şükela:  tümü | bugün
  • futboldaki başat düzenlerin eksiklerine yoğunlaşıp onları zayıf noktalarından vurmaya çalışmazsak avrupa başarıları bizim için imkansız hal alacak.

    yakın geçmişten birtakım yansıtmalar yapmamız gerek. avrupada, genel şartlara karşı fark yaratmayı başarmış takımlarımız özelinde ana başlıklar:

    - galatasaray 99-00
    - gençlerbirliği 03-04
    - fenerbahçe 07-08
    - beşiktaş 14-15
    - osmanlıspor 16-17
    - başakşehir 19-20

    ---------------

    zamanında avrupa takımlarına karşı fark yaratmayı başarmış olan galatasaray'ın hocası fatih terim'in 99-00'deki oyun anlayışına bakacak olursak, merkez odaklı 4-3-1-2 düzeniyle yarattığı farkları toparlamak gerekir:

    1) topsuz oyunda dinamizm
    2) topsuz oyunda tempo

    yani rakiplere karşı fizik + kondisyon ile üstünlük kurma.

    avrupa futbolunda, toplu oyundaki (oyun kurarken, hücum geliştirirken) dinamizm birkaç üst düzey takım hariç henüz tabana yayılmamıştı. o dönemki takımlar henüz futbolun dönüşeceği evrelerden geçiyor/tam geçmemiş iken galatasaray bunu iyi değerlendirdi ve kondisyon + fizik ile neredeyse iki, bazen üç bölgeye birden yetişerek oynayabilen bir orta saha göbeği kurgusuyla rakiplerinin oyununu hep bozdu. bu da dönemin baskın metodları karşısında özel hal almış bir pres anlayışı doğurdu:

    topu ayağına alan rakibe en yakın olan futbolcu pres yapar, diğer arkadaşları rakibin pas atabileceği adamların arkasında erketeye yatardı (rakipler fazla yer değiştirmedikleri için bu kolaydı), marke edilen rakibe pas gelirse hemen arkadan basardı. eğer rakip ilk presi yapandan çalımla sıyrılırsa, en yakın diğer oyuncu marke ettiği rakibi terkedip yeni presçi olarak basmaya giderdi. ilk presi yapan kişi rakibi bozmayı başarırsa da aynısı olurdu, ikinci kişi bu sefer baskıyı arttırmak için gelirdi. buradaki amaç fizik ve enerji farkını ortaya koymaktı.

    - link - samiyen'deki milan maçı

    - link - samiyen'deki bologna maçı

    - link - deplasmandaki leeds maçı

    - link - arsenal maçı

    özetle parolası "bekle ve topun gittiği yeri gör, sonra hemen aksiyona geç".

    okan - suat - emre'li topsuz oyun temposu hücum anlayışına da yansıyordu; bu tempo ileriye oynanan uzun toplara kanalize edilerek, sekenlere yetişip pozisyon yakalamayı sağlıyordu.

    - link - emre'nin presi

    - link - emre'nin presi

    - link - arif'in golü

    - link - hagi'nin şutu

    her seçim bir vazgeçiş hesabı; topsuz oyundaki bu tempo, hücumda ve oyun kurarken ayağa oynamayı zorlaştırıyordu, özellikle geride dar alanda yerleşerek bekleyen rakiplere karşı. hele ki, top kaybındaki pres anlayışı sebebiyle pozisyon kaybedip, uzun pas atabilen rakiplere karşı geride eksik yakalanma gibi bir risk barındırıyordu. bu risk, uzun paslarla oynamayan hertha berlin deplasmanında tehlike yaratmasa da, uzun pas becerisi yüksek chelsea karşısında hezimete uğramıştı (bkz: 20 ekim 1999 galatasaray chelsea maçı)

    - link - flo 1-0

    - link - zola 3-0

    - link - wise 4-0

    - link - ambrosetti 5-0

    fatih terim, chelsea gibi bu konuda becerikli bir takım karşısında alınan mağlubiyet sonrası genel hücum anlayışını, rakibine göre:

    1) ileriye uzun toplar + seken topları kapma
    2) kontratak

    konularına daha çok ağırlık vererek devam etti.

    galatasaray ve fatih terim'in 2000'deki bu başarısını özetleyecek olursak; topa sahip olan rakip oyuncuya bire bir basmaya yönelik pres anlayışı, o dönemki çoğu takımın hareketsiz olan orta sahalarına karşı meyve vermiş bir düzendi.

    yani fatih terim galatasaray'ı, dönemin trendlerinin çoğunun ortak zaafı olan bir konunun üstüne maksimum eforla gidip sonuç almayı başarmıştı.

    bu eforla atılan temeller, kendisinden sonra 00-01'de gelen mircea lucescu'nun elindeki kadroda, önemli bir değişiklikle, domino etkisi yaratacak değişimleri beraberinde getirdi:

    1) mario jardel --- hakan şükür gibi topsuz oyunda eforlu, hava toplarında etkili santrforun ardından jardel gibi ağır, pres yapmayan, ama son vuruşları üst düzey bir santrforun gelişiyle artık eskisi gibi oynamak imkansızdı.

    2) bu da hagi'nin oyun kurulumuna daha çok yardımcı olmaya çalıştığı, bir tık geride oynaması gereken bir düzeni doğurdu.

    3) hagi'nin daha çok topla oynadığı bu düzende, göbekteki iç oyuncularının merkezden kenarlara açılarak oynadığı 4-3-1-2'nin yerini, enine geniş yayıldıkları 4-4-1-1 varyasyonları almıştı.

    bu değişiklikler sonrası lucescu'nun galatasaray'ı, hücum anlamında daha kurgulu, görerek oynamaya çalışan bir hale büründü. kenarlara geniş yayılmış takımda, hasan şaş as oyuncu haline gelip daha özgür oynuyordu, sağda ümit davala oynarken de benzer özgürlük bu sefer topsuz oyunda tanınıyor, forvet koşularıyla jardel'e yardımcı oluyordu. takım esas hücum temposunu ve odağını bu şekilde kanatlara vererek, ceza sahasını (tabii daha çok jardel'i) her türlü beslemek üzere hücum anlayışı benimsemişti.

    hücum şekillendirirken de:

    - link - samiyen'deki rangers maçı

    - link - samiyen'deki milan maçı

    - link - samiyen'deki real maçı

    kontraya çıkarken de:

    - link - samiyen'deki rangers maçı

    - link - samiyen'deki psg maçı

    - link - samiyen'deki real madrid maçı

    savunmada ise; yeri geldiğinde elbette pres de yapan, ancak geride eksik yakalanmamak adına genel savunma anlayışını daha çok rakibini doğru karşılamak, pas yollarını tıkamak, top kayıplarında ise geriye doğru pozisyona geçmek üzere modifiye etti.

    - link - samiyen'deki monaco maçı

    - link - deplasmandaki milan maçı

    - link - samiyen'deki paris sg maçı

    bu savunma anlayışı genelde, toplu oyunda dinamik olmayan avrupa takımlarının yetenekli ayaklarını (gs artık eskisi gibi pres yapmadığından, uzun paslarla savunma arkasına sızılamayacağı için) daha çok driblinge zorluyordu, çünkü lucescu'yla doğru yerleşip doğru zamanda baskı yapmayı öğrenen galatasaray'ın dengesi ancak bu şekilde bozuluyordu. işte rakiplerin dribling girişimlerindeki bu denge bozma anlarında, terim'le temeli atılan pres anlayışı devreye giriyordu.

    - link - samiyen'deki deportivo maçı

    - link - samiyen'deki milan maçı

    tabii bu pres anlayışının daha baskın hale geldiği maçlar da oldu. en iyi örnek; büyük boşluklar verilen, önceki sezonki chelsea maçını andıran paris sg deplasmanıydı:

    - link - driblinge engel olunamıyor

    - link - uzun pasla arkaya sızmaca

    lucescu'lu galatasaray'ın bu ilk sezonunu özetleyecek olursak; terim'le depolanan topsuz oyun temposu sahanın daha geniş bir alanına dağıtılarak daha temkinli / daha dengeli bir hale gelmiş, eski baskılı oyun biraz daha kontrollü bir hale evrilmişti.

    yani terim'le avrupadaki takımlara karşı fark yaratıp şok etkisi yaratan düzen, lucescu'yla avrupa takımlarının rayına girmiş, onlardan biri olmaya daha yakın bir futbol ortaya koymuştu.

    (sonraki sezon olan 01-02'de ise kadroda yaşanan ayrılıklar sonrası çehre epey değişmiş, önemli oyuncuların çoğunun kiralık geldiği bir oyuncu topluluğu ile lucescu, rakibe kendi oyununu kabul ettirmekten ziyade maç-maç rakibe göre değişen düzenlerle oynatmıştı)

    bu oyunun neredeyse aynısını, dört oyuncu farkıyla, 2002 dünya kupasında izlemiştik. temel iki fark vardı; önde jardel yerine daha tempolu oynayan hakan, göbekte ise suat'ın yerine daha düşük tempolu ama ayağı daha düzgün olan tugay. lucescu'nun avrupa takımlarına ortak olan oyun anlayışına yakın oynatan şenol güneş'li milli takım, dünya kupasında avrupa ülkeleriyle karşılaşmamamızın da etkisiyle sükse yapmıştı.

    (peki terim'in düzenine benzer oynatsaydı?)

    ---

    galatasaray'ın bu başarılarının, o dönemki başat düzenlerin yavaş yavaş sonuna geldiğimiz bir dönemde yaşandığını gördük, yani topsuz oyun temposuyla atılan bu temeller, çok güzel bir zamana denk gelmişti. özellikle bu dönemden sonra futbol bazı değişimlere sahne oldu, yani galatasaray fatih terim veya mircea lucescu ile devam etseydi, benzer başarıların 2000'ler boyunca devam edeceği kesin değildi.

    ---------------

    çünkü artık herkesin aynı zamanda toplu oyunda da tempolu ve dinamik olacağı bir döneme girilecekti. beklerin daha çok hücum katkısı vermeye başlaması, orta saha göbeklerinin çiftyönlü boxtobox'a evrilmesi, forvetlerin daha çok adam eksiltebilen versiyonlarının makbul hale gelmesi gibi değişimler başlamıştı.

    bazı kulüpler bu değişimlerin bir/birkaçını hedef alıp erken davranarak, 2000'lerin ilk yarısını kapsayan bu süreçte avrupada ses getirmeyi başardılar:

    1) jacques santini'nin kurduğu; forvetlerin geniş alanda kanatlara açılarak oynadığı, göbekteki üçlünün iç/merkezde sürekli gidip geldiği modern 4-3-1-2 ile başlayan, santini'nin 2002 dünya kupası sonrası fransa milli takımına geçmesiyle hocalığa geçen paul le guen'in git gide voltranı kurduğu 4-3-3 ile avrupayı sallayan olympique lyon...

    2) didier deschamps'la, hücumcu bekler evra - ibarra'nın sürekli git-gel yaptığı, göbekte çift önlibero cisse - plasil'in, maçtaki duruma göre boxtobox görevi de gördüğü, kanatlarda rothen - giuly ile gerek yaldır yaldır gidip çift forvet morientes - prso'yu beslediği, gerekse içeri girip skor yükü çektikleri 4-2-4 ile oynadıkları hücumcu futbolla şl finaline yükselecek olan as monaco...

    3) jose mourinho ile savunmada takım şeklini korumaya odaklı, hücumda ise öndeki çift forvetin hareketli oynayarakdenge bozduğu, forvet arkasındaki deco'nun klasik on numaradan ziyade geniş alanda gezerek oynadığı, beklerden birinin mutlaka hücuma katıldığı, önliberonun önündeki maniche - alenichev ikilisinin ileri-geri mekik dokuyarak boxtobox görevi gördüğü 4-1-2-1-2 ile iki sene üst üste önce uefa sonra da şl'yi kazanacak olan fc porto...

    4) christoph daum'un temellerini attığı baklava 4-4-2 ile, öndeki forvet ikilisinin sırtı dönük oynayıp, baklavanın kenarlarının savunmada göbek / hücumda kanada açıldığı, ballack oynadığı zaman önlibero kavramının yerini boxtobox'a bırakarak ceza sahasına girişler yaparak baskılı bir oyun sergileyip, şl finali oynayacak olan bayer leverkusen...

    5) guus hiddink'in kenarlarda rommedahl - robben'le yardıran, onlar satıldıktan sonra farfan - park ji-sung gibi skorer pırpır kanatlar, lee young-pyo gibi hücumcu sol bek, van bommel - vogel gibi iki boxtobox ile oluşan 4-3-3'le, şl'de yarı final oynayıp, finali dönemin bir numarası milan'a karşı bir gol farkla kaçıracak olan psv eindhoven...

    gibi takımların çoğu, 2000'lerin başlarında yaptıkları sükseler sonrası kısa süre içinde hem hocalarını hem de kritik oyuncularını avrupanın devlerine kaptırdılar, futbolun kabuk değişiminde öncülük etmiş olarak sahneden çekildiler.

    bu ekolü 2000'lerin ikinci yarısında devam ettiren, avrupa ölçeklerinde aynı misyonu belleyen, benzer sükseler yaptıktan sonra büyük takımlara oyuncularını / hocalarını kaptıran takımlar da oldu:

    6) juande ramos'un kanat hücumlarına ağırlık verip göbekte enerjisi yüksek boxtoboxlarla, beklerde adriano - dani alves gibi hücum aklı yüksek, önde ise reyes - jesus navas - diego capel gibi teknik + hızlı kanatlarla hem skor yükü çeken hem de çift santrforu besleyen 4-2-4'üyle iki sene üst üste uefa'yı kazanacak olan sevilla fc...

    7) mircea lucescu'nun sindire sindire oturttuğu; geride sağlam-güçlü doğu bloğu ve balkan kökenli oyunculardan, önde ise willian-jadson-ilsinho gibi hareketli dinamik brezilyalı hücumcularla sahayı ikiye böldüğü, göbekteki ikili lewandowski - fernandinho ile kurduğu köprü üzerinden oynattığı dinamik 4-2-3-1 ile uefa kupası'nı kazanacak olan şahtar donetsk...

    ---

    2000'lerin başında yaşanan bu saha içi değişimler, gelişen topsuz oyun/savunma temposuna karşı koyabilmek adına, forvetleri daha iyi beslemek için doğan çözümlerdi. eğer elinizde hem güçlü hem de hızlı santrforlar yoksa (drogba, adriano, şevçenko gibi), yani birinden biri eksik olan santrforlarla oynuyorsanız (uzun boylu ağır pivot santrfor / veya kurnaz ceza sahası golcüsü) gelişen savunma anlayışları karşısında forveti topla buluşturmak zor oluyordu. o yüzden mutlaka ayağına hakim, adam eksiltebilen versiyonlarına ihtiyaç duyuyordunuz (bu minvalde robinho, tevez gibileri parladı). hepsine birden sahip olanına thierry henry deniyordu.

    işte türk takımları, 2000'lerin başında parlamaya başlayan, adam eksiltebilen, geniş alanda oynayabilen forvet trenini kaçırdı. yıllarca ya ağır pivot santrforlarla, ya da son vuruşları iyi ama teknik becerisi düşük forvetlerle + ve tabii 10 numara sevdasıyla vakit kaybetti. bu iki tercih, domino etkisiyle tüm kadrodaki tercihleri ve oyuncu stillerini etkiliyordu.

    1) mustafa denizli + werner lorant - fenerbahçe --- 2000 - 2002 arası

    futbol yapılanması açısından yeni bir şeyler yapılması gereken bir dönemde, takip edilebilecek en son stratejiyi seçerek (modern futbolda geçerliliğini yitirecek olan) real madrid'leşme sürecine girip, ne kadar hücumcu - o kadar ofansif futbol oynanacağı zannedilerek geçen iki sezon.

    kennet andersson, washington gibi ağır uzun santrforlar, revivo, rapaiç, yusuf, ceyhun, ortega gibi 10 numara özelliği ağır basan oyuncu sevdası, üstüne bir de gerek yaşlandıkları, gerekse de fizikleri gereği hantal, ve topsuz oyun temposuna ayak uyduramayan uche, mirkoviç, ogün, mert meriç gibi savunmacılar üzerine kurulan sistemle şl'de sıfır çeken, uefa'da ilk turlarda elenen, kısacası çaresiz bir grafik çizdiler.

    2) fatih terim - galatasaray --- 2002 - 2004 arası

    kendini güncellemeyen bir planla yapılanan kadro, avrupa takımları karşısında hiçbir fark yaratmadan, sadece belli metodları takip etmeye çalışarak, kısacası taklitçilikle geçen iki sezon. fatih terim'in italya macerasının ardından edindiği bazı yeni alışkanlıklar sonrası, elindeki kadronun kalitesine oranla gereksiz miktarda taktik sadakat beklemesi bundaki ana etkendi.

    felipe gibi koşmayan bir 10 numara, ümit karan gibi hareketli, christian gibi gezici pivot özellikli santrforlardan faydalanamayıp, demode hakan şükür'e geri dönüş, yeni popescu sevdasıyla ne kadar hantal kaldığına bakmadan alınan almaguer, frank de boer gibi tercihlerle ligde bir yere kadar iyi kötü gelen ancak avrupada fark yaratmayı geçtim ortak bile olamayan bir futbol ortaya koydular.

    3) mircea lucescu - beşiktaş --- 2002 - 2004 arası

    üç büyükler içinde eli yüzü düzgün top oynayan tek takım olan beşiktaş için; daum'un temellerini tempo ile attığı takıma savunma bilincini ekleyerek git gide daha dengeli ve savunmacı hale bürünen, avrupa şartlarında geçerli ancak fark yaratmayan bir şekilde geçen iki sezon.

    üçlü savunmanın sağ ve solunda oynayan zago - ronaldo'nun oyuna katıldığı geride kontrollü, pancu-tümer-ilhan gibi hareketli hücumcularla ön tarafta rakibin dengesini bozan takımın düzeni; ilhan mansız'ın sezon ortasında japonya'ya satılıp yerine daha hantal ama tekniği daha iyi bir forvet olan adrian illie'nin gelişinin ardından tümer'in daha az forma bulması ve sergen'in hala birinci tercih olması gibi olaylar sebebiyle sekteye uğramıştı (lucescu aynı hatayı şahtar'da yapmayacaktı). sonrası malum demirören yılları.

    ---

    bu treni yakalamaya çalışan iki türk takımı oldu; birincisi ersun yanal'ın 03-04 sezonundaki gençlerbirliği'si. gezici pivot mustafa özkan'ın yanında geniş alanda süratli ve adam geçebilen youla - m'bayo gibi forvetlerle oynattığı 3-5-2 ile uefa kupası'nda 4. tura kadar gelip (o sezon şampiyon olacak olan) valencia'ya elenmesiyle sonlanan süreçte ortaya konan, göbekte agresif pres yapan - önde geniş alan yakalama amaçlı futbol, dönemin modern futbolunda kendine yer edinmişti.

    merkezde beyin görevi gören skoko'nun yanında, deniz barış - serkan balcı gibi dinamik boxtobox'larla baskı yapıp, kontra şansı yakalanıyor, youla'yı geniş alana fırlatıyordu:

    - link - ankara'daki blackburn maçı

    - link - ankara'daki parma maçı

    - link - ankara'daki parma maçı

    adam geçme becerisi yüksek, süratli olan m'bayo ve youla, zaman zaman kenarlara açılarak hücuma genişlik katıyordu:

    - link - m'bayo

    - link - youla

    bu düzenin en önemli elemanları tabii ki sprinter forvetlerdi, ancak diğer yapıtaşları deniz-serkan gibi tempolu, skoko gibi yönetici elemanların yanı sıra, gezici pivot mustafa özkan ve hücumcu bekler ali tandoğan - filip daems ikilisiydi.

    bu düzenin bir benzerini, rıza çalımbay bir sezon önce 02-03'te denizlispor'a 3-5-2 olarak oynatmış, ancak sprinter forveti olmadığı için, biri gezici pivot mustafa özkan - diğerinde statik pivot santrfor olan ersen martin - bencik rotasyonuyla oynamış, uefa kupası'nda son 32'de dönemin canavarlarından lyon'u, tonlarca pozisyon vermesine rağmen mucizevi şekilde eleyip, son 16'da (o sezon kupayı kazanacak olan) mourinho'nun porto'suna ilk maçta (4'ünü duran toplardan yiyerek) aldığı 6-1'lik yenilgiyle acı bir şekilde elenmişti.

    kısacası ersun yanal'ın gençlerbirliği'si, çalımbay'ın denizlispor'una göre sprinter hücumcu farkı ile, avrupada şans yardımından ziyade, modern futbol şartlarına daha uygun şekilde ilerlemişti.

    (03-04 sezonu sonunda ersun yanal milli takım'ın başına geçip, en önemli elemanlarını zaman içinde başka takımlara; filip daems'i mönchengladbach'a, deniz barış - serkan balcı'yı fenerbahçe'ye, ali tandoğan ve youla'yı beşiktaş'a kaptırınca gençlerbirliği sahneden çekilmiş oldu)

    ----

    treni yakalayan ikinci takım ise, 03-04 sezonunda gelen christoph daum'un fenerbahçe'si olmuştu. forvet özellikli tuncay ve serhat'ı kenarlara çekmiş, süratli ve adam eksiltebilmeleri sayesinde hem kanat performansı verip, hem de forvet özellikleri sayesinde skor yükünü de çektikleri için lig standartlarında rahat işleyebilmiş olan 4-2-4 düzeniyle şampiyon olunmuştu.

    bu düzenin ana etmeni olan skorer kanatların yanı sıra, göbekte ofans-defans dengesi yerinde olan ümit özat - aurelio/selçuk ikilisi ve rakip sahadaki toplu oyunda her türlü ihtiyacı giderebilen santrfor van hooijdonk idi. sahanın her yerinde tempolu, kanatlardan akan bu düzen, sonraki sezon olan 04-05'te, iki ana faktörle değişime uğramak zorunda kalmıştı:

    1) alex de souza --- dönemin yükselen trendi dinamik ofansif orta sahaların aksine eski usül, savunmaya koşmayan bir profile sahip alex ile çıkılan, ama pratikte aurelio'nun tek kaldığı, hezimetle biten manchester deplasmanı (bkz: 28 eylül 2004 manchester united fenerbahçe maçı) bunun miladı gibiydi:

    - link - rooney 2-0

    - link - rooney 3-0

    - link - bellion 6-2

    bu, forvetlerden biri yerine ekstra bir önlibero ile 4-2-3-1 varyasyonlarına geçiş demekti.

    2) van hooijdonk gibi ağır, ama toplu oyun için geri kalan her şeye sahip bir forvetin artık yaşlanıp kızağa çekilmesiyle marcio nobre'nin tek forvetteki birinci tercihe dönüşmesi --- daha çok koşan, pres yapan, mücadele eden, ancak teknik olarak yetersiz kalışı sebebiyle, toplu oyunda hava topu indirmek veya pozisyon kovalamaktan başka pek bir şey yapmayan nobre'yle, takım yeniden forvet beslemeye dayalı bir düzene geçmek zorunda kaldı.

    alex gibi yetenekli bir 10 numara ile lige ambargo konsa da, avrupada fark yaratabilecek bazı özellikler yitirilmiş, teoride önlem alınması daha kolay bir hale gelinmişti.

    daum bunu ekarte etmek adına, 04-05 sezonunda nobre'yi de kesip, önde tuncay-serhat'la çıktığı, 4-2 mağlup olunan lyon deplasmanı (bkz: 3 kasım 2004 lyon fenerbahçe maçı) ile sınırlı kalan, 05-06 sezonunda appiah'ın gelişiyle tekrar yürürlüğe soktuğu 4-3-1-2; yani alex'in arkasına 3 orta saha (aurelio-selçuk-appiah) + önüne 2 fuleli forvet (tuncay-anelka) koyarak çözüm arasa da, avrupada geçerli sayılabilecek, ancak devşirme beklerinin (ümit özat - serkan balcı) yetersizliği sebebiyle rakiplerine ortak olup sonuç alan bir oyun ortaya konamadı.

    yani daum, alex'ten önce hızlı hücumlarla kanatlardan akan, skor yükünü ön dörtlüye dağıttığı düzeni, alex geldikten sonra çoğunlukla alex üzerinden tek forveti beslemeye çevirmiş, bu uğurda modern futboldan taviz vermek zorunda kalmıştı. bu tavizi telafi edecek bekleri de olmayınca avrupada fark yaratamadı / ortak olamadı.

    alex'ten avrupa maçlarında en doğru verimi alan hoca, 07-08 sezonunda roberto carlos - gökhan gönül - vederson gibi tempolu ve safkan beklere sahip olma şansını yakalayan arthur antonios coimbra zico oldu. takımın modern futbol şartlarındaki en önemli eksiği giderilmiş, asimetrik 4-2-3-1 ile avrupa takımları karşısında fark yaratmıştı. bu farkları ele alırsak:

    1) toplu oyunda dinamizm
    2) sakin tempo - topa sahip olma oyunu

    yani rakiplere karşı kenarlarda fizik, merkezde teknik üstünlük kurma.

    toplu oyundaki dinamizm, yani herkesin kendi mevkiisine oranla geniş alanda sürekli yer değiştirerek oynadığı düzende, aurelio'nun boxtobox'a evrilmesinin yanı sıra, deivid de souza yeni trend olan dinamik ofansif orta saha ihtiyacına sürpriz şekilde cevap vererek, içerlek oynayıp alex'e ortak olarak merkez kontrolüne katkıda bulunmuştu. takım bu sayede merkezde kalabalık olup ayağa oynayarak çıkarken:

    - link - kadıköy'deki inter maçı

    - link - deplasmandaki inter maçı

    - link - kadıköy'deki sevilla maçı

    kenarlarda ise carlos, vederson, uğur ve gökhan tempo yükünü çekiyordu:

    - link - önce carlos sonra vederson

    - link - uğur'un ortası + gökhan'ın şutu

    son yıllarda iyice alışkanlık haline gelen "forvet besleme arayışı"nın yerini, her oyuncunun her an gol potansiyeline dönüştüğü düzen aldı. bu biraz da, kezman gibi eforlu, mücadeleci ve teknik olmasa da en azından baskı altında pratik oynayacak kadar becerisi olan bir santrfor, ve semih gibi temposu düşük, adam eksiltme kabiliyeti olmasa da, ayağı düzgün, sırtı dönük oynamayı bilen bir forvetin oluşuyla alakalıydı:

    - link - kezman

    - link - semih

    tüm bunları bir pozisyonda özetlemek mümkün:

    - link - deivid'le başlayan, carlos'un topu hızlıca taşıdığı, kezman'ın topu saklayıp alex'e aktardığı, yine deivid'le biten hücum

    merkezdeki hakimiyetin güvencesi edu - lugano ikilisiydi. genelde kenarlardan hücum şekillendirmeye çalışan rakipler, fb'nin kanatlardaki temposu sayesinde, merkezdeki hücumcuların becerisine mahkum oluyor, merkeze hapsolan rakip forvetleri ise bu ikili sindiriyordu. nitekim bu serüvende ibrahimovic, suazo, kanoute, luis fabiano, drogba gibi santrforlar (bazıları gol bulmasına rağmen) her zamanki oyunlarını oynayamadılar. ciddi zorlayan tek isim ise, geniş alanda hızlı ve dar alanda becerikli vagner love idi. takım savunması sistemden ziyade, geniş alanda bire bir mücadelelerde yapılan bireysel hatalar/ veya rakiplerdeki üst düzey oyuncuların bireysel üstünlükleri yüzünden zarar gördü.

    kısacası zico'lu fenerbahçe'yi özetleyecek olursak; dönemin standartlarında atılan tempolu temellerin üstüne, tek forvetli düzenden "çok forvetli" düzene geçiş, buna brezilyalı çokluğunun verdiği özgüven de eklenince, rakiplerin dengesini bozan dinamik bir topa sahip olma oyunu oynanmış, kadro kalitesinin ötesinde bir hücum futbolu ortaya çıkmıştı.

    (o sezon sonunda zico gönderilip, sistemin en önemli parçalarından biri olan aurelio betis'e kaptırılıp, yeni sezon öncesi yaz kampında sistemin diğer kritik parçası deivid'in de ayağı kırılıp uzun süre ayrı kalınca fenerbahçe avrupa sahnesinden çekilmiş oldu)

    ---

    07-08 sezonu, uzun bir süre için, türk takımlarının avrupada fark yarattığı son sezon olacaktı.

    nitekim ertesi sezon 08-09'da, futbol josep guardiola'nın barcelona'sı ile bambaşka bir yere evrilecekti, çıtanın epey yükseldiği bu yerde, ekonomik olarak makasın da açılmasıyla birlikte, türk takımlarının ilk etapta "taklit etmek"ten başka bir çaresinin kalmadığı döneme girildi.

    ---------------

    guardiola 08-09 sezonunda barcelona'yla, lionel messi gibi kimsede olmayan bir silahı, rakiplere acımadan, en etkili şekilde kullanmak üzere tasarladığı topa sahip olma / alan hakimiyeti odaklı 4-3-3 ile şampiyonlar ligi'ni kazanınca, barcelona'ya karşı, futbolun 2000'lerin başında yaşadığı o değişimler yetersiz kalmaya başladı. hem hücum hem de savunmadayken sahanın her bölgesinde rakipten bir kişi fazla olmaya dayalı bir dinamizm üzerine kurgulanan; topu dolaştırıp rakibi yormak, konsantrasyonunu azaltıp boşluk bulma adına, xavi - iniesta önderliğinde dönen bu baskın pas oyununda, aynı zamanda messi üzerine yoğunlaşan rakipler birçok boşluk veriyor, takımdaki diğer kaliteli ayaklar bu boşlukları değerlendiriyordu.

    buna çözüm arayan hocaların bazıları iyice defansif oynatarak, bazıları belli bölgelerde pres yaptırarak çare bulmaya çalışsa da, kadro kaliteleri buna yetmedi. bu noktada en etkili çözümü; jose mourinho'nun inter'i buldu ve 09-10 sezonunda oynattığı, chelsea dönemindeki anlayışından biraz uzaklaşıp, porto'daki düzenini güncelleyerek tasarladığı; merkez odaklı, rakibin pas dolaşımını kendi yarı sahasına kadar takip edip yerleşmesine izin vererek, güçlü savunmacılarla son kertede agresifçe bozup, hemen hızlı hücuma çıkmak üzere, yüksek tempolu 4-3-1-2 ile panzehir oldu.

    ancak bu panzehirin, barcelona'nın santrforda topla oynamayı seven, top dolaşımını sekteye uğratan tarzdaki ibrahimoviç'le oynadığı (tek) sezonda işe yaradığını belirtelim. nitekim bir sonraki sezon 10-11'de, ibrahimoviç yerine yeniden gezgin forvetlerle oynayan barcelona şl'yi kazanarak yeniden tahtına oturdu.

    bu tahtı, mourinho'nun anlayışını daha ileri götürüp kalenin önüne otobüs çekmenin hakkını veren roberto di matteo'nun chelsea'si, 11-12'de şampiyonlar ligi'ni kazanarak devraldı.

    yani artık futbol dünyası, bu baskın kurguya çare olmak için savunma temposunu hiç olmayacak kadar yukarı çekmeye başladı, yani bireysel becerisi yüksek oyunculardan çok, savunma temposu yüksek oyuncuların revaçta olmaya başladığı, buna bir de hücum temposu ekleyebilecek olanların başa oynayabileceği bir hale evrildi, bu süreçte ikisini birden uygulayabilen pek takım yoktu, çoğu avrupa devi hücum oyuncularını bu tempoya katmakta zorlandı.

    kısacası; 2000'lerde yaşanan, savunmacıları hücuma katmaya yönelik değişimler, 2010'ların başında hücumcuları savunmaya katmak olarak yön değiştirdi.

    ---

    bazı türk takımları bu rüzgarı çabuk yakaladı ancak sadece direnebilecek (ama kadro kalitesi yüzünden sonuç alamayan) kurgular yapabildi, fark yaratacak bir atılımda bulunamadı. ilk akla gelen örnekler; fatih terim'in 12-13 sezonunda 4-3-1-2 oynattığı galatasaray'ı ile, aykut kocaman'ın yine aynı sezon 4-3-3 oynattığı fenerbahçe'si.

    iki takımın da benzer stratejisi vardı: hücumda topa sahip olmak, savunmada rakibi karşılamak için çabucak doğru pozisyon almak. ayrıldıkları nokta şuydu:

    1) galatasaray savunmaya geçer geçmez pozisyon alıp, rakibin geldiği tehlikeli bölgede bire bir savaşarak top kapmak istiyordu.

    - link - deplasmandaki manchester maçı

    - link - deplasmandaki schalke maçı

    - link - deplasmandaki schalke maçı

    2) fenerbahçe savunmaya geçer geçmez aldığı takım şeklini bozmadan rakibin pas yollarını tıkamak istiyordu.

    - link - deplasmandaki mönchengladbach maçı

    - link - kadıköy'deki benfica maçı

    - link - kadıköy'deki benfica maçı

    galatasaray'ın dengesi, iyi paslaşan rakipler karşısında bozulurken, fenerbahçe'ninki ise takım şeklini bozmak zorunda bırakan, bireysel beceriye sahip rakip oyuncuların driblingleriyle bozuluyordu.

    bir bakıma fatih terim, savunma anlayışını mourinho'ya benzer şekilde uygulatmasına rağmen (patlayıcı özelliği olmayan hücumcular sebebiyle) kontra tehdidi yaratamazken, aykut kocaman ise guardiola'nın sahanın her yerinde yaptığı alan kapatma anlayışını (kadro kalitesi sebebiyle) daha çok kendi yarı sahasıyla sınırlı kalacak şekilde uygulatıyordu.

    bu iki takımı, üst düzey futboldan geri bırakan eksikler ise şunlardı:

    1) galatasaray'da bire birde mağlup olan savunmacılar; selçuk, riera gibi savunma alışkanlığı düşük/yetersiz oyuncular; semih, dany, gökhan zan gibi savunma yetenekleri avrupa çapına ulaşamayan oyuncular.

    2) fenerbahçe'de bir türlü artamayan hücum temposu; sow, webo, kuyt gibi oyun akışını aksatan/teknik becerisi ortalama/altı oyuncular; baroni, meireles gibi hücum dinamizmi olmayan orta sahalar.

    yani ne galatasaray inter gibi katı savunma + patlayıcı hücumlar yapabiliyordu, ne de fenerbahçe barcelona gibi tüm sahayı parselleyip + topu dolaştırabiliyordu.

    kısacası bu iki düzen, trendleri takip ediyor gibi gözükse de özünde (kalite yetmezliğinden ötürü) eksik uygulamaktan ibaretti. yine de avrupadaki üst düzey takımlara ortak bir oyun oynandı, jose mourinho'nun real madrid'ine ve jorge jesus'un benfica'sına karşı az kalsın mucize yaratılacaktı, ancak aradaki kalite farkından ötürü başarılı olunamadı, çünkü hem gs hem fb'nin düzenleri avrupaya sadece ortak olmaya çalışıyordu.

    oysa fark yaratacak bir şeyler lazımdı.

    ---

    nitekim bu farkı aynı sezon iki alman hocanın takımlarından izledik; jupp heynckes'in mücadeleci merkez ikililerden oluşan bir 4-2-4 oynattığı bayern'i ve jürgen klopp'un kenarlardan tempo yapan bir 4-2-3-1 oynattığı dortmund'u.

    iki takımın da ortak anlayışı vardı; rakibi fizikle ekarte etmenin üstüne bir de mümkün olduğunca hızlı ve etkili hücum etmek. stoper hariç herkesin adeta piston gibi sürekli git-gel yaptığı bu düzen hem savunma temposu, hem de hücum temposu konusunda rakiplerine karşı fark yaratıyordu.

    bayern bu hücum temposunu genellikle ribery / robben aracılığıyla, dortmund ise daha organize sergiliyordu. ayrıldıkları nokta; bayern bu ikiliye güvenip zaman zaman az adamla kontratak yapabiliyorken, dortmund ise çoğunlukla kalabalık gitmek zorundaydı.

    iki takımın pres anlayışları konusundaki küçük fark şuydu:

    1) bayern bölgesel adam paylaşımı yapıyordu; her oyuncunun belli bir bölgesi vardı ve o bölgeye hangi rakip oyuncu giriyorsa ona agresif şekilde basmaya çalışılıyordu. özellikle fizik + güç + tempo birleşimi yüksek merkez oyuncularıyla bu mümkün oldu; stoperde dante - boateng ikilisi, göbekte javi martinez - schweinsteiger ikilisi, önde de müller - mandzukic (mario gomez).

    2) dortmund ise dinamik alan savunması yapıyordu; topu gezdiren rakibin tüm tehlikeli pas yolları aynı hızla takipte kalarak tıkanmaya çalışılıyordu. özellikle kanatlardaki reus - blasczykowski ikilisinin merkeze gelip doldurduğu boşluklarla bu mümkün oldu.

    savunma konusunda diğer nokta; hücum halindeyken kaybedilen / ortada kalan topların kontraya dönüşmemesi için hızlı alan daraltma yaparak hemen orada işi bitirmek istemeleri; yani gegenpressing:

    - link - bayern

    - link - dortmund

    iki takım da; müller, mandzukic, reus, blasczykowski, hatta ribery, robben, götze gibi hücumcularından maksimum savunma verimi almayı başarmıştı.

    o sezon bayern ve dortmund, guardiola ve mourinho'nun başı çektiği iki baskın düzenin temsilcisi olan barcelona (hocaları guardiola'nın yardımcısı tito idi) ve real madrid'i paramparça etmiş, top oynamalarına izin vermeden şl yarı finalinden eleyip finalde karşılaşmış, kılpayı giden maç sonunda bayern kupaya uzanmıştı.

    modern futbol bu yeni anlayışla tam tanıştım derken, 13-14 sezonu başında bayern heynckes'i gönderip, heynckes'in altettiği anlayışın sahibi guardiola'yı başa getirmiş, dortmund ise en önemli oyuncusu götze'yi (bir sezon sonra da lewandowski'yi) bayern'e kaptırmış, bu oyun anlayışı (geçici bir süre için) sahneden çekilmek zorunda kalmıştı.

    türk takımları ise bu boşluğu değerlendiremedi.

    ---------------

    artık futbolun çok daha komplike hale geleceği, çok çabuk reaksiyonlar ile karşı çözümlerin üretileceği, hiçbir düzenin kendini yenilemediği takdirde uzun süre baskın olamayacağı bir döneme girilmişti.

    2010'ların ortalarına doğru futbol bu yönde yeniden kabuk değiştirdi; artık öyle bir savunma temposuna ulaşıldı ki, topu alınca uzun uzun top dolaştırayım, hücum geliştireyim dönemleri bitmişti. bu yüzden artık rakibi bozma/oynatmama/izin vermeme, bu yüzden de her maç rakibin düzenine göre değişebilen taktiklerin devri başladı.

    bu minvalde bazı kulüpler çabuk davranarak, savunma temposuna öncelik verip, hücum stratejisinde değişkenlik gösteren bu yeni düzenin ilk tohumlarını atmış oldu:

    1) diego simeone'nin forvet ikilisinden birinde mutlaka griezmann - carrasco gibi kanat kökenli enerjik bir hücumcuyu, kanatlarda merkez kökenli saul - koke veya forvet arkası özellikleri olan arda - correa gibi oyuncuları içerlek oynatıp göbeği kalabalık tutan, kompakt takım şekline önem veren agresif 4-4-2 ile, karşısında oynaması en zor takımlardan birine dönüşen, şl'de iki kere final oynayacak olan atletico madrid...

    2) antonio conte'nin temellerini tempo üzerine attığı, 2014 dünya kupası sonrası italya milli takımının başına geçince, yerine gelen massimilliano allegri'nin, geride pirlo, sonraki dönemde pjanjic ile rahatça oyun kurmak adına iki tarafını marchisio - vidal - pogba, sonraki dönemde khedira ile çevrelediği, öndeki tevez'i ve sonraki dönemde dybala'yı neredeyse boxtobox gibi kullandığı 4-1-2-1-2 ve sonraki dönemde evirdiği 3-4-2-1 ile şl'de iki kere final oynayacak olan juventus...

    3) yine antonio conte'nin, geride kontrollü + önde geniş alanda tempolu oynamaya dayalı, kanat-beklerde fizik güç + sürat birleşimi yüksek moses - alonso gibi oyuncuların sürekli git-gel yaptığı, önliberoda kante gibi bir top kapma/rakip bozma canavarının oynadığı, diego costa gibi mücadeleci güçlü bir forvetin, arkasındaki hız-teknik birleşimi yüksek pedro - hazard - willian gibi patlayıcı oyunculara alan açtığı 3-4-2-1 ile yıkmasa da sallayan bir oyun oynayan chelsea...

    4) unai emery'nin göbekte iki fizikli önlibero mbia (sonraki sene n'zonzi) - krychowiak ile arkayı sağlam tutup, önlerine oyun kurucu banega'yı koyduğu, hücum hattında ise rakibe göre değişen bir düzenle; standart santrfor bacca (sonraki sezon llorente) / veya geriden fırlayan pırpır gameiro, sağda kanat-forvet reyes veya saf kanat vidal arasında değişen tercihler yaparak kurduğu 4-2-1-3 düzeniyle iki sene üst üste avrupa ligi'ni kazanacak olan sevilla fc...

    gibi takımlar yeni dönemin öncüleri oldular.

    ---

    savunma temposunu arttıran, karşısında hücum etmeyi iyice zorlaştıran bu başat oyunun panzehirini neyse ki çok geçmeden, hücumdaki bireysel becerilere özgürlük tanıyıp, daha sade hücumlar üzerine kurgulanan pozitif futbol anlayışını geliştiren hocalar buldu.

    1) luis enrique - barcelona --- 14-15 sezonu

    meşhur neymar - suarez - messi üçlüsü ile o sezon klasik 4-3-3 oynayıp şl'yi kazanan luis enrique'nin bu başarısındaki 3 ana faktör; iyice stoper gibi kullanılan busquets'i yeniden önliberoya koyup, merkezde kullanılan messi'yi ise sağa çekip santrfora suarez'i alması, sol kanatta oynayan iniesta'yı ise fabregas'ın yerine yeniden sol içe çekmesiydi. bu sayede, merkez iskeleti yine eskisi gibi busquets - rakitic - iniesta, önde ise daha sade, ama bireysel beceri farkıyla üstünlük kuran pozitif bir futbol ortaya koydular.

    luis enrique bu sezondan sonra başarıyı koruma güdüsüne kapılıp, takımdaki oyuncularının çoğunluğunun artık doymuş olmasının da etkisiyle 2018'e kadar git gide düşen bir grafik çizdi.

    2) zinedine zidane - real madrid --- 15-18 arası

    trendlerle uğraşmadan, polemiğe girmeyip hücumcularının becerisine güvendiği asimetrik 4-3-3 ile, hücum hamallığını önlibero casemiro - santrfor benzema'ya yaptırıp, birbirlerinin alanına girecek kadar tempolu oynatan zidane, 3 sene üst üste şl'yi kazanarak tarihe geçti.

    zidane 17-18 sonunda görevi bırakıp, bir sezon sonra geri dönerek yeniden real'in hocası oldu.

    ---

    bu hocalar gibi mükemmele yakın oyunculara sahip olmayan hocalar ise, savunma temposunun iyice tabana yayılmasının ardından; hız+teknik birleşimi yüksek, top hakimiyetini geniş alanda en kısa sürede en etkili şekilde kullanmak üzere kurgulanan, hücum temposu değişkenlik gösteren bir anlayış geliştirdiler.

    1) marcelo bielsa'nın toplu oyunda dinamizmi oturtarak oluşturduğu; önlibero javi martinez'in stoper oynadığı, topa sahip olmaya dayalı ama uzun uzun top dolaştırmak yerine net ve bilinçli setlerle hücum eden, savunmada ise alan daraltma + doğru zamanda şok pres yapma üzerine kurduğu 4-3-3 ile avrupa ligi finali oynayacak olan athletic bilbao...

    2) maurizio sarri'nin de benzer şekilde topa sahip olmaya dayalı, fırsatını bulduğunda bu pas oyununun hızını arttırıp rakibi gafil avlamak üzere kurguladığı; stoperde ayağı düzgün albiol-koulibaly ikilisi, oyun kurucu jorginho'nun önünde takımın dinamosu görevi gören allan-hamsik ikilisinin yönettiği hücum başlangıçlarını tempolu forvetler callejon-insigne-mertens ile son halini veren 4-3-3 ile sonuç alamasa da trend belirleyen bir futbol ortaya koyan ssc napoli...

    3) murat yakın'ın, ayağı düzgün stoper schaer - önlibero frei - göbekteki elneny ile örülen, stocker'in içerlek oyunuyla zaman zaman 4-3-1-2'ye dönen, gerek uzun top gerekse pas oyunuyla, son kertede salah'ı kaçırmak üzere kurguladığı 4-3-3 ile uefa avrupa ligi'nde önce yarı final, ertesi sezon da çeyrek final oynayacak olan fc basel...

    4) erik ten hag'ın disiplinli oyun kurup geniş alanda basit oynamak üzerine kurduğu; ayağı düzgün stoperler blind - de ligt'in önündeki oyun kurucu önlibero frenkie de jong'la oyun kurup, merkezdeki schöne'nin gezici oyunuyla top dolaştıran, rakip sahada boşluk bulunur ise seri ama birbirini gören soğukkanlı paslarla giden, david neres - ziyech - tadic gibi hız-teknik dengesi yüksek oyuncuların set hücum görünümlü kontrataklar yaptığı 4-3-3 ile şl finali kapısından son saniyede dönen afc ajax...

    (bu düzenin benzerini geçen sezon ilhan palut hatayspor'a oynatmaya çalışmıştı (bkz: #91522092))

    bu hocalar futbol dünyasında yer edinmek isteyen ancak oyuncu kalitesi üst düzey olmayan kulüpler için alternatif bir çözüm sundular, ancak bu takımlar kısa süre içinde birçoğu önemli oyuncularını ve hocalarını büyük takımlara kaptırarak sahneden çekildiler.

    ---

    işte o dönemde bu takımlar arasına girmeye aday tek türk takımı, slaven bilic'in 14-15'te oluşturduğu, kenarlardan merkeze destekle sağlanan pas kalitesi ve herkesin yük çektiği fizik mücadeleyi bir potada eritebilmiş 4-2-3-1 ile beşiktaş'tı. hücum temposu rakibin durumuna göre değişiyordu. zaman zaman kontrollü, alan bulunca da hızlı hücumlar eden takımda sabit olan iki şey vardı:

    1) topsuz oyun temposu
    2) ayağa görerek oynama

    yani top rakipteyken mücadeleci, hücumda ise doğru hareketlenmelerle boşa kaçıp, ayağa görerek, bilinçli oynama anlayışı:

    - link - deplasmandaki tottenham maçı

    - link - deplasmandaki partizan maçı

    - link - olimpiyat'taki liverpool maçı

    aynı oyun kontralarda da geçerliydi:

    - link - olimpiyat'taki feyenoord maçı

    - link - olimpiyat'taki arsenal maçı

    - link - deplasmandaki liverpool maçı

    kadro kalitesi(zliği)nin yarattığı bireysel hatalar yüzünden avrupadan elenildi.

    bilic'le yollar ayrılıp şenol güneş geldikten bir sezon sonra yani 16-17 sezonunda bu düzenin en önemli üç yapıtaşı değişime uğrayarak, oyun aklının daha yukarı çıkacağı ancak oyun temposunun çok düşeceği bir hale gelecekti:

    1) anderson talisca --- sosa gibi pas oyununa katılan, oyun kurulumunun ön beyni görevi gören bir orta sahanın yerine talisca gibi forvete kayarak oynayan, bitiriciliğe odaklı bir oyuncu gelince, oyunun odağı merkezden kenarlara kaymak zorunda kaldı. bu minvalde sağ kanada daha yetenekli ancak takım oyunundan kopuk quaresma geçmişti.

    2) ryan babel --- olcay şahan gibi becerisi düşük olsa da savunma katkısı yüksek, pozisyon bilgisi konusunda sağlam altyapıya sahip, doğru koşularla hücum katkısı verebilen bir sol kanadın yerini, talisca gibi bitiricilik odaklı oynayan, topu ayağına alınca oyun akışını devam ettirmek yerine topla oynamayı seven babel'in gelişi, oyun temposunu düşüren diğer bir sebepti.

    3) vincent aboubakar / cenk tosun --- demba ba gibi ayağına hakim, mario gomez gibi sırtı dönük oynama becerisine de sahip, toplu oyuna katkı veren santrforların ardından aboubakar ve cenk gibi tekniği düşük ancak topsuz oyunda efor sarfeden, bu hareketli oyun ile arkasındaki babel - talisca - quaresma üçlüsüne boş alan yaratabilen santrforların oynamaya başlamasıyla birlikte bilic'li dönemdeki pas oyunundan tamamen uzaklaşıldı.

    üstüne bir de caner erkin, gökhan gönül, adriano gibi hücum becerisi yüksek bekler gelince, beşiktaş'ın oyun düzeni tamamen kanat odaklı bir 4-2-3-1'e döndü.

    kanatlara ağırlık veren bu düzende bir sorun vardı; kanat temposu çok yükseğe çıkamıyordu. adriano da, gökhan da artık 32-33 yaşına gelmiş, eskisi gibi 90 dk tempo yapamıyorlardı, öndeki babel-quaresma ikilisi ise topu hep ayağına isteyen, alınca da oynamayı seven kanatlardı. bu yüzden beşiktaş rakibin boşluklarını oyun akışı içerisinde delmek yerine, göstere göstere pozisyona girmeye çalışıp, rakibi anlık aksiyonlarda alt etmeye dayalı bir kanat oyunu geliştirmek zorunda kaldı:

    - link - inönü'deki benfica maçı

    - link - inönü'deki benfica maçı

    - link - inönü'deki lyon maçı

    aynı oyun, aboubakar gittikten sonra 17-18 sezonunda en önde cenk'le devam etti:

    - link - deplasmandaki porto maçı

    - link - inönü'deki leipzig maçı

    - link - deplasmandaki monaco maçı

    takım organizasyonu bundan ibaret bir hal aldı; gerisi cenk'in gezerek oynayıp arkasındaki babel-talisca-quaresma üçlüsüne alan açtığı, o üçlünün bireysel becerisine dayalı doğaçlama hareketlerdi.

    nitekim bu düzenin; o sezon eşleşilen ilk ciddi üst düzey rakip olan, heynckes'in geri döndüğü, yaş ortalaması epey yüksek bayern karşısında verdiği görüntü hiç iç açıcı değildi; vida kırmızı kart görene kadarki (11'e 11 oynanan) sürede yapılan tek hücum buydu:

    - link - birkaç dk sonra vida atılıyor, atılmasaydı da bu şekilde gidecekti zaten

    bilic'le başlayıp şenol güneş'le son halini alan bu düzeni özetleyecek olursak; avrupadaki baskın düzenlere karşı fark yaratabilecek (ki sonraki dönemlerde yarattığını gördüğümüz) bir anlayışı takip eden bilic'ten sonra, şenol güneş'le bireysel bazda önlem alması zor bir hale gelinse de, hücum temposunun epey düşük kalması sebebiyle avrupa seviyesinde kolay engellenebilen, üst düzey takımlara karşı hiçbir fark yaratmayan bir hale gelindi.

    ---

    o dönem yeni palazlanan, beşiktaş'ın oyun temposunu düşürdüğü için fırsatını kaçırdığı o oyun anlayışı, bayern'de çürümeye başlayıp avrupada sonuç alamayan anlayışını manchester city'de güncellemek adına guardiola'ya bile ilham olacaktı, özellikle 17-18 sezonunda son şeklini vermeye başladığı, rakip yarı sahada daha hızlı ve dinamik pas oyununa dayalı 4-3-3 ile, futbolu iki ana felsefeye bölen süreci başlatacaktı:

    1) rakibi oynatmamak isteyen anlayış - conte, simeone, allegri vb

    bu anlayışın özü, rakibin oyununu bozarak dengesiz yakalamak olduğu için, bu düzende oynayan hocalar fizik mücadele ve tempo yükünün esas olarak ön bölgede çekilmesini istiyordu. rakibin oyun kurulumunu bozacak pres ve mücadele rolünü forvetler üstlenmeye başlamış, gerideki oyuncular hücum katkısı vermek zorundaydı. bu da:

    - geride tek hamleli ama savaşçı stoperler,
    - tempolu kanat/bekler,
    - ciğersiz orta sahalar,

    - önde ise içerlek oynayabilen kanat-forvetler,
    - ve pres yapan, arkadaşlarına alan açan santrforları parlattı.

    2) top oynamak isteyen anlayış - bielsa, sarri, guardiola vb

    bu anlayışın özü ise kendi oyununu rakibe kabul ettirmek olduğu için, geri bölgelerde rakibin presini kıracak pas kalitesine sahip stoper/önliberolar, önde ise rakip geriye çekildiğinde topsuz koşularla boşluk bulacak hareketli oyuncular kullanılmaya başlandı. bu da:

    - geride ayağı düzgün stoperler,
    - teknik önliberolar,
    - içerlek oynayabilen bekler,

    - önde ise hem kanat hem de merkez kabiliyeti yüksek joker oyuncular,
    - oyun akışına katkı verebilen teknik ve dengeli santrforlar dönemini başlattı.

    ---

    iki grubun içinden de, üst düzey oyunculara sahip olmayan birtakım hocalar çareyi top oynatmamak <---> top oynamak arası bir yerde konumlanmakta bularak harman yaptılar; biraz birinciden, biraz ikinciden, kadro kalitesine göre değişen oranda karışımlarla kendilerine üst düzey futbolda nefes alanı yarattılar:

    1) leonardo jardim'in süratli ve güçlü bekler mendy - sidibe ile tempo, önlerindeki lemar - bernardo silva gibi hız-teknik dengesi sağlam iki oyuncuyla hücum şekillendiren, göbekte dinamik önlibero fabinho - teknik boxtobox moutinho ikilisiyle denge kuran, önde oyun aklı öne çıkan falcao'nun yanında rakip savunmaları fiziken her türlü kanırtan mbappe'den oluşturduğu, kanatlardan giden 4-4-2 ile şl'de önce çeyrek final, iki sezon sonra da yarı final oynayacak olan as monaco...

    2) thomas tuchel'in, göbekte önlibero weigl'ın önünde götze-kagawa gibi forvet arkası kökenli oyuncuları bir tık geride oynatıp, yanında nuri/ veya castro gibi bir pas istasyonuyla bağlayarak geride ve ikinci bölgede kontrollü, kanatlarda içe kateden pulisic - dembele - reus gibi hız+teknik seviyesi yüksek oyunculara rakip ceza sahası civarını karıştırma görevi verdiği, aubameyang gibi tempolu ve güçlü bir forveti gezdirerek oynattığı 4-3-3 ile yıkamasa da sallayan, şl çeyrek finalinde monaco'ya elenen dortmund...

    (bu düzenin benzerini bu sezon ilhan palut göztepe'ye oynatmaya çalışıyor. kontratak yakalamaya çalışan takım, bunu defansif oyuncular kullanmanın aksine, önliberosuz 4-3-3'e geçti; göbekte üç tane 10 numara orijinli orta saha soner - castro - mossoro ile ikinci bölgede pas oyunu yapıp rakibi üstüne çektikten sonra, ilerde açılan boşluklara kenarlardan halil ve serdar gürler'i fırlatıyor. bu düzendeki fizik yükü daha çok, gezerek oynayan santrfor jerome/wilzcek geriye gelip orta saha mücadelesi vererek çekiyor)

    3) mauricio pochettino'nun rakibe göre değişen stratejileri olsa da sabit kalan iki şey olan; savunmada kompakt şekli bozmamak, ve hücumda rakip kaleye çabuk gitmek üzere oluşturduğu; savunmada ağır olsa bile fizikli ve pozisyon tutuşu sağlam vertonghen - alderweireld gibi stoperler, winks - sissoko gibi fizik+tempo dengesi yerinde, dele alli gibi teknik + tempo bir arada barındırabilen oyuncularla kurulu bir orta saha kurgusu, kanat-beklerde rose - trippier, kanatlarda ise heung-min - lucas moura gibi pırpır oyuncuların olduğu 4-2-3-1 ile şl'de final oynayacak olan tottenham...

    4) bruno genesio'nun geride dinamik önlibero ndombele üzerinden bilinçli oyun kuran, yanında aouar - fekir gibi tempolu oyuncularla pres/git-gel/kontratak üzerine denge kurduğu, ilerde cornet - dembele - depay gibi hız+teknik dengesi yerinde hücumcularla geniş alan yakalamaya dayalı kurduğu 3-4-1-2 ile büyük sonuçlar alamasa da oyun kalitesi açısından ciddi fark yaratan olympique lyon...

    5) gian piero gasperini'nin kurduğu; üçlü savunmanın önünde pozisyon bilgisi sağlam de roon - freuler/pasalic ikilisiyle arkayı sağlama alan, önde ise zapata/muriel gibi fizik+tempoya sahip santrforların arkasında pasalic/ilicic'le hücum-orta saha bağlantısını tempoyla, alejandro gomez ile de teknik olarak kuran, kanat-beklerde ise gosens-hateboer-luc castagne gibi hücum-savunma dengesi yerinde oyuncularla kontrollü çıkışlar yapan, bu sayede geride kontrollü, ilerde ise rakibe göre kontratak - set hücumu arasında değişen stratejiyle oynama imkanını sunan 3-4-2-1 ile şl'de ilerlemeye aday atalanta...

    bu oyun anlayışı, üst düzey oyunculara sahip olmayan ancak o düzeylerde yarışmak isteyen çoğu takımın başvuracağı bir anlayış olacaktı.

    ---

    bu trene binmek isteyen bir türk takımı vardı; abdullah avcı'nın 17-18 sezonunda son halini şekillendirmeye başladığı başakşehir. önlibero emre'nin geride oyun kurup, yanında mahmut'un defansif, önde ise neredeyse boxtobox gibi oynayan mossoro ile hücum yük çektiği, adebayor'un rakip sahada gezerek oyun akışına katkıda bulunduğu, solda clichy - elia ile üretkenlik, sağda caiçara - visca ile tempo üzerine kurduğu, savunmada pozisyon koruma odaklı, hücumda ise değişken tempoya sahip 4-3-3 ile dönemin canavarlarından sevilla'ya karşı şl playoff'unda kılpayı elendiler.

    geride emre üzerinden kontrollü oyun kurarken, hücumda gerek adebayor'un açtığı boşluklara elia-visca-mossoro'yu sızdırarak:

    - link - deplasmandaki club brugge maçı

    - link - deplasmandaki sevilla maçı

    - link - deplasmandaki sevilla maçı

    gerekse de kontratak:

    - link - istanbul'daki sevilla maçı

    - link - istanbul'daki sevilla maçı

    dönemin şartlarını yakalamış, eksiklerini kapattıkça daha iyi mücadele edebilecek seviyeye gelebilecek olan bu düzenle şampiyonlar ligi biletini kılpayı kaçıran başakşehir, sonraki süreçte avrupa ligi'ni umursamadan, lige ağırlık verip doğrudan şampiyonlar ligi bileti almaya odaklı bir stratejiye geçmiş, ancak ligde istediğini elde edemeyince avrupa sahnesinde yer alma ihtimali olan bu fırsatı tepmiş oldu.

    ---------------

    futbol dünyası artık iyice iki başlı bir hale evrilmeye, arada harman yapmaya çalışanların da bir şekilde mücadele etmeye çalıştığı bir döneme girecekti.

    ama bu süreci değiştirecek, ben ikisini birden layıkıyla yaparım diyen biri vardı.

    ---

    savunma ve alan paylaşımının herkesçe birinci planda olduğu bu dönemde, artık ileriye vur gitsin - öndeki geniş alan hücumcularım topu yakalasın gol atsın devri kapanmıştı. elinizde sprinter hücumcular olsa bile onları geriden sallapati toplarla değil, belli bir plan dahilinde kaçırmanız gereken dönem başlamıştı. ve bunu mümkün olan en hızlı şekilde yapmanız gerekiyordu.

    bu da, ikiye ayrılan futbol dünyasında harman yaparak değil, iki anlayışı da tam anlamıyla uygulamak isteyen jürgen klopp'un 3-4 yıl boyunca sindire sindire oturttuğu 4-3-3 ile 17-18 sezonundan itibaren krallığını ilan etmeye başlayan liverpool'u ile mümkün oldu.

    özellikle 12-13 sezonu sonunda rafa kalkan, birkaç yıl içinde büyüyüp 17-18 sezonunda klopp'la birlikte sahneye tam anlamıyla çıkan bu rakibi gafil avlama anlayışını benimseyen pek takım yoktu. çünkü belli bir savunma temposu kadar, aynı zamanda hücum temposu da gerektiriyordu. üstelik bu hücum temposuna sadece belli sprinter oyuncular değil, tüm takım olarak uyulması gerekiyordu.

    klopp dedi ki; ben hem rakibimi oynatmam, hem de kendim oynarım. yani iki baskın düzeni de uygular, yeni bir ana akım yaratırım dedi. nitekim yarattı da; temposuz bir tane oyuncunun bile olmadığı kadrosu ile hem rakibini oynatmıyor, hem de topu alınca kendi oyununu oynuyor.

    ---

    o dönemler benimsenmesi zor olduğu için çok az temsilcisi olan bu trendi, türk futbolunda (kadro kalitesine oranla) ilk yakalamaya çalışanlardan biri, mustafa reşit akçay'ın 16-17'deki osmanlıspor'u oldu. tüm oyuncuların 90 dk boyunca yüksek tempoda git-gel yaptığı, hücumda regattin - bifouma - delarge gibi pırpır oyuncular, göbekte ndiaye - lawal - mehmet güven - musa çağıran'dan oluşan çift boxtobox rotasyonunun hem dinamoluk hem de oyun kuruculuk yaptığı 4-2-3-1 ile rakip yarı sahada hızlı şekilde dikine oynamanın örneklerini sunmuş, kadro kalitesi kendisinden yukardaki rakipler karşısında fark yaratmıştı.

    takım topu kazanır kazanmaz toplu şekilde hızlıca rakip sahaya geçme olayını sallapati değil, organize şekilde yapıyordu:

    - link - ankara'daki midtjyland maçı

    - link - deplasmandaki zürih maçı

    - link - ankara'daki zürih maçı

    - link - deplasmandaki villarreal maçı

    oyun kurarken ise, rakip sahaya mümkün olduğunca hızlı ama bilinçli şekilde geçmeye çalışılıyordu:

    - link - ankara'daki midtjyland maçı

    - link - ankara'daki villarreal maçı

    - link - ankara'daki olympiakos maçı

    aynı zamanda kendi fırsatlarını da yaratmaya çalışıyor, şok preslerle rakibi gafil avlamaya çalışılıyordu:

    - link - ankara'daki midtjyland maçı

    - link - ankara'daki villarreal maçı

    ciddi hücum temposu gerektiren ve buna ayak uydurarak kendi çapında epey fark yaratan bu düzen, topu kendisine bırakan olympiakos karşısında ciddi bir çözüm bulamaması + kadro kalitesinin düşüklüğü sebebiyle (bkz: 23 şubat 2017 osmanlıspor olympiakos maçı) avrupadan elendi.

    (bu düzenin izlerini, o dönem akçay'ın yardımcısı olan hüseyin çimşir'in bugün çalıştırdığı trabzonspor'unda zaman zaman görmekteyiz. o dönemki en önemli oyuncu olan papa alioune ndiaye'nin trabzon'a transferinde, çimşir'in bu düzeni istemesinin de payı var)

    ---

    klopp'un öncülük ettiği bu pres+tempolu savunma ve hızlı+dikine hücum etme anlayışı, diğer iki ana akım (top oynatmamak isteyenler ve top oynamak isteyenler) arasında üçüncü bir akım olarak yerini aldı; ancak bu akımın temsilcilerine karşı, liverpool gibi bir kadronun bile zaman zaman çok zorlanıp, anca bireysel beceriyle alt edebildiği, yeni bir anlayış / panzehir türedi:

    topu rakibe bilerek bırakan anlayış

    ---------------

    özellikle klopp'un liverpool'u gibi rakibini gafil avlayıp hızlı dikine gitmek isteyen takımlar, topu kendilerine bırakan rakipler karşısında hızlı hücum edecek alan bulamıyor, hücum temposunu düşürmek zorunda kalıyor, bu da alışkın olmadıkları şekilde oynadıklarından ötürü sistemi sekteye uğratıyor. klopp bunu bireysel beceriyle çözse de, o derece kadro kalitesine sahip olmayan hocalar, yerleşip bekleyen takımlar karşısında başka türlü bir çözüm bulmaya çalıştı:

    rakibin dengesini bozmaya çalışmak yerine, belli bir bölgeye kanalize edip ters ayakta bırakmak. yani rakibi topsuz oyunda olduğu kadar, toplu oyunda da gafil avlamak.

    kontratak kovalamaya/bulmaya çalışmadan, rakibi top oynayarak eksik bırakmaya dayalı bu anlayışı benimseyen bazı hocalar avrupada ciddi fark yaratan oyunlar ortaya koymaya başladı:

    1) lucien favre'nin, göbekte diallo - akanji ve önlerinde witsel - delaney - dahoud - weigl gibi hantal olsa da pozisyon bilgisi sağlam oyuncularla alan tutma + topu doğru kullanma odaklı, kenarlardan ise hakimi - guerreiro gibi fuleli-pırpır bekler, jadon sancho - thorgan hazard - larsen gibi hız+teknik dengesi yüksek kanat-forvetler, önde ise reus gibi hücum jokeri - paco gibi pırpır bir forvetle, ful tempo üzerine kanatlardan akan 4-2-4'ü ile bu yeni akımın ilk temsilcilerinden biri olan dortmund...

    (bu düzenin benzerini bu sezon erol bulut alanyaspor'a oynatmaya çalışıyor. 4-2-3-1'in forvet arkasındaki bakasetas'ın kullanım şekline göre 4-2-4'e dönüşebilen bu düzende, hızlı bekler n'sakala ve juanfran/onur bulut ve efecan - junior fernandes - djalma campos gibi hızlı kanatlar sayesinde kontratak görünümlü set hücumları yapıyorlar. göbekte pozisyon koruyan önlibero ceyhun - top kapan önlibero siopis'in savunma yükünü çektiği bu düzen, hücum gereken anlarda ikisinden birinin yerine salih uçan'ın oynamasıyla daha net hücumlar yapmaya çalışan bir yapıya bürünüyor)

    2) adolf hütter'in, önde fizik mücadele eden haller / arkasında rebic - jovic'ten oluşan forvet hattıyla merkezde yoğunlaşıp, rakibini merkeze mecbur edip kanatlarını boşa çıkaran, bu şekilde sağ kanattan da costa ile, solda rakibin gücüne göre ya 10 numara orijinli kostic ya da sol bek orijinli jetro willems'le yardıran, bu oyuncuları ise, üçlü savunmanın kenarlarına falette, n'dicka, abraham gibi süratli stoperler koyup emniyete aldığı 3-4-3'üyle avrupa ligi'nde yarı final oynayıp finali penaltılarla kaçıran eintracht frankfurt...

    3) ralph hasenhüttl'ın tempo/kontratak bazlı attığı temellerle kurulan; defansta geniş alanda etkili upamecano - konate - klostermann gibi süratli savunmacıların emniyet olduğu; bu sayede orta saha ve forvetlerin birbirine yakın oynayıp rakibi göbekte boğdukları, topu kaptıkları an geniş alanda adeta uçarak boşluklara sızan timo werner'i kaçırmaya çalıştıkları, o olmazsa sabitzer veya forsberg'in arkadan fırladığı 4-2-3-1'i, kendi esnek anlayışı sayesinde bozmadan devam ettiren julian nagelsmann'la şl'de ilerlemeye aday bir takım yaratan red bull leipzig...

    4) roger schmidt, adolf hütter, oscar garcia gibi hocaların attığı temeller üzerine inşa olup marco rose ile avrupa ligi'nde yarı finale çıkılan; mane-kampl-minamino gibi hız+teknik dengesi yüksek pırpır kanat-forvetlerin sürekli içeri girdiği, merkezde geniş alanda hızlı koşularla hücum katkısı verebilen temposu yüksek önliberolarla rakibin dengesini aniden bozan koşular üzerine kurulan, şu an jesse marsch'ın devraldığı dinamik 4-4-2 ile avrupada dengeleri değiştiren red bull salzburg...

    gibi takımlar mevcut futbol dünyasının içinde yeni bir trend belirleyerek, rakipleri belli bir bölgeye odakla + ters ayakta kaldığı yere hızlı hücum et anlayışının öncüleri konumuna geldiler.

    ---

    işte şu an üst düzey kadro kalitesine sahip olmayan takımlar için avrupada başarıya en uygun, yani başat düzenlerin ortak zaaflarından faydalanmaya en müsait formül olan bu treni, türk futbolu 19-20 sezonunda okan buruk'un başakşehir'i ile yakalamış görünüyor. dikine hücum anlayışı benimseyen 4-3-3 düzeninde öne çıkan iki unsuru toparlarsak:

    1) hücum dinamizmi
    2) hücum temposu

    işte fark yaratan kısım bu ikisinin birlikte olması. bu sayede maç içindeki duruma göre değişen iki farklı şekilde, rakip ters ayakta bırakılabiliyor.

    hem rakipleri kenara yoğunlaştırıp merkezden delme:

    - link - istanbul'daki mönchengladbach maçı

    - link - istanbul'daki wolfsberger maçı

    - link - deplasmandaki wolfsberger maçı

    hem de gerektiğinde rakibi merkeze yoğunlaştırıp kenarlardan delme şansı yakalanıyor:

    - link - deplasmandaki olympiakos maçı

    - link - istanbul'daki wolfsberger maçı

    - link - istanbul'daki roma maçı

    bu düzenin anahtarı enzo crivelli; gerek fizik mücadele, gerekse visca'ya alan açmak adına rakip sahanın her yerinde dinamik oynuyor:

    - link - soldaki paslaşmaya katılıyor

    - link - sağa gelip presle topu kapıp asistini yapıyor

    - link - pratik oynayıp visca'yı kaçırıyor

    hepsini birden özetleyebilecek bir pozisyon:

    - link - istanbul'daki wolfsberger maçı

    okan buruk ikisini de yapamayacağını anladığı an b planına; yani göbekteki üçlüden birini çıkarıp çift forvete dönüp, birinin bir tık daha geride oynadığı bir 4-2-4'e geçiyor ve rakibi iki taraftan da tehdit altına alıp geriye yaslanmasını sağlıyor, bu şekilde ilk kez (bkz: 12 aralık 2019 m'gladbach başakşehir maçı)'nda sonuç aldı:

    - link - demba ba - crivelli

    sezonun ikinci yarısıyla birlikte, başakşehir artık maçlara 4-2-4 çıkıyor.

    ---

    türk futbolunda bu tip bir gafil avlama oyununu daha önce deneyip, fazla sürdüremeyip avrupada deneme fırsatı bulamadan treni kaçıran takımlar olmuştu:

    1) vitor pereira - fenerbahçe --- 15-16 sezonu

    sezonun çoğunu beklerin pek ileri çıkmadığı, kanat oyuncularının ise kenar çizgiye yakın oynayıp kaleye uzak kaldığı, forvetin yalnızlaştığı bir 4-3-3 ile oynatan pereira, avrupadan elendikten sonraki süreçte luis nani'nin forvet arkasında serbest oynadığı, kanatlarda volkan şen ve alper'in daha özgürleşip kaleye yakınlaştığı, beklerin ileri çıktığı, göbekte ise josef - topal ikilisinin emniyet olduğu bir 4-2-3-1'e geçmişti.

    buradaki amaç, nani gibi hız+teknik birleşimi yüksek bir oyuncunun hareketli oynayıp denge bozmasıydı.

    gerek hücum edilen kanada +1 olarak:

    - link - merkezde aldığı topu sola taşıyıp hasan ali'yi kaçırıyor

    - link - soldan bindirip asistini yapıyor

    - link - sağa deplase olup ortasını açıyor

    gerekse de bekler + kanatlarla hücum eden fb'ye karşı savunmasını enine genişletmek zorunda kalan takımlar karşısında boşluk bulup yeteneğini konuşturarak:

    - link - golünü atıyor

    - link - çabuk oynayıp volkan şen'i kaçırıyor

    - link - tek pasla volkan şen'i kaçırıyor

    pereira sonraki süreçte; ertesi sezon olan 16-17 başında hem nani'nin hem de gökhan - caner gibi iki as bekin ayrılmasıyla, avrupada fark yaratabilecek bu düzeni bırakıp 3-4-1-2'ye geçmiş, şl ön elemesinde (o sezon şl'de yarı final oynayacak olan) monaco'ya elendikten sonra görevine son verilmişti.

    ---

    2) igor tudor - galatasaray --- 17-18 sezonu

    iki tip düzeni olan tudor; birincisi göbekte fernando - ndiaye'li, solda tolga ciğerci'nin içerlek - sağda garry'nin çizgide oynadığı klasik 4-2-3-1 iken, ikinci düzenini ise eren/feghouli'nin hücum bağlantı elemanı olduğu bir 3-4-2-1 ile kurgulamıştı. hücum dinamizminin ön planda olduğu bu düzende, maçın belli anlarında kapanan/topu bırakan takımları çözmek, pas örgüleriyle oyalanan rakibin üstüne şok koşularla sürpriz golcüler çıkartma üzerine kurgulanan setler ligin üstündeydi:

    - link - mariano'nun golü

    - link - garry'nin verkaçları

    - link - mariano - garry - feghouli üçgeni

    çok adamla hücum etmeyi sağlayan bu dinamizmin bir getirisi de, en tehlikeli yerlere seken topları toplamak, veya ters ayakta yakalanan rakibin dengesini iyice alt üst etmekti:

    - link - kontratakta da

    - link - sette de

    - link - aynı şekilde

    bu düzen bazı maçlarda 90 dk, bazı maçlarda duruma göre geçilmiş bir düzendi ve uzun süre istikrarla oynanamadı. eğer eksikleri giderilerek gelişseydi, avrupada fark yaratabilecek bir gafil avlama düzeniydi.

    sezonun devamında, tudor'un kısa vadede gereksiz kaçan taktik denemeleri, oyuncuların paralarını alamaması yüzünden motivasyonlarının düşmesiyle birleşince kötü sonuçlar geldi ve tudor'un görevine son verildi.

    ---

    3) ersun yanal - fenerbahçe --- 2014 yazı

    fenerbahçe 13-14 sezonunu, hücumcu beklere koridor açmayı topsuz oyunda yapmaya dayalı bir 4-3-3 ile şampiyon kapattıktan sonra yaz döneminde diego ribas gelince ersun yanal bu düzeni, bekleri toplu oyunda kaçırmak üzere düzenleyip 4-1-3-2'ye dönüştürmüştü.

    3-5-2'ye benzeyen bu dizilimde emre-meireles-diego önderliğinde, öndeki forvetlerin sürekli geri gelip pas trafiğine katıldığı, topa sahip olmaya dayalı, bu şekilde kısa pas ağları örerek rakibi belli bir bölgede yoğunlaştırdıktan sonra birden bire oyunu ters kanada açmaya dayalı bir düzendi:

    - link - diego-emre-sow üçgeni

    - link - meireles-gökhan-topal üçgeni

    ani presler sonrası da aynı şekilde:

    - link - pres sonrası caner'i kaçırıyorlar

    - link - aynı şekilde gökhan'ı

    aynı zamanda rakip kısa pas yollarını tıkadığında iyi birer uzun pas alternatifi oluyorlardı:

    - link - soldan

    - link - sağdan

    tabii savunmanın da bir o kadar kompakt yapılması gerekiyordu, bunun için forvet ikilisi kanatlara açılıp beklere yardım ediyordu, webo ve sow'a dikkat:

    - link - webo

    - link - sow

    - link - yine webo

    yani bekler tek başına kalmıyordu.

    ancak ersun yanal sezon başlamadan gönderilmiş, bu düzeni ciddi maçlarda deneyememişti.

    ---------------

    bugüne dönersek:

    toplu oyunda bunları tam anlamıyla becerebilecek teknik / veya fizik kaliteye sahip olmayan bazı avrupa takımları, bu düzeni iki farklı şekilde uyguluyor;

    1) teknik açıdan yetersiz kadrolara sahip hocalar fizik+tempo
    2) fizik açıdan yetersiz kadrolara sahip hocalar ise teknik+dinamizm
    3) ikisini harman yapmak zorunda kalanlar

    ---

    1) valerien ismael - lask linz

    ismael, ön üçlünün sürekli pres yapıp rakibi uzun topa zorladığı, bu uzun topları da arkada bekleyen 3 stoper + 2 merkez orta sahayla toplayıp önde kalan üçlüye hızla aktardıkları, kanatların da desteğe gidip hücumu beşlediği bir 3-4-3 oynatıyor.

    paslaşmaları mümkün mertebe az yaptırmaya çalışan, geride vakit kaybetmek istemeyen bir oyun anlayışı var, bu takımı çoğu zaman uzun toplarla çıkmaya teşvik etse de sistemin en kritik elemanı santrfor joao klauss de mello sayesinde pek sorun olmuyor; çok süratli olmasa da geniş alanda temposunu koruyabilen klauss gerek hava toplarındaki üstünlüğüyle uzun topları arkadaşlarına indirerek, gerekse de oyun akışını sağlamak için rakip yarı sahada sürekli mekik dokuyup pas istasyonu olarak kendi çapında bir komple santrfor işlevi görüyor. benzer görevi, forvet rotasyonunun diğer elemanı marko raguz da görüyor.

    rakipler, lask'ın gelmesine izin verdiğinde, teknik becerisi düşük hücumcular olduğu için sonuç alma ihtimali azalıyor:

    - link - son hamle kötü

    - link - aynı şekilde

    bu noktada çare, rakibi kanırtarak yaratılan boşlukları doldurmakta bulunuyor:

    - link - pres ve dinamizm

    - link - vazgeçmeyiş

    - link - rakip savunmayı zorlayış

    fizik gücün çok yukarı çıkmasını gerektiren bu düzen, teknik ortalaması düşük takımların top oynarken uygulaması gereken hücum agresifliği konusunda örnek teşkil ediyor.

    ---

    2) savo miloşeviç - partizan

    miloşeviç, merkezden başlayan oyunla 2'den 3'e çok çabuk paslaşarak geçebildikleri bir 4-2-1-3 oynatıyor; özellikle önde basan rakiplere karşı etkili oluyorlar. aynı şekilde top rakipteyken göbekte kapanıp kaptıkları toplarla hızlı paslaşmalarla dikine hücumlar yapıyorlar:

    - link - tek pasla tehlikeli bölgeye giriş

    - link - üç pasla tehlikeli bölgeye gidiş

    - link - rakip güçleştikçe oyuncu kalitesi/kararlardaki kalite farkı ortaya çıkıyor

    aynı şeyler pres sonrası kaptıkları toplarda da geçerli, özellikle seydouba soumah gibi hem geniş alanda topu hızlıca alıp götürebilen, hem de dar alana geldiğinde bu topları doğru kullanabilen, ayakları çabuk bir ofansif orta saha önderliğinde:

    - link - birlikte hızlı çıkış

    - link - baskı + anında ceza kesiş

    - link - aynı şekilde

    rakibin geride yaslanıp kitlemeye çalıştığı anlar ise bekler devreye giriyor:

    - link - urosevic'in asisti

    - link - miletic'in ceza sahası koşusu

    - link - ikisi birden

    hatta zaman zaman stoper strahinja pavlovic:

    - link - set hücumu

    - link - kontratak

    - link - aynı şekilde

    teknik becerisi fizik gücünden nispeten daha yüksek olan takımlar için örnek teşkil eden bu düzende formül basit ama uygulaması zor; hızlı paslaşmalar + beklenmedik golcü/asistçiler.

    ---

    3) karim belhocine - rsc charleroi

    belhocine, stoperde kalıplı güçlü ikili diagne - dessoleil'in önünde önlibero ikilisi ilaimaharitra - diandy ile geride ve ikinci bölgede agresif ve sert oynatıp, gerek kapılan toplarla, gerekse ikinci bölgede paslaşarak bulunan geniş alanlara öndeki elemanları (özellikle bruno - fall - rezaei üçlüsüyle) kaçırıp hızlıca kaleye gitmeye çalıştıkları bir 4-2-3-1 oynatıyor:

    - link - pres yaparak

    - link - ortada kalan topu kaparak

    - link - set hücumda da

    öndeki elemanların hepsi çok süratli ancak hız+teknik dengesi / veya hız+bitiricilik dengesi normalde çok da yerinde olmayan elemanlar, o yüzden kısa sürede en iyi açıları yakalamaları gerekiyor, burada da devreye dinamik ofansif orta saha ryota morioka giriyor, gezici oyun kurucu rolünde, merkezdeki yoğunlaşmanın adresi olup kilit paslar atıyor:

    - link - başlatan da, son pası veren de morioka

    - link - baskıyı kıran pası veriyor

    - link - boşa kaçıp topu alıyor ve bekletmeden ara pası atıyor

    bu düzen, hem teknik hem de fizik ortalaması vasatı aşamayan takımların uygulayabileceği bir düzen olarak örnek teşkil ediyor.

    ---------------

    peki, olur da önümüzdeki dönemde bu düzen başat hale gelir, üst düzey kadrolara sahip olmayan takımlar için oyun kurmak artık çok zor hale gelirse?

    rakiplerin önde basmasına karşı, üst düzey futbol bazında yeterli kaliteye sahip ayağı düzgün stoper / teknik önliberolara sahip olmayan takımların başvurması gereken bir düzen, yani yeni nesil bir topa sahip olma düzeni gerekir; bu doğrultuda çözüm bulmak isteyen bazı genç hocalar var:

    1) arne slot - az alkmaar

    slot, stoper ikilisi hariç herkesin ileri yığıldığı, önliberonun oyun kurucu olarak oynadığı, onun önünde (forvet arkasına yakın bölgede) pas istasyonu olan iki merkez orta sahanın bulunduğu, beklerin rakip sahaya gelince iç orta sahaya dönüşüp iç/dış bindirmeler yaptığı, sağ açığın içerlek durup dar alanda merkeze yakın işler yaptığı, sol açığın ise çizgiye yakın durup hücumu geniş alandan şekillendirdiği bir 4-1-4-1 oynatıyor.

    ayağa, görerek geliştirilen hücumlarda, son kertede bindirmeleri beslemeye dayalı bu düzende herkes dinamik:

    - link - wijndal

    - link - sugawara

    alkmaar ayağa paslarla çıktığı için fazlaca baskı yiyebiliyor, bu zamanlarda hücumdaki en becerikli oyuncusu calvin stengs üzerinden kurulan bazı setlerle bu baskıyı kırabiliyor.

    - link - stengs merkeze gelip top alıyor

    - link - stengs çizgide kalıyor, sugawara içeri giriyor

    - link - ikisi birden

    slot'un alkmaar'ı, yeni nesil trend olma potansiyeline sahip bu düzenin en iyi uygulayıcısı konumunda.

    ---

    2) jens gustafsson - ifk norrköping

    kenar stoperlerin yarım bindirme yaptığı, kanat-beklerin yardırmak yerine paslaşarak çizgiye inmeye çalıştığı, göbekteki ikilinin gezici oyun kurucu olduğu, çift forvetin ise sırtı dönük oynayıp oyun kuruculara ortak olduğu bir 3-4-3 / 3-1-4-2 oynatan gustafsson'un düzeninde, amaç takım boyunu olabildiğince kısa tutup herkesi toplu oyuna dahil etmek.

    bu oyunda en büyük pay forvetlerin, sırtı dönük çift pivot gibi oynayan forvetler, bu oyun tarzıyla oyun akışını devam ettirip takımın topluca rakip sahaya yığılmasını sağlıyorlar, veya rakip baskıya geldiğinde geri gelip pas istasyonu oluyorlar:

    - link - önce nyman sonra larsson

    - link - nyman

    - link - kendi yarı sahasında stoperden pası alan holmberg, rakip ceza sahası önünde faulü alan kişi oluyor

    herkes dinamik oynayıp boşa kaçma peşinde, paslaşma temposu düşük olsa bile, yer değiştirmeleri çok hızlı yapabildikleri için top hakimiyetini kurabiliyorlar. rakip sahaya yerleşirken, oyun kurulumuna daha çok sağdan filip dagerstal olmak üzere, kenar stoperler de katılıyor:

    - link - sol stoper lauritsen

    - link - üstteki pozisyonun devamında dagerstal'in asist girişimi

    - link - yine dagerstal'in pasıyla doğan hücum

    - link - boşluk bulunca çıkıyor

    böylesi vasat bir kadronun haliyle son vuruş/paslardaki beceri düşüklüğünden ötürü başarılı olamamasını bir kenara bırakıp, baskı altında bile rahatça oyun kurabilmesine odaklanırsak formül net; ön oyuncular geriye geliyor, gerideki oyuncular ileri çıkıyor, toplu dinamizm + birbirinin alanına fazlaca girerek oynama.

    ---------------

    hayatta kalmaya / mümkünse fark yaratmaya çalışan tüm bu düzenleri tekrardan bir kesişim kümesine alırsak; olay merkez bölge becerisine sahip oyuncularda bitiyor.

    klopp, komple bekler robertson-arnold, önde de mane-salah gibi üst düzey elemanlarla kenar oyununu halletse de, böylesi kaliteli kenar oyuncularına sahip olmayan takımlar için bek / kanat bölgeleri artık yavaş yavaş önemini yitirecek. kenar bölgeler için gereken birkaç özelliği (hız, tempo, delicilik gibi) çok keskin olamayan oyuncuların yerini, aynı zamanda merkez becerisine de sahip oyuncular almaya başladı.

    bu da birçok takımın kenarlarda sadece birer oyuncu kullanmaya ittiği bir süreç başlattı:

    1) sağlam stoperler: iki stoper de sağlam ve fizikli olunca, hantal kalınıyor ve rakipler ciddi tehlikeler yaratabiliyor. o yüzden 3'lü savunma kullanımı çoğalıyor.

    2) savaşçı önlibero / merkez orta sahalar: benzer mantıktan devam ederek; stoper sayısı arttıkça / veya güçlü ama hantal stoperler kullandıkça, önlerinde daha dinamik elemanlar gerekiyor. bu da temposu yüksek, git-gelleri merkezden yapacak enerjik oyuncu ihtiyacını doğuruyor.

    3) teknik kenar oyuncuları: yukardaki iki tercih sonunda, yani merkez bölgelerdeki mücadele / tempo arttıkça göbekten oyun kurma becerisi azaldığı için, bu iş, içerlek oynayıp oyun kurabilen beklere veya içeri girip kilit çözebilen yaratıcı kanat oyuncularına kalıyor. yani kenarla sınırlı kalmayan, saha görüşü geniş olan kanat oyuncuları.

    kanatta tercih edilen o tek oyuncu da (genelde) tempolu ve hücumcu bek oluyor. bu yüzden ön bölgede, bitirici kanat-forvetlerden ziyade, yaratıcı özelliklere sahip 10 numara kökenli (tabii aynı zamanda tempolu) oyuncular kullanılacak.

    yani üst düzey olmayan bir kadronun avrupada fark yaratabilmesi için formül; keskin yetenekleri olsun olmasın, neredeyse her futbolcunun merkezde oynama becerisinin olması.

    ---

    bu doğrultuda en yüksek seviye örnek babında; lucien favre dortmund'da, julian nagelsmann da leipzig'de 3'lü savunmaya yumuşak birer geçiş yaparak önemli adım attılar.

    - favre: haaland ve emre can transferleriyle birlikte sağ bek piszczek'i sağ stoper yapıp, beklerdeki hakimi ve guerreiro'yu iyice hücuma katıp, kanatlardaki hazard ve sancho'nun forvet arkasına dönüştüğü bir 3-4-2-1'e geçerek, (bir nevi valerien ismael - lask linz örneği)

    - nagelsmann ise: savunma jokerleri halstenberg ve klostermann'ı merkezdeki upamecano'nun iki kenarına koyup, kanat-bekler angelino ve mukiele'yi iyice hücuma katıp, kanatlardaki (normalde merkez becerilere sahip) sabitzer-nkunku-forsberg gibi elemanların ise göbekteki laimer'in etrafına çekildiği, çift forvetli bir 3-5-2'ye geçerek,

    kanatlardaki oyuncu sayısını bire düşürüp merkez hakimiyetine ağırlık vermiş oldular.

    (mesela antonio conte'nin inter'e gelince juventus ve chelsea'deki düzenini, göbekte brozovic-barella-vecino (ve eriksen) gibi elemanlarla topa sahip olmaya daha çok önem vererek güncelleyip, oynatmaya çalıştığı 3-5-2 ile bu konuda önümüzdeki yıllarda futbol dünyasındaki başrollerden birini kapma ihtimali var)

    üst düzey kadrolara sahip olmayanlar için bu geçişler joker oyuncularla mümkün oluyor.

    ---------------

    büyük turnuvalarda fark yaratmak isteyen yeni nesil oyun düzenlerinin hepsinin ortak noktası olan joker oyuncu kullanımı önemini gittikçe arttırıyor; kadronuzda ne kadar çok joker oyuncu varsa eliniz o kadar rahatlayacak. başarılı olur/olmaz önemli değil, mümkün olan her mevkiiyi çokyönlü hale getirmeniz gerekiyor. bazı mevkiilerde birinci sınıf özelliklere sahip oyuncularınız varsa buna çok ihtiyaç duymayabilirsiniz.

    ancak üst düzey kadroya sahip değilseniz bu bir zorunluluk.

    ---

    bu çıtayı yükseltmek isteyen, ancak guardiola'yı klopp'u geçtim, dortmund'un hocası favre veya leipzig'in hocası nagelsmann gibi imkanlara bile sahip olamayan bazı hocalar bu konuda birtakım çözümler bulmaya çalışıyor:

    1) abel ferreira - braga - 18-19 sezonu

    sezon genelinde kullandığı 4-4-2'in yanı sıra; önde net santrforun oynamadığı, en önde horta - wilson eduardo - paulinho (dyego) üçlüsünün oynadığı, 3-4-3 görünümlü 4-3-3 ile dikkat çekti. önlibero joao palhinha top rakipteyken stoperlerin arasına girip 3'lerken hücumda ileri çıkıyor, beklerde kanat orijinli murilo ve ricardo esgaio oynuyordu. daha hızlı ve daha kompakt şekilde oynamaya başlayan takım net bir santrfor olmadığı için sallapati ortalar yerine görerek paslarla içeri girdi.

    bunda bazı joker oyuncular başrol oynadı:

    - link - normalde stoperlerin arasına girerek oynayan önlibero palhinha'nın, iç bindirme yaparak asist girişiminde bulunması

    - link - merkez orta saha fransergio'nun ceza sahası koşusu ve golü

    esas güzel nokta, hücum ettikleri kanada yakın olan stoper beke geçiyor ve (palhinha da ileri çıktığı için) olay tek stoperli bir düzene dönüşüyordu, rakip topyekün bir baskı altına alınıyordu.

    - link - sol stoper raul silva'nın ortası

    - link - sağ stoper oynayan goiano'nun verkaçla içeri girerek attığı gol

    sistemin elbet dezavantajları vardı; özellikle geride bekleyen rakiplere karşı kontralara az adamla yakalanıldığında ciddi tehlikeler yaşadılar çünkü geniş alanda çabukça geri dönebilen ivmeli oyuncu sayısı azdı. aynı zamanda takım lideri diyebileceğimiz baskın karakterli oyuncu eksikliği yüzünden çoğu maçta şans yanlarında olmadıktan sonra iyice dağıldılar ve toparlayamadılar.

    ---

    2) sebastian beccacece - defensa y justicia - 18-19 sezonu

    geçen sezon mütevazı kadrosuyla arjantin ligi'ni sallayan ve şampiyonluğu az farkla kaçıran beccacece'nin asimetrik, pratikte zaman zaman 3-4-3'e dönüşebilen bir 4-3-3 oynattığı defensa'sı, kimsenin görmeden asist yapmaya çalışmadığı (sallapati ortalar/ileriye şişirilen bilinçsiz topların olmadığı) bir düzende oynamış, hücum çeşitliliği yüksek bir takıma dönüşmüştü:

    - link - set + görerek orta

    - link - uzun top

    - link - kontratak

    - link - pres + hızlı hücum

    bu çeşitlilik sayesinde belli bir asistçi veya golcünün olmadığı, herkesin her rolü becermeye çalıştığı bir futbol oynandı:

    a) stoper alexander barboza'nın hücuma katılışları:

    - link - top indiriyor

    - link - asistin asistini yapıyor (gol matias rojas)

    elbette maç sıkıştığında stoperi forvete göndermek yeni bir olay değil. beccacece'nin esas olayı, daha birçok jokeri aynı anda kullanıyor olabilmesiydi:

    b) sol bek, sol stoper, sağ stoper oynayabilen, geleceğin bek modeline (bkz: #69230594) göz kırpan lisandro martinez:

    - link - geriden nokta pas atıyor

    - link - ilerde hücum şekillendiriyor

    - link - soldan paslaşarak çizgiye iniyor

    c) göbekten forvete kadar çok geniş bir alan kaplayan, geleceğin orta saha modeline (bkz: #69151605) cuk oturan matias rojas:

    - link - hücum şekillendiriyor

    - link - kontratak başlatıp bitiriyor

    - link - sola deplase olup asist yapıyor

    d) hücum jokeri nicolas fernandez:

    - link - santrfor golü atıyor (asist lisandro)

    - link - kanatta yaratıcı oynuyor

    arjantin ligi elbette avrupa gibi değil; birkaç takım (racing club, river plate gibi daha avrupai yönetilen takımlar) hariç çoğu geniş alanda oynuyor, takım boyları uzun. ama bireysel beceriye fazlaca güvenilen bu ligde, takım oyununa önem veren beccacece'nin üstüne bir de joker oyuncuya dayalı kurduğu düzeni, defensa'nın bireysel yetenek ortalaması düşük kadrosuna çok etkili bir futbol oynatarak ligi 2. sırada bitirtti.

    ---

    3) pal arne johansen - norveç 19 ve 20 yaş altı

    johansen'in kurduğu, iki stoper hariç herkesin forvete dönüşebildiği, bunu da ikinci bölgede yoğunlaştırdıkları pas örgüleri sonrası ileri kaçanı görerek yaptıkları, pratikte 2-5-3'e dönüşen düzen ile oynattığı (aynı oyunculardan oluşan) norveç u19 ve u20 takımı, henüz üst düzey sahneye çıkmamış bu oyunuyla henüz istikrara kavuşmuş değil, galibiyet/mağlubiyet farketmeksizin sansasyonel skorlar alınıyor.

    bu adam kaçırma olayı, hem pas örgüleriyle:

    - link - svendsen

    - link - hauge - borchgrevink

    hem de boşluk bulunursa daha kısa yoldan, görerek yapılıyor:

    - link - svendsen - haaland

    - link - borchgrevink

    rakip sahaya kalabalık / çabuk gelinebildiği için opsiyonlar fazla oluyor:

    - link - geniş alan yakalanıyor

    - link - paslaşarak

    - link - aynı şekilde

    johansen, aşırı kompakt olunması, dinamizmin çok yüksek düzeye çıkması gereken bu oyunu (elbette bireysel beceri eksikliği / geride eksik yakalanma riskleriyle birlikte de olsa) oturtmaya çalışıyor, başarılı olur/olmaz zaman gösterecek, ama haaland gibi önüne top atılmasını isteyen biri yerine sırtı dönük oynayabilen bir santrfor bu pas örgülerine mutlaka daha çok katkı verecek, top kayıplarını daha aza indirtecektir.

    --------------

    joker oyuncu kullanımının artması, kenar oyuncularının yerini git gide merkez becerisi daha yüksek elemanların alması... türk futbolu bunun neresinde? bu baştan öğrenilmesi gereken bir şey mi, yoksa gözümüzün önünde olup da bugüne kadar kullanılamamış bir fırsat mı?

    (bkz: türk futbolunda altyapı/@tevfikken)

    ---------------

    artık trendlerin bu kadar çabuk değiştiği futbol dünyasında elimden geldiğince örnekler vererek bahsetmeye çalıştığım şey; tek bir düzende ısrar edip uzun süre başarı beklemek yerine, adım adım ilerleyip doğru zamanda doğru ekleme-çıkarmaları yapmanın önemli hale gelmesi. yani futbol sistemleri, taktikler, anlayışlar, felsefeler, hepsi artık birer projeye dönüştü; bu gözle bakılmayan hiçbir düzen uzun ömürlü olmayacak.

    ekonomik makasın iyice açılması yüzünden avrupadaki trendleri takip etmek / taklit bile edemeyecek hale gelirsek, o zaman herhangi bir şekilde baskın bir fark yaratmamız, yani başat düzenlerin zaaflarının üstüne gitmemiz gerekecek. olaylara bu gözle bakıp, bu şekilde gelişmemiz gerekiyor.

    yoksa çarkın iyice dışına itilecek, şampiyonlar ligi'ni geçtim avrupa ligi'ni bile uzaktan izleyeceğimiz bir döneme gireceğiz.
15 entry daha