şükela:  tümü | bugün
1 entry daha
  • bu ay ilk sayısını çıkarmış aylık siyasi dergi. hoşgelmiş! kendini de şöyle anlatmış:

    merhaba!

    yeni bir yolu tarif etme ve tartışma çabasına merhaba diyoruz. her halükarda son derece zor bir mecraya açılan bir patika bu. güney amerika’daki hareketliliği saymazsak genelde dünyanın, özelde bölgemizin, emekçi sınıf adına, tüm mülksüzler, ezilenler adına daha da katlanılmaz bir hale geldiği bir dönemdeyiz. sancılıyız. emekçi sınıfın mücadele gücü son derece düşmüş, örgütlülükleri yok edilmiş, örgütlenmesinin önünde binbir engeller çekilmiş durumda. fena halde zincirlenmişiz. egemen sınıf bilenmiş stratejileri ile emekçileri birbirine kırdırmanın, onları kendi çıkarları arkasında yedeklemenin ve bu şekilde onları daha da sömürmenin koşullarını kurmuş, oyununu ciddi bir engelle karşılaşmadan çevirmekte. bölgemiz çatışan kapitalist/emperyalist güç bloklarının kozlarını paylaştığı savaş alanı haline gelmiş durumda. savaşın kesif kokusu burnumuzdan gitmiyor. farklı ülkelerden, halklardan emekçi sınıf bölükleri egemenlerin çıkarları uğruna birbirlerine karşı yer yer bilenmekte, yer yer savaşmakta. birbirimize kırdırılıyoruz. kendi coğrafyamız bölgedeki girdabın etkisi altında, dahası kürt ve türk emekçiler birbirlerine karşı hergün daha fazla düşmanlaştırılmakta.

    bu vaziyeti değiştirme ve emekçi sınıfın mücadelesini güçlendirme iddiasında bu kadar çok “yol”, bu kadar çok yolcu grupçuk varken, üstelik bizler de dahil hiçbirimiz fazla yol kat edemezken, bir yenisine gerçekten ihtiyaç var mı? bu soru bugün belki her zamankinden daha da meşru ve bu yüzden tatmin edici bir cevabı da hak ediyor. “ben bilirim, beni izleyin” demeden devrimcilikte ısrar eden, eleştirdiği toplumun sömürüye dayalı otoriter kalıplarını içinde yeniden üretmeden mücadeleyi örmekte direnen, liberalleşmeden özgürlükçü olabilen, kadının patriyarkal sömürüden kurtuluşunu emekçi sınıfın devriminin yan ürünü değil kendi mücadelesinin bir eseri olacağına inanan bir çizginin mümkünlüğüne ve gerekliliğine inancımız bizi bir araya getirdi.

    bu çizgide olan kimseyi görmediğimiz, duymadığımız için bu yayını çıkarmaya, kısaca özetlersek özgürlükçü ve sınıf mücadeleci bir çizgiyi tartışmaya açmaya gerek duyduk. bu sayfalarda bizler için de henüz belli belirsiz bir yönelimden ibaret olan söz konusu çizginin içini doldurmaya, doldurduğumuz kadarını da tanıtmaya gayret göstericez. söz konusu çizginin hakkını ne kadar verebileceğimiz ise ayrı bir mesele, onu bizim irademize ve emeğimize dayalı olarak zaman gösterecek.

    yayının adı “mülksüzler” olsun dedik. çünkü mülksüzler bizim için hem adil, eşit ve özgür bir dünyayı kurabilecek olan tek kesimi, tek ‘sınıfı’ işaret ediyor, hem de o dünyanın bizce kesin bir koşulu olan bir varoluş biçimini. ‘mülksüzler’. yani herkesin mülksüz olacağı, mülksüzlüğün devasa sömürü, tahakküm ve eşitsizliklerin yok edilmesinin ve yeniden yeşermemesinin garantisi olacağı bir dünyayı kuracak olanlar… ‘mülksüzler’. yani o dünyada yaşayacak olanlar. bu ismi seçerken leguin’in sevdiğimiz kitabından “esinlenmedik” desek yalan olur…

    “mülksüzler” belli ilkeler çerçevesinde doğrudan demokratik yollarla işleyen bir yayın kolektifinin ürünü olacak, güncele dair politik yazılar ve haber-yorumlar, kültür ve sanata dair yazılar, teorik yazılar, hikaye ve denemeler içerecek. iddiamızı gerçekleştirmek umuduyla…

    mulksuzlerdergisi@gmail.com
92 entry daha