şükela:  tümü | bugün
95 entry daha
  • "büyük biraderden artık korkmuyoruz, tersine birer büyük birader hâline gelmek istiyoruz. büyük birader gözlerini üzerimize çevirsin diye çıldırıyoruz."*

    anlattığı olay, kedileri öldüren bir adamın bu öldürme arzusunu insan öldürmeye kadar götürmesinin öyküsü olmayan netflix belgeseli. bu üç bölümde üzerinde konuşulması gereken şeyler hem çok derin hem de sapkınlık derecesine varmasa dahi sosyal medya kullanan herkes için bir o kadar tanıdık. belgesel, hayvan katillerini gözünü kırpmadan öldürebilecek benim için bile kedi katilliğinden bambaşka bir noktaya evrildi. muhteşem bir belgesel, muhteşem.

    bir belgeselde spoiler vermenin anlamsız olduğu ve bir film/belgesel izlenecekse sadece sonu için izlenmeyeceği için aralara spoiler ibaresi koymadan paldır küldür devam edeceğim.

    belgesel, bir gencin birkaç kediyi öldürdüğü bir video yayınlaması ile başlıyor. ve izlendiğini bildikten sonra, yani ilgiyi üzerine çektikten sonra bu videoların devamı da geliyor. öncelikle, videoların ilk saniyeleri dışında hiçbir kısmını izlemedim. video çıktığı an kulaklığı çıkarttım, elimle ekranı kapatıp ekranın köşelerinden röportaj yaptığı insanların görüntülerini görene kadar da ilerlettim. o yüzden videolarda ne kadarı var, insan etkilenir mi bilemiyorum. ben hiçbir kısmını görmemeyi tercih ettim. kedilerin işkence edilerek öldürülmesi bilgisi bile insanı ağlatmaya yeterken, belgeselin gidişatındaki bilgi için bile o videoları izlemem.

    kedileri öldüren, bir müddet sonra da internetten tanıştığı bir adamı öldüren ve ceset parçalarını resmi kurumlara gönderen katil, luka magnotta. kalemle çizilmiş gibi, ağzı burnu çok güzel bir adam. bu adamın kedileri öldürüp internete yüklediği videosunu bir grup insan izliyor ve bu adamı bulmak için de resmen ant içiyorlar. bu çok düşük kalitede çekilmiş videodan, içtiği sigaranın markası ve şekline göre, hatta odada bulunun elektrik süpürgesinin markasına bakarak hangi ülkede oturduğunu buluyorlar. işte belgeselin bu kısmı stalk kültürünün yani büyük birader olma heveslisi kitlenin neleri bulabileceğini de gösteriyor. korkunç bir adanmışlık var. aslında, kendilerinin de dediği gibi, bu adamı bulduklarında ona ne yapacaklarını bilmiyorlar. bunu resmen bir oyuna dönüştürüyorlar. ve magnotta'yı aramaktan vazgeçtikleri ya da bulamayacaklarını anladıkları an magnotta onlara bir yem atıyor. ona gelmelerini bekliyor. bir grup insan bir yerden sonra sıkılıyor tabii ki ama iki kişi canla başla çalışıyorlar. bir insan, fotoğrafta görünen benzinlikten birinin yaşadığı evi bulabilir mi? buluyor işte. bir adamı bulmak için şehrin tüm sokaklarını maps'ten teker teker gezer mi? kimi aradığını unutup, hedeflediği tek şey bulmak ise her şeyi yapar.

    magnotta'yı arama esnasında bir adam çıkıp aradıkları kişiyi bulduğunu söyleyip hedef gösteriyor. bu adama ölüm tehditleri gidiyor. sosyal linç başlıyor. bu sebepten olup olmadığı bilinmiyor ama, adam bir süre sonra intihar ediyor. magnotta'yı bulma amacıyla toplanan gruptan insanların bir kısmı, aradıkları kişinin bu kişi olmadığını öğrenince gruptan çıkıyorlar.

    bu stalk, sosyal linç, trolleri besleme gibi olayların dışında asıl önemli olan şey tabii ki magnotta'nın tanınmak için sarf ettiği çaba. gözler üzerine çevrilsin diye yırtınıyor. sahte hesaplarla kendi fan sayfasını kuruyor, insanların fotoğraflarına kendi yüzünü koyarak dünyayı geziyorum imajı yaratmaya çalışıyor. sürekli ilgi çekici şeyler yapıp, sansasyon yaratmaya çalışıyor fakat küçük haberler dışında hiçbir şey yapamıyor. en sonunda kedi öldürüp tepki şeklinde de olsa ilgiyi üzerine çekiyor. bu videoları çeken kişinin de o olduğu bulunsun diye küçük yemler atıyor. bulunuyor da. sonra yeni bir video geliyor. sonra bir yenisi daha. ve en son bir vitray görüntüsü önünde, sevgilisinin kucağına oturarak, bir buz kıracağıyla onu öldürüyor.

    adamı öldürme sahnesi sonradan anlaşılıyor ki temel içgüdü filmindeki sahnenin aynısı. hatta bununla da kalmıyor, michael douglas'a benzeyen bir avukat buluyor. manny lopez adında hayali, takıntılı bir sevgili yaratıyor. tüm bunları yıllar öncesinden adım adım planlıyor. bir hayat hikâyesi yaratmaya, bir filmi yeniden çekmeye insan kendini adayınca, neler yapabileceğinin bir sınırı olmadığının göstergesi bu belgesel.

    her zaman bu kadar uç örnekler çıkmaz tabii ki, ama büyük birader olmaya ve büyük birader tarafından izlenmeye hevesliler var oldukça hayali bir hayat yaratmaya çalışanlar da çoğalacaktır. ve bu insanlar arasında ipin ucunu kaçıracaklar da olacaktır. the house that jack built filminde bir sahne var. adam birini öldürüyor, arabanın arkasından evine sürüklerken yol boyunca kanın iz bıraktığını fark etmiyor. ardından şiddetli bir yağmur yapıyor ve o izleri siliyor. trier'in kullandığı bir yöntem olan dış ses de şu soruyu soruyor;

    "içinde hiç, küçük de olsa, hayal kırıklığı var mıydı büyük yağmur senin izlerini silip de yakalanmamanı sağladığı için?"

    yaptığı her şeyi kibrinden, görünme isteğinden, konuşulma isteğinden yapan insan fark edilmediği zaman mutsuz oluyor, sinirleniyor. ve fark edilsin diye de her şeyi yapabilecek kıvama gelebiliyor. yeter ki fark edilsin. sansasyon yaratma sebebi ne olursa olsun, insan dile düşmeyi kafaya koyduysa yapıyor. insanoğlu çeşit çeşit ve çok enteresan.
46 entry daha

hesabın var mı? giriş yap