şükela:  tümü | bugün
77 entry daha
  • bu topraklarda yaşayan hemen hemen herkesin az buçuk aşina olduğu şeyleri farklı bir gözle önümüze seren fazlasıyla ilginç ve oldukça başarılı bir çalışma.

    mükemmel bir müzik ve birdenbire otobüs ekranında beliren seda sayan! "bu nasıl bir tezat yareppim!" derken, otogardaki o akrobatik ve çarpıcı ayrıntıyla daha da dumur oluyoruz. damadın yorgun ve düşünceli hali, kızı istemek üzere hazırlanmış olan aile bireylerinin yüzlerindeki gururlu ve mütebessim bakışlar; tüm bunlar insana standart ve tanıdık geliyor ama ve lakin damat, terliksiz ayaklarıyla fiskos masasının ayaklarına gergin gergin masaj yaparken ferah bir dayının ayaklarındaki o ayıcıklı postmodern terlikler, yönetmenin metafor sanatını nasıl da ustaca kullandığını kanıtlıyor. müzik ağır ağır akmaya devam ediyor, nihilizm rüzgarlarıyla tüten bir fabrika bacası ve peşi sıra gelen o sobalı sahneyi seyrediyor, metaforlar içinde bir o yana, bir bu yana savruluyoruz... daha ne olabilir diye düşünürken bu kez de karşımıza plastik tabaktaki kuru pastalar, pipetli meyve suları ve bir adet ipod(!) çıkıyor; şimdi fondaki müzik, filmle iyice bütünleşiyor; "after every party i die..." damat ağlıyor, ben ağlıyorum...

    edit:imla.
70 entry daha