şükela:  tümü | bugün
2 entry daha
  • demokrasi hâlâ dünya genelinde yaygın bir sistem olduğundan ötürü hatalı olan argümandır.

    bir ülkede refah düzeyinin yüksek olması öncelikli olarak politik ve ekonomik stabilite, hukuk devleti ilkelerinin korunumu, sağlık ve güvenlik hizmetlerinin yeterliliği gibi kriterlere bakılarak belirlenebilir. elbette başka faktörler de vardır lâkin bu üç kriter yakutsk veya dudinka gibi fantastik yerlerde yaşamıyorsanız iklim gibi faktörlerden daha belirleyicidir.

    problemi yalnızca "halkın cehaleti" olarak tanımlamak durumu değiştirmeyecektir. halkın bütün üyeleri phdli bireylerden oluşsaydı bile şu an geçerli olan ve demokrasiden tam anlamıyla verim almayı engelleyen çeşitli senaryolar yine geçerli olacaktı. eğitim ve iq yüksekliği görüş ayrılıklarının oluşmasının önünde bir engel olmadığı gibi, politikacıların kendi sosyal gruplarının çıkarlarını halkın geri kalanının çıkarlarının önüne koymasının önünde de bir engel değildir zira bir insan hem çok zeki olup hem de makyavelizmi benimseyebilir.

    kurumlar ve politikalar ülkeden ülkeye değişir. sorarsanız demokrasi avustralya'da da vardır sudan'da da vardır. lâkin hangi tarafın daha yozlaşmış kurumları olduğunu özel olarak belirtmeye lüzum yoktur.

    ülkelerin kurumsal yapıları arasındaki radikal farklıların en önemli belirleyicisi insanların zeka seviyelerinden ziyade kültür ve tarihtir. bu konuda daron acemoğlu'nun kolonizasyona yönelik ikna edici bazı açıklamalarını paylaşmakta fayda görüyorum.

    acemoğlu'na göre bundan yüzyıllar önce batının dünya üzerindeki kolonizasyon süreci başladığında sömürgelerdeki kurumların yapılarını da belirleyen doğal olarak avrupalılar olmuştur. kolonyalistler bölgesel kurumları nasıl şekillendireceklerini sabit ilkelere göre değil kendi çıkarlarına ve beklentilerine göre belirlemişlerdir.

    mesela güney asya'da, orta amerika'da veya afrika'da özel mülkiyeti korumaya veya kamulaştırmaya karşı önem almaya yönelik sistemler inşa edilmemiştir çünkü bu coğrafyalarda temel amaç maksimum kaynağı minimum eforla elde etmektir. buna ek olarak sömürgelerdeki ekonomik kurumlar daha çok ekonomik ilerlemeye zarar verecek şekilde tasarlanmış ve bu durum önemli kaynaklara erişimin belirli tekellerde toplanması ile sonuçlanmıştır.

    avrupalı nüfusun majoriteyi oluşturacak şekilde yoğunlaştığı avustralya ve abd gibi bölgelerde ise kurumlar kolonyalistlerin anavatanlarındakine benzer formlarda modellenmiştir. avrupalılar yerleştikleri kolonilerde uzun vadede faydasını görecekleri, yerleşmedikleri kolonilerde ise doğal kaynak ekstraksiyonunu basitleştirmeyi hedefleyen kısa vadeli ve stabilitesi korunmayacak sistemler inşa etmişlerdir.

    her ne kadar alakasız gibi görünse de kolonyalistlerin sıtma gibi bölgesel hastalıklara yakalandıkları dönemlerdeki mortalite oranları bile sömürgelerdeki gelişimi etkileyen bir faktör olmuştur. acemoğlu bunu nijerya ve şili örnekleri ile açıklar.

    kısacası halkların refahını doğrudan ilgilendiren politik ve ekonomik kurumların kaderleri, tarihten bağımsız gerçekleşmediği için hiç akla gelmeyecek bir takım rastgele belirleyecilerin etkisinde şekillenebilmektedir ki bu demokrasi ile pek fazla ilgisi olan bir problem değildir.

    günümüz demokrasilerinin ihtiyacı olan reformu iq testleri gibi kriterlerde aramak kolaycı bir bakış açısıdır. demokratik bir ülkede refah düzeyinin yükselmemesinin temel nedeni demokrasinin kendisinden ziyade yanlış prensiplerde temellendirilmiş olan politik ve ekonomik kurumlarda aranmalıdır. zaten demokrasinin tarihte uygulanmış olan tek bir mutlak formu da yoktur.

    mevcut demokratik sistemlerdeki problemlerden biri de toplumların politikalarını nelere öncelik vererek seçtikleridir. insanların oy vermelerinden ziyade; ekonomik ve sosyal problemlerinin çözümlenmesi için "paketler" hâlinde seçim yapmak zorunda olmaları mantıklı değildir. abd örneğini daha önce vermiştim. (#97711629) kitleler refah düzeylerini belirleyeceğine inandıkları bazı subjektif kriterleri uğruna genel refah için objektif olarak önem arz eden çeşitli kriterleri tamamen feda edebilmektedirler fakat bunu "aptallık" olarak tanımlamak yanlış olur zira bireyler için neyin daha değerli olduğu zaten özneldir.

    işlevsellikten uzak temellere dayanan sistemlerden doğacak olan sorunların önüne geçmek için ciddi anlamda kafa patlatılmadığı sürece de özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki demokrasiler bocalamaya mahkumdur. tabii popülizm ile kolay yoldan prim yapmak normal şartlarda ülke yönetecek haddikifayeye sahip olmayan politikacıların da işine gelen bir sistem açığıdır. insanların duygularına hitap etmek politolojiden, ekonomiden, sosyolojiden veya uluslararası ilişkilerden anlamaktan her daim daha basit olacağından ötürü bu problemlerin çözümlenmesi için politikacılardan samimi bir efor harcamalarını beklemek ne yazık ki fazla optimist olur.
2 entry daha