aynı isimdeki diğer başlıklar:
şükela:  tümü | bugün sorunsallar (2)
860 entry daha
  • bir drama yazmanın temel noktası karakter gelişimidir. yazarlığa yeni başlamış olabilirsiniz, belki çok canlı tasvirler, herkesi şaşırtacak olay örgüleri ya da derinlemesine karakter çözümlemeleri yapamazsınız ancak finali yaptığınızda en azından hikayenizin temelindeki karakterleri başladıkları noktadan farklı bir noktaya taşımanız beklenir.

    binlerce insanın üretim yaptığı bir alanda böyle bir beklenti olmasının da pratik bir sebebi vardır. çünkü anlattığınız hikayede karakterleriniz başına gelen olaylar ile birlikte iyi ya da kötü anlamda değişmezse anlattığınız şeylerin de bir önemi yokmuş gibi görünür. örneğin bir karakteriniz var ve bu kişi eşiyle boşanıyor olsun. eğer hikayenizin finalinde ana karakterinizi değiştirmezseniz eşiyle yaşadığı boşanma sürecinin bir anlamı yok demektir. bu noktada da okuyucu ya da izleyici size "madem bir önemi yoktu. neden bize bunları anlattın?" diye sorar haliyle.

    bu gibi temel şeyleri anlayabilmek için de türün klasiklerine dönmek gerekir. yüzüklerin efendisi de hem roman hem de film olarak mükemmele en yakın örneklerden biridir. ayrıca seri yıllardır, "iyiler hep iyi kötüler hep kötü.", "iyiler kazanıyor işte."," çok klasik bir hikaye akışı var." diye eleştiriliyor ancak hiçbir kahraman olduğu yere birden bire gelmiyor. bütün karakterler sanki masal kahramanı gibi düşünülse de aslında herkes en insani mücadelelere girip buradan zaferle ayrıldığı için sonunda iyiler kazanıyor.

    bu yüzden ben de serideki karakter gelişimi nedir ne değildir, kahramanlarımız hangi yollardan geçerek nerelere gelmiştir incelemeye karar verdim. şimdi hazırsanız başlayalım.

    --- spoiler ---

    incelemeye değişimini en erken yaşayan boromir ile başlayalım. boromir ayrık vadi'ye geldiğinde aslında planlara muhalefet edecek sonra da yüzüğü ele geçirmeye çalışacak sıradan bir insan gibi gösteriliyor bize. izleyiciler olarak henüz gondor'un durumunu görmediğimiz için boromir'i gücün ve ihtişamın peşinde, tekinsiz bir karakter gibi algılıyoruz.

    ancak durum böyle değil aslında. çünkü ikinci filmden itibaren görmeye başladığımız üzere orta dünyanın güneyi kan ağlıyor. özellikle minas tirith'in doğusunda yer alan osgiliath sürekli orc akınlarına maruz kalıyor. boromir de gondor vekilharcının oğlu olduğu için bu savunmalara komuta ediyor çoğu zaman ve arkadaşlarının, yetiştirdiği askerlerin ölümüne şahit oluyor uzun süre boyunca. bu yüzden biraz öfkeli, biraz da sabırsız olması normal.

    boromir'in değişimi de "kötü bir şey yaptım. hemen kefaretini ödemek için çok iyi bir şey yapayım." şeklinde düzenlenmemiş. değişimi daha öncesinde başlıyor. dediğim gibi boromir hayatı boyunca savunması gereken halkı ölürken, çok sevdiği şehri de düşerken izledi. bu yüzden pek mutlu bir insan olduğunu sanmıyorum öncesinde. ancak hobbit'lerle tanıştıktan sonra daha güzel ve keyifli bir hayatın varlığını fark etti. mesela saruman'ın kargalarının kardeşliği aradığı sahnede, boromir'i merry ve pippin'i eğitirken görüyoruz ve burada gayet eğleniyor kendisi. belki de hayatında ilk defa bu şekilde bir eğitim yapıyor. bu andan sonra da merry ve pippin'e karşı özellikle korumacı olduğunu görebilirsiniz. mesela moria'da yıkılan merdivenden atlarken hem merry'i hem de pippin'i koltuğunun altına alıp öyle atlıyor. bu da bize aslında ilk başta göründüğü kadar bencil biri olmadığını anlatıyor.

    boromir'in finali ise tarihin en üzücü sahnelerinden biri. çünkü başından beri boromir'in bu görev için umudu yoktu. plan çok riskli olduğu için ona göre yüzüğü kendi elleriyle sauron'a teslim etmeye götürüyorlardı. ancak boromir yolculuğun son anlarında her ne kadar ön yargıyla baksa da aragorn'un, aradıkları lider olabileceğini fark etti. bu yüzden onu kralı olarak kabul etti, çok sevdiği halkını ona emanet etti ve dünyadan bu şekilde göçtü.

    peki boromir, neden elessar, aragorn son of arathorn'u ilk anda bir lider olarak kabul etmedi? çünkü aragon yolculuk başlamadan önce lider olacak bir yapıya sahip değildi. aragorn, bildiğiniz üzere isildur'un soyundan geliyor. yani kendisi bir kral ancak ülkesi çok uzun zaman önce işgal edildiği için çocukluğunu ve gençliğini ayrık vadi'de geçirmiş. krallıkla pek alakası olmadığı için dağ bayır gezerek kolculuk yapıyor. merry ve pippin'i kaçıran uruk-hai'leri takip ederken yeri dinlemesi, frodo fırtınabaşı'nda bıçaklanınca zehri yavaşlatmak için bitki bulması falan hep bu yüzden.

    aragorn her ne kadar başarılı bir kolcu olsa da boş kırlarda çok uzun zaman geçirdiği için insanlarla iletişim konusunda çok iyi değil. mesela hobbit'leri bree'den, ayrık vadi'ye götürürken o kadar az şey söylüyor ki ekipteki hiç kimse kendisine güvenmiyor.

    aragorn'un değişimi ise gandalf, khazad-dum köprüsünden düştüğünde başlıyor. çünkü gandalf liderlik görevini ayrık vadi'deyken kral olmak istemediğini defalarca söyleyen aragorn'a bırakıyor. aragorn yeni edindiği bu konumda başlarda bocalıyor. mesela moria'dan çıktıklarında gandalf'ı kaybettikleri için mahvolan hobbit'leri yola devam etmeleri için zorluyor. çünkü başka insanların duygu değişimlerini anlayamıyor pek. burada da boromir'den azar yiyor zaten.

    aragorn, bir süre boyunca ekibin güvenli bir şekilde yolculuk etmesini sağlıyor ancak yine de aklında gondor'a gitmek yok. bu fikri de kendisine boromir veriyor. çünkü bir kahraman gibi savaşan boromir yukarıda da bahsettiğim üzere ölmeden önce aragorn'u kralı olarak kabul ediyor. gondor'un bir lidere ihtiyacı olduğunu fark eden aragorn da frodo'ya daha fazla yardım edemeyeceğini anlıyor. daha sonra gimli ve legolas ile birlikte uruk-hai'lerin peşine düşüyorlar.

    burada aragorn'un gerçekten birilerine liderlik etmeye başladığını görüyorsunuz. çünkü gimli ve legolas kendi aralarında anlaşamasalar da aragorn'u kaptanları olarak kabul ediyorlar. bu sayede aragorn güvenli bir alanda kendisini lider olarak test etme şansı buluyor.

    aragorn'un tam bir lider olarak kabul edilmesi ise miğfer dibi savaşıyla başlıyor. çünkü burada aragorn, theoden ile eşitiymiş gibi iletişim kuruyor. ayrıca bu savaşta haldir ile birlikte gelen elflerin komutanlığını da aragorn yapıyor. ancak bu savunma başarılı olamıyor ve miğfer dibi, gandalf gelene kadar düşmüş gibi görünüyor. kalanlar iç kaleye çekildiklerinde aragorn, theoden'e "benimle birlikte at sür." diye bir teklifte bulunuyor. ki bu bir komutan tarafından krala verilen bir tavsiye değil, iki kralın ittifakına dönüşüyor artık.

    aragorn'un liderliği ise narsil'in tekrar dövülmesiyle tescilleniyor. bu noktadan sonra halkı için elinden gelen her şeyi yapmaya hazır olan aragorn da, elrond'un kendisine getirdiği anduril'i kabul ediyor ve gondor'un gerçek kralı oluyor. ancak bu kadar olaydan sonra fark edeceğiniz üzere bu artık "ben isildur'un soyunda geliyorum o zaman gideyim de gondor tahtına oturayım." gibi bir durum değil. aragorn tarafından atılan her bir adım nedeniyle sonuna kadar hak edilmiş bir unvan.

    seride yaptıkları nedeniyle unvan kazanan tek insan aragorn değil. çünkü olayların çapı o kadar büyük ki evrenin yaratılışından beri var olan bir maia bile değişim geçiriyor bu hikayede. gandalf'ın batıdaki ismi olorin'dir ve kendisi ilahi bir varlıktır. saruman'ın da içinde bulunduğu beş istari ile birlikte sauron'u durdurmak amacıyla orta dünya'ya gönderilir. istari'nin amacı sauron'u bire birde yenmek değil, orta dünya halkına bu konuda yol göstermektir. saruman orta dünya'ya gitmeye en hevesli olan maia'dır, olorin ise en az. çünkü olorin, sauron'dan gerçekten korkmuştur. bunun birinci nedeni olorin'in mütevazı kişiliği ikinci nedeni de sauron'un aşağı yukarı en güçlü maia oluşudur.

    bir de olorin diğer maiar'ların aksine güç peşinde değildir. zamanını "yüzük yapayım da dünyaya hükmedeyim." diyerek değil; dinleyerek, anlayarak ve empati kurarak geçirmeyi tercih eder. bu yüzden neredeyse hiçbir maiar'da olmayan özelliklere sahiptir. belki de görevinde başarılı olan tek istari olmasının nedeni de budur.

    peki gandalf nasıl değişim geçirdi? üçüncü filmde witch king'in gelip gandalf'ın asasını kırdığı kısmı saymazsanız, gandalf'ın ak gandalf olduktan sonra ne kadar güçlü olduğunu fark edersiniz. her ne kadar orta dünya'dayken gücü kısıtlanmış olsa da osgiliath'tan kaçan askerlerin peşine düşen nazgul'ları tek başına püskürtebiliyor. ancak durum hep böyle değildi. ilk filmde gandalf'ı hep kaçarken ya da düşerken görüyoruz. saruman o zaman kendisinden çok daha güçlü tabi ama burada mesele güç değil, gandalf'ın aşağı yukarı orta dünya'daki her şeyden çekinmesi.

    tabi bu durum da bir yere kadar geliyor. gandalf, moria'da durin'in felaketiyle karşılaşınca mecburen onunla savaşmak zorunda kalıyor. ancak balrog ile birlikte khazad-dum köprüsünden düşüyor. ikinci filmin başında gördüğümüz üzere gandalf "eeh başlarım böyle işten." diyerek balrog'a saldırıyor ve 10 günlük bir mücadeleden sonra durin'in felaketini öldürmeyi başarıyor. ancak kendisi de ölüyor. bu süreçten sonra ak gandalf olarak geri geliyor ve kendi yapabildiklerini gördüğü için saruman'ın asasını kırmaktan gondor'un savunmasına kadar pek çok aktif şey yapıyor. mesela gondor surlarında kılıç ve asasıyla dövüştüğünü görüyoruz ve bu yaptığı şeyler ilk filmde gördüğümüz at arabasıyla gezip çocukları eğlendiren gri gandalf'tan beklediğimiz şeyler değil normalde.

    yine de gandalf'ın değişen unvanı aslında çok beklenmedik sayılmaz. sonuçta istari'ler kendi aralarında renklerine göre rütbe belirlemişler ve içlerinden birinin white unvanını alması çok şaşırtıcı değil. şaşırtıcı olan ise merry ve pippin'in aldığı unvanlar. çünkü serinin başında eğlence olsun diye havai fişek çalan bu iki arkadaş seri bittiğinde rohan ve gondor şövalyesi ilan ediliyor.

    bunu da biraz cesaretleri, biraz girişkenlikleri biraz da şanslarıyla yapıyorlar. çünkü hobbit'ler normalde "aman ağzımızın tadı kaçmasın." şeklinde yaşayan bir halk. bilbo hariç, dışarı çıkalım maceraya atılalım gibi istekleri yok. zaten bilbo'yu da biraz eksantrik biraz da tehlikeli buluyorlar. merry ve pippin ise hobbit'lere göre biraz haşarılar. bilbo kadar büyük maceralara atılmıyorlar tabi ama ufacık shire'da bile başlarını belaya sokmayı başarıyorlar. hikayelerini bir çizgi haline getirirseniz de havuç ve lahana çalmak ile başlayan maceralarının sonunda isengard'ı işgal etmeye geldiğini görürsünüz. ki bu da muazzam bir değişim.

    burada tabi ellerine kılıç almıyor değiller ancak savaşa gitmelerinin pratikte bir faydası yok gibi görünüyor. çünkü girdikleri her mücadelede özellikle pippin'in bir yerden sonra birileri tarafından kurtarılması gerekiyor. merry ve pippin'in seri boyunca asıl yaptığı şey ise insanlara ilham vermek. siz uzun yıllar boyunca savaşan bir rohan süvarisi olsanız da düşmanın şimdiki büyüklüğü daha önce gördüğünüz bir şey değil. bu nedenle kamptaki diğer süvariler gibi siz de korku içindesiniz. ancak etrafınıza baktığınızda daha öncesinde varlığını bile bilmediğiniz bir halkın savaşa hiç uygun olmayan üyesini kılıç kuşanırken görüyorsunuz. ya da gandalf'a bile "genç" diyecek kadar uzun süredir var olan bir ent olabilirsiniz ancak saruman'ın yaptıklarını görmek için pippin'in yönlendirmesine ihtiyaç duyuyorsunuz. son olarak da artık ölmeye gittiğiniz kara kapılarda etrafınız sarılmışken ve korkudan yerinize çivilenmişken iki tane hobbit'in kralın peşinden savaşa girdiğini görüyorsunuz. bu saatten sonra merry ve pippin isterlerse bir tane bile orc öldüremesin. yine de bütün gondor halkının önünde saygıyla eğileceği kişiler oluyorlar artık.

    başlarda pek fark ettirmiyorlar ama bu cesaret olayı hobbit'lerde genetik sanırım. çünkü en korkak ve çekingen görünen hobbit bile iş dostluğa, birbirine destek olmaya ve görev bilincine geldiğinde aslan kesiliyor. bunun en güzel örneği de tabi ki samwise gamgee. sam, shire'da yaşayan bir bahçıvan aslında. karakter olarak da merry veya pippin gibi değil, hobbitler arasındayken bile çok çekingen. ancak dış dünyaya en az frodo kadar meraklı çünkü o da bilbo'nun hikayelerini dinleyerek büyümüş. bu yüzden gandalf kendisini yakalayıp frodo'nun yanına verdiğinde çok da itiraz etmiyor.

    sam dediğim gibi biraz çekingen bir karakter ancak iş frodo'yu korumaya geldiğinde bütün korkusunu bir kenara bırakabiliyor. mesela frodo, amon hen'de nehri tek başına geçmeye başladığında sam, yüzme bilmemesine rağmen boğulma riski alıp frodo'nun peşinden gidiyor. bu aslında orta dünya'nın büyüklüğüne baktığınızda çok önemsiz bir detay gibi görünüyor ancak sam'in varlığı frodo'nun yüzüğe daha uzun süre dayanmasını sağlıyor. ayrıca sam yüzüğü değil frodo'yu taşıyarak bir nevi sauron'u da alt ediyor.

    ancak sam mütevazılığından hiçbir şey kaybetmiyor. görevleri bittiğinde bile "yapmamız gerekiyordu. yaptık." tavrından asla vazgeçmiyor. ancak mordor'a girebilen sayılı kişilerden biri olduğu için cesareti de artıyor ve sonunda uzaktan uzağa beğendiği rosie cotton ile evleniyor.

    sam'in verdiği destek muazzam tabi ama bu demek değil ki frodo hiçbir şey yapmadı. ki genelde yabancı forumlarda falan sam övülürken frodo sanki hiçbir şey başaramamış ve sonunda yüzüğün iradesine yenilmiş gibi gösterilir. ancak durum tabi ki böyle değil.

    öncelikle frodo'nun başlangıcına bir bakalım. frodo küçük yaşlarda ailesini kaybetmiş ve baya farklı bir hobbit olan bilbo tarafından yetiştirilmiş. bilbo da macera ve dünyaya olan merakını bir şekilde frodo'ya aktarmış. bu nedenle gandalf çıkıp kendisine bree'ye gitmesini söylediğinde frodo yola koyulmak konusuna pek de bir tereddüt yaşamıyor. ancak frodo'nun yola çıkışı bilbo'dan farklı. çünkü bilbo sonu pek belli olmayan bir maceraya atılıyordu. frodo ise neyi taşıdığını, peşinde kimlerin olduğunu ve eğer yakalanırsa dünyanın başına ne geleceğini gayet iyi biliyor.

    ayrıca frodo dünyada yüzüğü taşıyabilecek tek kişi. çünkü yüzük tehlikeli ve shire dışında yaşayan herkesin bir tutkusu ve isteği var. orta dünya'da sauron'a karşı durabilecek ne kadar kişi varsa hepsi bir şekilde güç kullanmış ve daha fazlası teklif edildiğinde iradeleri kırılıyor. gandalf'ın, galadriel'in ve aragorn'un yüzüğü reddetme sebepleri bu. çünkü yüzük onların eline geçerse arzuları nedeniyle yüzüğün iradesine boyun eğeceklerini ve sauron'a köle olacaklarını biliyorlar. frodo'nun ise güç tutkusu bulunmadığı için yüzük taşıyıcısı olarak seçilmesi gayet normal.

    ancak tabi yüzüğe çok uzun süre maruz kalmak frodo gibi temiz kalpli bir karakteri bile sarsıyor. bir de frodo burada üç taraftan saldırıya uğruyor. bunların ilki zaten yüzük. ikincisi de çevre koşulları. shire gibi bir yerden çıkıp cirith ungol gibi yerlerde dolaşmaya başlayan bir insanın psikolojisinin bozulmama ihtimali yok. üçüncü etken de gollum. çünkü gollum yüzükle beraber yaklaşık 500 sene geçirmiş ve tıpkı yüzük gibi insanların iradesini etkileyebiliyor. filmde de sürekli frodo'yu maniple ederek zaten zayıflamış olan karar verme mekanizmasının iyice çökmesine neden oluyor ve bir yere kadar sam'in geri dönmesini sağlıyor.

    peki frodo neden gollum'a bu kadar merhamet besliyor, hatta onu kazanmaya çalışıyor? çünkü frodo, yüzükten kısa sürede kurtulmazsa sonunun smeagol gibi olacağını biliyor. uyuyamadığının, bir şey yiyemediğinin, yüzüğün iradesinin kendisini ezdiğinin farkında ve yüzükten kurtulsa bile smeagol gibi bir hale gelmekten korkuyor. bu yüzden eğer smeagol tekrar kendisi olabilirse frodo da olabilir gibi düşünüyor. ancak frodo'nun atladığı bir nokta var. smeagol yüzükle tek başına mücadele etti ve kaybetti. frodo için ise önce sam daha sonra kardeşlik daha sonra da bütün orta dünya var. bu yüzden zaten macera bittiğinde yaraları hariç çok kötü durumda değil frodo.

    son olarak da kardeşliğin iki zıt karakteri olan legolas ve gimli'ye bakalım. legolas ve gimli orta dünya'daki çok uzun süren bir husumetin güncel temsilcileri. çünkü elfler ve cüceler dünyadaki güzelliği arıyor ve iki halk da bu konuda fazlasıyla hırslı. bu hırs birinci çağda elf kralı thingol'ün öldürülmesine kadar geliyor. ondan sonra iki halk asla birbirine güvenmiyor.

    legolas ve gimli'nin ilişkisi de pek iyi başlamıyor. çünkü legolas standart bir elf olarak karşısındaki dwarf'la sürekli dalga geçiyor. gimli de legolas'ı sürekli küçümsüyor. ancak işler zamanla değişiyor. çünkü legolas, gimli'nin inatçı olmasına rağmen gözünü budaktan sakınmayan ayrıca komplekssiz biri olduğunu fark ediyor. gimli de legolas'ın gereksiz zarif olduğunu düşünse de savaş alanındaki yetenekleri ve legolas'ın beklediği gibi bir elf olmaması zamanla aralarının ısınmasına yol açıyor.

    bu iki karakter de üçüncü çağın sonunda yaşanan bütün büyük savaşlara birlikte katılıyorlar. burada kazanma şansları çok düşük, ölüm ihtimalleri ise hayli yüksek. böyle zor durumlarda da insanlar en yakınlarından destek ararlar. gimli ve legolas ilişkisinde ise birbirlerinden destek oluyorlar. mesela cüceler savaştan çekinmeyen bir yapıdalar. hatta biraz kavgacı oldukları da söylenebilir. bu yüzden miğfer dibi gibi bir ülkenin kaderini belirleyecek bir savaşta gimli'nin "skor" tutması çok garip değil. ancak ağır başlı olması beklenen bir elfin bir cüceyle kaç orc öldürdüm diye yarışması garip sayılabilir. yine de bu dostluğun geldiği noktada çok şaşırılacak bir durum diyemeyiz. zaten kara kapıların önündeyken de gimli ve legolas artık ayrılmaz dostlar olduklarını kabul ediyorlar. ki bu da üçüncü çağ boyunca görülmüş bir durum değil aslında.

    --- spoiler ---

    sonuç olarak evet yüzüklerin efendisi serisinde iyiler kazanıyor, kötüler kaybediyor ancak iyiler, sadece iyi oldukları için kazanmıyorlar. sürekli mücadele ettikleri, değiştikleri, üzerilerine gelen zorluklara boyun eğmedikleri için kazanıyorlar. bu nedenle ben yüzüklerin efendisi serisine bir masalmış ya da uçuk fantastik bir esermiş gibi bakamıyorum. evet etrafta dev kartallar, üzerine tahtadan kale inşa edilebilecek kadar büyük filler var. ancak işin temeline inerseniz, sam'in bir arkadaş için yapabileceklerini, frodo'nun görevine bağlılığını, aragorn'un bir lidere dönüşmesini, gandalf'ın çekindiği düşmanlara karşı gelişini, merry ve pippin'in insanlara ilham oluşunu, boromir'in düştüğünde bile umudunu kaybetmemesini, legolas ve gimli'nin ise ön yargılarını nasıl aştığını görürsünüz. ki bu normalde bir drama için bile fazlasıyla dolu bir değişimdir. bunu bir de gondor savunması, ak divan, sauron gibi konuların arasında işlemek çok zor bir iştir.
171 entry daha