şükela:  tümü | bugün
1 entry daha
  • malatyalı abdo için bir konuşma

    her şey akıp gider
    oh onlar birer ayçiçeğidir yüzleri
    güneşe ve aya dönen
    hep güneşe
    ve ben ruhçulara göre şaşkın
    zevcelere göre alkoliktim

    evet gerçekten hayatımda çok içtim
    ne kadar içtim, ne kadar duraklardan geçtim
    öfkenin ve sevincin özrüne sığınıp
    ama. bir akşam oldu muydu iyi bir akşam
    yani saksı çiçeklerinin üzerine tozlar konan
    ve çalışmışsam o gün, dürüst ve islâm kalmışsam
    bu iyi bir başlangıçtır derim aşk yapmaya.
    sular ısıtılmalı güğümlerde ve karım
    güneşin batışını fark etmeli ve deniz
    bir kavga gibi girebilmeli aramıza
    fark etmeli ki iyi bir güneş iyi bir yataktır
    benim kollarıma
    ve fayton seslerini duymalıdır loşluğa giden
    benim kollarıma.
    bilmem yetkim var mıdır söylemeye onun

    anadan doğma mutsuz olduğunu.
    mutluluk evrenseldir kolayca bölüşülür
    kolayca hazırlanır kendiliğinden
    (kimine bir kadın kimine bir başkaldırma) –

    oysa şimşekler çaktı mıydı bolkar’ ın üzerinden
    sular tarlaları bozdu muydu
    ve bir kadın azıcık davet taşıdı mıydı
    neden söylememeli, anadolu’ da
    gecelerin zifaf olmaması imkânsızdı
    ve kocaman bıyıklarıyla
    ayışığını zorlayan
    çoğalma duyguları

    bu arada tiyatrolar oynanır
    hak edilmiş gece ayasını karıştırır insanın
    ve birden karşı karşıya gelir
    romeo ile kerem ve ben
    bir düzeni eğitimli bir adam olarak kabullenen
    susarım aşklarına her ikisinin
    -araya koca gözlü bir küçük kız girmese-
    sevmek başka bir yetenektir hemen anlarım.
    hemen anlarım, hiç yanılmam
    ve çarşılarda, cami avlularında
    ahşap çatılar altında nice kültürler gelişmiştir
    bilirim. ama bir akşam
    hak edilmemiş bir akşam
    dürüst ve islâm kalmamışsam
    yeter kendimi yargılamama
    bir şey yapmam
    biraz daha beklerim –

    - her şey akıp gider, bir katı hüzün kalır
    her zaman geceleyin kalır o, bazen gündüzün kalır
    beyaz gömleklerin ve kayıt defterlerinin
    banka sıralarının ve sıra beklemelerin
    ve bir düzenle yüzyüze gelmenin anısı
    bugün başka şey ve başka bir şeydir yarın
    ah! işte öyle bakmayın
    bir geçmişi anmaya var mısınız
    biraz benimle, biraz benimle, biraz uzak ama yarın
    geçer gidersiniz uzaklardasınız.
    ben de bu dünyaya geldim geleli
    benden böylece işte ne umarsınız.
    ah! her şey akıp gider, bir tarlalar ve sevda kalır
    ne sevdadır ne bıçaktır, utançlardır saklanır
    çocuklar bir gecedirler girerler yatağımıza.
    birisi sağımıza, birisi uykumuza ve biri mirasımıza
    ve gizli bir başeğmedir sizde aşk
    kilimlerle ve orkidelerle oyalanan
    bizde bunun kim farkına varır. –

    - koca bıyıklarıyla indi malatya’ dan
    çarşılar ve ortahalli evler
    semaverler ve hamurtahtaları uyanmadan.
    malatya’ nın kâhta kasabasından ve kâhta’ nın
    uzun, silik, uzunsilik, uzun
    bir davalı mezrasından.
    güldü ve bülbüldü
    yolları ve dağları yassılaştıran,
    bense bir şehirden bir oğlan
    sonunun nereye varacağı belli olmayan,
    adı ya büyük bir aşka karışan
    ya da hiç hatırlanmayan.
    soyumuz geçerlidir biliyorum geçerlidir,
    sık sık unutulan soyumuz
    geçerlidir
    bir kıyıya bir sandal gibi bağlanan.
    gelirdi.
    malatya’ nın kâhta kasabasından
    kocaman bıyıklarıyla,
    adı bir kanuna hemen uygulanan
    kâhta’ nın
    ve o sonsuz bülbülü avucunda taşıyan
    ve o sonsuz gülü avucunda taşıyan
    yani koca bıyıklarıyla güllü ve bülbüllü bir adam
    gelmiş geçmiş bütün öbür şeylerin
    her şeysini bir parça kendinde taşıyan
    kentinde taşıyan
    (dumanlı ve derin ve karşılıksız
    şiirine ve geçmişine küskün)
    kucağında
    büyük gözlü bir kız çocuğu taşıyan.

    banka bağışı sıralarda oturdular oturdular
    ürkek ve şaşkın girdiler röntgen odasına
    fakülte hastanesinde ikiyüzbir sıra numarasında
    o kız çocuğuyla kucağında
    kocaman gözleri, babasının
    kocaman bıyıklarını yadırgatmayan,
    öyle dağlı aşklara alışkın öyle müslüman
    kocaman bir kız çocuğu
    şöyle ki
    vilâdî kalça çıkığından daha kahraman.
    insan tükenir sanırım bir çiçeğe durmadan baksa bile
    bir güzel aşk okusa bile.
    biz nerden tükeniriz adımız saydam
    hele akşam oldu muydu çok daha saydam,
    kapanır gideriz sözlükteki bir aşk anlamına
    ve tabancamız yok.

    bilmeyiz silâhı yerinde kullanmayı
    kimbilir silâhı yerinde kullanmayı
    dağlı aşklardan ve kan davalarından başka?
    ve kadınını bir alet gibi güzel kullanan
    kucağında iki yaşında bir çocuk
    kocaman bıyıklı adam. –

    ben de bu dünyaya geldim geleli
    “giderdi
    bir atlı giderdi dünyayı umursamayan
    ve terkisinde gebe kalınan
    büyük bir atlı
    durup bütün kinsizliğiyle.

    kucağında büyük gözlü bir kız çocuğuyla koşuşan
    elleri paraya alışkın olmayan
    kocaman bıyıklı bir adam.
    ne kadar hoyratsınız ve uzaktasınız.
    bu çok az bir şeydir biliyorum
    belki balkona asılan çamaşırlar
    ve bir otobüs parası biliyorum
    senin sonun çamaşırlar asılı bir balkona varırdı
    bir sokağın en güzel adına varırdı
    biraz islâm, biraz yaban ve cünüp
    ve batı ve para en güzel kurtuluştu.”
    ben de bu dünyaya geldim geleli
    ucu mor püsküllü marpucum mu var
    ya bir savaş çıkar bozar dengemi
    ya bir ahu gözlü kıyar canıma
    ah! şimdi bakmayın kocaman bıyıklarıma
    kucağımda kuş gözlü bir küçük kız
    kentlerde o anasız ben kadınsız
    tumturak bir nasır boğazımda
    her şey akıp gider bir katı hüzün kalır
    her zaman geceleyin kalır o, bazan gündüzün kalır
    ben de bu dünyaya geldim geleli
    ölmezsem, öldürmezsem
    kim benim farkıma varır? -

    not: zamanında malatyalı abdonun sözlüğe girdiği bir turgut uyar şiiri, malatyalıyı da analım bir dakika; yine emekli yazarlardan bozkırkurdu'nun katkılariyle..