şükela:  tümü | bugün sorunsallar (2)
1309 entry daha
  • orta üçte a0 seviyesinde bıraktım, 25 sene sonra yurtdışına yerleşmeye inat edince bıraktığım -a0'dan alıp (ich möchte ein köfte seviyesi) 3 ayda telc-b2 aldım, almanya'ya geldim, c1 bitirdim, sonra da üniversitede ders vermeye başladım. aşağıdaki yazıyı yurt dışında çalışan ve o ülkenin diliyle cebelleşen akademisyenler için yazmıştım, umarım içindeki bazı bölümler işinize yarar:

    **
    aşağıdaki deneyimlerin dayanağı son 6 aydaki almanca overdose'um, sürç-ü lisan edersem affola, "o öyle olmaz ama şöyle olur" önerilerine tüm kalbimle açığım. aha başlıyorum:

    1) öncelikle ihtiyacımız olan şey kendine güven. şöyle diyoruz, "teyzeler amcalar konuşuyor kaaarşim, doktora yapmış insanım, ben mi öğrenemeyeceğim?" akademisyenliğin getirdiği bir mükemmeliyetçilik var ya hani, hah onu bir kenara koyuyoruz, kendimize zaman tanıyoruz, yanlış yapmaktan korkmuyoruz.

    2) öğreneceğimiz lisanla ilgili korkunç tabuları hayatımızdan çıkarıyoruz. evet herkesin surprise dediğine alman überraschung diyor olabilir, ingilizcede 500.000 kelime olabilir. naapalım? "bu yaştan sonra lisan öğrenemezsin" lobisine teslim olmak yok, ayrıca sonunu düşünen kahraman olamaz.

    3) hedef dil ile ilgili araştırma yapmak bu sürecin önemli bir adımı. o dil hakkındaki gerçekleri araştırın, mesela kaç kelime var, kaçı kullanımda, sokaktaki insan ortalama kaçını kullanıyor? hangi dil ailesine ait, nasıl gelişmiş, içinde kaç diyalekt var? bu tip bilgiler hedef dille yakınlaşmayı, bir ilişki kurmayı, ondan korkmamayı sağlıyor. ayrıca bu inceleme esnasında o dilin doğasına ilişkin pek çok şey de öğreniyorsunuz ki, bu aslında süreci doğru kurgulamak açısından epey yararlı.

    4) farkındaysanız şu ana kadar bir makale yazar gibi ilerliyorum. fikri oluşturduk, motive olduk, temel bilgileri topladık. bundan sonra yavaş yavaş işin saha kısmına ineceğiz. eğer bir kursa gidebiliyorsanız muhakkak gidin. özellikle sıfırdan ya da sıfır-gibimsi düzeyden başlayanlar için çok faydalı olacaktır. kendi başınıza bir kitabı tamamlayabileceğinizden adım gibi eminim, kursun en önemli faydası "başkalarından öğrenmek". çünkü o sınıfta herkes farklı bir şeyler biliyor ve onlardan öğrenecek de çok şeyimiz olabiliyor.

    5) kurs mümkün değilse, elimizde bugün pek çok farklı alternatif var. ben 30 sene önce anadolu lisesinde iken tek kaynağım kitap, sözlük ve hocanın öğreteceği ile sınırlıydı. bugün ise kaynak inanılmaz boyutta. şöyle ki:

    5.a.) lisan app'ları: bunlardan pek çok var, hangisini kullanacağınıza hedef dilinize göre karar verebilirsiniz. ben ilk 1.5-2 ay busuu kullandım, epey küçük bir meblağ ödeyerek pro versiyona geçtim, başlarda gayet de faydasını gördüm. tabii bu sürenin sonunda kendisinden alabileceğim pek bir şey kalmadı ama oradan öğrendiğim kelimelerin bazılarını hala kullanıyorum. genelde tavsiye edilen bir de duolingo var, hiç denemedim, ama dediğim gibi seçenekler arasından en uygununu bulmak zaten madde 3'ün konusu.

    5.b.) sosyal medya: sosyal medyayı bir dil öğrenme aracı olarak kullanmak pekala mümkün. hedef dildeki hesapları takibe alarak dile ve günlük kullanıma sürekli bir maruziyet yaratmanızı tavsiye ederim. instagram, twitter ya da facebook bunun için nimet. #quora hesabı açıp ilgilendiğiniz konularla ilgili hedef dilinizdeki soru ve yanıtların sürekli olarak telefonunuza düşmesini sağlayabilirsiniz. ayrıca instagram'da dil öğretme hesapları da var ki, bunlar gece gündüz o dille ilgili bir şeyler gönderiyorlar. arkadaşınızın #tbt sine kalp atarken bir anda bir deyişle karşılaşıveriyorsunuz, onlar bir süre sonra yavaş yavaş yerleşiyor. ayrıca başka bir hesap açıp hedef dilde kendinizle, ilgilerinizle, hayatınızla ilgili düzenli paylaşımlar yapmak da iyi bir yöntem.

    5.c.) maruziyeti artırmak: cep telefonunuzun, bilgisayarınızın ve kullandığınız bütün programların dil ayarlarını hedef dile döndürün. böylece evinizden dışarı çıkmadığınızda bile yeni bir şeyler öğrenmiş olursunuz.

    5.d.) google translate: cep telefonunuzda app olarak bulunsun. yeni bir kelimeyle karşılaştığınızda ya da aklınıza takılan bir kelime olduğunda hemen bakın. hatırlayamayacağınızı düşünüyorsanız screenshot alın. sonra fotoğraf galerisinde dönüp dolaştıkça o kelimeler zihinde yerleşiyor.

    google translate'i ayrıca simultane bir feedback aracı olarak da kullanabilirsiniz, şöyle ki, öğrendiğiniz dilde google translate'in bir tarafında yazıp karşı taraftan doğru olup olmadığını sürekli kontrol edebilirsiniz. bu sayede "hop kızım şu an saçma bir cümle kurdun" bilgisini anında almak ve onu düzeltmek müthiş bir öğrenme aracı bence.

    5.e.) "en sık" listeleri: internette zibil gibi var. en sık kullanılan 5000 kelime, en çok kullanılan ilk 1000 fiil gibi. bunları indirip parçalara bölerek çalışabilirsiniz. sonuçta en çok ihtiyacımız olacak kelimelere hakim olmak mühim.

    5.f.) thesaurus: dilde ilerlemeye başladıkça thesaurus, yani o kelimenin eş ya da yakın anlamlarını veren sözlükler hayatımıza girecek. bu anlamda sadece thesaurus siteleri olduğu gibi, google translate de thesaurus gibi kullanılabilir, zira bir kelimeyi sorduğunuzda ona yakın kelimeleri de gösteriyor. bu noktada yavaş yavaş kelime kümeleri yapmakta yarar var, çünkü akıcı konuşurken ihtiyacımız olan şeylerden biri farklı kelimelerle cümleyi zenginleştirmek. (almanca için open thesaurus iyi).

    5.g) kollokasyon sözlükleri: en sevdiğim! kollokasyon (collocations) bir sözcüğün hedef dilde sıklıkla hangi fiil, zamir ya da sıfatlarla birlikte kullanıldığını gösteriyor. yani mesela biz çorbayı içeriz, ama almancada çorba yenir, bizde sert bir rekabetten bahsedilirken iken ingilizcede bu fierce competitiondur. kollokasyonlar bir dili doğru ve anadil gibi konuşmanın en önemli parçası bence, ama maalesef dil eğitimimizde hiç üzerinde durulmamış olduğunu düşünüyorum. sadece yeni bir dil öğrenirken değil, bildiğimizi düşündüğümüz bir dili bile kullanırken kollokasyon sözlüklerinin çok büyük faydası var. ingilizce için online collocation dictionaryler mevcut (örn. http://www.freecollocation.com/), diğer yaygın dillerin de kitap halde olanları var.

    5.e.) bağlam sözlükleri: bir sözcüğü birebir çevirdiğimizde onun bağlam içinde nasıl durduğunu ya da durması gerektiğini bilemeyebiliyoruz. şimdi bunun da makinesi ayağımıza geldi. https://www.linguee.com/ (bir tane daha vardı unuttum), diller arasında paragraf çevirilerini veriyor. bir başka deyişle siz bir kelime yazdığınızda o kelimenin geçtiği metinlerden çeviri karşılaştırmaları yapıyor ki, benim acayip işime yaradı. (unuttuğum reverso, evet, danke an ganbatte)

    5.f.) youtube hesapları: ben neredeyse hiç kullanmadım ama seveni çok. yine dizi, film vb. seyretmekten çok sıkıldığım için bunları da yapmıyorum ama çok faydalı olduğunu biliyorum.

    6) geldik konuşma kısmına. öncelikle burada kendi perspektifimden bir önerme yapmak istiyorum: ben ders anlatımı için akıcı bir b2'nin yeterli olduğunu düşünüyorum. özellikle benim de içinde bulunduğum sosyal bilimlerde 16 senelik hocalık tecrübeme baktığımda asıl önemli olanın öğrencinin ilgisini çekmek, hikayeler, örneklerle zenginleştirilmiş bir ders olduğuna yönelik derin bir inancım var. böyle bir performans, aslında üst düzey c1-c2 kelimelerden çok akıcı bir günlük konuşmayı gerektiriyor. yani ben bunca senedir herhalde derste hiç contemplate ya da ponder demedim, ama consider, hatta en basitinden think deyip hikayenizi rahat bir şekilde anlatabildiğiniz sürece sorun olduğunu düşünmüyorum. ağdalı kelimeler makalelerde güzel durabilir ama derste o kadar da ihtiyaç yok, bununla ilgili panik yapmaya da gerek yok. ayrıca tuhaf terminolojileri de her zaman slaytlara ekleyebilirsiniz, zaten amacımız bunları lisans öğrencisinin anlayabileceği şekilde anlatmak.

    7) günlük konuşma rahatlığı denilince, bu konuşmayı hızlandırmayı sağlayan bağlayıcı kalıplar var. bunlara odaklanmayı öneririm. yani "in this context", "to this purpose", "this being said" gibi yapılar hem cümlelerin arasını rahatlatıcı hem de size bir sonraki cümlenizi kurgulamak için zaman kazandırıcı kalıplar. örnekleri ingilizceden verdim ama her dil için geçerli, işte almanca'da nedir, "in diesem zusammenhang", "zu diesem zweck", "ich würde sagen", "ich kann mir gut vorstellen" gibi... bunların da listeleri var internette, indirip pratik yapmak konuşmayı gerçekten hızlandırıyor.

    *******

    edit büdüt: acayip mesaj alıyorum, hem onları hem de aklıma gelen başka konuları ekleyeyim:

    8) yukarıda bahsetmediğim bir dinleme konusu var: bunun için podcastları kullanabilirsiniz işe gelip giderken, ya da online alman radyolarını dinleyebilirsiniz. benim en sevdiğim radyo swr idi türkiye'deyken, çok fazla konu oluyor, çok kelime kapabiliyor insan.

    9) gazete dergi okumak istiyorsanız gaza gelip der spiegel ya da die süddeutsche zeitung falan okumayın. onları native almanlar bile okuyamıyor, hayattan nefret edersiniz, bakın şuraya yazıyorum. b2'ye kadar maalesef tabloid öneririm. b2 ve üstünde die welt seviyorum. şu halimle hala spiegel okurken kusuyorum, kendinize işkence etmeyin.

    10) almanca yazı dili ve konuşma dili tamamen birbirinden farklı. medya kültürü çok gelişmiş olduğu için yazılı metinlerin hepsi edebi sanat gibi, ama konuşulan almanca öyle değil. ayrıca kişiye göre farklı almancalar var (diyalektten bahsetmiyorum). bir insanın çok net anlattığı bir şeyi başkası deyimlerle anlatabiliyor, ikincisini anlamak tabii ki imkansız oluyor. bu yezden almancanın içinde küçük küçük farklı almancalar olduğuna inanıyorum mesela.

    11) bu öneri hedef dilinizdeki ülkeye yerleştiyseniz geçerli: a) çocuklarla konuşun, çocuklarla konuşabileceğiniz bir şey yapın b) gönüllü gruplara katılın, interaksiyon sağlar. almanya için vostel.de var, orada etrafınızdaki gönüllü projelere yazılabiliyorsunuz.

    12) en baştaki önerimi yineliyorum, yılmayın. bir dile hakim olmak cidden kolay değil, ama herkes bir şekilde yapıyor, yapamamanız için süzme gerizekalı olmanız lazım. evet, kolay gelsin.
16 entry daha