şükela:  tümü | bugün
36 entry daha
  • orjinaliyle aynı havayı vermese de bir fikir vermesi açısından başarılı sayılabilecek bir çevirisi şöyle olan şiir.

    evvel zaman önce ürkünç bir gecede,

    eski kitaplardaki yitik hikmeti,

    düşünüyordum güçsüz ve bitkin.

    başım öne düşmüş, uyumak üzereyken,

    nazik vuruşlarla kapı çaldı birden.

    "bir misafir" dedim ,çalıyor kapımı

    "bir misafir, başkası değil."

    açık seçik hatırımda, bir aralık günüydü,

    yerde bir hayalet gibi şöminenin ışığı.

    çaresiz sabahı istedim, kitaplardan diledim

    istırabın bitişini lenore'u kaybetmenin ıstırabı.

    meleklerin lenore dediği o bakire, nurlu ve eşsiz,

    artık ebediyyen isimsiz.

    ipeksi mor perdelerin süzgün hışırtısıyla,

    garip bir dehşet kapladı, hiç yaşamadığım.

    yineleyip durdum yatıştırmak için kalbimi,

    "odamın kapısında bekleyen kişi bir misafir,

    odamın kapısındaki gecikmiş bir misafir,

    başkası değil."

    canlandım birdenbire, daha fazla beklemeden,

    "bayım" dedim ya da "bayan", affınızı diliyorum.

    gerçek şu ki uyukluyordum, usulca kapıya vurdunuz,

    usulca geldiniz, kapıma dokundunuz.

    emin olamadım işittiğimden.

    sonra ardına kadar açtım kapıyı,

    karanlıktı, sadece karanlık.

    merak ve endişeyle baktım karanlığa uzun uzun,

    hiçbir faninin cüret edemediği hayaller içinde.

    sessizlik bozulmadı, ne de bir işaret karanlıktan,

    orada tek kelime lenore idi, fısıldadığım.

    ve karanlıktan yankılandı bir mırıltı: "lenore,"

    sadece bu, başka bir şey değil.

    ruhum alevler içinde döndüm odama,

    ardından yine bir tıkırtı, daha da şiddetli.

    "eminim" dedim "birşeyler var penceremde,"

    gidip ne olduğuna bakayım, gizem çözülsün,

    kalbim sükun bulsun, bu gizem çözülsün.

    rüzgardır, başka bir şey değil.

    tam kepengi açacakken, kanat şakırtılarıyla

    heybetli bir kuzgun belirdi, kutsal günlerden kalma

    hiçbir şey söylemedi, ne bekledi ne durdu

    bir saygın kişi edasıyla, kapının üstüne tünedi,

    oda kapımın üzerinde, bir pallas büstüne tünedi,

    tünedi ve oturdu, sadece bu

    cezbederek, takındığı ağır ve şiddetli tavırlarıyla

    üzgün ruhumu gülümsetti, çehresi bu siyah kuşun

    "sorgucun kırpılmış olsa da" dedim "değilsin namert,

    karanlık kıyılardan gelen, korkunç ve gaddar kuzgun.

    söyle nedir, cehennemi gecenin kıyılarındaki saygın ismin"

    dedi kuzgun "hiçbir zaman"

    şaştım bu hantal kuşun konuşmasına böyle açık,

    pek anlamlı, pek ilgili olmasa da söylediği;

    çünkü hiçbir şanslı insan yoktur, ki biliriz hepimiz

    oda kapısının üzerine tünemiş bir kuşla karşılaşsın

    kapının üstündeki büste tünemiş bir kuş ya da canavar,

    adı "hiçbir zaman" olsun

    tek bir söz söyledi o dingin büstteki kuzgun

    taştı sanki bütün ruhu o tek kelimeden

    ne bir söz ekledi, ne bir tüyü kımıldadı

    acıyla mırıldandım: "diğerleri uçup gittiler,

    sabah o da terkedecek beni, umutlarım gibi"

    dedi kuş "hiçbir zaman"

    irkildim tam yerinde söylenen bu sözle,

    "şüphesiz" dedim "bu söz, tek sermayesi,

    üzgün bir sahipten miras, zalim belaların

    şarkıları tek bir nakarata düşünceye dek kovaladığı

    umutsuz ve hüzünlü bir ağıt gibi tekrarlanan"

    "asla---hiçbir zaman"

    kuzgun beni hala cezbedip gülümsetirken,

    yöneldim koltuğa, kapının, büstün ve kuşun önündeki

    gömülürken koltuğuma, düşünüyordum

    eski zamanlardan kalma bu uğursuz kuşun

    bu gaddar, hantal, korkunç, ve kasvetli kuşun

    neydi kastettiği, derken "hiçbir zaman"

    tahmin yürütmeye koyuldum, tek ses etmeden

    ateşli gözleriyle sinemi dağlayan kuşa

    devam ettim düşünmeye, uzatıp başımı

    lambanın aydınlattığı kadife yastığın üzerine

    lambanın gözlerini diktiği kadife ve mor yastık ki

    ah, "hiçbir zaman" yaslanamayacak o!

    sonra görünmez bir tütsünün kokusuyla ağırlaştı hava

    yüce meleklerin ayak sesleri çınladı tüylü zeminde.

    "ey sefil" diye haykırdım "bir ferahlık verdi sana tanrın;

    lenore'un hatıralarından kurtulasın diye bir ilaç,

    iç bu iksiri kana kana ve sil lenore'u aklından"

    dedi kuzgun "hiçbir zaman"

    "kahin" dedim "şeytani birşey! --kahin yine de, kuş ya da iblis;

    kışkırtıcı mıydı yoksa bir fırtına mı seni bu sahile atan

    kimsesiz ama gözüpek bu afsunlu çöl toprağında

    bu perili evde bana gerçeği söyle, yalvarıyorum

    var mı günahların ilacı? söyle bana söyle, yalvarıyorum"

    dedi kuzgun "hiçbir zaman"

    "kahin" dedim "şeytani birşey! --kahin yine de, kuş ya da iblis;

    üstümüzde kıvrılan gökler ve yücelttiğimiz tanrı adına

    söyle bu hüzünlü ruh, uzaktaki cennette, sarılabilecek mi

    meleklerin lenore adını verdiği kutsal bir bakireye

    meleklerin lenore dediği o eşsiz, nurlu bakireye

    dedi kuzgun "hiçbir zaman"

    "bu söz ayrılık imimiz olsun ey kuş, ya da iblis;

    dön artık fırtınaya, ve cehennemi kıyılara,

    söylediğin yalana nişan tek tüy bırakma.

    yalnızlığıma dokunma, terket o büstü,

    çek gaganı kalbimden, çek suretini kapımdan"

    dedi kuzgun "hiçbir zaman"

    uçmuyor kuzgun, oturuyor orada, hala orada

    oda kapımın üzerindeki o süzgün büstte

    rüya gören bir iblisin bakışı gözlerinde

    gölgesi akıyor zemine yüksekteki lambadan

    ve bu gölgeden, yerde uzanmış yatan,
    yükselecek mi ruhum? "hiçbir zaman"
142 entry daha