şükela:  tümü | bugün
6 entry daha
  • aslında bunun başlığı burası olmamalı, ama sadece bu entri için bir başlık açmanın gereksiz olduğunu düşünüyorum. ayrıca eninde sonunda iş gelip tanrı inancının sorgulanmasına, dolayısıyla da inancın dokunulmazlığına gelecegği için bu yazınında burada durmasında fayda var.

    şimdi geçen sefer (bkz: #10393465) dedik ki inanc sistemlernin saygı ıstemesinde, inanca saygının evrensel bir norm haline gelmesinde itiraz edilmesi gereken bir şeyler var. nasıl her sistemli düşünce elestiriye açıksa, fikirlerin ve ideallerin başka zhinlerce bombalanmasına, eleştirilmesine alternatiflerinin öne sürülüp fikirlerin yarıştırılmasına gayet de olağan bir şeymiş gibi yaklaşıyorsak inanç sistemlerini de aynı standartlara açmamız lazım.

    fikirler savuşturmayı becerdikleri eleştiriler ve hakkından geldikleri alternatifler kadar güçlüdür. bir düşünce sistemi sınandıkçca güçlenir. eğer alternatflerinin etkinliğinde, cazibesinde, işeyararlılığında değilse elenir. fikirler de bir tür doğal seçilime uğrar diyebiliriz buna. bu arada merak edenler de bir asagıdaki bakınızlara bakıversin de fikirlerin evrilmesi fikrinin yavaş yavaş olgun bir bilim dalı haline gelmesi sürecine göz atsın. ben fazla fanatiği değilim ama dawkins amcam (bkz: richard dawkins) öngörülerinde birazcık bile haklıysa memetics en azından doktorası verilen bir dal haline gelebilir, pek moda olabilir.

    (bkz: meme theory) (bkz: memetics)

    fikirler de aynı bencil genler gibi hayatta kalmakta ve kopyalarini ortalığa saçmakta ne kadar başarılı olurlarsa o denli “seçilirler”. doğada gen düzeyinde seçilim baskısını aynı görevi yapmaya talip aleller uygular. eğer genomda bir işi diğerinden daha iyi yapan bir alel varsa o daha fazla kopyasını aktarır. birey düzeyinde ise hayatta kalmaya ve üremeye daha yatkın olan bireyler uzun vadede kendi özelliklerini taşıyan kopyalarını hediye ederler geleceğe. aynı mekanizma daha hızlı ve daha vahşice olmak üzere fikir ürünleri düzeyinde de çalışır. başarılı olan fikirler (her türlü fikir ürünü, moda, akım, artık aklınıza ne gelirse) kendilerini daha fazla beyine kopyalarlar ve daha yaygın hale gelirler. mesela bele hırka, ceket vs modası kendisini pek çabuk kopyalayıverir çünkü kendince kusurlu olan kalçasını hem de modaya uygun bir şekilde saklayabilmeyi mümkün kalan bir fikir genc kız beyinlerıne kopyalarını çok hızlı bir şekilde yerlestiriverir. oysa mesela çıplak kalçayla dolasma fikri o denli başarılı olmaz.

    ideolojıler, sanat akımları, futbol taktikleri, moda akımları, bilimsel teoriler, ameliyat teknikleri, hepsi ama hepsi aynı mekanizmanın insafında yasamlarını surdururler: dogal seçilim (memetic selection diyenler de yok değil). her duşünce fikirler dünyasında hayatta kalmadaki başarıları kadar saygıdegerdir, rekabet karşısında direnebildiği, sorgudan ayık çıktığı kadar seçilir ve gelişir.

    belli bir noktaya kadar inanç sistemleri de aynı mekanizmaya tabidir. gelip gecmiş sayısız inanç sisteminden sadece iki elin parmakları kadari geniş kitleleri peşinden ürüklemeyi beceriyor. mesela eger inanc sistemi misyonerlik gibi bir gene sahipse, silah gücüyle desteklenmeye hayır demiyorsa o inanc sisteminin dinler dünyasında yaygınlasacağını tahmin etmek zor değildir. eğer inanç sistemi toplumun nasıl idare edileceğine dair açık mesajlar taşıyorsa, cihat genine sahipse o dinin çok başarılı bir imparatorluk dini olacağını tahmin etmek de o kadar zor değildir. kısaca inanç sistemleri de memetic selectiona tabidir.

    peki madem bilimsel teoriler de inanç sistemleri de aynı seçilim baskısına sahipler o zaman neden yayagara kopartıp duruyorum ben? su yüzden: inancın dokunulmazlığına olan evrensele yakın bağlılık yüzünden inanç sistemleri sadece diğer inançlardan ciddi bir rekabet görmeyi becerebiliyorlar. hemen hemen bütün inanç sistemlerinde dönekliğe büyük yaptırımlar getirildiğini düşününce de özellikle organize dinlerin pek de ciddi bir seçilim baskısına maruz kalmadığını görmek zor değil. bir de buna dinlerin sahip olduğu kronolojik avantajı da ekleyince mesela evrenin varlığı, evrim, dunyanın ve zeki yaşamın varlığı gibi temel sorulara cevap vermeye geldiğinde iş bilim dinsel dogmayla mücadele etmek zorunda kalırken din kendi koyduğu dokunulmazlık zırhının ardında keyif çatabiliyor.

    bilimsel br teori bilim adamları arasındaki serüvenini dışarıda da sürdürmeye kalktığında ilk tırmanması gereken tepe (hatta dağ, hatta himalayalar) yöredeki hakim inanç sistemiyle çatışıp çatışamdığı oluyor. mesela büyük patlama teorisi evrene ve zamana bir başlangıç şansı tanıdığı için, öncesinde bir hiçlik olduğunu ima ettiği için mesela hristiyanlık ya da islam aleminde çok rahatlıkla kabullenebiliyor. yaratıcının ilk kıvılcımı verip evreni yoktan var edivermesi pek cekici bir fikir (ve dinsel anlamda da basarılı bir meme) oysa evrim teorisi hakkındaki buyuk patlama teorisinin sahip olduğu kanıtlar kadar sağlam kanıtlara rağmen bütün kitaplı dinlerin anlattığı yaratılış hikayesiyle catıştığı için everest zirvesine ulasmakta güçlük çekiyor.

    oysa dinler anlattıkları hikayelerle çatışan bilimsel bulguları reddetmekte cok başarılılar. ya açık açık savunanı dinden çıkmakla suçluyorlar ya da eger yeteri kadar derinlikli zihinlerce savunuluyorlarsa din ile bilim dünyasını birbirinden ayırmakta buluyorlar çareyi. pek hoş bir örneği daha yeni, 2005 de yaşandı. templeton vakfının desteklediği 2,4 mılyon dolara mal olan bir arastırmada duanın yeni by-pass ameliyatı geçirmis hastaların iyileşmesine faydası olup olmadıgı arastırıldı.

    arastırmayı destekleyen templeton vakfı genel olarak dini fikirleri ama özel oalrak da hristiyanlığın genel inaç sistemini savunan bilim adamlarına destek vermesiyle tanınıyor. yani ben harun yahya olsam dakika durmam templeton vakfına yeni kitabım için sponsor olması için bas vuruda bulunurm. mesela bilinçli tasarımcı bir projeniz varsa hemen templeton vakfının kapısını calın. neyse arastırmanın sponsoru bu templeton vakfı. immanuel tolstoyevski daha once bu arastırmaya surada bakmıstı, (bkz: #9343226) orada link de var isteyen okusun. arastırma tüm bilimsel standartlara uygun bir sekilde gerçekleştiriliyor ve sonuçta duanın hiç bir faydası olmadığı sonucuna varılıyor. hatta kendisi için taa amerikada bir kilise dolusu adamın dua ettigini bilen hastalar ortalamda daha çok komplıkasyon yasıyorlar.

    bu sonuçlar karşısında şimdi sıfatlarını hatırlamadığım bir yığın dini lider duanın bilimin alanı dışında oldugunu iddia ederek sonuçları reddediyor. ben merak ediyorum acaba eğer duanın bir faydası olsaydı da aynı basrahıpler, piskoposlar bu çalışmayı reddedecekler miydi? sonucta kutsal kıtaplarda ima edilen bir doga olayı hakkında bilimsel bir kanıt bulundugunda (birbirine karısmayan akıntılar vs) ustune mal bulmuş magribi gibi atlamasını biliyor din alemi. ya da bir matematikçi çıkıp da ben bir formul yazdım tanrının var olma olasılıgı yuzde 70 dedginde pıskoposlar tanrıyla cebir oynanmaz, matematigin alanı dışındadır diye ayaklanmıyor.

    kısaca, din bilimsel bir kanıt işine geldiginde ona sarılırken işine gelmeyen bulguları alemleri birbirinden soyutlayarak kapı dışarı ediyor.

    sonuç: inancın dokunulmazlıgına sonsuz saygı nedeniyle normalde çoktan yeryüzünden silinmesi gereken katılıkta bir tanrı inancı varlığını sürdürmeye devam ediyor. hakkını vermek lazım, o denli akıllı bir varlık haline geldi insan olglu ama bıraktım agnostısizmi benimsemeyi, hatta tanrı var mıdır sorusunu ciddiye dahi almaktan vazgecmeyi, teizmden deizme gecmeyi bile beceremedi. teizm memetik secilimde, hile yoluyla olsa da, hayatta kalma yeteneğinin ne denli yuksek oldugunu kanıtladı.
60 entry daha