şükela:  tümü | bugün
461 entry daha
  • 47 sayfa yazıldıktan sonra kant hakkında yeni bir şey yazmak, ona yeni yorum getirmek imkansız. ben de biraz şundan biraz bundan söz edeyim dedim. muhtemeldir, bazıları yazılmıştır.
    22 yaşında, babasını kaybettikten sonra emanuel kandt olan adını ibranice okunuşuna yakın bulduğu için immanuel kant olarak değiştiriyor.
    rivayete göre, 1.53 boyundaymış. doğduğunda o kadar küçükmüş ki, annesi böyle bir insan yavrusunu yaşatmak konusunda endişelenmiş.
    zor bir çocukluk geçirmiş. fakirlik, kardeş kayıpları ve 13 yaşındayken annesinin kaybı..
    kant’ın öğrencisi ve biyografi yazarı reinhold bernhard jachmann, bir dosta mektuplar kitabında kant’ın şu sözlerini aktarır: "annemi asla unutmayacağım, çünkü içimdeki iyinin ilk filizini diken ve besleyen o oldu, benim kalbimi doğanın izlenimlerine açtı; kavrayışlarımı uyandırdı ve genişletti. öğretilerinin hayatım üzerinde hep devam eden iyileştirici bir etkisi oldu."

    hani almanlar neden başarılı diye sorulur ya hep, kant yaşarken bunun canlı örneği imiş, hâlâ öyle. prensip sahibi, disiplinli, dakikmiş.
    40 yıl aynı yerde oturup, her gün aynı saatte aynı yolda yürüyüş yapmış. bir gün aksatmış o da jean-jaques rousseau'nun emile adlı romanı yüzünden. kitaba kafası takılmış, o günü kitabı tekrar okuyarak geçirmiş.
    yürüdüğü o yol "filozof yolu" olarak anılıyormuş. halk da dakikliği yüzünden kant'a könisberg saati lakabını takmış.
    175 iq'ya sahip olduğu tahmin edilen bu adam insana mesafeli, az konuşan, çok düşünen biriymiş. hiç evlenmemiş. kendisi bir goethe hayranı.
    katı bir ahlâkçıdır. kant'a göre, bedeli ve nedeni ne olursa olsun yalan hoş görülemez. doğru olanı yapmak mutlak ödevimizdir.
    doğru olanı yap. çünkü doğru olan budur.
    makyavelci yaklaşımı reddeder; amaca giden her yol mübah değilidir. yol, ahlâkın-erdemin yolu olmalıdır.
    "öyle davran ki, bir davranışında insanlığı hem kendinde hem diğer insanların her birinde her zaman bir amaç olarak gör ve katiyen bir araç olarak kullanma"
    ona göre ahlâklılık; yalnızca ne yaptığınıza değil, neden yaptığınıza göre değerlendirilmektedir. işte buradaki iyi(doğru) niyet, "ahlâkî görevimizi yerine getirmek’"tir. peki, bizler neye göre ve nasıl niyetimizin iyi yahut doğru olduğuna karar vereceğiz? tam da burada kant’ın felsefesinde oldukça önemli bir yer tutan akıl kavramı devreye girer. evet, akıl..tüm duygularımızı tatile çıkarıp, kararlarımızı aklımızla almalıyız. bizi doğruya götüren akıldır.

    modern felsefenin bu en önemli figürü için, manfred kuehn, immanuel kant kitabında, heinrich heine ’den yaptığı aktarımda şunları yazar: "kant’ın yaşamını, geçmişini tarif etmek zordur. çünkü ne bir yaşamı ne de geçmişi vardır. hayatını, mekanik bir düzende nerdeyse tamamen soyut bir şekilde bekar olarak geçirmiştir. katedralin büyük saati zannetmiyorum ki görevini kant’dan daha tutkulu ve daha düzenli yerine getirsin. yataktan kalk, kahveni iç, yaz, derslerini ver, yemek ye, yürüyüşe çık, hepsi tam vaktinde dahası komşular, kant gri paltosu ve elinde ki ispanyol usulü bastonla kapıdan dışarı adımını attığında saatin tam 3:30 olduğunu bilirlerdi. ıhlamur ağaçlarıyla sıralı yolda sekiz kez yukarı sekiz kez aşağı giderdi, hava ve mevsim nasıl olursa olsun fark etmez, bu rutinden asla vazgeçmezdi."
    doğrusu, bu ifadeleri hiç sevmedim.
    neşeli , eğlenceli biri değildi, olsaydı kant olmazdı. sanki iz bırakan başkaları çok mu farklıydı?
    "anlayışlı, kibar ya da bencillik emaresi taşımadan etrafa neşe saçarak içten içe tatmin olan ve diğerlerini mutlu etmekten keyif alan öyle çok insan vardır ki… lâkin ben diyorum ki, her ne kadar hoş ve görevini ifa eder gibi görünse de bu tür bir hareketin gerçekte hiçbir ahlâkî değeri yoktur." ardından söylenenlere cevap gibi..

    başucu sözü mü desek, mezar taşı sözü mü, bilmiyorum, bence her ikisi ; "aklımda merak ve saygı uyandıran iki şey vardır: üzerimdeki yıldız gibi parlayan cennet ve içimdeki ahlâk yasası."
    mezar taşında bu söz yazıyor..
7 entry daha