şükela:  tümü | bugün
  • bugün sözcü gazetesinde uğur dündar'ın yazısı vardı. daha doğrusu uğur dündar, kapatılan refik saydam hıfzısıhha enstitüsü eski başkanı dr. erol afşin'in mektubunu paylaşmış.

    yazının başlığı: türkiye corona virüs aşısını üretebilirdi...

    yazının linki şurada.

    evet, türkiye gerçekten de bugün corona virüs aşısını üretmiş olabilirdi, şu an aşıyı gururla dünya ile paylaşıyor olabilirdik.
    ama olmadı. neden?

    sebebi ülkemizi yöneten zihniyettir.

    uğur dündar'ın yazısında hıfzısıhha merkezinden bahsedilmiş, bu merkezin aşıyı geliştirebilme kabiliyetinden...

    müslüman kardeşler'e 2.5 milyar dolar kaptıran, rusya'dan 2.5 milyar dolara s400 alıp kullanamayan, f-35 projesine 1.5 milyar dolar yatırıp projeden kovulan akp hükümeti, hıfzısıhha enstitüsünün kuracağı aşı fabrikasına 200 milyon dolar ayıramayıp kapatmıştı...

    hıfzısıhha merkezi de ülkenin tüm köklü kurumları gibi akp'den nasibini almıştı.

    çünkü zihniyet bu, liyakat yok, cahilliğe dayalı bir sistem sadece.

    üstelik ülkenin köklü kurumlarını kapatıp, ülkenin kökünü kazıyanlar "osmanlı torunu" olduklarından bahsediyorlar her fırsatta.

    oysa ki akp'nin 2011 yılında kapısına kilit vurduğu hıfzısıhha enstitüsü, 2. abdülhamid tarafından kurulmuş olan bakteriyolojihane i şahane'nin devamıydı...

    şimdi uğur dündar'ın yazısına ek olarak, bakteriyolojihane i şahane'yi yazmak istiyorum...

    bakteriyolojihane i şahane; 1893 yılında osmanlı'da başgösteren kolera salgını akabinde kurulan osmanlı devleti'nin ilk mikrop, bakteri kuruluşu. (bakın salgın...)

    1893 yılında istanbul'da çıkan kolera salgını sonrası pasteur'den yardım istendi, pasteur, andre chantemesse adlı yardımcısını yolladı, istanbul'da 3 ay kalan ve çalışmalar yapan dr.chantemesse, 2. abdülhamid'e bakteriyolojihane i şahane'nin kurulmasını tavsiye etti.
    2. abdülhamid'de bu tavsiyeye uyarak bu bakteri merkezini kurdu.
    https://i.ibb.co/gdkk3cw/bkt.jpg

    dr.chantemesse fransa'ya dönünce yerine pasteur enstitüsü'nden dr. maurice nicolle gönderildi.

    dr. nicolle bakteriyolojihane i şahane'ye müdür yapıldı ve buranın ilk müdürü oldu.
    dr. nicolle, hem tıbbi hem veterine bakteriyolojiye de önem verdi, difteri, veba, kolera vb pek çok mikrobiyolojik hastalık için serumlar geliştirdi ve pek çok bakteriyolog yetiştirdi.
    https://i.ibb.co/6x1cm1n/ktr.jpg

    işte dr. nicolle'un yetiştirdiği bu bakteriyologlardan biri de prof dr ahmet refik güran'dır.
    ahmet refik güran, türk yoğurdunun diğer yoğurtlardan tat olarak ayrılmasını sağlayan çubuk şeklindeki bir bakteriye sahip olduğunu bulan ilk bilim adamı oldu.
    ahmet refik güran'ın bulduğu bu bakteriye daha sonraları "türk basili" adı verildi.

    türk basili, yani insan sağlığı için son derece önemli olan ve yoğurtta bulunan probiyotik...

    ama bizim orijinal türk basili, dünyada "lactobacillus bulgaricus" olarak tanınıyor. yani "bulgar basili".

    çünkü bizim binlerce yıldır yaptığımız yoğurdun probiyotiğinin bulgar kökenli olduğuna inanıyorlar.

    konu çok uzun, probiyotikler konusu apayrı bir konu zaten.

    neyse, savaşlar, işgaller döneminde bakteriyolojihane i şahane faaliyetlerine kuduz enstitüsü ve daha sonra da kuduz tedavi müessesesi adları altında devam eder.

    cumhuriyetin kurulması ile başlayan türk devrimi neticesinde abdülhamid döneminde kurulan bakteriyolojihane i şahane, 1928 yılında ulu önder mareşal gazi mustafa kemal atatürk'ün destekleri ile dr refik saydam tarafından yeniden kuruldu.
    https://i.ibb.co/fk5nwzb/hfzs.jpg

    kurulan enstitüye de refik saydam hıfzıssıhha enstitüsü adı verildi.

    osmanlı'dan gelen, cumhuriyetle doruk noktasına ulaşan modernizm, bilim ve fennin, araştırma ve gelişmenin ilerlemesine verilen önem kendini "osmanlı torunu" olarak tanımlayan zihniyetin ortaya çıkışıyla önce duraklatıldı, sonra durduruldu ve sonra yok edildi.

    bu ülkenin kendi öz enstitüsünde hem bu ülkenin vatandaşları için, hem de dünyanın diğer ülkelerindeki insanlar için kızamık, çocuk felci, verem, tetanos, difteri, tifüs, kolera, kuduz, tüberkiloz (bcg) ve çiçek aşıları "yerli ve milli" olarak üretildi.

    hem ülkemizdeki insanlara şifa oldu, hem de yurtdışına gönderildi...

    ama bazılarına göre devlet üretmezdi...üretmek devletin vazifesi değildi.
    bu kafayla 2011 yılında hıfzısıhha enstitüsü kapatıldı.

    1940'lı yıllarda dünyaya aşı satan türkiye, şu an tifüs aşısını dahi dışardan ithal eder hale geldi...

    ha, devletin işi üretim değil, devlet kumaş üretmez, kundura üretmez diyen zihniyet, aşı fabrikasını kapattığı gibi, ilaç fabrikamızı da kapattı sevgili arkadaşlar.

    1979 yılından beri yerli ve milli ilaç üreten ssk ilaç fabrikası, 2005 yılında kapatıldı.
    https://i.ibb.co/pmdh1cg/ssk.jpg

    başları her sıkıştığında "kılışdar ssk'yı batırdı" diyenler, nedense ssk'ya ait ilaç fabrikasını neden kapattıkları konusuna hiç değinmediler yıllardır.

    ama sanki yerli ve milli ilaç fabrikasını kapatan kendileri değilmiş gibi, adeta insanların aklıyla dalga geçer gibi 2023'te yerli ve milli ilaç üreteceklerinin reklamını yapıyorlar.

    bakın yukarıdaki linkte diyor ki, "yıllık 28 milyarlık ilaç ithalatının 10 milyarı cebimizde kalacak" diyor.

    ilaç fabrikasını kapatıyorlar, sonra çıkıp ilaç fabrikası kuracağız diye propaganda yapıyorlar.
    onları ilaç fabrikasını kapatırken alkışlayanlar, "ilaç fabrikası kuracağız" dediğinde de alkışa devam ediyor.
    vah güzel ülkem vah...

    peki ssk'nın ilaç fabrikasını kapatmasaydınız, hıfzısıhha enstitüsünü kapatmasaydınız, orada araştırma ve geliştirmeye önem verip, gerekli yatırımları yapsaydınız da bugün tüm ilaç ve aşılarımız yerli ve milli olsaydı, ilaç için, aşı için yurtdışına ödediğimiz milyarlar da ülkede kalsaydı ne olurdu???

    konuyu çok uzattım farkındayım ama, gerçek gün gibi ortada değil mi?

    biz aşı geliştiren ve üreten hıfzısıhha enstitüsünde covid19 aşısını şu an geliştiriyor olabilir miydik? corona virüsü için kendi ilaç fabrikamızda ilaç üretiyor olabilir miydik?

    şayet 1923 vizyonu ile devam etseydik şüphesiz ilacı da üretirdik aşıyı da...

    sahi siz tarihe baktıkça "bütün dünya ülkeleri yıllar geçtikçe ileri giderken, biz neden tam tersi bir şekilde geri gidiyoruz" diye düşünmüyor musunuz?
3 entry daha