şükela:  tümü | bugün
34 entry daha
  • ozzy osbourne baba internete birkaç şarkı atarak belkentileri tavan yaptırdıktan sonra 2010 tarihli scream'i takip eden yeni albümü ordinary man'i çıkardı. peki kendisi bu arada neler yapmıştı? black sabbath defterini kapattı, yıllar sonra zakk wylde ile tekrardan turneye çıktı, post malone ile düet yaparak 30 yıl aradan sonra billboard listelerinde tekrardan bir numaraya oturdu. yani dolu dolu bir on yıl yaşadı. ama bu 10 yıl pespembe değildi. maalesef geçen seneyi hastalıklarla boğuşarak geçirdi. önce ağır bir grip, sonra da düşme sonucu gercirdiği rahatsızlıklar nedeniyle konserlerine ara verdi. bu sene başında da parkinson olduğunu açıkladı. yakın zamanda da yeni albümün turnesi de ertelendi. o yüzden açık konuşalım: ordinary man'in ozzy'nin son albümü olma ihtimali var. sözlerin bir kısmı da bir veda kafasında yazılmış. umarım yanılırım tabii ki. ama ozzy gibi bir adamın 80'lerden sonra yaşadığı her gün için şükretmemiz gerekiyor.

    albümü ilk dinlediğimde düşündüğüm şey kayıtların ne kadar modern olduğuydu. burada da devreye andrew watt giriyor. andrew watt, post malone ile çalışan bir gitarist ve prodüktör. post malone her ne kadar hiphop sanatçısı olsa da ama kendisi bir klasik rock hayranı. glenn hughes ile grup kurmuş, the doors ile, slash ile sahnede çalmış, kendi solo çalışmaları da olan bir adam. hatta malone'un müziğindeki rock tınılarının da sebebi. hatta ikilinin canlı olarak nirvana'dan lithium çalmışlıkları da var. watt, malone'un take what you want şarkısına ozzy'nin vokalini eklemek isteyince watt ve osbourne'un yolları kesişti. ikili çok iyi anlaşınca da beraber çalışmaya karar verdiler. watt, önce kendi solo ep'sinde davulları çalan red hot chili peppers davulcusu chad smith'i ve de guns n' roses'ın efsanevi basçısı duff mckagan'ı yanına aldı ve karanlıklar prensinin huzurunda doğaçlama takıldılar. kimya tutup, bazı rifler çıkmaya başlayınca da bunu solo albüme evirmeye karar verdiler. bu nedenle zakk wylde bu projeye dahil olmadı ve osbourne kendine bir süper grup yaratmış oldu. watt'ın rockçı yüzüne deginsek de popçu yüzünün daha bilindik olduğunu belirtmek lazım. adam rita ora'nın eski sevgilisi, justin bieber'dan kygo'ya, selena gomez''den camila cabello'ya bir çok piyasa popçusuna destek olmuş. ancak kendisinin bu yüzünün bu albüme olumsuz yansımadığını söylemek lazım. elbette bazı şarkılar özellikle nakaratlarda büyük ihtimal akılda kalıcı hale getirilmiş ama cayır cayır rock yaptıkları anlar da az değil. lakin eğer bu albüm bu kadar modern tınlıyorsa watt'ın pop dünyasında geçirdiği zamanın da çok faydası var. albümde tanıdık yüzler görüyoruz. elton john, slash, tom morello bunların başını çekiyor. ilginç bilgilerden biri see you again ile tanıdığımız pop şarkıcısı charlie puth'ın albümde dört şarkıda klavye çalması. ancak bu klavye performanslarının pek duyulduğu söylenemez. arada kafasını uzatan isimlere rağmen osbourne, watt, smith ve mckagan dörtlüsünün sağlam çaldığı ve söylediği, iyi şarkıların yanında bir miktar da "filler" barındıran, klasik osbourne sound'unu daha parlatarak bize sunan bir rock albümü bu.

    albüm, ikinci single straight to hell ile açılıyor. şarkının başında bir koro var ki şarkının içindeki bir melodiyi söylüyorlar. tabii ki bu koro ile bir cennet tasviri yapılmış ama kısa süre sonra cennetin kapıları kapanıyor ve "doğrudan cehenneme" bir düşüş başlıyor. bu düşüş watt'ın elektro gitarı ve mckagan'ın heyecanlandıran bas gitarı eşliğinde gerçekleşiyor. tabii osbourne'nun meşhur ünlemlerini (alright now, come on now) duymak da heyecan verici. endüstriyel bir havaya sahip bir rock şarkısı diyebiliriz. gitar efektleri, koro efektleri, eklenen geri vokaller derken biraz gürültülü ve sanki olması gerekenden daha kalabalık. osbourne'nun kankalarından slash, bu şarkının sonuna klasik bir slash solosu eklemiş. sözler de klasik bir ozzy osbourne şarkısı. seni etkisi altına alıp yok edecek bir şey anlatılıyor. büyük ihtimalle uyuşturucudan bahsetse de peşine düşüp hayatımızı dağıtacak herhangi bir şey de olabilir. her kıtanın sonundaki gülüşler ve de "i'll make you scream, i'll make you defecate" kısmı biraz komik kaçıyor. neyse ki osbourne'un imajinda bir miktar komiklik ya da cıvıklık hep olmuştur.

    all my life, ozzy osbourne standartlarını yakalamış, şaşırtıcı bir yönü olmayan ama çok sıkı, dinlemesi oldukça zevkli bir şarkı. şarkı kıtalarında osbourne'un klasik ballad'larından esintiler var. ilk kıtada gitar ve hafif klavye dokunuşu ile duygusal bir hava yaratılırken, ikincide davul ve basın çok hoş eklemeler yaptığını duyuyoruz. nakaratta ise watt yine sazı eline alıyor. çok sağlam iki solo patlatmış. osbourne'nun sözlerinin çok kişisel olduğu dikkat çekmekte. geçmişiyle yüzleşen bir adamın geleceğe daha umutlu baktığını görüyoruz. bundandır ki şarkının yavaş kısımları geçmişine baktığında gördüğü pişmanlıkları temsil ederken, sert kısımları da emin adımlarla yürüdüğü geleceği temsil ediyor olabilir.

    goodbye, bir iron man göndermesi ile başlıyor. hatta buradaki gülüşün de crazy train'e bir selam olduğunu söyleyebiliriz. burada "do you have any memories?" demesi de bir "inside joke" diyebiliriz. şarkının geri kalanının bu göndermeler ile doğrudan bir alakası yok. bir önceki şarkıya göre daha pesimist bir şarkı bu. osbourne, "artık vademi doldurdum, elveda" diyor. üzücü. ama şarkının ana melodisi çok iyi. müzikal olarak da şarkının karanlığı başarı ile yansıtılmış. özellikle nakaratta chad smith'in davul ritminde sekmeler olunca, düz ritmlere alışmış kulak bir anda ambele oluyor. watt'ın çaldığı gitar da benzer bir rahatsızlık veriyor. ancak şarkının bridge kısmına geldiğimizde bir anda tüm karanlık ve ağır mod değişiyor, osbourne standardı için oldukça hızlı bir bölüm başlıyor. bu bölümde de ritim gitara şarkıya ciddi bir endüstriyel hava veren bir efekt eklenmiş. soloda bu efekt gidiyor ama solonun kalitesinde hiçbir düşüş yok. bu iki farklı bölüm arasında gidip gelen şarkının biraz kopuk durduğunu söylemek gerekse de sırf hızlı bölümdeki enerji bile şarkıyı dinlemek için gerekli bir sebep. bu arada şarkı bi inside joke ile başlıyor demiştik, öyle de bitiyor. ingiliz kimliğini gösteren osbourne, "çay vakti mi? cennette çay veriliyor mu?" gibi doğaçlama bir çıkış yapıyor, hatta arkada gülüşmeler duyulmakta. bu da aslında osbourne'nun ölümle ve elvedalar ile dalga geçebildiğini gösteriyor.

    zamanında elton john, eminem ile sahneye çıktığında "herhalde daha absürt bir ikili olamazdı" diye düşünmüştüm - ki elton john, axl rose'la da sahne almış bir adam. ama john ve osbourne ikilisinin bir araya gelebileceği aklımın ucundan geçmezdi (bu arada oldukça alakasız bir buluşma olarak ozzy osbourne ve kim basinger'ın bir was (not was) şarkısına beraber vokal yaptıkları aklıma geldi). osbourne, şarkıyı yazınca aklına direkt john gelmiş ancak aramaktan çekinmiş. sharon osbourne ile "aç bir telefon ne olacak, en fazla reddeder" demiş. john ise seve seve kabul etmiş. şarkının neden john'a gittiği belli çünkü tam bir rock ballad dinliyoruz. john ve watt'ın çaldığı piyano ve kemanlarla epiklestirilmiş bir düzen var ki, böyle bir ortamı yakalayan slash de bir solo daha patlatmış. sözlerde osbourne, yine bir veda hissiyatı yaratmış ama dramatik bir ayrılık yerine hayranlarına her şey için teşekkür etmeyi tercih etmiş. ozzy, şarkıda kariyeri boyunca yaptığı çılgınlıklara da bir açıklama getiriyor ve şöyle diyor: "gerçek şu ki sıradan bir adam olarak ölmek istemiyorum". elton john'ın vokal performansı gerçekten çok iyi. bu rock'n'roll sözler onun da hayatına uygun. keşke daha fazla yer alsaymış. osbourne'u ya da john'u tanımayan biri için "cheesy" gelebilecek bir havası olduğunu kabul ediyorum. ama ben bu ikilinin ortak çalışmasında aradığımı buldum.

    osbourne diskografisinin en güzel gitar melodilerinden biri albümün ilk single'ı olarak yayınlanan under the graveyard'da. gitar bir kenara, şarkının kendisi de çok güzel bence. "all my life"ta olduğu gibi yavaş yerleri, daha sert düzenlenen nakaratlar takip ediyor. yine hafiften endüstriyel bir hava verilen gitarlar duyuyoruz. yalnız bu sefer gitar solosu zayıf kalmış. arada tapping bölümleri ile teknikten yüksek puan alınmaya çalışılsa da ruhsuz yani. sözlere baktığımızda bütün albümde olduğu gibi bir ölüm teması var. yine osbourne'un çektiği sağlık sorunlarından olsa gerek bir yardım çığlığı attığını ama bir yandan da ölüme doğru yürüdüğünü dinliyoruz. sonuçta hepimizin öleceğini kaybolup gideceğimizi açıkça anlatıyor. yukarıda bahsettiğim kısmı saymazsak genel olarak yumruk gibi bir eser.

    albümün "eh işte" diyeceğim şarkılarından biri eat me. işin garibi albümün en iyi riflerinden birine sahip. bunu da şarkının başında mckagan'ın bas gitarından duymak çok güzel. düşününce guns n'roses'e cuk oturabilecek bir rif. ama bunun dışında şarkıda benim çok ilgimi çeken bir şey yok. ozzy osbourne'un mızıka çalması elbette hoş bir detay. ama kendisinin vokali kulağa acayip peltek geliyor. diğer şarkılarda bunu hissetmemiştim. garip. sözlerinde de pek bir numara yok. ama rahatsız edecek kadar da kötü değil.

    today is the end de bana bir miktar "filler" gibi geliyor. genel olarak karanlık bir hava yaratmayı başarmışlar. hatta nedense nakarata kadar sunduğu sound nedeniyle aklıma hep soundgarden geldi. nakarat ise sozlerdeki karanlığa rağmen biraz daha pop ya da basit. bu nedenle genel olarak bir ozzy osbourne havası alamıyorum şarkıdan. bunda şarkıda çok fazla geri vokal kullanılmasının da etkisi var. sanki osbourne, başka bir gruba konuk sanatçı olarak katılmış gibi. şarkı bir ara hızlanıp ruh hali değiştirse de çok üst seviye bir yere ulaşmıyor.

    albümün benim için tartışmasız en iyi şarkılarından biri scary little green men. aslında şarkının girişinde çok fazla bir albeni olmadığını söylemek lazım. bol efektli, klavye ile desteklenmiş bir gitarın üstüne biraz bas ve davul serpilmiş ve ozzy de bunun üstüne normal bir şekilde şarkısını söylüyor. ama şarkı chad smith'in tertemiz davul beat'inin üstüne "they want us" diye şarkı söylemeye başlayan osbourne ile uçuşa geçiyor. nakarat önceleri smith'in davulu, osbourne şarkılarında duyduğumuz en enerjik beatlerden birini vermekte. hatta ikinci tekrarda mckagan da süper bas gitar performansı ile bu beat'i coşturmakta. nakarat da acayip gaz. osbourne'un en enerjik, en eğlenceli nakaratlarından biri olmuş. kafa sallamadan duramıyorum. post-chorus da, sonradan giren efektler ve ses kolajı da çok gaza getirici. bu bölümde tom morello'nın gitarından destek almışlar. çok ön planda değil kendisi ama şarkının havasına çok uymuş. şarkının keyboardları ve düzenlemesinde de bir başka pop bir isim happy perez bulunmakta ki kendisi under the graveyard şarkısında da katkıda bulunmuştu. belki de bu şarkıdaki enerjinin nedeni happy perez'i sarkiya el atması. keza şarkı aslında sadece metalcilere değil, herkese ulaşabilecek bir eser. şarkıya jason momoa'lı bir teaser çekildi. belli ki bir klip gelecek. şarkının daha bile çok kişiye ulaşabilmesi için iyi bir fırsat.

    osbourne, albüm sonuna doğru holy for tonight ile bir veda daha yapıyor. müzikal olarak baktığında aslında "ordinary man" şarkısına kıyasla daha elton john'luk bir şarkı çünkü bir metal/rock ballad'ı yerine, direkt bir ballad kaydetmişler diyebiliriz. özellikle nakarat kısmı geri vokalleri ile birlikte oldukça pop. sadece pop da yok şarkıda. "i'll be holy for tonight" mısraları başta olmak üzere arka planda slide guitar duyabiliyoruz. daha sonra şarkıya yaylılar da ekleniyor. daha önceki şarkılarda da olsa en çok bu şarkıda öne çıkan kadın vokaller bulunmakta. tüm bunlar, osbourne için çok değişik dokunuşlar diyebiliriz. daha önce dediğimi tekrarlamam gerek. bazı insanlara bu düzenlemeler cheesy gelebilir ve bunu anlayabilirim. ancak osbourne'a yakıştırılmış. bunu da başaran şarkıya süper bir gitar solo ekleyen andrew watt ve 70'lerde birçok rock grubuna orkestral düzenleme yapmış wil malone'un prodüksiyon başarısı. tabii sözlere değinmeden olmaz çünkü şarkının hüznü sadece müziğinden değil, sözlerinden de geliyor. osbourne, bu şarkıda hayatının sonuna gelirken tanrı ile yüzleşiyor. önce artık ne zamanının ne de arkadaşlarının kaldığını söylüyor. sonra da ölümün nasıl bir his olduğunu sorguluyor. tam bir albüm kapanış şarkısı, şarkı da öyle görkemli bitmekte ama albümde iki tane daha şarkı, hem de bir miktar tartışma yaratan şarkılar.

    albümün kapanışını bir (bazı versiyonlarda da iki) post malone şarkısı ile yapıyoruz. osbourne'un bir "trapçi" ile düet yapması eleştirildi. ama malone'un pantera falan dinleyen, gitar çalan bir eleman olduğunu düşünmek lazım. bu şarkılardan ilki it's a raid. aslında şarkının tek misafiri malone değil, tom morello da bu şarkıda yine karşımıza çıkıyor. acayip kaotik bir şarkı. morello "scary little green men"de olduğu gibi burada da attığı solo ile karmaşaya karmaşa katıyor. bu karmaşa şarkının konusu ile uyumlu. şarkı, polisten kaçan iki kafadarın hissettiklerini anlatıyor. mizahi bir yönü güçlü. mesela post malone'un tam kıtayı bitirecekken durup bir anda "fuck" demesi komik. en sonunda da polis, bu arkadaşları basıyor. ama acayip gürültülü bir şarkı. punk bir yönü var ki mckagan herhalde bu şarkıyı çalarken zevkten dört köşe olmuştur. ancak fazla kalabalık bir şarkı. bu özellikle vokallerde belli. ozzy'nin sesi yetmediğinden midir bilinmez ama kendisinin sesi geri vokalleri arasına yedirilmiş. neredeyse tanınmaz hale gelmiş. post malone ise zaten sesine hep efekt yedirten bir adam. yorucu bir eser. albümü dinlerken bazen bu çılgın moda eşlik edecek ruh halim vardı, çok beğendim. bazen çok gürültü kaldıracak bir durumda değildim, zevk almadım. siz de kendi kararınızı artık verirsiniz.

    aslında albüm burada bitiyor ama birçok versiyona osbourne'nun post malone için travis scott ile kaydettiği take what you want eklenmiş. bence iyi olmuş. tabii bu şarkı daha albüm çıkmadan aşina olduğumuz bir eser. hatta ozzy'nin yıllar yıllar sonra tekrardan bilboard listelerinde ilk ona girmesine neden oldu. osbourne bundan önce en son 1988'de yine başka bir sanatçı için kaydettiği bir düetle (lita ford ile close my eyes forever) bunu başarmıştı. bazı geleneksel metalciler sinir olsa da bence çok iyi bir şarkı. zaten sarkiya direkt rap demek zor. andrew watt, bir gitar solosu dahil olmak üzere, şarkıya gitarı ile imzasını atmış. osbourne'un şarkıyı açan performansı, yılların osbourne'un vokalinden hiçbir şey götürmediğini gösteriyor. sade bir düzenleme sayesinde kendisinin sesi ekstradan önce çıkmış. şarkının melodisi de çok akılda kalıcı. post malone, bu şarkıda "it's a trap"ten çok daha iyi bir performans gösteriyor. rock kokan vokalleri sağlam. şarkının en hiphop yeri travis scott'un auto-tune'lu bölümü. en zayıf yeri de burası olsa gerek ama çok uzun sürmüyor. sonuç olarak güzel şarkı. hem de yeni bir ozzy albümünün çıkmasına neden oldu. eğer bir kaç gencin gitara yönelmesine ya da osbourne ya da black sabbath albumleri dinlemesine sebep olacaksa daha da ne olsun.

    ozzy osbourne'nun dönüşü çok iyi oldu. vücudu tazeliğini yitiriyor olsa da, müziği andrew watt sayesinde halen eskimemiş. zaten işinin ehli olan chad smith ve duff mckagan da denkleme dahil olunca, albümdeki performans sağlam. eleştirilecek yönleri de var. mesela osbourne'u tarzdan tarza sokma çabası mevcut. ballad'ların albümün geri kalanına göre biraz daha eski duyulduğu, zaman zaman klasik ve klişe popa yaklaştığı bir gerçek. osbourne'nun sesinin bazı noktalarda geri vokallerde desteklenmek zorunda kaldığı ortada. ancak genel olarak bakıldığında dönüp bir kaç kez daha dinlemek istenecek şarkı çok gibi. sadece ben değil, herkes öyle düşünmekte ki albüm iyi bir satış grafiği yakalamış. başta biraz depresif başlamıştım ama bu entry'yi yazarken reddit'te "iama" yapan osbourne, sağlık sorunları nedeniyle turne yapamayacağı için watt ile hemen bir albüm daha kaydetmek istedigini belirtti. yani öykü burada bitmiyor olabilir. umarım daha bir çok ozzy'li yıllar yaşarız.

    4/5 verdim gitti.
    albümü en iyi anlatan şarkılar: scary little green men, all my life, straight to hell
4 entry daha