şükela:  tümü | bugün
689 entry daha
  • güvercin hurafesi fenomenini anlatan bir kesit ile açılan film. peki neden?

    sadece bu bir dakikalık kesitte tüm inanç ve inanç sistemlerine doğrudan atıf var. soru şu: ‘bunu hak edecek ne yaptım ben?’. sorunun yönelimi, ‘herkes hak ettiğini alır’ ya da ‘herkes tercihlerinin karşılığını yaşar’ ön kabülünü temel alıyor. filmde değinilmese de bence bunun da temelinde belki de adalet duygusu yatıyor. yani ‘bunu hak edecek ne yaptım’ sorusunu anlamlı kılan nerden geldiği belirsiz bu ön kabuller. dikkat edilirse bu ön kabuller olmadan bu sorunun hiç bir değeri kalmıyor.

    güvercin deneyi, ‘bunu hak edecek ne yaptım’ sorusunu sordurmakta belki de birincil faktör olan bu ön kabullerin nerden geldiği hususunada ‘hayvan/insan doğasını’ işaret ediyor. ikinci olarak bu deney, mevzu bahis soruya cevap bulunamadığı durumlarda hayvan türünün hangi eğilimde bulunduğunu çarpıcı şekilde gösteriyor: inanmak. nitekim bu güdülenme deneyde güvercinlerde olduğu gibi biz insanları da anlayamadığımız olgular karşısında ‘inanmak’ eğilimine iletiyor. (örnek: dua ettiğinde yağmur yağdığına inanmak; biraz daha uç bir örnek olarak, öldüğünde cennet ya da cehenneme gideceğine inanmak)

    deneyin anlatıldığı kısım morgda ölü bir kişi gördüğümüz sahne ile birleşiyor soru ise aynı: ‘bunu hak edecek ne yaptım?’. tüm bu yaşanan hayat sonrası bu noktaya nasıl geldim? neyin sonucu olarak şu an morgdayım? güvercinin bu soruya aradığı cevap onu inanmaya götürdü. ancak biz bu filmle bunun bir adım ötesine giderek farklı bir şey deniyoruz ve bu soruya bir şeyelere inanarak değil bilimi sonuna kadar kullanarak bir cevap bulmaya çalışıyoruz. işte bu filmin derdi budur. gerçekten inanılmaz derecede güzel kurgulanmış bir açılış. (filmin referans aldığı bilim kuramlarından bir derleme için bakınız.)

    senaryo tekniği açısından incelersek, film metnine yerleştirilen ve bu filmi bir belgesel olmaktan çıkarıp bir kurgu, yani film haline getiren fenomen, çocuğun geleceği görebilmesi. filmdeki tüm aksiyon zincirini başlatan ve geliştiren temel olgu bu. ‘kurgu’ olduğu için film bu kısmı bilimsel bir teoriye dayandırarak açıklamıyor/açıklayamıyor. aksine çocuğun geleceği görebiliyor olmasını ‘inanç’ temelli bir içerikle, melek dokunuşu unutma ve hatırlama olayı ile açıklıyor. (gerçekten de filmde anlatılana çok benzer bir açıklamanın islam temelli bir yaklaşımla nasıl benzeştiğini görmek için (bkz: #86717068).) yine bu bağlamda film doğduğumuz aileyi seçebilme şansını bize tanıma iyimserliğinde bulunmak zorundaydı. yoksa başından itibaren her şey seçimlerin ötesinde bir rastgeleliğin sonucu olmak zorunda kalacaktı. oysa ki filmde işlenen tema özellikle seçimler ve sonuçlar özelinde irdelenmek isteniyor.

    ‘yapacağı seçimin gelecekte onu nereye götüreceğini bilemezken karar veremekte zorlanıyordu, ancak ne olacağını öğrendiğinde artık karar verebilmesi imkansız hale geldi.’

    peki ya filmdeki gibi aslında biz de geleceği görebiliyorsak? çocuğun gördüğü gibi kesin bir gerçeklikle değil ama yaklaşık gerçeklikle? öğrendiklerimiz, tecrübe ettiklerimize dair geçmişten gelen referanslar muhtemel seçimlerimizin gelecekteki etkilerine dair kanılar oluşturmamızı sağlıyor. aslında bu sayede bizlerin de geleceği kısmi bir şekilde görebildiğini var sayamaz mıyız? peki brezilyalı adamın pişirdiği yumurta? kekin içine yanlışlıkla düşmüş yumurta kabuğu? kopan bağcık? tüm bunlar işin içine girince her şey öngörülemez ya da kontrol edilemez şekilde karmaşıklaşıyor. işte bana kalırsa çocuğun gitmek ve kalmak arasında yaşadığı sancılı kararsızlığı yaşamak için bizlerin illa ki geleceği onun gördüğü gibi kesin bir gerçeklikle görebiliyor olmamıza gerek yok. sadece bu filmde işlenen düşünce biçimini düşünce yapınızın bir parçası olarak içselleştirirseniz, bu algı açıklığı ile hayatınızın ve karar verebilmenin ne kadar zorlaştığını(?) göreceksiniz.
85 entry daha