nün ikinci müdahale girişimiyle donanma ege’den kıbrıs’ın kuzey açıklarına gidecekti. mart 1964’te donanma tekrar kıbrıs’a doğru bu kez çıkarma amacıyla yola çıkacak ve abd’nin girişimleriyle geri döndürülecekti. haziran 1964’te asker dolu gemiler dördüncü müdahale girişimi, ilk kez işgal amacıyla yola çıkacak ve johnson mektubu'yla geri dönmek zorunda kalacaktı. ağustos 1964’te türk jetleri bu kez erenköy direnişi’nde kıbrıs türkleri’ne hava desteği sağlamak için havalanmış, pilot yüzbaşı cengiz topel’in şehit olduğu bu hareket türkiye’nin 5.müdahalesi olmuştu. kasım 1967’de demirel’in başbakanlığında askerler bir kez daha çıkarma için gemilere bindirilmiş ve kıbrıs’a doğru yola çıkmış, bir kez daha abd başkanı johnson’ın müdahalesiyle geri döndürülmüştü.

    temmuz 1974’te atina’da askeri cunta darbeyle kıbrıs’ta makarios’u devirmiş ve yerine türk aleyhtarı samson’u getirmişti. bunu anlamı çok açıktı; kıbrıs’ın yunanistan’a ilhakı yani enosis. bu ortamda ecevit’in başbakanlığında türk ordusu 20 temmuz 1974’te kıbrıs’a çıkar. 25 temmuz’da cenevre’de başlayan barış görüşmelerinin sonuçsuz kalacağını anlayan türkiye 14 ağustos’ta ikinci harekata başlar ve adanın %37’sini kontol altına alır, 18 ağustos’ta harekat tamamlanır.

    sağcısı, solcusu, işcisi, işvereni, öğrencisi, memuru.. türk halkı birbirine kenetlenmiş ve halk ecevit’i “kıbrıs fatihi” olarak bağrına basmıştı. abd için ise ecevit ikinci “hatasını” yapmıştı. birinci hata 12 mart döneminde abd’nin ülkesine giren uyuşturucunun kaynağı olduğu gerekçesiyle yaptığı baskı sonucu yasaklanan haşhaş ekimini serbest bırakmasıydı. bu iki karar abd’nin türkiye’ye uyguladığı ambargoya neden hazırlaycaktı. bilinenin aksine abd ambargo kararını kıbrıs harekâtı'ndan önce haşhaş ekimi kararı nedeniyle almış, aylar sonra buna kıbrıs bahanesi de eklenmişti, ambargo ile yıllar boyunca sürecek bir ekonomik kriz başlayacaktı. “kıbrıs fatihi” ecevit birdenbire “kuyruklar döneminin mimarı” olmuştu.

    iktidar ortağı msp kıbrıs harekatı’na bir cihat havası vermeye kalkışmış, bu durum önceki ayrılıklarla da birleşince koalisyon çökmüştü. yaklaşık 6 ay boyunca meclis’ten bir hükümet çıkamayacak, ekonomik kriz ve siyasi belirsizlik sokaklardaki tansiyonu günden güne artıracak, ülke sağ ve sol kamplara bölünecekti.

    mart 1975’te demirel “merkez sağ’ın geleneksel temsilcisi” ap, “islam’ın bayraktarı” msp,”sokağı kontrol eden” mhp ve “statükonun bekçisi” güven partisi ile milliyetçi cephe hükumetini kurarak düğümü çözer. dört sağ parti “tüm türkiye’yi kucaklamak, tansiyonu düşürmek” yerine ecevit ile yükselen solu durdurmak misyonlu bir “cephe” kurmayı seçmişti. solun sadece meclis’te dizginlenmesi yetmezdi, asıl sokaklarda dur denmeliydi, bunun için biçilmiş kaftan on yılı aşkın süredir komando ve silah eğitimleri alan ülkücü gençlerdi.

    tam bu dönemde devletin içinde varlığı bilinen ancak elle tutulamayan, gözle görülemeyen bir gizli örgütün adı duyulur, amacı ülkücülerle aynıdır; solu ne pahasına olursa olsun durdurmak, örgütün adı kontrgerillaydı. o güne kadar amerikalılar tarafından karşılanan özel harp dairesi finansmanı kesilince genelkurmay başkanı semih sancar 1974’te ödenek için başbakan ecevit’in kapısını çalar, ecevit böylece bu örgütten haberdar olur. yasal statüsü olmayan, genelkurmay içinde yapılanmış ancak sivil uzantıları ve gizli silah depoları da olan bu örgüt -diğer başka ülkelerle- türkiye’de de soğuk savaş döneminde olası bir sovyet işgaline karşı halkı direnişe örgütlemek için abd tarafından kurulmuştu.

    ülkücüler devletin sözsüz desteğini almış, devrimciler ve ülkücüler arasındaki kavga ve şiddet eylemleri gazeteler için günlük haberler haline gelmişti. bu esnada sol da boş durmuyordu; 12 mart döneminde yasadışı kabul edilen thkp-c, thko, tikko yeniden örgütlenmiş, ecevit hükumetinin çıkardığı af ile lider kadroları serbest kalmıştı, dönemin en büyük sol örgütü dev-genç’ti.
    devrimcilerle ülküceler arasındaki savaşların en şiddetlilerinden bazıları odtü’de yaşanır; 300 ülkücü öğrencinin işçi kimliğiyle üniversite’ye sokulmasıyla odtü savaş alanına döner. 9 ay okul boykot edilir, öğrencilerin üzerine bomba atılır, rektörlükten ateş açılır, ülkücüler okulu terk eder, bilanço 1 ölü 36 yaralı olur.

    bu dönemde yine ankara’da sol örgütlere mensup bir grup genç abdullah öcalan liderliğinde bir araya gelir. karışık bir dönemin ve ülkedeki terör ortamının sağladığı olanaklardan yararlanmak için kendi örgütlerini kurmaya karar verirler, bağımsız bir kürt devleti kurmayı hedefliyorlar ve bunun için silahı bir mücadele vermeyi planlıyorlardı, kendilerine “apocular” diyeceklerdi.

    yine o günlerde 22 ekim 1975’te türkiye’nin viyana büyükelçisi daniş tunalıgil 1915’teki soykırımın intikamını aldıklarını dünya’ya duyuran asala militanları tarafından öldürülür. 2 gün sonra paris büyükelçisi ismail erez aynı şekilde katledilecek böylece kırk türk diplomatın yaşamına mal olacak cinayetler ve suikastlar dizisi başlayacaktı.

    türkiye içte ve dışta kan kaybediyordu, o günlerde hayatımızdan hiç çıkamayacak bir canavar, enflasyon kabuğunu kıracaktı, dolar 15 tl’ye tırmanmış, milliyetçi cephe döneminde ülke böylesine kitlenmişti. terör arttıkça kamplaşma hızlanmış kamplaşma hızlandıkça terör artmıştı. ülkedeki bu gelişmelerden ordu da rahatsızdı. teröre karşı devletin bir mekanizma kurmasını istiyorlardı, bunun adı devlet güvenlik mahkemeleri idi. ancak buna tepki hiç beklenmedik bir yerden, disk’ten gelecekti. disk işçilerin en çok tercih ettiği sendikaydı, 500 bin üyesi vardı. bir işaretiyle işçiyi sokağa dökebiliyordu, bunu da 1 mayıs 1976’da 100 bin kişiyi taksim’e toplayarak kanıtlayacak ve türkiye ilk defa 1 mayıs’ı “işçi bayramı” olarak kutlayacaktı. disk’in bu gücüne muhafazakar türk-iş’in 26 sendikası katılınca milliyetçi cephe’ye karşı son derece güçlü bir muhalefet doğar, chp bayrak olmuş işçi yürümeye başlamıştı. chp ve disk dgm’lere özgürlükleri kısıtlayacağı, demokrasiyi ortadan kaldıracağı gerekçesiyle karşı çıkıyordu. disk ardı ardına gösterilerle tüm işçi hareketini dgm’lere karşı örgütler. ülke grevler, iş bırakma ve direnişlerle sarsılır, mc köşeye sıkışmıştır. chp meclis’te, disk meydanlarda sonunda dgm yasasına engel olmayı başarırlar. asker gözünde ülke ihanete uğramış, adeta teröre teslim edilmişti.

    3.günlerin o gün getirdiği…

    1977 yılının başlarında ekonomi felce uğramış, döviz kıtlığı, elektrik ve petrol yokluğu baş edilemez bir hal almıştı. sol aç ve işsiz milyonların umudu olmuş, chp arkasındaki en büyük güç disk ile milliyetçi cehphe’yi devirme amacıyla sokaklardaydı. o sırada mc içinde çatlaklar kendini göstermeye başlamıştı. msp “ülkücü terör”den duyduğu rahatsızlığı dile getiriyor, mhp ise msp’yi “yeşil komünist” olmakla suçluyordu. koalisyon bunca baskı altında daha fazla devam edemeyeceğini görmüş ve erken seçim kararı almıştı. sol cephe işte bu ortamda, seçim öncesinde 1 mayıs’ta büyük bir miting yapmaya karar verir, disk “gelin mc’nin işini bitirelim” diyerek milyonlara haber gönderir. sol fraksiyonlar içinde de sovyet yanlıları ve çin yanlıları arasında çekişme vardı.

    1 mayıs saat 13:00’da on binlerce insan taksim meydanı’na akmaya başlamıştır. disk başkanı kemal türkler konuşmasını yaptığı esnada bir anda silah sesleri duyulur ve yüz binlerce insan paniğe kapılır. dört bir yandan kalabalık üzerine ateş açılmaktadır. 15-20 dakika süren olay sonucu silahlar sustuğunda bilanço 34 ölü yüzlerce yaralı idi, kanlı 1 mayıs bitmişti.

    sol, kanlı 1 mayıs ile daha da bölünmüş, iç çatışmaları artmıştı, ardı ardına gelen suikast girişimleri ve terör halkı korkutmuş, sol seçimler öncesi dalga dalga geri çekilmeye başlamıştı. seçim kampanyası yine karaoğlan heyecanıyla açılır, ecevit yine güvercinlerini uçurur, demirel yine çiftçilere nurlu ufuklar vaat eder, erbakan tüm partileri batı taklitçiliği ile suçlar, türkeş sola karşı verdikleri mücadelede ölen taraflarıyla oy toplama yoluna gider. haziran 1977 seçiminin sonuçlarında chp bir önceki seçimlere oranla oyunu artırmış ve 213 milletvekili çıkarmıştı, ap 190, msp 25 ve mhp 16 milletvekili çıkarmıştı. hiçbir parti tek başına iktidar için yeterli sayıya ulaşamamıştı, tüm partiler ecevit’e kapıyı kapatınca temmuz'da demirel başkanlığında 2.milliyetçi cephe hükumeti kurulur. ülkedeki tüm gerilim ve kavga ortamına, yükselen tansiyona rağmen ortaklar isimlerinden vazgeçmemiş, yine kendilerine “cephe” adını vermişti, ülkedeki kamplaşma daha da artacaktı.

    orta anadolu ankara dışında ülkücülerin elindeydi, karadeniz ülkücüler ve devrimciler arasında paylaşılmıştı, doğu karadeniz solun kalesiydi, adana sokak sokak ülkücülerle devrimciler arasında el değiştiriyordu, ege’nin kıyı kesimleri sola, iç kesimleri ülkücülere aitti. marmara’da sol egemendi. doğu ve güneydoğu’da erzurum, elazığ ve malatya’da ülkücüler, diğer illerde sol ve yavaş yavaş filizlenen kürt grupları hakimdi. . bu esnada ordunun tepesinde de rüzgar esiyordu, kara kuvvetleri komutanlığı boşalmıştı, bu göreve gelecek general bir yıl içinde genelkurmay başkanı olacaktı. göreve kıdem sırasına göre 3 orgeneral adaydı ancak başbakan demirel ve cumhurbaşkanı korutürk arasındaki anlaşmazlık nedeniyle sarkan karar süreci sonucu bu üç general 30 ağustos’ta emekli olur ve kkk.lığı’na eylül 1977’de hiç beklenmedik bir şekilde orgeneral kenan evren gelir. bu esnada ecevit iktidara gelebilmek için ap’yi içeriden vurmayı planlıyordu, 13 oya ihtiyacı vardı, 11 ap milletvekili ile gizli görüşmeler yapılır, oyları karşılığında bakanlık kazanan ap vekilleri sayesinde ecevit 1978 başında iktidara gelecekti. aynı yılın mart ayında ümraniye’nin 1 mayıs semtinde bir gecekondu mahallesinde yaşanan hadise sonucu 5 kişi yaşamını yitirecek ve olay o günden sonra ümraniye katliamı olarak anılacaktı.

    4.katliamlar başlıyor

    mart 1978’de semih sancar emekli olur ve yerine kenan evren genelkurmay başkanlığı’na gelir, başbakan ecevit demokrat yapılı evren’in terfisini desteklemektedir.

    nisan 1978’de ankara’dan 4 ayrı adrese içinde bomba olan 4 paket gönderilir, ilk paketin adresi malatya’nın ap’li belediye başkanı hamit fendoğlu’nun evi olur, paketin açılmasıyla fendoğlu, gelini ve iki torunu hayatını kaybeder. kışkırtma çarkları hemen döner, “haimdo’yu solcular öldürdü” söylentileri çıkar, malatya birden bire karışır, alevilere ve solcu bilinenlere ait 500 dükkan yağmalanır, 15 ev yakılır. aynı saatlerde diğer paketler de adreslere ulaşmaya başlar, bu kez hedef bir solcudur, chp kahramanmaraş milletvekili adayı paketten kuşkulanır, geri yollar ve bomba postanede patlar. adıyaman ve adana’daki adreslere yollanan paketler şans eseri fark edilip el koyulur. türkiye ilk defa bombalı eylemlerle tanışıyordu.

    mart 1978’de istanbul üniversitesi beyazıt kampüsünde solcu öğrencilerin çıkışı esnasında kalabalığa önce bomba atılır ardından ateş açılır, bilanço 7 ölü 40 yaralı olur (bkz: 6 mart katliamı). bombacı daha sonra olay yerine polis aracılığıyla götürüldüğünü ve bombayı kendisine polislerin attırdığını itiraf edecektir. katil zülküf isot kısa bir süre sonra başka bir ülkücü tarafından öldürülür. bir diğer ülkücü ali yurtaslan öğrencilerin üzerine atılan bombayı “ülkü ocakları 2.başkanı” abdullah çatlı’nın sağladığını itiraf eder, çatlı adı ilk defa böylece kamuoyu tarafından duyulur. çatlı’ya esas ününü kazandıracak olay ekim 1978’de bahçelievler’de bir evde tip üyesi 7 gencin kendi liderliğinde infaz edildiği bahçelievler katliamı olur, artık sokaklarda oluk oluk kan akıyordu. bahçelievler’i hemen ardından balgat katliamı izler, gecekondu semtindeki kahvehaneler taranır, bilanço 5 ölü 20 yaralı olur. terör yeni bir eylem türü geliştirir, namlunun ucunda artık ünlü isimler vardır; mhp istanbul il başkanı, savcı, doçent, şairler öldürülür, cinayetler günlük hayatın ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. her yerde konuşulan bir diğer konu da giderek artan yokluklardı. bu manzara karşısında ecevit hükumeti çaresizdi, ülke hızla ikiye ayrılıyordu, artık merkez sol ve merkez sağ etkili değildi, kontrol her iki tarafın radikal gruplarının eline gelmişti.

    hemen her mesleğin kendine ait bir örgütü vardı; solcu işçiler disk’te, sağcılar misk’te idi. solcu öğretmenler töb-der’de, sağcılar ülkü-bir’de. solcu öğrenciler dev-genç’te, sağcılar ülkü ocakları'nda saflaşmıştı. solcu polisler pol-der’de, sağcılar pol-bir’de idi. avukatlar, doktorlar, mühendisler.. her kesim kendi saflarına çekilmişti, bu kamplaşmada sokağın hakimi ülkücü ve devrimci gruplardı. ülkücülerin merkezi ülkü ocaklarıydı, siyasi açıdan mhp’ye bağlılardı. bu dönemde kurulan türk intikam tugayı, esir türkleri kurtarma ordusu, türk yıldırım komandoları gibi kimi yasa dışı örgütler de silahlı kadrolarını ocaklardan sağladı. bu dönemde msp’ye bağlı islamcılar da “akıncılar” adında bir örgüt kurduysa da ana tablonun dışında kaldılar.

    soldaki örgütlenme çok daha karmaşık ve yaygındı, faklı sosyalist görüşleri benimseyerek kendi içlerinde de bölünmüşlerdi; sovyet yanlıları tkp, tip, türkiye sosyalist işçi partisi ve emeğin birliği grupları. çin yanlıları türkiye işçi köylü partisi'ndeydi. arnavut yanlıları thko, halkın yolu, tikko gibi gruplar.. sovyetler birliğinin “artık devrimci ve sosyalist bir ülke olmadığı, devrimlerin karşısında konumlanan, devrimleri ezmeye çalışan ve giderek emperyalistleşen bir ülke olduğu” görüşü sovyetler karşısındaki grupların birleşme karşısındaki argümanıydı. asıl güçlü olan bu grupların “orta yolcu” olarak adlandırdığı örgütlerdi bunların başını da dev-yol çekiyordu. anarşiye ek olarak diyarbakır merkezli kürtçü gruplarda da hareketlenme vardı.

    maraş katliamı’na giden olaylar 1978 yılı başında kendini göstermeye başlamıştı. alevi vatandaşların gittiği bir kahve taranmış ve bir alevi dedesi ölmüştü. etnik düşmanlığın tohumları ilk kez bu saldırıyla serpilir. maraş ülkücülerin kalesiydi ancak ecevit iktidarıyla sol görüş şehirde uyanmaya başlamıştı. sağ ayağının altındaki zeminin giderek kaydığının farkındaydı, yay gittikçe geriliyordu.

    ülkücülerin gözdesi güneş ne zaman doğacak filmi nerede gösterilse orası mhp propaganda merkezine dönüşürdü. filmin maraş’ta gösterildiği sinemada bir ses bombası patlar, kaos ya da can kabı yaşanmaz ancak ökkeş kengerler tarafından “solcular ülkücüleri bombaladı” söylentileri yayılır. 4 gün sonra sol görüşlü 2 öğretmen yol ortasında vurulur, sol bu olayı gövde gösterisine dönüştürür, cenazelerin alınacağı saatlerde çok daha büyük bir sağcı-sünni kalabalık birikmeye başlar. cenazeleri taşıyan alevi-solcu kalabalık ülkücü-sünni kalabalıkla karşı karşıya gelir. olaylar aralık ayında 1 hafta sürecek, bu sürede polis ve asker müdahale etmeyecekti. bilanço çoğunluğu alevi 120 ölü, 1000’e yakın yaralı, yok edilen yüzlerce ev ve iş yeri olur. maraş dini istismarın bir ibret belgesi, ülkede yaşanan iç savaşın doruk noktası olarak tarihteki yerini almıştır.

    nedeni ve failleri asla tam olarak açığa çıkarılamayan maraş katliamı sonun başlangıcı olur. o güne kadar genelkurmay’ın şiddetle gerekli gördüğü ancak başbakan ecevit’in karşı çıktığı sıkıyönetim yine başbakan tarafından ilan edilmek zorunda kalınır. bu dönemde ana muhalefetteki demirel “eğer sıkıyönetim bu olaydan önce ilan edilseydi belki bu kadar can kaybı engellenebilirdi” söylemiyle muhalefet edecek, ecevit ise “bunalım dönemlerinde sıkıyönetim türkiye’yi kaygan bir zemine sokabilir ve rejimin nereye gideceği belli olmaz” diyerek kararını savunacaktır. o günden itibaren ordu hayatın ve siyasetin içine giderek daha çok girer. 1978 yılı geride tam 680 ölü ve binlerce yaralı bırakarak kapanır.

    5.uçurumun eşiğinde

    1979’a girildiğinde ülkede elektrik, petrol ve kömür yoktu, terör ve hayat pahalılığı insanları canından bezdirmişti. sıkıyönetim bildirileri ile yasaklar konuyor, özgürlükler kısıtlanıyor ama terör durdurulamıyordu.

    ecevit’in adeta sırdaşı ve resmi olmayan danışmanı, milliyet’in baş yazarı abdi ipekçi şubat 1979’da istanbul’da arabasının içinde vurularak öldürülür. ipekçi gibi ılımlı, her çevrenin saygı duyduğu bir gazeteci neden terörün hedefi olmuştu.. katil mehmet ali ağca 5 ay sonra istanbul’da yakalanır. eylemi tek başına düşünüp yaptığını söyleyen 21 yaşındaki ağca’nın arkasında uyuşturucu ticaretinden mafyaya, silah kaçakçılığından siyasi hesaplara kadar uzanan büyük bir desteğin olduğu daha sonra ortaya çıkacaktı. mahkemeye çıkarsa “bildiği her şeyi anlatacağını” açıklayan ağca tutuklu olduğu maltepe askeri cezaevi’nden abdullah çatlı’nın yardımıyla kaçırılır. mayıs 1981’de kendisini koruyan ve kollayanlar tarafından sağlanan sahte pasaportla yurtdışına çıkan ağca italya’da papa’ya suikast düzenleyecektir..

    1979’da terör hedef gözetmeden hem sağ hem solda saygı duyulan kişileri hedef almaya devam eder, yüzlerce soygun olayı yaşanır. türkiye iç savaşın tüm belirtilerini yaşıyordu. enerji santralleri durmuş, elektrik yokluğu nedeniyle fabrikalar üretim yapamıyordu. döviz olmadığı için ilaç, yedek parça, sigara ve en önemlisi gübre yoktu, çiftçi üretimi durdurmuş, azıcık ekilenler de traktörler çalışmadığı için toplanamıyordu, kıtlık tehlikesi baş göstermişti. ecevit hükumetini halkın gözünden düşüren bu tabloydu. enflasyon ilk kez %70’e dayanmıştı, devlet’in kasaları bomboştu, hiç kimse petrol satmıyordu. bu durumda ödenmeyen dış borçlara karşı hükumet’in isviçre’de tuttuğu resmi altın stoklarının haczedilmesi bir felaket olurdu, bu ihtimale karşı gizli bir operasyonla altınlar türkiye’ye getirilir.

    türkiye’nin dış yardıma muhtaç bir hale geldiği bu ortamda dünya’da iki önemli gelişme yaşanır; sovyetler afganistan’ı işgal etmişti. diğer gelişme ise abd’nin sadık müttefiki iran’daki şah rejimi devrilmiş ve sürgündeki humeyni geri dönerek ülkede bir islam rejimi kurmuştu. bölgedeki kalelerin bir bir çökmekte olduğunu gören ve türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik kriz ve terörden kendini kurtaramayacağını gören abd yetkilileri ingiltere, almanya ve fransa ile bir araya gelerek “türk ekonomisini kurtarma yollarını” konuşur. çıkan sonuca göre dış yardımların yapılması için türkiye imf denetimine girmeyi kabul etmeliydi. buna göre paranın değeri düşürülecek, başta petrol ürünleri olmak üzere her şeye büyük zamlar yapılacak, ücretler dondurulacak ve ekonomide devlet koruması bırakılıp serbest piyasa ekonomisine geçilecekti ve tüm bu koşullar bu ülkelerin atadığı bir kurul tarafından denetlenecekti yani batı türkiye ekonomisi’ni gözaltına alıyordu. bu talepler büyük bir tepki görür ve şartlar reddedilir, tüm dünya’dan yardım ve kredi kapıları kapanır. bunun üzerine hükumet uluslararası tefeci piyasasının kapısını çalar. türkiye silolarında bulunan tarım ürünlerini 150 milyon dolarlık kredi karşılığında amerikan bankası wells fargo’ya ipotek eder.

    chp hükümeti'nin kendi içinde hizipleşmeye ve çatırdamaya başladığı bu ortamda kendine “apocular” diyen bir örgüt güneydoğu’yu kasıp kavurmaya başlamıştı. temmuz 1979’da yaklaşık 300 militan urfa’da bucak aşireti’nin reisi mehmet celal bucak’ın evini basar. örgütün o zamana kadarki en büyük eylemi olan bu baskının amacı tüm aşiretlere gözdağı vermektir. bölgede birkaç il sıkıyönetim kapsamına alınır. genelkurmay tarafından yazılan bir raporda doğu ve güneydoğu anadolu’nun ülkeden kopmak üzere olduğu ifade edilir. bu dönemde chp’nin en önemli müttefiki disk “iktidarın halka sürü muamelesi yaptığı” gerekçesiyle desteğini çekmeye başlar.
    terör, yokluklar, karaborsa ve enflasyonun halkı bezdirdiği bu ortamda tüsiad yayınladığı bir bildiriyle ekonomik krizin tek nedeninin hükumet olduğunu açıklayınca ecevit hükumetinin sonu gelir. karaoğlan efsanesi biter, demirel sadece ap’li bakanlardan, erbakan’ın “kerhen desteğiyle” azınlık hükumeti kurar. demirel ilk iş mgk’yı toplantıya çağırır, zehir zemberek mgk bildirisinde terörün arttığı, ülkenin parçalanmanın eşiğine geldiği belirtiliyordu. bunun üzerine demirel komutanlarla bir araya gelerek terörün bitirilmesi için ne gerekiyorsa temin edeceğini söyler, evren taleplerini söyler, istekler doğrultusunda askerin ve sıkıyönetimin yetkileri artırılır. ancak bu adımın pek etkili olamayacağı zamanla görülecekti. evren yüksek rütbeli komutanları toplayarak cumhurbaşkanı’na “hükümetin terörle mücadelede yetersiz kaldığı” yönünde bir mektup yazar, müdahale henüz telaffuz edilmiyordu ama bu mektup sonun başlangıcı olacaktı.

    6.darbenin ayak sesleri

    demirel uzun zamandır yokluğu bitirecek bir plan üzerinde çalışmaktaydı. yokluğu ve kıtlığı ortadan kaldırmak, enflasyonu düşürmek, fabrikaları tekrar çalıştırmak, bir alman, japon mucizesi yaratmak bu planın amaçlarıydı. devlet planlama teşkilatı müsteşarlığı’na getirdiği yakın çalışma arkadaşı turgut özal’la hazırladıkları bu planı özal 24 ocak 1980 günü kamuoyuna duyurur. gerçekte 24 ocak kararları imf’nin dayattığı değişikliklerin bir özetiydi. bu kararlarla devlet koruyuculuğu terk edilerek serbest rekabet ekonomisi benimsenecek, ihracat teşvik edilecek, %30’luk devalüasyon yapılacak, serbest fiyat, serbest faiz uygulamasına geçilecek, yabancı sermayeye kapılar açılacak ve liberal ekonomi benimsenecekti. hemen ardından akaryakıt, elektrik, gübre, taşımacılık gibi alanlarda eşi benzeri görülmemiş zamlar getirildi. 24 ocak kararlarına ilk tepki ecevit’ten gelecek, serbest piyasa ekonomisine bu hızlı geçişin dengeleri bozabileceğini söyleyecekti ancak demirel ilk olarak meclis’i değil genelkurmay’ı ikna etmeyi seçer.

    askerlerle siviller arasındaki yetki kavgası sürerken sokaktaki kavga günde 20 can alıyordu. 1979 yılı toplam 1252 ölü ve 5400 yaralıyla kapanmıştı. izmir tariş fabrikalarındaki işten çıkarmalara karşı başlayan ve öğrencilerin de desteğini alan tariş olayları tüm izmir’i sarar. polislerle yaşanan çatışmalar sonucu 3ü polis 4 ölü, yüzlerce yaralı olur. tüm bu olaylar sonucu evren müdahale hazırlıklarının hızlandırılmasını emreder.

    nisan 1980’de cumhurbaşkanı korutürk’ün görev süresi sona erecekti, ancak hiçbir parti adayını seçtirecek çoğunluğa sahip değildi, adaylar dahi belli değildi. süresi dolan korutürk nisan’da yerinden ayrılır, devlet başsız kalır, senato başkanı ap’li ihsan sabri çağlayangil cumhurbaşkanlığı’na vekalet etmeye başlar. ap’nin cb adayı sadettin bilgiç, chp’nin adayı muhsin batur’du. adaylar seçim turları boyunca yeterli oyu alamaz, ap taktik değiştirerek 12 mart’ın diğer bir baş aktörü faik türün’ü aday gösterir. seçim turları geçiyor, demirel ve ecevit asla anlaşmaya yanaşmıyordu. evren tüm orgeneral ve korgeneralleri genelkurmay’a toplayarak hareket planını açıklar, müdahalenin gerekçesi açıktı; ülkede akan kanı sadece ordu durdurabilirdi.

    mayıs’ta mhp genel başkan yardımcısı gün sazak öldürülür, bu olay türkiye’nin her tarafından çatışma ve ölüm haberlerini tetikler. çorum’da tıpkı malatya ve maraş’ta olduğu gibi ülkücü-sünni gruplar alevi gruplara saldıracak, çıkan çatışmalar askerin müdahalesi ile bastırılabilecekti. bilanço çoğu alevi 57 ölü yüzlerce yaralı olur (bkz: çorum katliamı)

    ekim 1979’da dev-yol’un bağımsız adayı fikri sönmez fatsa belediye başkanı seçilir ve ilçede sosyalist bir yönetim kurar. bir gece vakti evren’in emriyle fatsa’ya büyük bir askeri güçle operasyon yapılır (bkz: fatsa nokta operasyonu). sönmez ve beraberindekiler tutuklanır, binlerce sanıklı dev-yol davası başlar. türkiye’nin ilk “sosyalist ilçe devleti” bu operasyonla tarihe karışır.

    1980 yazında siyasi cinayetler artık biçim değiştirmiş, bir kan davasına dönüşmüştü, her gün “bir devrimcilerden bir ülkücülerden” öldürülüyordu. ardı ardına üç önemli suikast yaşanır; chp milletvekili abdurrahman köksaloğlu, 12 mart döneminin ünlü başbakanı nihat erim ve disk genel başkanı kemal türkler peş peşe öldürülür. ordu bu durumda kendini ülkenin tek birleştirici unsuru olarak görüyordu, müdahale kaçınılmazdı.

    1980’in 8.ayında ölü sayısı 1900’ü geçmişti. 2000’e yakın soygun ve gasp yaşanmıştı, insanlar kaçırılıyor, bombalar patlıyor, kundaklama olayları yaşanıyordu, ordu bir an önce müdahale etmesi için sürekli baskı altındaydı. son ana kadar gizlilik içinde yürütülen harekat planına son şekli verilmişti. 9 eylül günü evren komutanları toplar ve harekat emrini imzalar, emrin altında bir gün ve bir saat yazılıydı; 12 eylül 1980, 04:00.

    7.darbe günlüğü

    11 eylül günü askerdeki hareket göze çarpıyor, başbakan, bakanlar ve diğer siyasiler komutanlardan bilgi almaya çalışıyor ancak genelkurmay'ın taş duvarlarından sır sızmıyordu. akşam saatlerinde ordunun harekete geçeceği haberleri sivillere sızmaya başlar. gazeteler ve radyo’nun kuşatılmasıyla hareketin başladığı anlaşılır. gece saatlerinde birlikler önceden planlanmış hedeflere doğru harekete geçer; trt ve ptt’ye el konur, içişleri bakanlığı’na girilir, emniyet genel müdürlüğü teslim alınır. türkiye’nin her köşesinde asker kritik noktaları kontrol altına alıyordu. evren siyasi liderlere nazik davranılması için kesin talimat verir. trt radyolarından darbe bildirisi okunarak ihtilal halka ilan edilir. demirel ve ecevit hamzaköy’de sürgüne gönderilir, üst düzey generallerin lojmanları liderlere tahsis edilir.

    ordunun müdahalesini halk sevinçle karşılamıştı. vatandaş son 5 yılda canından bezmiş, günde 20-25 kişiyi öldüren terörden, yoksulluktan, kıtlıktan yılmıştı, halk orduyu bir kurtarıcı olarak karşılıyordu. genelkurmay başkanı orgeneral kenan evren, kara kuvvetleri komutanı orgeneral nurettin ersin, hava kuvvetleri komutanı orgeneral tahsin şahinkaya, deniz kuvvetleri komutanı oramiral nejat tümer ve jandarma genel komutanı orgeneral sedat celasun; 5 komutan kendilerine milli güvenlik konseyi adını verir, tüm gücü elinde tutan mgk hükumet kurma arayışlarına girer. askerler en çok önem verdikleri konuyu, ekonomiyi demirel’in yakın arkadaşı dpt müsteşarı turgut özal’a emanet etmeye karar verirler. başbakanlığa eski deniz kuvvetleri komutanı bülend ulusu getirilir. evren bakanları ap’li ve chp’lilerden kurmak ister ancak demirel ve ecevit onay vermez.

    harekatın ilk şoku atlatıldıktan sonra hemen uygulamaya geçilir. müdahalenin en önemli gerekçesi teröre karşı ilk adım atılarak 2 numaralı bildiriyle sıkıyönetim komutanlarına tam yetki verilir. asker ve polis yıldırım hızıyla baskınlara başlar, türkiye tarihinin en büyük kitlesel tutuklamalarına şahit olur. halka silahlarını teslim etme çağrısı yapılır, silahını teslim edene hiçbir işlem yoktur, 2 hafta içinde ele geçirilen silah sayısı 160 bini, mermi sayısı 540 bini aşar. yıllardır faili meçhul olan cinayetlerin birçoğu bir ay içerisinde çözülüverir. kısa süre içinde belli başlı tüm örgütler çökertilir.

    ne korktukları disk’ten ne de diğer örgütlerden bekledikleri direnişi görmeyen komutanlar ecevit ve demirel’in sert tutumlarını değiştiremiyordu, iki lider de yeni rejimle barışmayı reddediyordu. liderler 1 aylık sürgünden sonra evlerine dönmüştü ancak siyasi yasaklıydılar. bu süreçte ecevit demeç ve yazılarla açıkça yeni rejim karşıtı bir tutum alır, 3 kez tutuklanarak serbest kalır, demirel temaslarını gizli bir şekilde sürdürmeye devam eder. mgk ekim 1981’de yeni bir bildiriyle atatürk'ün partisi 60 yıllık chp dahil tüm siyasi partileri kapatır, 120 yıldır aralıksız siyasi partilerle yaşayan türkiye ilk kez partisiz bir döneme girer.

    8.12 eylül’ün bilançosu

    12 eylül komutanları aralık 1983’e kadar yönetimde kalır. evren mgk ve devlet başkanı olmuş, dört kuvvet komutanıyla birlikte mgk olarak tüm yasama, yürütme ve yargı gücünü elinde tutuyordu. orgeneral haydar saltık mgk genel sekreteri olarak karşı konulamaz kararları hazırlayan isim olmuştu, mgk meclis’e yerleşmişti. ordunun bu komutası altında türkiye 13 bölgeye ayrılmış, ülkenin tamamında sıkıyönetim ilan edilmiş, gece 12’den sonra sokağa çıkma yasağı getirilmişti. sıkıyönetim komutanları önceki uygulamanın aksine başbakan’a değil genelkurmay başkanı’na bağlanmıştı. devlete emir-komuta disiplini hakim olmuş sıra ülkeye çeki düzen vermeye gelmişti, sıkıyönetim komutanları çeşitli enteresan kararlar çıkarıyordu. gazetelerin tamamen baskılandığı ve güncel haberlerin yasaklandığı bu dönemde erotik içerikli yayınların tirajı tavan yapmıştı. yüzlerce kitap “sakıncalı” olduğu gerekçesiyle yasaklanır. yaşar kemal,adalet ağaoğlu, aziz nesin gibi yazarlar hakim karşısına çıkar.

    12 eylül yöneticileri için anarşinin kaynaklarından biri de üniversiteler ve okullardı, anarşinin kökünün kazınması için okullar mutlaka zapturapta alınmalıydı, 1253 üniversite hocası ve 3854 öğretmen işten çıkarılır. öğrencilerden anarşiye bulaştığı varsayılanlar sık sık gözaltına alınıyor, okullar sıkı bir denetim altında tutuluyordu. daha sonra özerk üniversitelerdeki “başıbozukluğun” giderilmesi için prof. dr. ihsan doğramacı başkanlığında yükseköğretim kurulu kurulur. ülke genelinde ortaokul-lise dengi okullarda subaylar tarafından tam 500 bin konferans verilerek 12 eylül’ün gerekçeleri anlatılır.

    kenan evren erzurum’da yaptığı bir açıklamayla 12 eylül yönetiminin islam’ı toplumda birleştirici bir unsur olarak kullanmayı hedeflediğini gösterir, zorunlu din dersi müfredata eklenir. evren bu kararını “bir insan hiç değilse iki rekat namaz kılmayı bilmeli” diyerek savunacak, din dersinin zorunlu hale getirilmesi kimilerine göre sonraki yıllarda türkiye’de irticanın hortlamasının ve büyümesinin nedeni olacaktı. evren mitinglerde ayetler okuyor, politikaya karşı islam’ı toplumu birleştirecek bir çimento gibi kullanmaya çalışıyordu. evren’in bu hamleleri ile birlikte 12 eylül döneminde sayıları hızla artan imam hatip liseleri ve kuran kursları da kentleşmenin varoşlarda yarattığı kültür şoklarını tetikleyecek ve irtica 1983’te özal yönetiminin işbaşına gelmesiyle doruk noktalarına ulaşacaktı.

    işçi sendikaları adeta ikiye bölünmüştü; işçiler özel sektörde disk’e, kamu sektöründe ise türk-iş’e üyeydi. komutanlar türk-iş’le anlaşır, disk kapatılacak ancak türk-iş 12 eylül döneminde açık kalacaktır. atatürk’ün temelini attığı türk dil kurumu ve türk tarih kurumu kapatılır. komutanlar "sağcılık ve solculuk gibi siyasi bölünmelere karşılık atatürkçülük" kampanyasıyla toplumu birleştirebileceklerini düşünür.

    12 eylül müdahalesinden sonra ülkede büyük bir tarama başlar; sağ ve sol örgütlerle ilişkisi olduğu düşünülen herkes dikkatle izlenmeye başlanır. gözaltılar, soruşturmalar, işten çıkarmalar, işkence iddiaları ve aylar süren sorgusuz cezaevi günleri yaşanır. işte bu dönemde türkiye dışına büyük bir göç dalgası başlar, tam 30 bin kişi avrupa ülkelerine sığınma talebiyle başvurur. almanya siyasi sığınma taleplerinin %90’ının türkiye’den geldiğini açıklar. aralarında 70 yaşındaki halk müziği sanatçısı ruhi su’nun da olduğu tam 300 bin kişiye “sakıncalı oldukları” gerekçesiyle pasaport verilmez.

    12 eylül yönetiminin en çok başını ağrıtan sorun ermeni asala terörüydü. hemen her ay yurt dışındaki temsilciliklere saldıran militanlar 23 diplomatı şehit etmişti. 12 eylül yönetimi ermenilerin durdurulmasına karar verir ve ülkücülerle iş birliğine gider. 12 eylül öncesi sıkıyönetim koşullarında zanlı 15 gün süreyle gözaltında tutulabiliyordu, ihtilal yönetiminde bu süre 90 güne çıkarıldı ancak polis talebi doğrultusunda 3 ay daha uzatma verilebiliyordu. bu dönemde gözaltına alınan hemen herkesin işkence gördüğü öne sürülecektir. 12 eylül adaletinin gözünde disk ya da mhp yöneticileriyle barış derneği üyesi aydınların veya dev-sol üyesi militanların farkı yoktu, 12 eylül’ün gözünde hepsi “anarşist”ti. bu dönemde türk adalet tarihinin gördüğü en uzun davalar başlayacak, yıllarca sürecek on binlerce dava görülecekti. sağ’daki en büyük dava mhp ve ülkücülere açılır; "faşist düzen kurarak devleti zorla ele geçirmek"le suçlanan türkeş idamla yargılanır ve 4.5 yıl hapis yatar. sol’da ise emekli büyükelçi mahmut dikerdem, tarık akan, rutkay aziz, ertuğrul günay gibi toplumun çok yakından tanıdığı isimler 8 ila 30 yılla yargılanacak ve sonunda beraat edecekti. silahlı örgütler içinde en dikkat çekici olan dev-sol duruşması olur. 1243 sanık yargılanır, 250 sanık için idam istenir, tüm sanıklar şartlı tahliye edilir.

    anarşi’ye karşı idamların caydırıcı olacağı görüşünde olan 12 eylül hakimleri idam kararlarını peş peşe yağdırır, evren “sağcı solcu yok, bir sağcı bir solcu yapalım, bize yeni gelen yönetim sağı tutuyor solu tutuyor demesinler” diyerek o dönemki kararlarını savunur, 12 eylül davalarında 50 kişi asılacaktır.

    artık demokrasiye dönüş sancıları çekiliyordu, asker de kışlaya dönme vaktinin geldiğini hissediyordu ancak bir taraftan da anarşiye karşı başarısını da kalıcılaştırmak istiyordu, bunun için anayasada temel değişiklikler planlandı. yeni siyasi partiler sahnede görüldüğü anda türkiye’nin önünde yepyeni bir dönem açılmıştı..

    9.demokrasiye dönüş

    12 eylül yönetimi başarılı olmuş, 11 eylül günü oluk gibi akan kan 12 eylül günü durmuştu. askere ve polise siyasetçilerin tam veremedikleri hak ve imkanları komutanlar bir an bile tereddüt etmeden imzalamıştı. 12 eylül yönetimi anarşinin kökeninde siyaseti ve 1961 anayasasını görüyordu; siyaseti ele almanın ve anayasayı değiştirmenin zamanı gelmişti. çıkarılan yasalarla halka “bol geldiği” düşünülen haklar kısıtlanır, eski siyasi liderlere 10 yıl süreyle siyaset yasağı getirilir, evren “politika okula, camiye ve orduya girmemelidir” diyecektir. kasım 1982’de yeni anayasa halkoyuna sunulur ve %92 ile kabul edilir. bu anayasa ile senato kaldırılır ve evren 7 yıl süreyle cumhurbaşkanı olur.

    darbeyle yasaklanan siyasi faaliyetler mgk kararıyla nisan 1983’te serbest bırakılır ve yarış başlar, evren ihtilal esaslarına karşı gelmeyecek yeni bir merkez parti ve lider yaratma arayışına girer, bu amaç için önce bülend ulusu düşünülür ancak demirel’in desteğini alamayan ulusu bu destek olmadan sağda tutunamayacağını anlayarak çekilir. bunun üzerine evren yeni kurulacak partini başına harp okulu’ndan devresi turgut sunalp’i getirir. sunalp kısa sürede çevresine eski dp ve ap’lileri toplar ve 12 eylül’ün desteklediği miliyetçi demokrasi partisi mayıs ayında kurulur. demirel büyük türkiye partisi için hareketlenir, başına da emekli orgeneral ali fethi esener’i getirir, amacı emanetçi bir general bulup yumuşak bir geçiş sağlayabilmekti, eski ap’li vekillerin bir anda btp saflarına geçmesi evren’i çok sinirlendirecektir.

    ulusu hükumetinde başbakan yardımcısı olan turgut özal 81 banker krizinden sonra ilk kez sahneye çıkıyordu, 24 ocak kararları'yla faizleri serbest bırakarak banker sistemine yeşil ışık yakmıştı. sistem tam 500 bin tasarruf sahibini etkiliyordu, ancak yasal ve ekonomik dayanakları olmayan bankerler art arda iflas etmeye başlar. özellikle küçük tasarruf sahibi orta direğin yaklaşık 750 milyon doları bu furyada heba olur. skandala dönüşen banker krizi başbakan yardımcısı özal’ın ve maliye bakanının istifasıyla sonuçlanır.

    şimdi özal yeniden siyaset sahnesine giriyordu. sağ’da bir diğer parti’yi de kendisi kuracak, “abisinin” tapulu arazisine adeta gecekondu dikecekti. aklındaki; eski partilerin hiç birinin devamı olmayacak, dört eğilimi de (demokratik sol, liberal sağ, milliyetçi sağ ve islami sağ) içinde barındıracak bir parti kurmaktı. abd’ye giderek siyasi ve finansal destek arayacak, bürokrat ve bankacıların çoğunlukta olduğu bir kadro oluşturacaktı. özal iznini almaya gittiği evren’in “sen eski msp’lisin, kurduğun partiye mhp’lileri, msp’lileri koyacak olursan partini kapatırım” tehditli izniyle mayıs’ta anavatan partisi’ni kurar.

    ecevit’in elini eteğini çekmiş olması solda büyük bir boşluk yaratmıştır. eski chp’liler ulusu döneminin başbakanlık müsteşarı necdet calp’in başkanlığında parti kurmaya niyetlenir. o da evren’in “peki, seni severim ama aşırı solu koyma” ikazıyla onayını alarak mayıs’ta halkçı parti'yi kurar. ancak hp kadrolarında eski chp yoktu, asıl chp kadroları başka bir arayış içindeydi, kurulacak partiye bir türlü lider bulunamıyordu. chp’liler “babanızın adı var” diyerek erdal inönü’ye gider, inönü önce siyasete girmeyeceğini açıklar ancak chp’lilerin lider bulamaması üzerine kabul etmek zorunda kalarak sosyal demokrasi partisi (sodep)’ni kurar. bu kadar fazla partinin yarışa girmesi mgk’yı rahatsız etmektedir ancak evren bu dönem seçim manzarasına bakış açısını “sağda bir solda bir partiye müsaade etseydik sağdaki parti çok fazla oy alacaktı, anayasayı değiştirmeye yeter oy alır diye korktuk, solda iki partiye müsaade edersek sol parçalanır, belki barajı geçemezler, ondan korktuk” sözleriyle açıklayacaktı.

    bu ortamda deprem yaratan yeni bir mgk kararı ile btp kapatılır, 2 btp’li, 7 chp’li ve 7 ap’li 16 politikacı çanakkale zincirbozan kampı’nda dört ay sürecek bir sürgüne gönderilir, aralarında süleyman demirel de vardı. pes etmeye niyeti olmayan demirel kapatılan btp yerine kurulacak yeni partinin ilk fikirlerini bu sürgün yolculuğunda kuracaktı. haziran 1983’te doğru yol partisi kurulacak ancak dyp de sodep gibi vetolarla saf dışı bırakılacaktı.

    sodep, dyp, refah ve tutuklu türkeş’in muhafazakar partisi vetolarla saf dışı bırakılmıştır. geriye sadece mdp, anap ve halkçı parti kalmıştı. aynı mgk tırpanı bu kez milletvekili adayları için çalışmaya başlar. toplam 1683 adaydan 672’si veto edilir. bu dönemde demirel’in güniz sokak’taki evine girip çıkan herkes kayıt altına alınıyordu, mdp’ye giden ap’lilere kızan demirel’in eski özel kalem müdürü bu isimleri eve geliyorlarmış gibi polis’e vererek aslında mdp adaylarının veto yemesine sebep olacak ve duruma anlam veremeyen turgut sunalp’i istifa noktasına getirecekti. evren açık ara en çok anap’ın adaylarını “beğeniyordu”.

    artık üç parti de halkın karşısına çıkmaya hazırdı. 12 eylül’ün öz partisi olarak görülen mdp’ye başta büyük şans tanınıyordu ancak emekli orgeneral sunalp’in hala sert bir komutan gibi davranması ve mgk karşısında asla tavır almaması gibi nedenlerle parti bir devlet partisi, asker partisi gibi görünüyor ve popülaritesini kaybediyordu. buna karşılık başta çok şans verilmeyen özal kamuoyuna bambaşka bir mesaj ve imaj veriyordu. halkın karşısına ekonomik konularla çıkıyor, rahat ve kendinden emin davranışlarıyla puan topluyordu. askerlerin partisi olmadığını her fırsatta ima ediyor, halktan biri olduğunu gösteriyordu. necdet calp ise en az tanınan liderdi. sosyal demokrat seçmen ecevit gibi karizmatik bir liderden sonra calp’i içine sindiremiyordu. seçim zamanı yaklaştıkça özal’ın gelmekte olduğu anlaşılıyordu, son bir hamleyle evren televizyona çıkarak isim vermeden özal’ı yerden yere vurur.

    kasım 1983 seçimlerinde özal ve anap tek başına iktidar olacak oyu alır. evren’in kurup desteklediği parti yenilmiş, oy vermeyin dediği parti iktidar olmuştu. herkes nefesini tutmuş evren’in iktidarı devredip etmeyeceğini merak ediyordu. korkulan olmaz ve evren hükümet kurma görevini özal’a verir. 3 yıl 3 aylık askeri yönetim böylece aralık ayında sona ermiş, türkiye yeniden demokrasiye dönmüştü. peki biçilen bu yeni elbise topluma ne zaman dar gelecekti…
10 entry daha