şükela:  tümü | bugün
34 entry daha
  • hayatımda ilk defa 2019 yazında gittim ve o gece kumkapı'da hayatımın en kötü ve en iyi hislerini aynı anda yaşadığım birkaç saat geçirdim. şimdi düşününce, sadece iyileri net olarak hatırlıyorum. belki rakıdan, belki öyle istediğim için... bir kısmını da hiç hatırlamıyorum çünkü rakıydı, sohbetti, yazdı, güzeldi...

    meyhaneden kalkıp sallana sallana yürürken karşılaştığımız tipleri, hepsi birbirine benzeyen o tekinsiz ara sokakları gözümde canlandırıyorum ve kesinlikle eminim: kumkapı never sleeps!

    bence şu an kumkapı'ın bir yerinde, elinde çalgısıyla masa masa gezip herkesi coşturan birileri var. bağıra bağıra şarkı söyleyip kafalarında rakı bardağı çevirerek dans ediyorlar. bir masada zengin, görgüsüz hırtın biri garsona galaksideki bütün mezeleri masasına istediğini söylüyor. birileri fava tırtıklarken öteki tek kişilik halay çekiyor. ön masadaki gay çift sokağın ortasında dans etmeye başlıyor. bir zamanların ünlü oyuncusu, ağlayan sevgilisini avutup arada oturduğu yerden göbek atıyor. artık pek de ünlü olmadığından ve herkes yeterince sarhoş olduğundan rahat davranıyor. zaten magazin basını bebek'te, etiler'de.

    gezegen dönmeyi bıraksa, uzaylılar hepimizi kaçırsa, türkiye'de tsunami olsa bile buradaki insanlar çalıp oynamayı bırakmaz gibi bir his uyandırmıştı bende.

    sanki dünyanın izole bir köşesi ve en büyük sorun peynirin yeterince sert olmaması veya humusun bitmesi. gerçekten de öyle olsa ne güzel olurdu ama...

    meğer hepimiz teletabiymişiz ve kumkapı'da sonsuza kadar rakı içip çirkin seslerimizle şarkı söylediğimiz bir döngüde yaşıyormuşuz...