159699 entry daha
  • yılın en uzun gecesi 21 aralık zannediyorsunuz di mi? bunu ispatlayamasam da yemin edebilirim ki: hayır değil. terk edildiğim gecedir. insan bedeninin ve zihninin sonsuz hiçliği içinde varlık evrenini sorguladığım o uzun gecedir.
    biliyorum epey uzun bir entri olacak. kısacık 5 günde yaşanılanlar 1 yılın konusu olabilirdi. türk siyasi atmosferi gibi 5 gün geçti.
    *yıllar süren ilişkinin ardından aldatılmak(yakın arkadaşın ile): yaşandı
    *uzunsüre karşılıksız sevmek, başkasını sevdiğini bile bile vazgeçememek: yaşandı bu ikisini yaşadım yaşamasına ama 'sana deli gibi âşığım' diyenin yabancıya dönüşmesini izledin mi hiç? bu çok daha öğretici bir filmdir doğrusu. hazır mısın izlemeye? başlıyoruz:
    o'nu anlattığım bazı arkadaşlarım uzak mesafe ilişkisi olmaz diyorlardı. yaratıcısını görmeden seven arkadaşlarım 'uzaktan ilişki olmaz, yürümez' diyorlardı. onları kendi paradoksu ile baş başa bırakmıştım.
    8 sene önce mountaigne'in denemeler kitabını bitirdiğimde o kitaptan geriye unutmadığım bir diyalog kalmıştı; "çocuklarımızı neden severiz/sahip çıkarız? çünkü onlar etiyle kemiğiyle bizdendir. bizim içimizden çıkmıştır. bizi temsil eder. peki düşündüklerimize, hissettiklerimize, ağzımızdan çıkan cümlelere neden sahip çıkmıyoruz? onlar da hecesinden kelimesine, harfinden cümlesine kadar bize ait" biz insanlar bu gerçekliği bir türlü kabul edemedik.
    .
    .
    31 ocak:
    onun benden zaten ayrıldığını fark edip bunu cümlelere döken taraf ben oluyordum. ayrıca beni engellediği için hissettiğim öfke yıllar geçse de dinmeyecek gibi duruyordu. içimdeki susturamadığım 2 ses birbiriyle kavga ediyordu.
    - ayrılmak istemediğini söyle, itiraz et bana. hadi tam zamanı. bak cümlelerimin arasına virgül koyuyorum. susma işte beni sevdiğini söyle
    - sus artık sus! sevmiyor beni. bırak da bâri ayrılık güzel olsun. derdin ne senin geri zekalı. sana teslim olmayacağım.
    artık kelimelerimin sıklığı azalmış ve ses tonum incelmişti. boğazımda düğümlenen kelimeler zar zor dışarı çıktığı için beni duymakta da zorlanıyor, anlamıyordu. uçurumun eşiğinde az sonra intihar edecek kişi misâli finalini bildiğim bir filmi izler gibiydim. saat 00.00 oldu. küçük bir sessizliğin ardından içinde bulunduğumuz yeni günün adını mâsumca söyledi 'cumartesi'. bu cumartesi telaffuzu dayanma eşiğimdeki son direnci kırmaya yetmişti. içimdeki ses tekrar harekete geçti.
    -sen onun zaaflarını, korkularını biliyorsun ve kullanmayacağına dair kendine yemin ettin. peki şu an senin nasıl bir halde olduğunu öğrense onun tavrı ne olur, hiç düşündün mü?
    aklımdaki ve içimdeki bu düşüncelere olan kızgınlığım onların aslında haklı olmasından kaynaklanıyordu. yine de doğru olduğunu düşündüğüm yoldan taviz vermemekte kararlıydım. seni dinlemeyeceğim iç sesim. bugün ne olacaksa olsun.
    tüm bu düşünceler içimi kemirirken reel hayatta geçen süre toplam 3 saniye idi. ancak bu 3 saniye anormal suskunluğu fark etmek için fazlasıyla yeterliydi. teoman'ın kupa kızı sinek valesi şarkısının son kısmında söylediği gibi ağzımdan ona karşı çıkan son sözcük 'hoşça kal' oldu. ve telefon kapandı. cehennemine ulaşmış bir günah kadar suçsuzdu artık. kar yağıyordu umutlarıma. o lanet olası gece ile birlikte kötü gidişat başlamıştı. ve emin olduğum bir şey vardı ki: bu bir veda değil elveda idi.
    .
    .
    1 şubat:
    iyi-kötü tüm hislerimi kanal tedavisi ile aldırmış, sersemlemiş bir halde uyandım. telefonuma birkaç mesaj gelmişti. onlara cevap verip ben de başka birine mesaj attım. yaklaşık yarım saat sonra 3 kişiden gelen 3 farklı mesajı sırasıyla yazıyorum:
    - hiç iyi değilim. babaannem vefat etti.
    - dedem vefat etti bugün. bizimkiler malatya'ya gidecekler :(
    - dün gece kan kustum. şuan bakırköy acıbadem'deyim. h1n1(domuz gribi) olmuşum.
    .
    acaba ben hâlâ rüyada mıyım? henüz uyanmamış olma ihtimalim var mı? üçü de birbirini tanımadığı için şaka olma ihtimali de yoktur. şok etkisini üzerimden attıktan sonra sağlıklı düşünebilmeye başladım. ilk 2 kişiye baş sağlığı dileklerimi iletip üzgün olduğumu söyledim (gerçekten de son derece üzülmüştüm). üçüncü kişiye diğerlerinden daha yakın olduğum için hiç düşünmeden 'bekle yanına geliyorum' dedim. ve bir hışımla evden çıktım. 3 gün sonra önemli bir sınavım vardı. ancak sınavı ya da önceki geceyi düşünemiyordum o an. arkadaşım 7 ilaç yazılı olan reçeteyi alıp taksiyle evine gidebildi. ben de güzergahımı değiştirip tarif ettiği eve geldim. hiç hâli yoktu. o neşeli insan gitmiş , somurtkan biri gelmişti. zaten istanbul'da kimsesi olmadan yaşıyordu. ama o hâliyle bile şaka yapmaya çalışıyordu:
    - tak şu maskeyi. yoksa sen de domuz olursun.
    - saçmalama büşra. hem hastalığı başkasına geçirirsen kurtulurmuşsun. hadi yüzüme doğru öksür.
    sonrasında bursa'dan annesi yanına geldiği için biraz rahatladım. ve akşam olunca eve dönmek üzere kapıya yeltendim. gözleriyle teşekkür edercesine baktı. geldiğin için sağ ol dedi. ve ekledi: sen nasılsın? yahu ben şimdi sana nasıl açıklayayım. kendi derdin sana yeter de artar ayrıca gitmek üzereyim. tüm bu düşünceler aklımdan geçerken ağzımdan tek bir cümle çıktı: 'sonra konuşuruz'.
    .
    insan neyi anlatabilir? insan, insanlara hangi derdini anlatabilir? yıldızlar birbiriyle konuşabilir, insan insanla konuşamaz. saatleri ayarlama enstitüsü- ahmet hamdi tanpınar
    .
    .
    2 şubat:
    önceki gece sabaha kadar uyuyamamıştım(45 dakika hariç). içimdeki duygular sırasıyla: sevgi, kızgınlık, özlem, belirsizlik idi. saat sabah 6 olmuştu. 2018'de tanıyıp sevmiş olduğum bir önceki kişiyle sabahın o saatinde nasıl olduysa mesajlaşıp dertleşmeye başladık. ona karşı duygularım biteli çok olmuştu. onun da bana arkadaşça yaklaştığından emindim. beni önemsiyor, yaşananları soruyor, en samimi haliyle dinlemek istiyordu. sana karşı 1 yıl boyunca hissettiklerim feda olsun diyordum içimden. ne mutlu bana ki: senin kadar değerli birini sevmişim. saat 8'e doğru geliyordu. güneş bile doğmuştu. kendiliğinden sızmışım. aynı sersemlikle uyandım. henüz yataktan çıkmadan telefonu alıp kurcaladım. derken ne göreyim; üniversitede tanıdığım en yakın arkadaşlarımdan biri olan @pelesnk #101404793 entrisi ile sevdiğine ve yaşama sevincine vedâ etmişti. hem de aynı gece aynı saatlerde benzer şeyleri yaşamışız (hatta onunki daha acıklı görünüyordu). kahretsin ya! elveda ettiğim kişiyle ilk buluşmamda gözden yaş akmadan da ağlanılabildiğini fark etmiş ve bunu ona da söylemiştim. şimdi bir duygudan daha haberdar olmuştum. hem de bu duyguyu iliklerime kadar hissediyordum: "birinin yaşama sevincini öldürmek de bir cinayettir"
    .
    .
    3 şubat:
    2012'de dershane yıllarında tanıştığım @benimadimhic bana taksim ilk yardım hastanesinin konumuyla ilgili sorular sordu. ne olduğunu anlayamamıştım. ve o vakit üstelemedim. bir baktım ki ne bakayım. (bkz: kedinin olmesi)başlığına hüzünlü bir veda bırakmıştı. her acı yaşayana büyüktür. 11 yıldır aileden biri gibi olan bir canlıyı kaybetmek kolay mı dersiniz? birkaç gün sonra destek olmak ve psikolojik durumunu tekrar sormak istediğimde bana 'insan içine çıkmak istemiyorum' şeklinde cevap verecekti.
    akşama doğru kendimi tuhaf bir üşüme, halsizlik ve burun akıntısı içinde buldum. acaba psikolojik mıydı? çok önemsememeye çalışsam da 1-2 saat sonra iyice şiddetlenmeye başladı. aman tanrım! yoksa hastalık bana da mı geçti? ben de mi h1n1 kaptım? düşüncesi bile korkutucu. en yakındaki hastanenin aciline gittim. bir adet serum alınca biraz gözlerimi açmaya başladım. niye beni en zor günlerimde yalnız bıraktın lanet olası off! gözümü kapatsam, 3'e kadar sayıp elma desem çıkar mısın? tam o an telefon çaldı. arayan annemdi. beni o vaziyette görmeleri isteyeceğim en son görüntülerden biriydi. ah canım annem. bilsen ki ne denli kötüyüm. sesimi kalınlaştırmaya çalışarak 'bugün arkadaşımda kalacağım, beni beklemeyin' dedim. o halde eve gitmek istemiyordum. yüksek ateş olduğumu anlarlarsa benim için üzülebilirlerdi. zaten aylardır geçmeyen hastalığım yetmezmiş gibi önemli sınav öncesinde bu durum nereden çıktı off!
    .
    öldüm der durur yine de yaşarsın - mevlana
    .
    .
    4 şubat:
    gece arkadaşlarımın evinde sabahlamıştım. zor bela saat 9 gibi gözlerimi açtım. adım atmanın zor olduğu o vaziyette sınava girdim. aklım sınavdan çok yaşadığım entrikalardaydı. beyazıt'ta olduğum için mensubu ve mezunu olduğum istanbul üniversitesine gittim. bu okuldan kopmak kolay olmuyor. sevdiğim hocaların derslerine ya da sadece dertleşmek için de ara sıra gidiyorum. merdivenlerden aşağı inerken okuldan bir tanıdığı gördüm. konuşarak inmeye devam ettik. bu kişiye daha önce sınavda kopya vermişliğim de vardı. birbirimizi gördüğümüzde başımızla hafifçe selamlaşırdık, hepsi bu kadar. adını bile bilmezdim (hâlâ da bilmiyorum). sana söylemem gereken bir şey var dedi. durum tuhaflaşmaya başlamıştı. pekala dedim. koltuklarda oturmaya başladık.
    -2 yıldır beni fark etmeni bekliyorum. ortak aldığımız derslere belki sen de gelirsin diye geldim. ama biliyorum ki; mezun oldun ve taşınacaksın (tanrım o nereden biliyor benim izmir'e taşınacağımı? iş iyice garip bir hal almaya başladı). artık görüşemeyeceğimiz için sana söylemek istedim. içimde kalmasını istemedim.
    .
    bana bu cümleleri kuran kişi sınıfta hemcinslerim tarafından ya tek gecelik ilişki yaşamak istedikleri ya da hoşlandıkları/sevdikleri biriydi. onun bana karşı böyle şeyler hissetmesi hem trajikomik hem zamansız hem tuhaftı. dahası ben bunu nasıl fark etmedim?
    - ee şey..
    - bir şey demek zorunda değilsin. dedim ya hani sadece söylemek istedim.
    - zor bir dönemden geçiyorum. kafan çok karışık (beni terk eden kişinin bana kurduğu cümleyi ona söylediğimi fark edip pişman oldum). gerçekten kafam karışık. sağlıklı düşünemiyorum. hem ben senin adını bile bilmiyorum ki
    - derste hoca 'aylak adam'ı işlerken kitaptan bir cümle söylemişti, hatırla: 'bir insanın adı, onunla ilgili en az önemli detaylardan biridir'.
    - hmm
    - sen iyi misin?
    - ..
    - hayır o anlamda değil. hasta gibisin.
    - belli oluyor mu o kadar?
    - kendine iyi bak (gülümseyen bir halde). şapşal! (uzaklaşıp gitti)
    .
    of keşke o son kelimeyi kullanmasaydın. ulan 'rick and morty' bölümlerinde bile bu kadar tuhaflık yaşanmıyordu. insanların senin arkandan ne söylediğini, seni ne kadar çekici bulduğunu biliyorum. bende ne buldun? neden bunları söyleyip beni girdaba atıp gittin? benden cevap bekleme. neden mi?
    anlatmayı sevmiyorum
    anlayanı seviyorum..
    .
    .
    5 şubat:
    günde 3 öğün yemek yiyen ben, günde 1 öğün yemeye başlamıştım. birkaç gündür ruh gibi yaşıyordum. nasılsın diyen herkese iyiyim demiştim ve hepsi de inandı :( ulan hiçbiriniz tanımadınız mı beni? bir kişi de çıkıp 'hayır ben seni tanıyorum. iyi değilsin. anlat, ne oldu?' demedi. çok istedim, çok bekledim ama demedi. evde duramıyorum. 'duvarlar üstüme üstüme geliyor' tanımlamasını ilk kullanan kişinin ne hissettiğini şu an çok iyi anlıyorum. üniversite kütüphanesine gitmek için çıkıp yola koyuldum. okulda tanımadığım biri hüzünlü gözlerle tuhaf tuhaf bakıp yanıma geldi. birkaç cümle söyleyip gitti. neler söylediğini anlatacağım ama artık cidden dayanamıyordum. yeter artık yeteeerrrr diye haykırmak geldi içimden. hikaye söyle: kısa süre önce çok da fazla tanımadığım biri kadın arkadaş sonsuzluğa göç etti. (bkz: oğuz atay) 'ın (bkz: tutunamayanlar) 'ında turgut'un selim'i araştırması gibi araştırmaya başlamıştım o şahsı. sosyal medya hesaplarını inceledikçe fikirsel olarak çok ortak yönümüz olduğunu fark ettim. hem maddi hem aile içi çok sorun yaşamıştı. birkaç paylaşımı vardı ki: sevdiği ve açılamadığı bir insandan söz ediyordu. tweetlerin atılış tarihi, anlatılan kişi özellikleri ve daha pek çok şey bana uyuyordu. acaba kendi kendime mi kuruntu yapıyorum? farkında olmadan bir insanı intihara sürükleyen kişilerden biri olabilir miydim? bunu hiçbir zaman bilemeyecektim. ama o gün okulda yanıma gelen kişi onun arkadaşıydı. ve bu düşüncemin doğruluğunu, o kişinin ben olduğumu söyledi. zaman durmuş gibiydi. boş gözlerle boşluğa bakıyordum. erken konuşmak istemem ama tanrı'nın son birkaç gündür yazdığı senaryoları hiç sevmemiştim. acaba diyordum bana bir vasiyet, ipucu bırakmış mıydı? herhangi bir video, kaset.. vs.? (bkz: 13 reasons why) canımı(zı) yakanın canını yakmak istiyordum. herhangi bir işarete rastlarsam gereğini yapacağıma söz veriyorum. eğer sen
    --- spoiler ---

    hannah olmayı tercih ettiysen bunu sana layık görenler bedelini ödemeliler.
    peki ya kuşlar kısa, hayat uçuyorsa? o vakit ne yapacağız?
    neredesin güzel gözlü kuşum? ekmekten, sudan daha çok ihtiyacım var sana. şöyle uzun uzun anlatsam başıma gelenleri. sadece susup dinlesen. hani bana hep kuşum derdin ya, bir gün kanadımın senin tarafından kırılacağını bildiğin için miydi bu?
    çok şey var anlatacak
    bir sen anlarsın
    ve sadece sana anlatamam.
    (bkz: affetmek ve unutmak iyi insanların intikamıdır) (bkz: victor hugo)
    .
    onun yokluğunda onun sayesinde tanıdığım psikolog beyhan budak'ı dinliyordum. onun aracılığıyla ondan uzaklaşıyorum. bana kattığı / fark etmemi sağladığı 2 değerden biri o kişi idi. diğeri de büyü dükkanı adlı kitaptı. ee giden kişiyi iyi hatırlamak gerekir ne de olsa.
    .
    yeşim türköz ' büyü dükkanı' adlı kitabında şöyle der (hiç unutmam): bir insanın akıllı davranması için 3 yol vardır:
    * birincisi iyice düşünmektir; bu en soylusudur.
    * ikincisi taklit etmektir; bu en kolayıdır.
    * üçüncüsü denemiş olmaktır; bu en acısıdır.
    oradan bir adet 3.madde alabilir miyim? teşekkürler.
    .
    peki ben bunları yaşarken ne yaptım / ne yapmadım?
    1) bunlar neden hep benim başıma geliyor demedim. bir şaman öğretisi şöyle der: 'ders, sen öğrenene kadar devam eder'.
    2) hani iyi günde kötü günde birlikteydik. tüm bu acıları yaşarken neden yanımda yoksun şeklinde bir mesaj göndermedim.
    3) 'kendine gel x, sen bir devrimcisin, boyun eğmek yakışmaz' dedim.
    .
    ayrıca o günlerde hoş sohbeti ve saygılı konuşmasıyla @i believe in philosophy süreci atlatmamda yanımda olmuştu. geçen gün attığı son mesajda 'komşu oluyoruz. ben de izmir-balçova'ya taşınıyorum' demişti. selam olsun sana güzel insan. ve yine buradan tanıdığım en değerli dostlarımdan @ari kovanina comak dutan giz kısa süre önce #100768010 entrisi ile içini döküp inzivaya çekildi. en az kendi acılarım kadar üzülmüştüm etrafımdakilerin yaşadıklarına.
    şu sıralar @pelesnk ve @benimadimhic ile ayrı ayrı izmir planı ve taşınmakla ilgili konuşuyoruz. kısa bir süre sonra psikolog hanımefendi @benimadimhic ile izmir'deki resmi ve özel okullarda çalışmak-öğretmenlik yapmak için cv vermeye ve gezmeye gideceğiz.
    .
    15 kişiden bahsettim şu kısacık 5 günde. sahi ya bu olaylar 5 güne nasıl sığdı? eğer sen de bu hikayedeki 15 kişiden biriysen beni iyi hatırla. çünkü ben seni hep iyi hatırlayacağım güzel insan.
    .
    sonra ne mi oldu?
    31 ocak gecesinden bugüne dek kronolojik olarak duygu durum değişikliğimi söylüyorum:
    * bu acı geçiyor mu?
    * acı geçiyor acıyan yer aynı kalıyor
    * seviyor diyebildiğim, seviyor diye bildiğim oldu
    * sanırım artık daha iyiyim
    * sosyal medyanın tüm platformlarından engelledim. artık istese de yazamaz
    * ..
    * ooh be omuzlarımdan yük kalkmış gibi hissediyorum
    * ..
    * ..
    * kendimi öylesine arınmış, hayat dolu ve enerjik hissediyorum ki: kelimelerle târifi zor.
    * iyi ki bu acıları yaşamışım, çok şey öğretti.
    .
    (ben yazarken yoruldum. sizler üşenmeden okuduğunuz için tenk yu, sevgiyle kalın xd)
40328 entry daha