*

şükela:  tümü | bugün
7 entry daha
  • ancak yerinde ve doğru sorulmuş bir soruya verilen cevap doğru olabilir. ve ancak bu türden bir cevap gerçeği açıklıkla ortaya koyabilir. aksi durumda bir konu hakkında genellikle saçma da olsa pek çok şey söylenebilir ve bu ‘pek çok saçma şey’ bizi genellikle hiçbir yere götürmez. yurdun büyük kısmında hakim olan ‘güneşin balçık ile sıvanabileceği’ hususundaki genel ve gereksiz kanıdan dolayı olsa gerek, bu saçma şeyler yıllardır dile getirilip durmaktadır.

    ne var ki eski günlerin görkemli berraklığı kayboldu: artık barbarlığın ve çılgınlığın kol gezdiği günlerde yaşıyoruz. artık bıçağı çeken ishak’a kavuşmuyor. bıçak çekildi mi ishak kesiliyor ve dökülen kanı efendiler içiyor. artık şarlatanın kuyuya attığı taşın sesi efendileri gizliyor. koca kuyunun içindeki küçük taş çıkarılana kadar şarlatan çoktan heybesini doldurmuş oluyor.

    ödevimiz bu taşı çıkarmak olsun. bırakalım şarlatan heybesini doldursun. ‘eşekler samanı altına tercih eder’ken gelin biz bir hatırlayalım neler olduğunu. kendimize jimi the kewl’un fragmanlar başlığına yazmış olduğu entry’leri kılavuz edelim. kolgezen çılgınlığa rağmen çoşkumuzu kaybetmeyelim. bir taşın da birgün bizim kafamıza geleceğini unutmayalım; başkasının yerine utanalım. işin ehlinden dinleyelim, bilge olana öykünelim.

    çılgınlık nasıl bu duruma geldi ve sonuçları ne olacak? neyse ki ilgili kayıtlar sözlük içeriğinde mevcut ve bizler bu mesele hakkında belleklerimizin oyununa kurban gitmiyoruz. neyse ki ‘insan ayağı kadar’ olan güneş her şeye rağmen balçıkla sıvanamıyor. güneş her ne kadar insan ayağı kadarsa da hırslı gözlerle ufku süzenlere görüntüyü bulanık sunacak kadar uzakken bile at ile eşeği ayırt etmemize yetecek kadar büyüklüğünü koruyor.

    bilindiği gibi prof. dr. cengiz çakmak’ın herakleitos çevirisine tanzer yakar isimli bir şahıs bir eleştiri yazmıştı. tanzer bey bu eleştiride gençliğinin verdiği heyecandan olsa gerek sonraları çok ayıp karşılanacak olan hatalar yapmıştı. bu hatalar ne yazık ki iyi niyetli olarak yapılmış olmaları hakkında ciddi şüphelerin oluşmasına yol açacak türden hatalardı.

    öyle ki akademik bir metne bir eleştiri yapılıyordu yapılmasına ama bu eleştirinin kendisi eleştiri olmaktan çok bir saldırı durumundaydı. özellikle bazı çirkin ifadeler – ki burada bunları tekrarlayarak güzel günümüzü karartmayalım – cengiz çakmak’ın yazmış olduğu metne değil, bizzat cengiz çakmak’ın kendisine yöneltilmiş bir saldırıya işaret ediyordu. tanzer bey’in hırsı ne yazık ki edebine galip gelmişti. jimi the kewl’ün de net biçimde ortaya koyduğu gibi ortada bir kasıt vardı.

    sonrasında özür dilemek yerine hile ile meseleden sıyrılmaya çalışıldı. kendileri ve gösteriyi izleyen birileri muhtemelen masallardaki yaşlı cadıya gidip bir kaçış büyüsü istediler. formül basitti: hırsızlığı kahramanlık gibi gösterilip, içine biraz trajedi katılıp, üstünüde de biraz yeni iftira serpiştirilip servis edilmesi, gerçeklerin gizlenmesi için birebirdi. ama en önemlisi formülün işlemesi için çevredekilerin aptal olması gerekliydi.

    böylece tanzer yakar bir anda akademilerde var olduğu iddia edilen çeteleşmeye karşı savaş açmış bir kahraman haline getirilmeye çalışıldı. bir engizisyonda yargılandığı ve aforoz edildiği söylendi. zerdüşt kılığına girmiş soytarı, bir nefer gibi gösterildi. bilindik söylem biçimleri magazin mantığı ile harmanlandı; ama zihniyet hep aynıydı. çamur atarlar, izi kalırdı. çamur ancak doğru sorular sorularak yıkanırdı.

    sorulması gereken soru cengiz çakmak’ın bu konuda ne cevap vermiş olduğu hakkında olabilirdi. henüz konu hakkında ne yayımlanmış olduğu bir cevap metni, ne yapmış olduğu bir açıklama varken nasıl kendisinin bir linç girişiminden bahsedilebildi?

    sorulması gereken soru intihal’in ne zamandan beri saygı gördüğü hakkında olabilirdi. ortada bir hırsızlık varken ve hakaret derecesine varan ifadeler kullanılmışken, açıkça saygın bir akademisyenin üzerine basarak yükselmek çabası ortada iken bunu yapan kişi nasıl olur da masum bir kurban ve bir kahraman haline getirilerek ödüllendirilmek istenirdi?

    sorulması gereken soru cengiz çakmak’ın fedaileri ifadesi ile neyin kastedildiği hakkında olabilirdi. bu ifade artık akademik edepsizlik sınırını da aşıp bir karalama biçimini almış gibi görünüyor. çakmak’ın fedaiye nasıl ihtiyacı olabilirdi?

    eğer kastedilen jimi the kewl’un yazdığı entryler ise sorulması gereken soru jimi’nin mesleği hakkında olabilirdi. net bir biçimde görülecekti ki jimi genç bir filolog olarak mesleğinin savunusunu ortaya koymakta ve yunanca bilmeden eleştiriye girişip filoloji adına çok büyük hatalar yapmış olanları edepli olmaya davet etmekteydi.

    sorulacak olan soru çeteleşme hakkında olabilirdi. akademik formların dışında, jimi’nin de gösterdiği gibi bütünü ile yanlış olan argümanlar ile yola çıkarak yürütülen bir karalama kampanyası çete işi değil de neydi? bu türden bir saldırı bir akademisyenden çok bir zorba davranışını anımsatmıyor mu?

    öyle görülüyor ki çeteleşmeyi başka yerlerde aramız gerekiyor.

    öyle görülüyor ki gördüklerimize inanasımız gelmiyor.

    öyle görülüyor ki tanzer yakar’ı üçkağıt ile kahraman etme girişimi olanca hızı ile sürüyor. tüm akademik çevrelere üzülerek duyurulur.
3 entry daha