şükela:  tümü | bugün
41 entry daha
  • "atatürk ne alaka? çin ne alaka?" diyenler,

    "o vakitler çin neresi? türkiye neresi?" diye şaşıranlar,

    "mensubu oldukları ülkenin kurtarıcısı ve kurucusu olan mustafa kemal atatürk'ü;
    bir de çinli aydınların gözünden okumak isteyenler, çaylarını alsınlar ve okumaya buyursunlar..."

    çin'in ileri gelen önde aydınlarının,
    ulu önderimiz ebedî başkomutanımız;
    gazi mareşal mustafa kemal atatürk ile ilgili görüşleri, atatürk'ün cumhuriyet devrimleri, atatürk ilke ve inkılapları ve de türkiye ile ilgili görüşleri tarih arenasında fevkalade bir dostluk abidesi gibidir.

    türkiye cumhuriyeti’nin kurulmasının ardından, çin’in türkiye'ye bakışı oldukça değişmeye başlamıştır.
    mustafa kemal önderliğindeki ulusal bağımsızlık hareketi ve ardından gelen devrimler, çinli birçok aydın ve devlet adamını etkilemiş, çin’de mustafa kemal ve türkiye cumhuriyeti ile ilgili çok sayıda eser yayınlanmaya başlamıştır.

    bu eserlerden birinin yazarı olan liu ko-şu yeni türkiye adlı kitabında türkiye ilgili şu görüşlere yer vermektedir:

    “…şimdiki türkiye 1924 inkılâbından sonra artık hasta adam değildir, büyük devletler arasına girmiştir.
    türkiye de emperyalistlerden zarar görmüş ve haksız muahedelerin tazyiki altında kalmış ve bu suretle talihsizlikte çin’le kardeşlik etmiştir.

    toprak kaybı, harp tazmînatı, adlî kapitülasyon ve gümrük idaresine müdahale gibi bizim için en acı olan şeyleri, türkiye katî derecede tatmıştır.

    bundan maada sultanların idaresi altında türkiye 6-700 sene karanlık mutlâkiyet ve budalaca zulümlerle çin’deki generaller idaresinden aşağı kalmamıştır.

    bizim nokta-i nazarımıza göre türkiye’nin boynundaki bu iki ağır zincirle hiçbir suretle ümidi kalmaması icap ederdi.
    fakat son senelerin tarihi hakikatleri bize yapılanları gösterdi.
    başlarında kemal’in bulunduğu ve bütün halkın takip ettiği türk inkılâbı hakiki bir uyanış, yekvücut bir topluluk, hariçte cesur bir ordu ve akıllı bir dış siyaset vücuda getirmiştir.

    herkes bütün kuvvetini ve kalbini vererek karşılaştığı müşkülâta rağmen kuvvetli ve
    canlı yeni bir türkiye meydana getirdi.

    bizim vaziyetimiz tıpkı eski türkiye’ninki gibidir. türkiye tekrar kalktı ve yeni hayatına kavuştu.
    bizim daha ne kadar gayret etmemiz lâzım!” (kaynak 1)

    bir diğer yazar lin van-yen de türkiye’nin en yeni dış politikası adlı kitabında 1'inci dünya savaşı’ndan itibaren izlenen politikalarla yeni türkiye’yi ele
    almıştır.
    yazar türk dış politikası ile ilgili şu tespitlerde bulunmaktadır:

    “…cihan harbindeki hezimet ve yeni türk hükümetinin hiçbir zaman kabul etmediği sevr muahedesi’nden beri toprak kaybı, millî hâkimiyet hakkı ve büyük devletlerin muhtelif cebir ve tazyikleri o kadar ağırdı ki, bundan daha ağır olmalarına imkân yoktu.

    böyle fena bir vaziyet karşısında türk haricî siyaseti tabii bir dinamik siyasete temayül etti. bunu fazla izah etmeye lüzum yoktur.
    fakat türk hükümeti, baş eğmeden ve tecavüzî bir siyaset kullanarak büyük devletlerin vaziyetlerini değiştirmeleri için onları sıkıştırmakla kendi hâkimiyetlerini müdafaa edemeyeceklerini biliyordu.

    netice hakiki bir fayda temin etmeden yalnız boş yere gayret sarf etmekten ibaret olacaktı.
    bu suretle türkiye dinamik bir siyasete temayül ettiyse de, aynı zamanda büyük devletlerle çarpışmaya mani olmak ve sulhperverâne bir terakki ile yavaş yavaş kalkınabilmesi için vaziyet aldı.

    eğer bunu bilirsek türkiye’nin en yeni siyasetinde esaslı birkaç prensip müşahede edilebilir.
    sulhun idamesi, emniyet, komşularla iyi dostluk münâsebâtı, siyasi vaziyetten istifade…”
    (kaynak 2)

    sung şu-jco tarafından 1928 yılında shanghai’de kaleme alınan yeni türkiye *adlı eserde türk devriminin ana hatları 6 başlık altında ele alınmaktadır.

    türkiye’nin coğrafyası adlı ilk başlıkta türkiye’nin nüfusu, ekonomik değerleri, istanbul ve boğazların jeo-stratejik önemi hakkında bilgiler verildikten sonra xıv. yüzyılda türkler tarafından ele geçirilen küçük asya’nın 1'inci dünya savaşı’nın başlarında çin’in çekiang vilayeti’nin yarısı kadar kaldığına dikkat çekilmektedir. (kaynak 4)

    osmanlı imparatorluğu’nun sükûtu adlı ikinci başlıkta xvı. yüzyılın sonlarına kadar ikbal dönemini yaşayan osmanlı devleti’nin viyana kuşatmasından sonra gerilemeye başladığı, xvııı. ve xıx. yüzyıllarda ise avrupa’nın büyük devletlerinin merhametine ve paylaşma tehlikesine maruz kaldığı dile getirilmektedir.

    gerilemenin nedenleri olarak baskıcı yönetim, halkın söz ve matbuat hürriyetinden yoksun bırakılması, ağır vergiler ve kapitülasyonlar gösterildikten sonra şöyle denilmektedir:

    “…haricen yüzlerce yıl, türkiye yabancı militarizm ile karşılaşmış ve yabancı iktisadi istila yüzünden büyük kayıplara uğramıştır.
    1555’de fransa kralının türkiye’den bazı imtiyâzât-ı mahsusa koparmasını müteakip başka milletler de türkiye’den aynı taleplerde bulunmuşlardır.
    böylece türkiye gümrük tarifelerini tatbik hususundaki muhtariyetini, adlî masumiyetini kaybetmiş, yabancılara ikamet, din, tahsil, seyahat ve posta işlerinde imtiyazlar bahşetmek mecburiyetinde kalmıştır.

    türkiye o zamanlar şimdi çin’in düştüğü vaziyette bulunuyordu. askeri rüesâsının cehaleti yüzünden toprakları gittikçe küçülüyordu.
    bu şartlar altında türkiye’nin yabancı devletlerin hücumuna maruz kalmamasına da imkân yoktu.

    neticede türkiye, yunanistan, karadağ, sırbistan, romanya, şarkî rumeli ve mısır ile akdeniz’de daha birçok yerleri kaybetmişti.

    diğer tarafta küçük asya’da ermenistan birçok defalar istiklalini kazanmaya uğraşmış, arnavutluk bir italyan müstemlekesi halini almış, makedonya’da da muhtariyet için temayüller belirmişti.
    böylece türkiye artık büyük bir memleket halinden çıkmış bulunuyordu…” (kaynak 5)

    türkiye inkılâbı adlı üçüncü başlıkla, türkiye’nin anayasası adlı dördüncü
    başlıkta 1876, 1908, 1921 ve 1924 anayasalarının ortaya çıkış süreçlerine ilişkin bilgiler verilmektedir.

    yazara göre 1876 meşrutiyeti yabancıların, 1908 anayasası ittihat ve terakki’nin baskıları sonucu ilan edilmiştir.

    1921 ve 1924 anayasalarında ise egemenliğin millete ait olduğu ve bu egemenliğin t.b.m.m.’nin nefsinde toplandığı, 1924 anayasasında türkiye’nin bir cumhuriyet olduğu, yasama kuvvetinin mecliste, yürütme kuvvetinin de cumhurbaşkanı tarafından seçilen kabinenin elinde bulunduğu, tek parlamento usulünün kabul edildiği, cumhurbaşkanının yetkilerinin sınırlandırıldığı, hükümet işlerinin din işlerinden ayrıldığı ifade edilmektedir.

    yine dördüncü başlıkta yasama, yürütme ve yargının işleyiş şekli, adli ıslahatlar ve dinin devletten ayrılmasının sonuçları ele alınmıştır.

    yazara göre dinin devletten ayrılması üç sorunu çözmüştür.

    a. çeşitli dinlere sahip kişiler arasındaki sınıf farkları tamamen ortadan kalkmıştır.

    b. hristiyan azınlıkların korunması sorunu sınıf farkının ortadan kalkmasıyla giderilmiştir.

    c. ülkede vicdan hürriyeti sağlanmış ve eğitim-öğretim konuları dinden ayrılmıştır. (kaynak 6)

    sung şu jco bu başlıkta milletler cemiyeti icra komitesi’nin lozan antlaşması’yla türkiye’yi azınlıkların ve gayrimüslimlerin hukukunun korunmasından uluslararası bir şekilde ve kesin olarak sorumlu tuttuğunu, bunun türk anayasası için bir ayak bağı, türkiye için de bir sınav olduğunu, koruma konusu iyi uygulanacak olursa türkiye ile büyük devletler arasındaki ilişkilerin gelişip ilerleyeceğini ve türkiye’nin milletler ailesi arasındaki mevkiinin yükseleceğini ifade etmektedir.

    ancak yazar, musul sınırı sorununun çözümünde milletler meclisi’nin türkiye aleyhine karar vermesinin gerekçesini türkiye’nin musul’daki hristiyanlara kötü muamele etmiş olmasıyla ilişkilendirmekte, bu durumun ingilizlere türkiye’ye hücum için bir fırsat verdiğini, bu gerçeğin de türkiye’nin yeni diplomasisinin bazı eksikleri bulunduğunu gösterdiğini iddia etmektedir. (kaynak 7)
    (kanaatimize göre yazar bu konuda hem bilgi eksikliğine sahip, hem de bölgedeki ingiliz emellerini göz ardı etmektedir.)

    türkiye’de diplomasi adlı beşinci başlıkta türkiye’nin atatürk’ün sosyal ve kültürel devrimleriyle birlikte avrupa uygarlığını kabul etmesi, milliyetini tamamen idrak ettikten sonra hilafeti kaldırması ve lozan’daki kazanımlarıyla türk-yunan nüfus değişimi ele alınmaktadır.

    türkiye ve çin adlı son başlıkta ise yazar:

    islamiyet’in çin’e dong hanedanı zamanında girdiğini, müslümanların çin’in şensi, kansu, sinkiang ve diğer batı bölgelerinde yoğun olduğunu, sayılarının 50-80 milyon arasında tahmin edildiğini belirttikten sonra (bu kitabın muharriri olarak her ne kadar islâm değilsem de ve domuz eti yememenin taraftarı olamasam da islamiyet’in büyük akideleri ihtiva ettiği inkar olunamaz.) *
    islamiyet’in barışa, ilme, insanların sağlık ve mutluluğuna verdiği önem nedeniyle çin’de büyük bir geleceğe aday olduğuna dikkati çekmektedir. (kaynak 8)

    başlık, iki ülkeyi karşılaştıran şu ifadelerle son bulmaktadır:

    “…türkiye ve çin bir zamanlar şarkın hasta ve zayıf adamları diye anılırdı.
    biri yakın diğeri uzak şarkın hastası sayılırdı.
    ihtilalden evvelki türkiye’yi ele alırsak hakikaten çin gibi onun da hastaolduğunu takdir ederiz.
    fakat tarihi bakımdan çin çok daha eski ve yüksek bir medeniyete sahip olup türkiye’den binlerce sene evvel medeniyet göstermiştir.

    fakat bütün bunlara rağmen;
    türkiye 1924 ihtilaliyle uzak şarkın hasta adamını çok geride bırakarak cihan büyük devletleri ile müsavi bir duruma çıkmış bulunuyor.
    halbuki çin’e şöyle bir baktığımız zaman hâsıl olan intiba nedir?
    şimdi türkiye ile çin mütekabiliyet esası üzerine bir muahede akdi için müzakerededirler.
    eğer bu çin-türk muahedesi akdolunur ve imzalanırsa müsavat esası üzerine bir muahede akdolunmuş demektir.

    umarım ki vatandaşlarım kendi memleketlerini türkiye derecesine yükseltmek ve büyük devletler mertebesine çıkarmak için ellerinden geldiği kadar çalışacaklardır." (kaynak 9)

    türk devrimini kısaca özetlemeye çalışan bu eserde yer yer tarih yanlışları yapılmış, bazı olayların kronolojik sıraları karıştırılmıştır.
    ancak türk devriminin çin’de tanınması açısından önemli bir kaynaktır.

    japon yazar dzeh dien-chien’in “dünyanın on meşhur şahsiyetinin hâl tercümeleri” adlı eserinden kısmen yararlanılarak çin’li dzıng cin tarafından 1939 yılında shanghai’de kaleme alınan kemal’in bibliyografyası* adlı yapıt da on üç başlıktan oluşmaktadır.

    mustafa kemal’in doğumundan ölümüne kadar olan dönemdeki türk tarihinin mustafa kemal’in yaşam hikâyesiyle özdeşleştirilerek anlatıldığı bu eserde mustafa kemal ve devrimleri hakkında şu görüşlere yer verilmektedir:

    1. kemal’in doğduğu türkiye:

    kahramanları çevre koşullarının yarattığı gerçeğinden hareketle bu başlıkta mustafa kemal’in doğduğu dönemde büyük devletlerin ekonomik ve siyasal saldırılarına maruz kalan osmanlı devleti’nin içinde bulunduğu olumsuz koşullar ele alınmıştır.

    2. kemal’in gençliği:

    mustafa kemal’in, ilkokuldan başlamak üzere subaylığının ilk yıllarına kadarki yaşamıyla cemiyet ve gazete çıkarma çalışmaları hakkında bilgiler içermektedir.

    3. jön türk partisi:

    ittihat ve terakki cemiyeti’nin faaliyetleri, mustafa kemal’in bu cemiyetle teması ve hürriyet cemiyeti’ni oluşturma çabaları ele alınmaktadır.

    4. enver bey tarafından başlanan ihtilalden hükümeti ele geçirdiği güne kadar olan hâdisât:

    enver bey öncülüğündeki ittihat ve terakki’nin, 2'nci abdülhamit’i anayasayı yürürlüğe koymaya zorlayan çalışmaları ve başarıları, hürriyet mücadelesi için mahmut şevket paşa’dan daha çok çalışan mustafa kemal’in isminin enver bey ve yakınları tarafından kamuoyuna duyurulmayışı ele alınmıştır.

    5. gelibolu kahramanı:

    bu başlıkta da enver paşa tarafından şöhreti törpülenmek istenen mustafa kemal’in 19. fırka kumandanlığı’na atanması ve başarısızlığının beklenmesi, enver paşa’nın kafkas yenilgisinin sorgulanmaması için mustafa kemal’in çanakkale başarısının kamuoyundan gizlenmeye çalışılması çabaları dile getirilmektedir.

    yazar bu çabayı şöyle ifade etmektedir:

    “…çanakkale boğazlarını geri almak suretiyle kemal hayatında parlak bir
    zafer kazanmış oluyordu.
    bu tarihteki zaferlerin en büyüğü idi ve böylece türkiye’de mühim bir askeri deha doğmuş oluyordu.
    alman gazeteleri de modern kahramanı büyük puntolu harflerle meth-ü senâ etmeye başlamışlardı.

    fakat işin garip tarafı türk gazeteleri sanki harple alakadar değillermiş gibi kemal’in bu büyük zaferini sükûtla geçiştiriyorlardı.

    acaba bunun sebebi ne idi?

    muhakkak ki enver’in kıskançlık hilelerinden biri. kemal’in fazla şöhret kazanarak kendine rakip olacağından korkuyordu.
    bundan başka enver kafkaslar’da ruslardan fena halde dayak yemişti.
    orada 90 bin kişilik gezide bir orduyu berbat etmiş, ancak 12 bin yaralı ile dönebilmişti.
    şayet kemal’in muvaffakiyetleri memlekete yayılsaydı enver’in hali ne olurdu?
    fakat ne de olsa kemal’in muvaffakiyetini ilelebet bir sır olarak saklamak da kabil değildi.
    bir gün gelip elbet de dünya bundan haberdar olacaktı.
    nitekim bu zafer türk halkının dilinde destan oluvermişti. ve iki sene sonra islam gazeteleri de dâhil bütün dünyaya yayılan bu zafer artık saklanamaz olmuştu.
    işte böylece kemal 300 milyon müslümanın hürmetini kazanmış oluyordu.” (kaynak 11)

    6. elveda enver:

    mustafa kemal’in çanakkale’den sonra doğudaki 16. fırka kumandanlığı’na tayininden savaşın sonuna kadarki gelişmeler, mondros mütarekesi’nin imzalanması, istanbul’un fiilen işgali, mustafa kemal’in samsun üzerinden anadolu’ya geçişi ve damat ferit’in mustafa kemal’den kurtulma çabaları bu başlık altında incelenen konulardır.

    7. yeni türkiye’nin doğuşu:

    mustafa kemal’in samsun’dan sonraki kongre çalışmaları, izmir’in işgali, misak-ı milli’nin ilanı ve içeriği, istanbul’un resmen işgali, sevr’in imzalanması için artan ingiliz baskıları, sovyetlerle yapılan anlaşma ve t.b.m.m.’nin açılması ele alınmıştır.

    8. yunan ordusunun istilası ve inhizamı:

    ankara hükümetini ezmeden sevr’i uygulamanın zorluğunu gören ingiltere’nin yunanistan’ı anadolu üzerine sürmesi karşısında mustafa kemal’in önce sovyetlerle daha sonra da fransa ve italya ile uzlaşması, yunan saldırılarının püskürtülmesi, londra konferansı’nın başarısızlığı, yunanistan’a vurulan son darbe ve izmir’in kurtarılışı bu başlığın konularını oluşturmaktadır.

    9. yeni türkiye cumhuriyeti’nin tesisi:

    lozan görüşmeleri ve türkiye’nin müttefiklerden istekleri, lozan’da barış antlaşmasının imzalanması, ankara’nın
    hükümet merkezi oluş gerekçeleri, cumhuriyetin ilanı.

    10. kemal’in idaresi ve ıslahat:

    gazi mustafa kemal’in cumhurbaşkanı olması, hilafetin kaldırılması ve hint müslümanlarının tepkileri, muhafazakar muhalefetin bertaraf edilmesi, 1924 anayasasının ilanı, sosyal ve kültürel devrimler bu başlık altında ele alınmaktadır.

    11. kemal’in yapıcılık hamleleri:

    yazar bu başlıkta atatürk’ün ankara’yı başkent yaptıktan sonra mamur hale getirmesini, (inşa edilen kamu binaları, su,sulama kanalları, elektrik tesisleri, ikâmetgâhlar, havagazı, şimendiferler, sosyal yardım kurumları vs.) ekonomide izlediği denk bütçe, israfı önleme, borçlanmama, iç ve dış borçları itfa, zirai vergilerde %10 indirim politikalarını, eğitimin yaygınlaştırılması, hapishanelerin ıslahı, eğitim, adalet, tarım, sanayi ve ticaret alanındaki reformlarını, ülkede yerli malı kullanılmasıyla ilgili çabalarını incelemiştir.

    12. benim karım türkiye’dir:

    bu başlıkta mustafa kemal’in kişiliği üzerinde durulmuştur. azim sahibi, enerjik, sabırlı, güçlüklere göğüs geren, hızlı ve azimkâr karar verebilen, çağdaş, serbest düşünce sahibi, centilmen, modern kültüre hayran kişilik özelliklerini nefsinde toplayan yetim bir çocuğun cumhurbaşkanlığı gibi en yüksek bir makama yükselebilmesi, evlilik yaşamı, “benim karım yeni türkiye’dir.” sözleriyle türkiye cumhuriyeti’ni ne kadar çok sevdiği yazarın bakışıyla ele alınmıştır.

    13. kemal’in bize verdiği ilham:

    mustafa kemal’in çin’e verdiği ilhamı yazarın kendi ifadesiyle özetlemek daha uygun olacaktır.

    “…yeni türkiye’nin doğmasındaki başlıca âmil, kemal’in harp etmek kabiliyet ve ruhu ile fasılasız mücadele kabiliyetidir.

    kemal’in yüksek şahsiyeti bize hürmet ve hayranlık telkin etmelidir. onun gibi yüksek bir şahsiyet yalnız türk halkı tarafından değil, bütün dünya milletleri tarafından sevilmeye ve hürmete layıktır.

    bilhassa küçük ve zayıf milletler onu herkesten daha fazla sevmelidirler.

    garplılar, türklerle çinlileri şarkın hastaları, zayıfları diye tavsif edegelmişler ve her zaman bu iki memlekete istihkar nazarıyla bakmışlardır.
    türk hastası da, çin hastası gibi aynı derde müptela idi.

    fakat işte kemal gibi büyük bir adam çıkarak türkiye’yi kurtarmak ve onu iyi etmek için çare ve devasını keşfetmiş oldu. böyle bir hareket elbette ki büyük takdirle karşılanmalıdır.
    fani kemal geçmişse de milletine olduğu kadar küçük ve zayıf milletlere sonsuz bir ilham kaynağı olmuştur.

    o milletler ki mevcudiyetlerini idame için
    mücadele etmektedirler. onlar bilsinler ki;
    muvaffakiyet devamlı mücadeleden ibaret ve nihai zafer de bu mücadelenin sonunda kabildir.

    haydi, dünyanın zayıf ve küçük milletleri!
    haydi!
    geliniz!
    sizinle esaret zincirlerini kıralım!” (kaynak 12)

    çin’de atatürk ve türkiye cumhuriyeti ile ilgili yayınlanan diğer kitaplar da şunlardır:
    1. liu ko-şu, yeni türkiye, shanghai 1927, 430 sayfa.
    2. liu ko-şu, türk inkılâp tarihi, shanghai, basım yılı bilinmiyor.
    3. cav cing-yüan, türkiye tarihi, shanghai 1935, 202 sayfa.
    4. türkiye’nin millî hâkimiyetinin istirdadı. yazarı ve yayın yılı belirlenememiştir.
    5. lin van-yen, türkiye’nin en yeni dış politikası, shanghai 1937, 12 sayfa.

    yararlanılan kaynaklar:

    kaynak 1:
    eberhard, agm., s.626.

    kaynak 2:
    eberhard, agm., s.629.

    kaynak 3:
    çince’den ingilizce ve fransızca’ya tercüme edilerek 9 şubat 1942 tarihinde türkiye’nin shanghai elçiliği tarafından türkiye’ye gönderilen bu kitap aynı yıl izmir’de açılan atatürk köşesine konulmuştur.
    bca, fon:490.01,
    yer no:206.819.4;
    bca, fon:490.01,
    yer no:206.818.1.

    kaynak 4:
    sung şu-jco, yeni türkiye, shanghai 1928, s.1.

    kaynak 5:
    yeni türkiye, s.2

    kaynak 6:
    yeni türkiye, s.10.

    kaynak 7:
    yeni türkiye, s.11.

    kaynak 8:
    yeni türkiye, s.17.

    kaynak 9:
    yeni türkiye, s.17.

    kaynak 10:
    bu eser de çince’den ingilizce ve fransızca’ya tercüme edilerek 9 şubat 1942 tarihinde türkiye’nin shanghai elçiliği tarafından türkiye’ye gönderilmiş ve aynı yıl izmir’de açılan atatürk köşesine konulmuştur.
    bca, fon:490.01,
    yer no:206.819.4;
    bca, fon:490.01,
    yer no:206.818.1.

    kaynak 11:
    dzınğ cin, kemal’in bibliyografyası, shanghai 1939, s.14-15.

    kaynak 12:
    kemal’in bibliyografyası, s.50-51.

    saygıdeğer okuyuculara not:
    bu yazı ilerleyen günlerde başka bir başlıkta devam edecektir, ilgilenenlerin bilgisine saygıyla takdim olunur.

    ulu önderimiz ebedî başkomutanımız;
    gazi mareşal mustafa kemal atatürk'e
    sonsuz saygı ve özlemlerimizle birlikte;
    ülkemizde günümüz sözde aydınlarının erişemeyeceği bir aydınlıkta mustafa kemal ruhunu anlayıp yaşatmış olan çin'in değerli aydınlarına saygı, sevgi ve teşekkürlerimizle birlikte geçmiş olsun temennilerimizle.

    entry sonu kamu spotumuz:
    #evdekal
25 entry daha