şükela:  tümü | bugün
1856 entry daha
  • yönetenleri açısından içinde bulunduğu durumun son derece mutluluk verdiği futboldur.

    tabii bu küresel rekabetçilik açısından berbat bir durumdur. kutuplaştırma ve gerilim siyasetinin önceden provasının yapıldığı bir alandır türk futbolu.

    nitelikli finans kapitalin son kırıntılarını elinde tutan ve yok olmaya yüz tutmuş türk orta sınıfı tarafından parasal girdisi sağlanan ama bu girdinin siyasi amaçlarla yönetildiği bir alandır. bu yönetimi başarılı kılabilmek için de kutuplaştırıcı yönetim tarzı olmazsa olmazdır.

    bu ülkede hiç kimsenin adalete ve hukuk sistemine güveni yok diyor anketler. aynı sistemi futbola uygulayın. sizce hakemlere ve onların maç yönetimine güven duyan var mı?

    hakimlerin kararına güven duymayan bir toplumun hakemlerin kararına güven duymasının mümkün olması için tasarlanması gereken paralel evrende güvenin yitirilerek kuşkuya dönüşmemesi gerekir ki bu da eşyanın tabiatına aykırıdır.

    kitlelerin etkileşiminde ise, özellikle hiyerarşik temelli adaletsizliklerin zirve yaptığı toplumlarda, sistem kutuplaştırıcı fanatizm üzerinden kontrollü şiddet boşalmasını futbolu kullanarak gerçekleştirir.

    bu noktada araç kimi zaman fahiş bir hakem hatası olur, kimi zaman bir kulüp yöneticisinin polemik yaratan bir söylemi olur. kontrollü öfke boşaltma aracı olduğu kadar futbol aynı zamanda bir gündem belirleme aracıdır.

    peki gelecekte türk futbolu nereye gider?

    gerilimi aktif tutma politikası, geniş kitleleri kolaylıkla manipüle edebilme aracı olarak kullanılabilir gibi görünüyor. mamafih, futbola parasal girdiyi sağlayan başta da değindiğimiz gibi yok olmaya yüz tutmuş olan nitelikli emek sahibi türk orta sınıfıdır.

    bu kesim, futboldan ilgisini çektikçe maddi açıdan sistemin tıkanması kaçınılmaz görünüyor. bu açığı genel bütçeden muhtelif kaynak aktarımlarıyla yerleşik iktidarın karşılayacağına ise herhangi bir şüphe olmadığı ise açıktır.

    bu noktada asıl soru şu olmalıdır.

    yerleşik orta sınıf futbola ilgisini geri dönülmez bir şekilde yitirdiğinde, bu boşluğun tamamen iktidar tarafından doldurulması mümkün olabilir mi?

    muhtemelen olamayacaktır, zira bugün bunun bir başka yansıması sgk bütçe açıklarının genel bütçeden ne kadar zor karşılanabildiği açıktır.

    kitle manipülasyon aracını futbolda kullanabilirsiniz ama bunu avrupa’daki gibi oyun kalitesi yerine yerleşik kültürde gerilim üzerinden yapmaya çalıştığınızda katma değer üretemeyen sistem sürdürülemez bir hale gelir.

    bu yaklaşımda ısrar sonucunda futbol izleyen profili muhtemelen aşağıdaki gruplardam oluşacaktır.

    1) entelektüel ve gelişim düzeyi düşük vasat insanlar

    2) hayatının çok başında ve topluma yeni yeni karışan üniversite öğrencileri

    3) futbol yöneticiliğinden maddi çıkar sağlamayı bekleyen niteliksiz sermaye sahipleri

    diyebilirsiniz ki bugün zaten futbolu takip eden kitle bunlar değil mi?

    aslında değil. bugün içeride bir katma değer üretebilen türk futbolu ivmesi düşse de mevcuttur. sadece manipülasyon aracı olabilmeleri için bu kesim çok daha görünür bir noktadadır.

    mesela köklü bir geçmişe sahip kulüplerin yönetimleri kurumsal düzeyde sistemi beslemeye çalışmaktadır. ama sermaye ve emek niteliğindeki momentum eksi yönde olmaya devam ettikçe ilgi düşecektir.

    bu görünmeyen ilgi düştüğünde futbolda dönen para hacmi daralır. daraldıkça da, finansal destek işlevsizleşir çünkü ilgi canlı tutulamaz. daralan naklen yayın talebinin yerini alacak olan para olur çünkü talep olmaz.

    para gönüllü olarak talep üzerinden değil de, hiyerarşik olarak devlet üzerinden geldiği zaman futbol seyirciliği geleneksel seküler/muhafazakar ikileminde alt kültüre ait bir simge haline gelir.

    bu durumda, yetmişli yıllarda arabesk müziğin seküler mahallede gördüğü değeri üç aşağı beş yukarı bundan 20 sene sonra futbol seyirciliği görür ki bu durumda futboldaki çöküş durdurulamaz bir hale gelecektir.
4 entry daha