şükela:  tümü | bugün
111 entry daha
  • türkçe rap'in ilk denemesi olmasa bile ilk kırılma noktasının cartel olduğunu herhalde herkes kabul etmekte çünkü almanya'da başlayan türkçe sözlü rap'i tam anlamıyla ilk kez türkiye'ye getiren cartel olmuştu. 1995'de yayınlanan cartel albümü sonrası, 1997'te karakan ve erci-e solo albümlerini yayınlayarak rapi ana akımda bir süre daha tutmaya devam ettiler. ama asıl olay "underground"daydı. 1990'ların başında nwa'ler, 2pac'lar, ll cool j'ler ile büyümüş ve cartel ile bu işin türkçe de yapılabildiğini görmüş gençler , teknolojinin gelişmesi ve evde müzik kaydetme imkanlarının artması ile amatör türkçe rap denemelerine başladı. bunlardan biri ceza ya da diğer mahlası ile fatalrhymer idi. dr. fuchs ile nefret'i kuran ceza, türkiye'de rap için bir başka kırılma noktası olan yeraltı operasyonu toplamasında yer alarak adını duyurdu. 2000'de hammer müzik'ten çıkardıkları meclis-i ala istanbul yer altını salladı. bu albümün graffiti ile ilgilenen, bol pantolon giyen abilerimizin dilinden düşmediğini çok iyi hatırlıyorum. istanbul hemen bir hit olmuştu ve halen türkçe rap'in en önemli şarkılarından biri olmaya devam ediyor. sirhot'ın stüdyosunda kaydedilen anahtar ile nefret, müzik kalitesini ve çeşitliliğini dikkat çekici bir şekilde arttırıp, türkçe rap'in en önemli isimlerinden biri olmuştu.

    iki nefret albümü sonrası dr. fuchs'un da askere gitmesi ile ceza için solo albüm vakti gelmişti. ceza, solo albümünü dj mic check ile kaydetti. dj mic check, hem break dance, hem prodüktörlük/dj'lik, hem de silahsız kuvvet lakabı ile rap yapan, hip-hop'ı yalamış yutmuş biriydi. o da yeraltı operasyonu albümünde yer almış ve ceza ile bu sayede tanışmıştı. 2000'de asya sentez projesinde ilk kez beraber çalışmışlardı. onun dışında ceza, silahsız kuvvet'in albümlerinde kendisine eşlik etmişti. silahsız kuvvet de vokaliyle olmasa da dj personası ile ceza'ya ilk albümümed-cezir'i hediye etti. nefret albümleri gibi hammer muzik'ten çıkan albüm, aynı isimli şarkı ile büyük başarı topladı. klibinin sıkça dream tv'de yayınlandığını çok iyi hatırlıyorum. şarkı, ceza'nın kendisini diğer rap'çilerden ayıran iki özelliğini gösteriyordu. bir: nakarattaki performans ile ceza'nın acayip hızı ortaya çıkmıştı. iki: şarkı sözleri ceza'nın "barış" kavramına ne kadar önem verdiğini gösteriyordu. o zamana dek türkçe rap milliyetçi ya da apolitik ve eğlenceli olarak biliniyordu. ama ceza, underground'ın ciddi ve politik duruşunu ciddi bir kitleye duyurdu. dr. fuchs ve sirhot gibi kankalarının da vokal olarak destek verdiği albüm, dj mic check'in kaliteli beatleri ve kayıtları ile de dikkat çekmiş ve ceza'yı bir anda türkçe rap'in en popüler ismi yapmıştı.

    aynı dönemdesultana ve fresh b gibi isimlerin de ana akımda çalınan şarkılar yapması ile türkçe rap, cartel sonrası ilk kez kendini gösteriyordu. yurtdışında ise rap 90'ların ortasında biraz irtifa kaybetse de dr. dre'nin 2001'i ile, lauryn hill ile, dmx ile, nas ile, jay z ile tekrardan bir doğuş yaşadı. the slim shady lp ile popülerleşen eminem, beyaz çocukların da rap yapabileceğini gösterince, türkiye'de bile rap'in seyrine olumlu bir etkide bulundu. bir diğer yenilik de popçular ile düet yapan rapçi kavramının doğmasıydı. eve ve gwen stefani, faith evans ve puff daddy, kelly rowland ve nelly gibi listeleri sallayan düetler ilk kez 90'lar sonu, 2000'ler başında çıktı. elbette bu dalga türkiye'ye de geldi. türkçe rap'in en dikkat çeken ismi olan ceza, bu tarz teklifler almaya başladı ve bunların bir kısmını kabul etti. candan erçetin, mercan dede ve burcu güneş ile düet yaptı. sonuncusu bir miktar sansasyon yarattı. candan erçetin, saygı duyulan bir şarkıcıydı. beraber kaydettikleri şehir istanbul'un yorucu yüzü hakkındaydı. lay lay lom bir havası yoktu. mercan dede de o dönem bilinen bir isim olsa da elektronik müzik yapan bir adamdı. burcu güneş'in ise böyle bir repütasyonu yoktu. şarkıda ceza'nın mesajsız, enerjisiz, ortalama bir performans göstermesi de kendisine ağır eleştiriler olarak geri döndü. istanbul underground bu muydu? hip-hop'ın bir duruşu yok muydu? rapçiler artık herhangi bir popçunun eşantiyonu olarak mı kullanılacaktı? popstar yarışmasının reytinglerde zirve yaptığı, sanat ve pazarlamanın artık iç içe girdiği bu dönemde rap de pazarlanabilecek bir ürün müydü? işte kendisini bu tartışmaların ortasında bulan ceza, yeni albümünün adını bulmakta zorlanmadı. koyduğu isim hem iddialı olduğunu gösteriyordu, hem eleştirilere karşı alaycı bakış açısını ortaya koyuyordu, hem de o dönem müzik endüstrisinin içinde bulunduğu duruma selam çakıyordu: rapstar

    rapstar'da ceza'ya dj mic check eşlik ediyordu etmesine ama bu sefer tüm albümü o kaydetmemişti. bunun bir nedeni elbette kendisinin iş yoğunluğuydu. kendisi, 2000'lerin başında silahsız kuvvet yetmiyormuş gibi yeni bir persona daha yarattı: sagopa kajmer. sagopa kajmer, internet üzerinde yayınlanan ve zaman zaman ceza'nın da konuk olduğu birkaç çalışma sonrası kendi adını taşıyan albümünü 2002'de hammer muzik'ten çıkarttı. benim sagopa ile ilk tanışmam gazetenin birinde sansürsüz versiyonu internette viral olmuş siktirin gidin şarkısı hakkında "sagopa biri diye çıkmış, küfürden başka bir şey bilmiyor. rap bu mu?" tadında bir yazı sayesinde olmuştu. sagopa, rapstar'ın kayıtları sırasında rapstar'dan bir kaç ay önce çıkan ikinci bandrollü albümü olan ve 2 cd'den oluşan bir pesimistin gözyaşları üstünde çalışıyordu. ama daha sonradan tamamen su yüzüne çıkacak bir mic check/sagopa ve ceza gerginliği de vardı. sagopa tarz olarak daha ağır, hint ve iran müziğinden etkilenmiş, kendi tabiri ile "pesimist" bir yola ilerlerken ceza yukarıda bahsettiğim düetler olsun, konser çalışmaları olsun daha popüler bir yola evrilmişti. mic check'in hüzünlü beatlerinin ceza'nın tarzına oturmaması bir kenara, ikilinin arasında rap müzik hakkında ciddi görüş ayrılıkları oluşmuştu. ceza, herhangi bir "kalem harp okulunda" yer almak ile kendini tanımlayamayacak kadar büyümüştü. sagopa ise kuvvetmira adı altında bir oluşumu devam ettirmek istiyordu. ceza, kuvvetmira'dan uzaklaşırken kendisinin çok hoşnut olmadığı kolera'nın bu ekibe eklenip, sagopa kajmer ile hem iş hem hayat ortağı olması ipleri daha da gerdi. bu konuya daha sonra yine değiniriz ama şimdi konumuz rapstar.

    ülkede rap yükselirken, elektronik müzik hakkında bir kıpırdanma vardı. gökhan kırdar, aylin aslım yurtdışında massive attack'ların, portishead'lerin yaptığını ülkemize getirmeye çalışıyordu. cold house, büyük kitlelere ulaşamasa da albüm çıkarma başarısı gösteren ingilizce sözlü müzik yapan bir türk gruptu. mehmet can erdoğan, grubun vokal ve sözler dışında her şeyinden sorumluydu. özdemir erdoğan'ın oğlu olarak türk müziği ve caz ile içiçe büyüyen erdoğan, rapstar'da ceza'ya el verdi. onun sayesinde rapstar, sample kullanımını azaltıp orijinal beatlere dayalı, batılı bir sound'a ama farklı müzik türlerine de dokunan bir altyapıya sahip oldu. erdoğan dışında rapini uzun yıllar almanya'da kaydetse de türkiye ile bağını koparmayan ve hassickdir iii albümünde ceza ile çalışan fuat, ceza'nın kardeşi ayben, ceza'nın en önemli dostlarından sahtiyan ve de elbette dr. fuchs gibi isimlerin başı çektiği birçok müzisyen albüme katkıda bulununca müziğe doyuran bir albüm ortaya çıktı.

    albüm intro adlı eser ile başlıyor. söz olarak "holocaust" ile ortak mısralar barındıran ve bu albümden ne beklememiz gerektiğini belirten bir şarkı bu. beklentileri arttırmak konusunda çok başarılı. çok hoş, minimal bir beat'i var. ceza, bu beat'i yapan mehmet can erdoğan'a hakkını "mehmet can'la ateşe verdik her yeri" mısrası ile vermekte. ceza'nın, her ne kadar beat'i yapan o olsa da, albümün açılışında erdoğan'ı anıp, dj mic check'i anmaması bana garip gelmiştir. hem de bunu sagopa ve ceza arasındaki gerginliği yansıtan ya da arttıran bir hamle olarak görürüm. bir de sanırım "sıçmadan önce sana kafana" gibi bir mısrası var ki hep çok komik gelmiştir. gerçi bu mısranın "vurmadan" ya da "yapmadan" diye alternatiflerini de okudum ama onlar da daha iyi değil. her halükarda gaz verici bir intro.

    ben ağlamazken, ceza'nın klasiklerinden biri diyebiliriz. konu olarak ceza'nın ilk albümünde de sık sık bahsettiği savaş konseptini görüyoruz. şarkının ilk kıtası ve nakaratları bir savaş baronunun ağzından yazılmış. herkes ağlarken, kendi dünyevi zevkler içinde kaybolmuş, kârını düşünün bir adam şarkının ana karakteri. şarkının en ilginç özelliği bence ikinci kıtadan itibaren şarkının kahramanının yavaş yavaş değişmesi ve savaşı eleştiren bir rapçiye dönmesi. şarkının beat'inde mehmet can erdoğan'ın piyano rifi başı çekiyor. ama çok hoş iki ekstra dokunuşu var. birincisi beat'e eklediği bas gitar şarkının müziğine çok organik bir hava katmış. kulağa daha samimi geliyor. ikincisi de nakarattaki geri vokal. bu da şarkıda bir beat üstüne rap yapan bir adamdan fazlasını dinlediğimizi hissettiriyor.

    geldik ceza dendiğinde akla gelen ilk şarkıya: holocaust. şarkı, daha albüm çıkmadan bile bir hit olmuştu. zannediyorum ki o gün bugündür bu şarkıdan daha ikonik bir ceza şarkısı gelmedi. holocaust, klasik bir şarkı formatında değil. bir nakaratı bile yok. buna rağmen, herkesin çok sevdiği ve efsane konumuna gelen bir şarkı. tabii ki bu şarkıyı efsanevi kılan şey ceza'nın hızı. özellikle "sen beni bilemedin" diye başlayan kısım, o zamana kadar kaydedilmiş en hızlı türkçe rap performansı olsa gerek. şarkının sonundaki "ma-ma-ma-microphone show" bölümü de ceza ile özdeşleşti. bu bölümler oldukça hızlı ve çetrefilli ama şarkıyı baştan aşağı söylemek zaten iyi bir diyafram ve antrenman gerektiriyor. ondandır ki crossing the bridge'te fatih akın, ceza'dan bu şarkının acapella versiyonunu istemişti. sonuçta her rapçi bu şarkıyı yorumlayabilecek kapasitede değil. sözlere baktığımızda ceza'nın bu rap dünyasında kendi duruşunu övdüğünü ve gençlere de kendisi gibi duyarlı ve agresif olmalarını gerektiğini öğütlediğini görüyoruz. şarkıyı dinlerken "holocaust ne alaka şimdi?" demek mümkün. kanımca bunu iki şekilde yorumlayabiliriz. birincisi kelimenin gerçek anlamıyla kullanılma ihtimali. ceza, "holocaust'u gören insan ol" ve "holocaust'u görünüz, gösteriniz" derken, dinleyicilerinden böyle trajedilere duyarlı olmalarını istiyor olabilir. ikincisi de kelimenin metafor olarak kullanılma ihtimali. burada ceza, yeteneği ile diğer rapçileri tozla buz hale getirirken, bunu soykırıma benzetmiş olabilir. şarkıda bütün sözler bu kadar etkileyici ve derin değil elbette. "fanus gibi göt deliğinize çikita muz sokulur" cümlesini her duyduğumda gülüyorum. ama bu cümle de dahil olmak üzere, kafiyeler ve betimlemeler çok akılda kalıcı. ilginç bir nokta şu ki şarkıda geçen "istanbul kalem harp okulu" mısrası orijinal versiyonda "kuvvetmira kalem harp okulu" diye geçmekteydi. bu değişiklik de ceza ve sagopa arasında bir sürtünmeye delalet. şarkının beat'i fena değil ama ceza'nın nefes almadan süren performansı beat'in üstünü kapıyor. ama girişteki gerginlik ve bir anda başlama çok klas. sonundaki "microphone show" bitince de beat'i sindirmek için enstrümantal bir bölüm bırakılmış. daha fazla ne demeli bilmem. türkçe rap'i özetleyecek 10 şarkı sıralasak, bu eserin girmemesi çok ayıp olur.

    albümde dj mic check imzası taşıyan ilk şarkı albüme de adını veren rapstar. bu değişiklik elbette kendini hemen farkettiriyor çünkü mehmet can erdoğan'ın orijinal ve daha batılı beatlerine karşılık mic check bir orhan gencebay sample'ı sayesinde daha doğulu bir hava ortaya çıkarıyor. şarkı, o dönem malum yarışmadan dolayı dillere pelesenk olmuş popstar kavramı ile bir nevi anti-popstar olarak sunulan rapstar kavramını karşılaştırıyor. popstar, ceza tarafından şöyle tanımlanıyor: "limuzin, bol para, süpermodeller, hem popüler, hem sansasyonel". bir de "eskiden erkekmiş tanıyamadım" kısmı var ki bugün baktığımızda biraz seksist bir tavır sanki. o dönem rapte "homoseksüel" kelimesinin hakaret olarak kullandığını unutmamak lazım. rapstar ise şöhrette ya da starlıkta gözü olmayan, yeteneği doğuştan gelen ama çabalamayı da bırakmayan bir karakter. bence şarkının en önemli noktalarından biri rap'in de kötü örnekleri olduğunu anlatması. ceza'ya göre çok detone, anırarak rap yapan (ki bir sene sonra sagopa'yı da anırmakla itham edecekti), cover'lara sırtını dayayan, çok bilmiş bir rapçi tayfa da var. ama nakaratta ceza, ta meclis-i ala albümünden beri gerçek rapi yaparak rapstar lakabını hak ettiğini anlatıyor. şarkı cidden eğlenceli. arabesk kemanları ile türkçe rap tarzının hakkını veriyor. ama bence rap'in poplaşmasının başladığı bir dönemde anlattığı konu bakımından daha çok ilgi çekici. bir çok rapçinin ceza'yı bu şarkıda eleştirdiği popstarlardan birine dönüşmek ile eleştirdiğini düşününce ironik bir tarafı da var şarkının.

    bu rap muharebe'de ceza'nın o dönemki kankası fuat yer almakta. şarkının kökeni fuat'ın bir sene önce çıkan hassickdir iii albümündeki fuat, ceza, sahtiyan ve sagopa kajmer düeti bu ne cüret'e dayanıyor. ceza, o şarkıdaki verse'ini "bu rap muharebe"nin başında tekrardan sunuyor. ama ufak bir değişiklikle. ceza, fuat'ın albümü almanya'da çıktığı için rahatça küfür ederken, bu şarkıda ceza'nın küfürleri değiştirdiğini görüyoruz. şarkının ikinci kıtasında iki ilginç gönderme var. birincisi o dönem havuç adlı arkadaş ile reklamlarda oynayan ragga oktay'a, diğeri de sanırım teoman'a ("teo'nun her yaptığı eski parça tırmalamış kulağımı, insan ilhamdan bu kadar yoksun muymuş"). niye bu ikili, bilinmez. bunun dışında ülkenin müzik ortamını da "tek bir aranjör var gibi ülkede her şey aynı tatta" diyerek eleştiriyor. çökeceğini düşündüğü bu sistemin alternatifi de tabii ki rap müzik. fuat'ın kendine has nakaratına değinmeden olmaz. gerçek arapça mıdır, çakma mıdır, bilmiyorum ama fuat'ın namelerini dinlemek her zaman çok zevkli olmuştur ve özellikle bu arapça(msı) nakaratta bu nameler çok iyi gidiyor. şarkının beat'i albümdeki diğer şarkılar gibi melodik değil, sanki korku filminden fırlamış sample'ları var. şarkının prodüksiyonunu yine erdoğan yapsa da müzik aslında dj bahadır başaran tarafından bestelenmiş. kendisinin kısa süre sonra ceza ve fuat'ın meşhur rocco reklamının yönetmenliğini yaptığını da gereksiz bir bilgi olarak ekleyelim.

    albümü 2004'ten beri dinliyorum ama sıradaki şarkının adının "alaturka faslı" değil de araturka faslı olduğunu daha şimdi gördüm. ciddi rezillik. sadece 49 saniye süren bu skit, albümde daha sonra dinleyeceğimiz "alaturka çeşmesi"nden bir kuplenin ucundan bir drum machine ile desteklenmiş bir ud taksiminin üstüne söylenmesinden oluşuyor. hem türk müziği ile rap'in aslında ne kadar uyumlu olabileceğini göstermesi, hem de ceza'nın rap'inin ustalığını göstermesi açısından hoş bir eser.

    albümün en tartışma yaratan şarkılarından biri sinekler ve beatler oldu. erdoğan ve mic check'ten bahsettik ama albümde başka prodüktörler de zaman zaman ortaya çıkmakta. bunlardan biri bu şarkıyı kaydeden ve daha önce fuat'la da çalışmış alman müzisyen mik baba. sade ama melodik bir beat yazmış. tabii şarkıdaki sinek temasına uygun olarak da sağdan sola, soldan sağa ilerleyen bir sinek efekti de eklenmiş. şarkıya ceza giriyor. ceza, etraf gübre dolduğu için çevremizde sineklerin biriktiğini ve kanımızı emdiklerini anlatıyor. bu verse'te "sinekler" daha politik bir anlamda kullanılmış. şarkının girişinde doğrudan abd diye isim verilse de şarkının içinde "hem kanı, hem hakkı, hem de halkı emer" diyerek sanki bu tanımı bütün kan emici devletlere uyarlamış gibi geliyor. sahtiyan'ın bölümünde sinekler tam olarak kim belli değil ama dönemin ünlü rapçilerinden jöntürk'e bir gönderme var. en alevli yer ayben'in bölümü. girişte, türkçe rap'in ilk kadın sesi aziza-a'ya "rap bu muydu?" diyerek çakılmakta. daha sonra da aynen,kuvvetmira ekibine dahil olan kolera'ya "wack mc", köprüaltı rapçisi, dedikoducu, mekanı tuvalet diyerek saydırmakta. albüm çıktığında sagopa, kolera ile beraber miydi tam bilmiyorum ama beraber değilse bile bir yakınlaşma olduğu kesindi. bu nedenle sagopa'nın hem prodüksiyon hem de vokal olarak destek verdiği bu albümde sevgilisine ya da sevgi duyduğu bir arkadaşına bu sözlerin söylenmesini pek olumlu karşılayacağını düşünmek zor. zaten çok kısıtlı olan kadın rapçi dünyasında ayben'in iki kadın rapçiye sallaması da biraz lüks ama olan olmuş ve de sözler yetmiyormuş gibi şarkı boyunca uçan sinek de bir tokat darbesi ile öldürülmüş. bu şarkıdaki ayben verse'inin ceza ve sagopa arasındaki kavgaya odun attığı gerçek.

    ceza'nın en klasik şarkılarından biri panorama harem, mic check'in teskin edici bir sample'ını içeriyor. daha doğrusu alınan sample'ın öyle bir etkisi var ama üstüne klasik bir hiphop ritmi eklenmiş. şarkının en güzel yeri (ki bu en çok da nakaratta belli olmakta) bir mısranın daha tizden, diğerinin daha pesten söyleniyor olması. böylece dalgalı deniz gibi bir aşağı bir yukarı, hep bir hareket var. bunun yanında melodik nakaratı, türk rap'inin en güzel nakaratlarından biri. şarkıda müzikal olarak bir karşıtlıktan bahsettim. şarkının adı da bir karşıtlık içeriyor. panorama dediğin şey geniş bir bakış, yüksek bir terastan şehrin neredeyse her yerini gorebilmek demek. harem ise sırlar ile özdeşleşen, orada yaşananların sınırlı sayıda göz tarafından tecrübe edildiği bir yer. ceza'nın da yeni felsefesi "harem"i "panorama" yapmak. sırları ortaya sermek. belki de underground'ı mainstream hale getirmek. şarkı boyunca da statükodan ne kadar rahatsızlık duyduğunu anlatıyor. sadece ceza değil tabii. "söyle yeni jenerasyon çok mu mutlu sence" derken yalnız olmadığını anlatıyor. "hepsi çalışacak, hepsi becerecek bu miniklerin" sözleriyle de bu değişimden umutlu olduğunu gösteriyor. bu nedenle ceza'nın sözel olarak en önemli şarkılarından biri olduğunu düşünüyorum.

    albümün en hüzünlü şarkısının anneme olduğu kesin. 5 ocak 2004'te ceza'nın annesi servet özcalkan hayatını kaybetti. çoğu kaynak kanserden dese de bazı kaynaklar trafik kazasından bahsediyor. ama şu kesin: erken bir kayıp. sagopa, bu vefattan birkaç ay sonra çıkan albümünü kendisine adıyor. ceza ise bu kısa şarkı ile vedasını yapıyor. belki de servet hanımın kısa hayatına paralellik olsun diye, oldukça kısa, tadı damakta kalan bir şarkı kaydetmişler. mic check'in yaptığı altyapı lübnanlı şarkıcı fadel shaker'in saharni el shok adlı şarkısının introsunu kullanıyor. piyano ve kemandan oluşan çok hoş bir melodi bu. ceza, normalde olduğundan çok yavaş ve yorgun bir şekilde hem yalnızlığı - ki "merkez napayım bana yardım et allah" kısmını hep çok etkileyici bulmuşumdur - hem de kabullenmeyi çok iyi anlatmış. "ilk nefesimde ben senin, son nefesinde sen benim" mısrası da tokat gibi yüze çarpan gerçeklerden. buna rağmen şarkıyı "şimdi ise güneşim, ayım, meleğim, yıldızım" diye bitirmesi moral yükseltici çünkü ölüm ile her şeyin bitmediğini, aksine annesinin artık her yerde olduğunu söylüyor. her ne olursa olsun hüzne yenik düşmemek çok önemli.

    albümün sonraki şarkısı biraz ilginç. tamam adlı şarkı, aslında isveçli rap grubu fjärde världen'in albümü için kaydedilmiş ve 2002'de yayınlamıştı. aynı kayıt, iki sene sonra rapstar'da da kullanılmış. şarkının kemanlı, hoş bir beat'i var ki herhalde ortadoğu'dan bir şarkıyı sample'lamışlar. çok acayip bir iş. beat'in sahibi isvecli dj masse imiş. beat'in üstüne eklediği keyboard dokunuşları çok iyi. tabii şarkının çoğu isveççe olduğu için ne anlatılıyor bilinmez. rap'te de anlatilani anlamak çok önemli olduğu için o bölümler biraz sıkıcı geliyor. ama grubun flow'u, araya türkçe kelimeler eklemesi tatlı. ceza'nın bölümü her zamanki gibi sağlam. almanya'da olan biteni saymazsak türkçe rap'in yurtdışına açılma çabasının ilk örneği olduğu için çok önemli. ceza, daha sonra tech n9ne ile yaptığı çalışmalarla türk rap'inin yurtdışında görünür olması konusunda çok meraklı olduğunu da gösterdi.

    bir önceki şarkıda ceza, "kalbim, rap'im, nefretim, cezam" diyerek ilk albümüne gönderme yapmıştı. sabah bastı geceyi ise ilk albümdeki savaş çocukları'nın ikincisi olarak adlandırılmış. şarkının sonundaki "savaş denen şey, biraz yavaşla, adil ol, hedefi doğru seç" kısmı zaten direkt ilk şarkıdan alınma. ayrıca bu şarkıyı da ilk albümdeki gibi dj mic check düzenlemiş. şarkının duruşu çok önemli. "savaş, gene mi?" diye başlayan şarkı ilk albümdeki şarkıdan beri hiçbir şeyin değişmediğini anlatırken çocukların ölmesi ve sakat kalmasına vurgu yapıyor. bir yandan da savaş lordlarının paravan arkasından kendi çıkarları için ortadoğu'da savaş çıkarmaları ilk şarkıdaki gibi eleştirilmiş. bu tema elbette "ben ağlamazken" ile paralellik içeriyor. buna ek olarak, hem rap müzik ile savaşı durdurabilme isteği hem de doğru mesajı verdiği sürece müzik tarzının önemli olmadığı gibi yan konulara da değiniyor. hem şarkının düzenlemesi, hem de ceza'nın vokali, ilk versiyona göre daha sağlam.

    geldik türkçe rap'in milli marşı olarak adlandırılan neyim var ki'ye. daha ceza ve sagoga kajmer küsmemişken bile bu şarkı bir efsane haline dönüşmüştü. sonuçta o dönem ceza ve sagopa kajmer, türkçe rap'in en iyi iki ismi olarak biliniyordu ve bu ikilinin düeti elbette ses getirmişti. hoş, bu şarkı elbette ikilinin ilk düeti değildi ama diğerleri silahsız kuvvet zamanından kalma, biraz daha amatör işlerdi. bu şarkıda ise dj mic check, ensemble galileigrubunun jack's health şarkısının girişindeki yumuşacık bir melodiyi elden geçirmiş, bir beat'e oturtmuş. bunu da method man'den bir sample ile süslemiş. tam bir mic check / sagopa işi. hem old school hip-hop hem de duygusallık içeriyor. derler ki bu şarkı aslında "bir pesimistin gözyaşları" albümü için yazılmış ve de ceza çok beğenince kendi albümüne almış. bunun doğru olması çok büyük bir ihtimal çünkü birincisi nakaratta sadece sagopa kajmer'i dinliyoruz, ikincisi o dönem aralarının çok iyi olduğu ceza'nın "bir pesimistin gözyaşları" albümünde olmaması ancak böyle açıklanabilir. üçüncüsü de tamamen kuvvetmira stüdyolarında kaydedilen tek şarkı bu. şarkı, türk rap tarihinin en iyi nakaratlarından birine sahip. sagopa'nın söylediği nakarat hem çok melodik hem de çok akılda kalıcı. böylece rap dinlemeyenlerin bile radarına girebilecek bir şarkı. lakin nakarat "neyim var ki rap'ten gayri" demekte. bu da herhangi bir rap dinleyicisini on ikiden vurmak için yazılmış bir ikonik tabir. şarkının ikinci bölümünde de ceza'dan ve özellikle sagopa'dan rap'e övgüler duyuyoruz. bu nedenle rap'in milli marşı tabirini hak ettiğini söylemek lazım. aslında şarkının vokal kısmı çok uzun değil. keşke birkaç kıta daha ekleselermiş diyorum bir yandan. ama öte yandan da her şeyi tadında bırakmak gerekiyor sanki.

    fatalrhyme v.i.p, ceza'nın hızlı rap söyleme tarzını iyi yansıtan şarkılardan biri. şarkı, bir berlinli dj olan kick tarafından düzenlenmiş. albümüzde karşımıza çıkan minimal altyapılardan biri bu. bu da ceza'nın performansını öne çıkarmış. şarkının da adı ceza'nın lakaplarından biri olan "fatalrhymer"dan gelmekte. yani baştan aşağıya ceza'yı tanıtan bir şarkı bu. albümdeki savaş karşıtlığı, çürümüş medya, rap'in gücü gibi farklı farklı konulara az az değiniyor. ceza'nın hızlandığı bölümleri dinlemek zevkli ama onun dışında çok dikkat çeken bir şarkı olduğu söylemek zor.

    nasıl "alaturka çeşmesi"den "araturka faslı" çıkmışsa "fatalrhyme v.i.p"den de aratekrar çıkmış. bu kısa skit'te mehmet can erdoğan, "fatalrhyme v.i.p"ye yeni bir altyapı getirmekte. orijinaline göre daha dolu ama daha yavaş bir beat bu. ceza da bir önceki şarkının ilk kıtasını okumuş. çok gerekli bir çalışma olmadığını söylemek gerek.

    rudeboy vs bad boy, dr. fuchs'un katılımı ile bir nefret reunion'ı diyebiliriz. dj mic check, yine piyanolu, sakin bir altyapı ile kendi imzasını atmış. ceza, yine rap'te ne kadar usta olduğunu ve güçlü durduğunu anlatıyor. lakin artık albümün bu noktasında yeni bir şey söylediğini iddia etmek güç. dr. fuchs'un bu şarkıda olması şarkıya bir farklılık kattığı için önemli. kendisinin vokali oldukça güzel. ceza'nın vokaline göre fuchs, daha sakin, ağır, nameli ve derinden. bu farklılık da ise yaramış. ama şarkının anlattığı pek dikkate değer bir şey yok. nakarata baktığımızda sanırım rude boy ceza'yı, bad boy da fuchs'u tanımlıyor ama fuchs'un "kötülükler benim adımda dursun" mısrası dışında ceza'nın kabalığı, fuchs'un kötülüğü hakkında bir muhabbete denk gelmiyoruz. iki dostun bir araya gelmesi hoş ama güçlü bir şarkı değil.

    albümün müzikal olarak en doyurucu şarkılarından biri, belki de birincisi alaturka çeşmesi. albümün başlarında dinlediğimiz "araturka faslı" sağolsun, şarkı tanıdık geliyor. şarkının müzikal olarak doyurucu olmasının bir sebebi altyapıyı erdoğan ile mik baba'nın beraber hazırlaması olabilir. sonuç olarak sadece kendini tekrar eden beatler yerine, zaman zaman farklı yollara sapan bir beat dinliyoruz. "ben ağlamazken"de olduğu gibi erdoğan, bu şarkıya da bas gitar eklemiş ve sonuç mükemmel olmuş. şarkının ikinci kısmında baştan sona devam eden futbol metaforu çok güzel olmuş. ceza, satılmış hakemlerden, dış müdahalelerden bir türlü golü atamasa da o golün er ya da geç geleceğinin bilincinde bir adam imajı çiziyor. nakaratının da çok "catchy" olduğunu belirtmek lazım. bu nakaratı ceza'nın "na-na-na-na" şeklinde söyleyerek kendine geri vokal yapması ve şarkının sonunda beat'e eşlik etmesi eğlenceli.

    hasat zamanı, öyle bir başlıyor ki sanki adım adım viyana'ya fethetmeye gideceğiz. görkemli diyebileceğimiz bu beat şarkı sonuna kadar devam ediyor. arada üstüne ufak tefek eklemeler olsa da biraz tekdüze hale de geliyor. halbuki bu şarkı da bir önceki gibi iki kişi tarafından düzenlenmiş: mehmet can erdoğan ve ronald mcdonald. tabii bu ikinci isim malum palyaço değil. ünlü alman/türk rapçi kool savas'ın kuzeninin takma adıymış. bir kez daha erdoğan'ın bas gitarının şarkıya hoş bir hava kattığını söylemeli. nakaratta, istanbul'un guzelliklerinin yok edilmesinden bahsediliyor gibi. bir üsküdar sevdalısı ceza'nın bu betonlaşmayı izlerken üzüldüğünü anlıyoruz. ama şarkının geri kalanında aynı tema devam etmiyor ve klasik bir rapçi gücü gösterme şovuna dönüşüyor. halbuki daha dişe dokunur bir eser olma fırsatı varmış. nakaratların fazla tekrarı ve sonunda uzun tutulan enstrümantal kesim de biraz baygınlık verince, her ne kadar bilinen bir ceza şarkısı olsa da, benim favorilerimden değil.

    ceza diskografisinin en ayrıksı şarkılarından biri bana dur dedi general. altyapıya en büyük katkıda bulunan isim nekropsi'den bildiğimiz cevdet erek. ona mustafa kemal öztürk ve anıl savaş kılıç yardım etmiş. bu iki isim tanıdık değil ama ikili bu albümden üç sene sonra beraber özcan deniz'in hediye albümüne katkıda bulunmuşlar. onun dışında da çok bir bilgi yok. ilginç. davul efektinin öne çıktığı, kesik kesik bir klavyenin de bu davula destek olduğu bir altyapı yapılmış. hatta şarkının ikinci kısmında ceza "düm tek a düm tek" derken şarkıya darbukaların dahil olması ile şarkı uçuşa geçiyor. daha önce "araturka faslı"nda da dedigim gibi türk müziği ile rap çok iyi yakisabiliyor. bu davulları bol uluslararası çalışmaya imza atmış erdem helvacıoğlu ve kurban'dan sevdiğimiz kerem tüzün kaydetmiş. bunlar yetmiyor gibi şarkının sonunda çello bile var ki şarkı sadece 2:30 dakika. inanılmaz bir şey bu. şarkının gençlerin hayalleri olan top ve pop ikilisini elestirmesi rapstar ile benzerlik taşıyor. ama sadece rap değil, "rap ve rock"ı alternatif olarak sunuyor. bu da türk rap'indeki genel havaya göre çok farklı. "sabah bastı geceyi"nde de rock'ı iyi anan ceza, zaten bu albüm öncesinde rockistanbul'a sonrasında da rock'n'coke'a çıkarak sahnede yuhalanmalara ve orta parmaklara maruz kalmasına rağmen, rock dinleyicisine de ulaşmaya çalıştı. tabii kıraç'ı bunların dışında tutmak lazım.

    albümü araba ile kapıyoruz diyebiliriz. mehmet can erdoğan'ın üstünde çalıştığı bir beat'e ceza ve ayben, doğaçlama rap kaydetmiş gibi gelir bana hep. sonuçta nakaratsiz, dümdüz, kısacık bir şarkı bu. ayben'in beat'inde "alaturka çeşmesi"nde olduğu gibi futbol teması kullanılmış. bir de ayben'in "catchphrase"i "benim adım ayben, korkun benden"i burada duyuyoruz. ceza da yine insanlık ve savaş konularına şöyle uzaktan bir dokunuyor. şarkı albümü kapatacak kadar güçlü değil ama en azından son mısrasını her zaman çok hoş bulmuşumdur: "vaftiz edilmemiş insanların hepsine lanet yağdıran insanların hepsine lanet yağdırmayan insanlara lanet".

    şarkılar bitti ama albüm bitmedi. türkiye'de bonus track ya da single/b-side kavramları olmadığı için ceza, bu bahsedeceğim çalışmaları da albüme eklemiş. bence gereksiz çünkü çok yeni bir şey bulmuyoruz bu şarkılarda. ilk remix, panaroma harem'in mehmet can erdoğan tarafından yorumlanması. japon müziğinden etkilenmiş minimal bir ana rifi olsa da şarkı boyunca beat'teki değişiklikler bakımından mic check'in orijinal versiyonundan daha komplike. ama şarkıyı daha ileri götürdüğünü sanmıyorum. aynı yemek, farklı baharat.

    bir başka remix olarak "ben ağlamazken"in alman dj, big bennay tarafından yapılan yorumunu dinliyoruz. aslında beat'in asıl melodisi güzel. hatta, saçma ama, bir radiohead havası var gibi geliyor. ama bu beat şarkının sözleri için çok yumuşak kaçıyor. e bir de zaten orijinal versiyona insan alışmış. o yüzden farklı bir tat verse de bu tadın şarkının orijinaline yavan kaldığını söylemek lazım. sözlerin bitmesine rağmen müziğin bir türlü bitmemesi de yavanlık hissiyatını arttırıyor.

    albümü "hasat zamanı"nın enstrümantal versiyonu ile bitiriyoruz. yukarıda da yazdığım gibi genel olarak çok hayran olduğum bir şarkı değil, beat'i de tek başına sunulacak kadar önemli değil. lakin orijinalinde olmayan bazı klavye numaralarını duymak az da olsa ilginç kılıyor şarkıyı. yine de koyacaktın "holocaust"un beat'ini oraya da bak gençler nasıl ceza gibi hızlı rap söylemeye çalışacak.

    ne albüm ama değil mi? dj mic check'in pesimist beatleri ve mehmet can erdoğan'ın elektronik altyapıları, berlinli dj'lerin verdiği destekler, sagopa kajmer'den fuat'a, fuchs'tan ayben'e bir rapçiler gösterisi, savaş karşıtı, popüler kültür karşıtı, rap'i öven sözler ve de en önemlisi ceza'nın enerjik, hızlı, diyafram yoran performansı. elbette bazı sözler bugün bakınca gülünç, bazı beatler sıkıcı, gereksiz şarkılar var. ama türkçe rock'ın yükselmekte olduğu bir dönemde sol kanattan atağa kalkan türkçe rap'in ikonik albümlerinden biri. elbette albümün ikonik hale gelmesinin bir nedeni de ceza ve sagopa'nın beraber çalıştığı son albüm olması. eksisozlük'te ceza ile sagopa'nın arasının açılması ile ilgili ilk entry'yi kasım 2004'te gördüm. yani rapstar yayınlandıktan sadece üç ay sonra, sagopa al 1de burdan yak'ı çıkardığı zamanlarda. zaten 2005 sonunda da disstortion ep ve mürekkep doldurdum ile iki taraf da birbirlerine ağır silahlarla ateş edecekler. benim açımdan bir taraf tutmanın manası yok. ikisinin de çok iyi oldukları şeyler var, doğru yerde durmadıkları şeyler var. ceza'nın destekçisi olmadığım tercihlerinden biri, bu albümde ara ara "popstar" yarışması mentalitesini eleştirirken, birkaç sene sonra bu albümle aynı isimde bir yarışmanın jürisi olmasıdır. koskoca fuat'ın da boys anılar meselesi üstüne bu programdaki tavırları yüzünden uzun bir süre karikatür bir karakter olarak akıllarda kalması da üzücüydü. neyse ki fuat, zaman içinde yeni nesil rapçiler tarafından old school'dan bir usta seviyesine getirildi, ki belki de bu özgüvenin etkisiyle ceza ve sago'ya iki pushta gibi bir şarkı yazma cesareti buldu. ceza'yı eleştirmek için eski bir dost olmaya gerek yoktu. bir çok müzik dinleyicisi taa rocco reklamlarından bugün ezhel ve ben fero gibi yeni nesil trapçilerle düet yapmasına kadar bir çok konuda ceza'yı eleştirdi. lakin her yaptığı şeyin bu kadar olumlu ya da olumsuz tepki toplaması ceza'nın bu rap dünyasında ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. bu rapstar statüsüne erişmesi de "rapstar" albümüyle oldu desek yalan olmaz.

    4/5 verdim gitti.
    albümü en iyi anlatan şarkılar: holocaust, neyim var ki, hasat zamanı